CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, “8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ”NDE AYDIN’DA KADIN MUHTARLARLA BULUŞTU (08 MART 2018)  
08.03.2018
12824
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, “8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ”NDE AYDIN’DA KADIN MUHTARLARLA BULUŞTU (08 MART 2018)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

-"Cumhuriyeti beraber kurduk, siperde beraberdik, geride beraberdik, top mermisi taşırken beraberdik. Omuzunda top mermisiyle cepheye silah gönderen kadınlarımızı hiç unutmadık, onlar milli mücadelenin kahramanlarıydı. Bugün aynı yüreklilikle, aynı amaçla, yeniden cumhuriyetimizi eski ayarlarına döndürerek çağdaş Türkiye’yi yeniden kadınlarla birlikte inşa edeceğiz"

-"Kadın seçme ve seçilme hakkını yeteri kadar kullanamıyor. Bizim parti olarak tüzüğümüzde yüzde 33 cinsiyet kotası var. Şimdi buradan bütün siyasal partilere açık ve net çağrıda bulunuyorumGelin siyasi partiler yasasını değiştirelim, cinsiyet kotasını en az yüzde 33 olarak parlamentodan geçirelim"

-"Bugün demokrasimiz işgal altındadır. Kimse hakkını, hukukunu savunamamaktadır. Yargı bitmiştir, adalet bitmiştir. Demokrasiyi en çok savunması gereken kadınlardır. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kadınlar sokağa çıkıp bugünü kutlamak istiyorlar. Coplarla, tekmelerle, biber gazlarıyla kadınları susturamazsınız"

-"Süratle bir demokrasi devrimi yapmamız ve birlikte mücadele etmemiz lazım. Bu mücadelenin koçbaşı başta topuklu efe kadınlar olacaktır"

-"Kadına yönelik şiddet 
en ağır şekilde cezalandırılmalı"

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından Efes Kongre Merkezi’nde kadın muhtarların katılımıyla düzenlenen 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliğinde yaptığı konuşma şöyle:

 

Efendim hepinize merhabalar. Sayın Başkan vallahi burayı çiçek bahçesine döndürmüşsün. Efendim hepiniz hoş geldiniz. Kadınlarla beraber olmak, özellikle kadın muhtarlarla beraber olmak, onlara hitap etmek benim için şeref, benim için gurur. Bu onuru yaşattığınız için çok teşekkür ederim.

Sayın Başkan konuşmasında şöyle bir cümle kullandı, ama çok önemli bir cümle: “Cumhuriyet aslında bir kadın devrimidir” dedi, olağanüstü güzel bir cümle. Çünkü cumhuriyeti beraber kurduk, siperde beraberdik, geride beraberdik, top mermisi taşırken beraberdik. Omuzunda top mermisiyle cepheye silah gönderen kadınlarımızı hiç unutmadık, onları her zaman baş tacı yaptık. Onlar milli mücadelenin kahramanlarıydı. Bugün aynı yüreklilikle, aynı amaçla yeniden cumhuriyetimizi eski ayarlarına döndürerek çağdaş Türkiye’yi yeniden kadınlarla birlikte inşa edeceğiz, sizin gücünüzle inşa edeceğiz.

Mustafa Kemal Atatürk 1923’te Konya’da şöyle bir konuşma yapar: “Dünyada hiçbir milletin kadını ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim diyemez.” Bunu ancak Anadolu kadını yapmıştır. Emek vermiştir, milli mücadeleye katkıda bulunmuştur. Ve bu mücadeleyi yaparken, yani cumhuriyet devrimini gerçekleştirirken bütün mazlum milletlere de örnek olmuştur. Bakın bütün Müslüman ülkeler, Türkiye’de cumhuriyet kurulduktan sonra onlar da cumhuriyeti kurmuşlardır. Biz cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırırken onlar da demokrasiye geçmek için özel mücadele yapmışlardır. O açıdan kadınların mücadelesi bizim cumhuriyetin doğuşunda çok ama çok önemli bir mücadeledir. Halide Edip’in İstanbul’da İstanbul işgal altındayken yapmış olduğu miting hala hepimizin, çocuklarımızın ve gelecekteki çocuklarımızın da belleklerinde yer alacaktır. Bir kadın olarak İstanbul’un işgalini, İstanbul’da düşmanın işgal ettiği süre içinde İstanbul’un işgalini protesto etmiş ve dolayısıyla mücadeleyi en başta kadınlar yürütmüşlerdir.

Şimdi değerli arkadaşlarım, kadınlar konusunda çok şey söylenebilir. Eğer bir toplum kadını eğitirse toplumu da eğitir. Kadın okuma yazma biliyorsa toplum da okuma yazma bilir çocuktan başlayarak. Kadın çağdaş uygarlığı hedeflemişse o toplumda çağdaş uygarlığı hedeflemek zorunda kalır. Yani toplumu büyütmenin, kalkındırmanın temel unsuru kadınlardır. Demokrasinin de temel unsuru kadınlardır.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz. Öyküsü çok acıdır aslında, 8 Mart’ın tarihi çok acıdır. 1857 yılında Amerika’da 40 bin kadın grev hakkını kullanır. Günlük 12 saat çalışırlar, çok az ücret alırlar, doğru dürüst evlerine gidip yatacak zaman bile bulamazlar. Bu koşullarda derler ki, “eşit işe eşit ücret, hakkımızı istiyoruz…” Ve kadınlar grev kararı alırlar. 40 bin kadın tekstil sektöründe greve katılır. Fakat grevi kırmak isterler, bir fabrikada yangın çıkar, kapılarını kapatırlar 129 kadın hayatını kaybeder yanarak. 8 Mart 1857 tarihinde - yani her yıl kutladığımız 8 Mart’ta - 10 binlerce kişi bu kadınların cenaze törenine katılır ve 8 Mart ilk kez Almanya’da Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanır. Daha sonra Birleşmiş Milletler ve 1921 yılında da Türkiye 8 Mart’ı Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kabul eder. Arkada yaşanan büyük bir dram var, bir hak alma mücadelesi var, hayatını kaybeden kadınlar var, ama bugün o bedelin çok daha fazlasını kazanarak bütün dünyaya duyurmuşlardır kadınlar. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün 8 Mart tarihinde kutlanmasının böyle bir temel özelliği vardır.

O açıdan hiç kimsenin yaşanan acıları ve bugün geldiğimiz noktayı unutmaması gerekir. Hak istediler. Az önce arkadaşlar da “hak, hukuk ve adalet” dediler. Bizim dünya tarihinde en geniş kapsamlı hak arama mücadelesi 1857’de başlamıştır ve kadınlar haklarını aramışlardır. Bugün yine kadınlar hak mücadelesi vermek zorundadırlar. Sayın Başkan güzel bir konuşma yaptı, dedi ki, “Biz pozitif ayrımcılık yapıyoruz. Eşitler arasında kadını tercih ediyoruz.” Doğru mu? Doğru. Olması gerekir mi? Evet olması gerekir. Bugün çalışma hayatının içinde erkekle birlikte mücadele eden, çaba harcayan, evine ekmek götürmek isteyen kadınlar var. Ama eğer bir kriz yaşanırsa ilk işlerine son verilenler yine kadınlar oluyor. O zaman kadınların ekonomide çok daha güçlü olması lazım. Hayatın her alanında kadınların yer alması lazım ve kadınların dişe diş, göze göz mücadele etmesi lazım. Bugün yaşadığımız toplumda kadına yönelik şiddet konusunu arkadaşlarımız bir kadın muhtarımız dile getirdi, kadına yönelik şiddet son 15 yılda yüzde bin 400 arttı. Ne oluyor bize? Neden kadına yönelik şiddet, hangi gerekçeyle oluyor bu? Çocuk evlilikler neden oluyor? Eğer kadınlar yeniden ayağa kalkabilirlerse, yeniden bir hak mücadelesi başlatabilirlerse biz 2019’u cumhuriyeti, demokrasiyle taçlandıran bir yıl olarak göreceğiz. O açıdan 2019 benim için ne kadar önemliyse kadınlar için çok daha fazla önemlidir. Kadın hayatın her alanında görev almak zorundadır.

Kadın-erkek eşitliği konusunda medeni kanunu ilk getiren, uygulayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Ve seçme ve seçilme haklarını da yine 5 Aralık 1934’te getiren yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Onu minnetle anıyoruz.

Gazinin öngörüsüne bakınız, 5 Aralık 1934’te kadına seçme ve seçilme hakkı getirilir. Fransa’da ne zaman? 10 yıl sonra 1944’te geliyor. İtalya’da 1946 yılında, Arjantin ve Meksika’da 1946 yılında. Japonya’da 1945 yılında, Çin’de 1947 yılında, Yunanistan’da 1952 yılında, Belçika’da 1960 yılında, İsviçre’de 1971 yılında. Gazi Mustafa Kemal 1934 yılında kadına seçme ve seçilme hakkını getirdi.

Peki kadın seçme ve seçilme hakkını yeteri kadar kullanabiliyor mu? Siz de biliyorsunuz ki kullanamıyor. Bizim parti olarak tüzüğümüzde yüzde 33 cinsiyet kotası var. Şimdi buradan bütün siyasal partilere açık ve net çağrıda bulunuyorum, bütün siyasal partilere açık ve net bir çağrıda bulunuyorum: Gelin siyasi partiler yasasını değiştirelim, cinsiyet kotasını en az yüzde 33 olarak parlamentodan geçirelim.

Sizler takipçisi olursanız bunu parlamentodan geçirebiliriz. Sizler baskın unsur olarak ortaya çıkıp evet seçme ve seçilme hakkını 1934’te aldık ama erkek egemen bir toplumda ben yeteri kadar parlamentoya giremiyorum, yeteri kadar belediye meclislerine giremiyorum, yeteri kadar belediye başkanı çıkaramıyorum. O zaman seçme ve seçilme hakkıyla ilgili yasada yani seçim yasasında bir değişiklik yapalım, en az yüzde 33 cinsiyet kotasını getirelim. El mi yaman, bey mi yaman hep beraber görelim.

Bakınız, kadın belediye başkanı, burada kadın Büyükşehir Belediye Başkanımız var. Aydın’ı sadece Türkiye açısından değil, dünya açısından bir marka haline getirdi. Dünyanın her tarafında eğer Aydın bir şekliyle konuşuluyorsa, kadın Büyükşehir Belediye Başkanı olması nedeniyledir. Demokrasi kültürünü geliştiriyor, demokrasinin ne olduğunu da gösteriyor. Sadece Aydın’a, Aydınlıya değil, bütün Türkiye’ye gösteriyor. Düşünün büyük bir alan var, 177 dönüm bir alan. Başka belediyeler olsa, örneğin İstanbul olsa imara açar, örneğin başka bir yer olsa imara açar. AVM’ler yaparlar, şunu yaparlar, bunu yaparlar. Nefes alacak yer bulamazlar. Sonra da dönüp derler ki, biz İstanbul’a ihanet ettik. E niye ettin kardeşim? Ama Aydın ne yapıyor? Sandığı koyuyor, bu alana ne yapalım diyor? AVM mi yapalım, gökdelen mi dikelim, park mı yapalım? Aydınlı gelip oyunu kullanıyor, burayı park yapacağız diyor. Ne olacak? Geleceğiz ağaçların altında oturacağız, Aydınlılar burada buluşacak, burada sohbet edecek, burada konuşacak. Buna ne diyoruz? Katılımcı demokrasi diyoruz. Temel bir konuda karar alırken, bir kentle ilgili karar alırken, sandığı koyarsınız belde halkına sorarsınız burayı ne yapacağım diye.

Şimdi muhtar arkadaşlarım var aramızda, muhtarsınız mahallenizde bir yeşil alan var, yeşil alan imara açılıyor. Sizin hiç haberiniz bile olmuyor. Biz ne düşünüyoruz? Şöyle düşünüyoruz; eğer bir mahalleyle ilgili belediye meclisinde karar alınacaksa mahallenin muhtarı o mahalleyle ilgili alınan karar sürecinde belediye meclisine katılmalı, söz ve karar sahibi olmalı. Seçimle mi geldi muhtar? Seçimle geldi. Niye söz ve karar sahibi olmasın? Kendi mahallesiyle ilgili karar alınacak,muhtarın haberi yok. Olmaz, doğru değil. Gelsinler bunu da değiştirelim. Gelsinler bakın bütün siyasi partilere çağrı yapıyorum, gelsinler bunu da değiştirelim. Mahallede yeşil alan imara açılacak, niye referandum yapmazsınız, mahalle halkına niye sormazsınız? Burası yeşil alan mı olsun, AVM mi olsun, başka bir bina mı yapalım buraya, kültür merkezi mi olsun, yüzme salonu mu olsun? Ne olursa olsun ama sonuçta belde halkı bir şekliyle demokrasinin gereği olarak katılabilmeli. İsviçre’de otoyollar yapılsın mı, yapılmasın mı diye referandum yapılıyor. Bizde en temel konularda referandum yapılmaz. Asıl en temel konularda referandum yapılması gerekir. Oturur vatandaş kararını verir.

Değerli arkadaşlarım, muhtar olarak talepleriniz de oldu. Muhtarların bizim demokrasimizin temeli olduğunu hiç kimse unutmasın. Bir daha söylüyorum, muhtarların, seçimle gelen muhtarların Türkiye Cumhuriyetinde demokrasinin temeli olduğunu, seçimlerinin demokrasinin temeli olduğunu kimse unutmasın. Bu topraklarda ilk seçimler 1833 yılında Kastamonu Taşköprü’de yapılan bir muhtar seçimidir. 1833 yılında Kastamonu Taşköprü’de yapılan bir muhtar seçimidir. Dolayısıyla demokrasi kültürünü bu topraklara getirenler yine muhtarlar olmuştur ve muhtarların kendi tarihlerini çok iyi bilmeleri lazım. Muhtarlık Kanunu, ben size bir örnek daha vereyim, 81 kanunda muhtar geçer, ne siz 81 kanunu bilirsiniz, ne de ben bilirim. Oysa muhtarların bir temel kanunu olması lazım, açacak muhtar kendi kanununa bakacak, ne var benim görevlerim nedir, hakkım nedir, hukukum nedir bunu görecek. Ama bugün bundan yoksun. Yine çağrı yapıyorum, bütün siyasi partilere çağrı yapıyorum: Gelin temel bir muhtarlık kanunu çıkaralım.

Hep birlikte çıkaralım, değişik siyasi görüşlerden muhtar arkadaşlarımız var, neden muhtarların kendine özgü bir kanunları yok? Milletvekillerinin var, belediye başkanlarının var, belediye meclis üyelerinin var, herkesin var. Muhtarların niye yok? Muhtarların da olması lazım, onlar da seçimle geliyorlar.

Yine başka bir şey daha, muhtarların kesinlikle kalıcı bir mekanlarının olması lazım. Belediye binası var mı? Var, görüyoruz. TBMM var mı? Var, görüyoruz. Muhtarların kalıcı yeri, özel binaları yok. Olması lazım. Çünkü bugün siz muhtarsınız, yarın bir başka kişi gelecek muhtar. Ama herkes bilecek ki şu mekan, şu bina muhtarlığa aittir. Ve tek tip muhtarlık binalarının olması lazım. Bizim belediyelerimiz bunu büyük ölçüde başarıyorlar, yapıyorlar ama isteriz ki bu bir yasal görev olarak TBMM üstlensin ve bunu yasal bir güvenceye kavuşturmuş olsun.

Yine bir şey daha, muhtarların sorunları var. Çok sayıda kişiyle, vatandaşla muhatap oluyorsunuz. Devlet sosyal yardım dağıtıyor, sosyal yardımların muhtarlar eliyle dağıtılması lazım. Diyeceksiniz ki neden? Çünkü bir mahallede, bir köyde kim fakir, kim fakir değil onu en iyi muhtar bilir. Ve muhtar sosyal yardımı yaparken A partili, B partili diye ayırmaz. Der ki bu aile fakirdir, ben sosyal yardımı bu aileye veriyorum. Anlaştık mı? Bakın bu çağrı da vatandaşlar arasında, yoksul vatandaşlar arasında hiçbir ayrım yapılmasın diye bizim sözümüz ve vaadimizdir. Aksi halde efendim bu bizim partili ona yardım yapalım, bunlar bizim partiye oy vermiyor onlara yardım yapmayalım anlayışı çıkıyor ortaya, bu anlayışın kırılması lazım. Diyeceksiniz ki, siz bunu nereden öğrendiniz? Şuradan, Dünya Bankası Türkiye’de bir yoksulluk araştırması yapmak ister, Ortadoğu Teknik Üniversitesinden bir grup akademisyenle anlaşırlar, protokoller yapılır, Türkiye’de yoksulluk araştırması yapılacak. Fakat hocaların tamamı lojmanlarda oturuyor, yoksul kim, nasıl ulaşacaklar yoksullara? Bir arkadaş diyor ki, yoksullarla muhatap olmak mı istiyorsunuz, onlarla bir araya gelmek mi istiyorsunuz, onlarla konuşmak mı istiyorsunuz? Evet diyorlar araştırmayı yapacağız da yoksul aileleri bulmamız lazım. O zaman gideceksiniz muhtarları bulacaksınız, muhtarlar sizi yoksul ailelerle karşılaştıracaklar. Ya muhtar bilir bunu, ya da mahallenin bakkalı bilir, ikisi bilir. Ve muhtarlarla beraber Türkiye’de yoksulluk araştırması yapıyorlar. O nedenle diyoruz kimin yoksul olup olmadığını en iyi muhtar bilir, dolayısıyla devletin dağıtacağı sosyal yardımlar muhtarlar aracılığıyla dağıtılmalıdır.

Sizin seçimle geldiğinizi herkes biliyor. En demokratik seçim olduğunu da herkes biliyor. Hiçbir siyasi partiye dayanmadan mahallenin doğrudan doğruya tercihiyle, doğrudan doğruya isim bazında sizi seçtiğini de hepimiz çok iyi biliyoruz. En demokratik seçimler olduğunu da hepimiz çok iyi biliyoruz. Sizin bir ara sosyal güvenlik primleriniz bile yatırılmazdı, neyse dilimizde tüy bitti, en sonunda bunu kabul ettiler. Şimdi bir şey daha var, sizin bir bütçenizin olması lazım muhtarlık bütçesi. Diyeceksiniz ki, bu bütçenin kaynağı nereden olacak? Çok basit, eski bir maliyeci olarak çok basit diyorum neden? Belediyeler emlak vergilerini alırlar değil mi? Alırlar... Sizin mahalledeki emlak vergisini de alıyorlar, başka mahalleden de alıyorlar. Peki, sizin bulunduğunuz mahalleden alınan emlak vergisinin örneğin yüzde 1’i size verilse ne olur? Sizin bir bütçeniz olur. Dolayısıyla siz belki devletin yetişmediği sosyal yardımları kendi bütçenizden yapacaksınız. Ama bütçeniz olur derken denetlenmeyecek anlamında değil. O bütçede size tahsis edilen paraların doğru dürüst, kaynağına uygun harcanıp harcanmadığını da elbette denetleyecekler. Çünkü demokrasi denge ve denetleme rejimidir. Kaynak tahsis edilmeli, muhtar o kaynağı kullanmalı, amacına uygun olarak kullanmalı, o denge ve denetlemeyi sağlamalı. Bu neyi getirir? Bu muhtarlığın daha güçlü olmasını getirir. Bu muhtarlığın güçlü olması ne demektir? Demokrasinin daha güçlü olması demektir. Aslında size verilen yetki, demokrasiye verilen yetki demektir.

Bir şeyin altını özenle çizmek isterim. Bugün demokrasimiz işgal altındadır. Kimse hakkını, hukukunu savunamamaktadır. Yargı bitmiştir, adalet bitmiştir. Demokrasiyi en çok savunması gereken kadınlardır. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kadınlar sokağa çıkıp bugünü kutlamak istiyorlar. Coplarla, tekmelerle, biber gazlarıyla kadınları susturamazsınız. Kadınlar kendi ülkelerinde demokrasi istiyorlar, kadınlar hak, hukuk ve adalet istiyorlar. Kadınlar çocuklarının daha iyi okullarda okumasını istiyorlar. Kadınlar bozulan eğitim sisteminin düzelmesini istiyorlar.

Kadınlara uygulanan, yapılan muameleye bakın. Gözaltına alınıyor kadın, 3 günlük çocuğu, normalde kadının çocuğu emzirmesi lazım, 3 günlük çocuğu kadına verilmiyor. Kıyameti kopardık da çocuğu götürdüler annenin yanına. Bunun adı vicdansızlıktır. Kadın ve çocuğu birbirinden ayırmak hele hele o yaşta ayırmak vicdansızlıktır. Eğer demokrasimiz işgal altındaysa, bu işgalden demokrasiyi kurtaracak olanlar sizlersiniz. Bakın, açık ve net söylüyorum, sizlersiniz.

Demokrasi ne demektir? Az önce söyledim muhtarlara kaynak tahsis edilecek, ama denetlenecek. Demokrasilerde denge rejimi vardır. Bütün yetkiler bir kişiye verilmez. Bütün yetkileri bir kişiye verirseniz Türkiye’yi felakete sürüklersiniz. Hepimiz insanız, hata yapabiliriz. Ama bütün yetkileri bir kişiye verip, eğer onun hata yapmasını beklersek Türkiye’yi felakete sürükleriz. O açıdan demokrasi önemlidir, dengeler önemlidir. Yasama, yargı ve yürütme. Mahkemeye kimse emir ve talimat vermemeli. Mahkeme hukukun üstünlüğüne ve vicdanına göre karar vermeli. Kim suçludur, kim suçlu değildir ben belirleyemem, siz de belirleyemezsiniz. Buna kararı dünyanın her tarafında hakimler verir. Ama hakim kanundan değil, evrensel hukuktan değil, insan haklarından değil, siyasi otoriteden talimat alıyorsa orada hukuk bitmiştir. Kadın hakları bitmiştir.

Hapishanelerde binlerce çocuk var şu anda anneleriyle beraber. Bu çocukların eğitimi ne olacak? Suçlu veya suçsuz, ama çocukların bir günahı yok ki, bu çocuklar bizim çocuklarımız. Bu çocukları topluma kazandırmak lazım, bu çocukları eğitmek lazım, bu çocuklar iyi koşullarda okumalı, yazmalı, öğrenmeli. Her annenin umududur kızı, oğlu okusun en iyi makamlara gelsin diye. Eğer bugün binlerce kişi işsizse ve işsizliği en çok kadınlar acı olarak çekiyorlarsa, kadınlar bir demokrasi devrimi yapmak zorundadırlar. Nasıl cumhuriyet devrimini yaptıysanız, şimdi cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak için bir demokrasi devrimi yapmak zorundadır kadınlar. Ve kadınlar hep beraber demokrasiye sahip çıkmak zorundadır. Bunun muhtarı yok, A’sı yok, B’si yok. Daha güzel bir Türkiye hepimizin özlemidir, daha güzel bir Türkiye’de hepimiz yaşamalıyız. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir, inançlarımız farklı olabilir, ama bayrağımız bir, vatanımız bir. Bayrağımızın altında, vatanımızda huzur içinde yaşamak istiyoruz. Gerilen bir toplumla karşı karşıyayız. Gerilen toplum ne demektir? Demokrasinin askıya alındığı toplumlarda toplum gerilir. Herkes düşüncesini özgürce söyleyemeyecekse o zaman hangi demokrasiden söz edeceğiz? İnsanlar düşüncelerini açıklayabilmeli. İnsanlar düşüncelerini açıkladı diye hapse atılamaz. Düşüncesini açıkladı diye hapse atılan bir ülkede demokrasi yoktur. O nedenle diyorum demokrasi işgal altındadır diye. Binlerce kişi var hapishanelerde, yüzlerce, binlerce… Gazeteciler, aydınlar, yazarlar, çizerler, avukatlar var, milletvekilleri var hapiste. Bunlar doğru değildir. Bizim süratle bir demokrasi devrimi yapmamız lazım ve birlikte mücadele etmemiz lazım. Bu mücadelenin koçbaşı başta topuklu efe kadınlar olacaktır.

Kadınların bir özelliği daha var. Kadınların müthiş bir sezgi gücü var, Allah vergisi. Riski, tehlikeyi önceden görürler kadınlar. Dolayısıyla önümüzdeki sürecin kadınlar için nasıl bir süreç olduğunu, neleri doğurabileceğini kadınların görmesi lazım, bilmesi lazım, sezmesi lazım. Çocuklarınız için mücadele edeceksiniz, vatanınız için mücadele edeceksiniz. Halide Edip nasıl mücadele ettiyse, her kadın da Halide Edip gibi mücadele edecek, Nene Hatun gibi mücadele edecek. Bu mücadele, demokrasi mücadelesi, kutsal mücadeledir, bireysel bir mücadele değildir. Dünyadan kopuyoruz, niye dünyadan kopuyoruz, neyimiz eksik bizim dünyadan? Bütün Arap halkları Türk kadınına özenirler, şimdi onlarda da değişim başladı. Bizim kadınlarımız okula gidecek, yazacak, çizecek sanatın her alanında, devlet yönetiminin her alanında, seçimle gelmiş olan her alanda, hakimden, savcısından, kaymakamından valisine kadar her alanda kadınlar olmalı. O nedenle dedik, yüzde 33 en az cinsiyet kotasını gelin siyasi partiler yasasına koyalım. Koymayanlar kadınlardan korkanlardır. Bir daha söylüyorum, cinsiyet kotasını en az yüzde 33 olarak siyasal partiler yasasına koymayanlar kadınlardan korkanlardır. Ve siz de gücünüzü gösterin, ya en az yüzde 33 cinsiyet kotasını getireceksiniz siyasi partiler yasasına koyacaksınız. Kim buna hayır diyorsa kusura bakmayın diyeceksiniz orada dur, sona oy vermiyorum. Önce sen bu sözü ver, parlamentodan geçir, sonra gel benden oy iste diyeceksiniz. Anlaştık mı?

Erkek egemen bir toplumuz dedim. Evet artık bu dili değiştirmemiz lazım. Yeni bir dil geliştirmemiz lazım. Kadınları dışlayan, onları ikinci sınıf vatandaş sayan bir anlayışı tamamen tersyüz etmemiz lazım. Kadın – erkek eşitliği elbette savunacağız. Yaşamın her alanında kadınlar olduğu sürece emin olun Türkiye normalleşir. Parlamentoda yüzde 40 kadın olduğunu düşünün, parlamentonun yüzde 40 kadın olduğunu düşünün, vallahi parlamentoda kavga çıkmaz. Herkes daha güzel konuşur. O nedenle bir toplumun uygarlaşma süreci kadının sosyal yaşama katılmasıyla paralel gider. Öyle bakmamız lazım. Kadını baş tacı yapmamız, kadını hayatın her alanında çalışan, üreten, emek harcayan, alın teri döken insan haline getirmemiz gerekiyor. Yoksa kadın çalışmayacak, kadın evinde oturacak. Niye çalışmasın? Siyasi hayata girmeyecek. Niye girmesin? O da girecek, o da yönetecek, o da çalışacak, o da emek harcayacak. Tarlada kadın çalışır, özellikle Karadenizli kadınlar neredeyse günün 24 saati çalışırlar. Orada çalışır kimse ses çıkarmaz, şehre gelecek devlet dairesinde görev alacak, efendim kadın çalışmaz. Niye çalışmaz? Tarlada çalışıyor, ahırda çalışıyor, damda çalışıyor, ot getirirken çalışıyor, buğday biçerken çalışıyor, şehre geldiği zaman efendim kadın çalışmasın. Niye çalışmasın, niye üretmesin? Her alanda kadının çalışması lazım, her alana kadının damga vurması lazım, damga, biz varız diyecek, biz varız.

Kadına yönelik şiddet, evet bizim de çok şikayet ettiğimiz bir olaydır. En ağır şekilde cezalandırılmalı kadına yönelik şiddet, kim yaparsa yapsın. Kamu görevlisi yapıyorsa ona da en ağır ceza uygulanmalı. Vatandaş yapıyorsa herhangi birisi ona da en ağır cezalar uygulanmalı. Kadına yönelik şiddet mi olur? İnsan insanlığından utanır. Kadına şiddet uygulayacaksınız, kadını öldüreceksiniz. Kadınlar bu konuda da mücadele ediyorlar. Eminim kısa süre içinde kadınlar bu konuda da mücadelelerinde başarıyı yakalayacaklardır. Yeter ki siz birlik olun, yeter ki birlikte hareket edin, yeter ki bir kadın hareketi, bir demokrasi hareketi başlatın. Dolayısıyla bu hareketi başlattığınızda, göreceksiniz ki milyonlar yanınızda duracaktır, milyonlar. Milyonlar sizinle beraberdir.

Kadın – erkek ayrımı yapmadan hep beraber güzel ülkemizde huzur içinde yaşamak dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum.

CHPnet

SİTELERİ