CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, BURSA’DA STK TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ  
01.06.2018
10482
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, BURSA’DA STK TEMSİLCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ (01 HAZİRAN 2018)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa Akademik Odalar Birliği’nde (BAOB) düzenlenen üye katılım törenine katıldı.

Katılım töreni sonrası aynı yerde STK temsilcileriyle bir araya gelen Genel Başkan Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:



Sevgili dostlarım, meslek kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin saygıdeğer başkanları, sizlerle güzel bir sohbet gerçekleştireceğiz. 24 Haziran’da sandığa gideceğiz ve oylarımızı kullanacağız, ama sizlerle özel bir toplantı yapmamın özel bir nedeni var. Özel nedeni şu, miting yapabiliriz, başka toplantılar da yapabiliriz ama sizlerle birebir oturup konuşmak, dertleşmek ve Türkiye’nin içinde bulunduğu tabloyu büyük bir samimiyetle size aktarmak benim görevim. Neden sizler, neden meslek kuruluşları, neden sivil toplum örgütleri? Nedeni şu, sizler kanaat önderisiniz, kiminiz bir sendikada, kiminiz bir başka kuruluşta, kiminiz bir dernekte görev yapıyorsunuz ve dolayısıyla kiminiz muhtar kendi mahallesinde, kendi kırsalında görev yapıyor. Dolayısıyla sizler toplumun kanaat önderlerisiniz. Toplumun değişik kesimlerine, yani kılcal damarlarına bir anlamda duyguları aktaran, düşünceleri aktaran temel aktörlersiniz. Sizlerle toplantı yapmak benim için şeref, benim için gurur. O nedenle hepiniz hoş geldiniz, hepiniz onur verdiniz ve gurur verdiniz.

Bu toplantının bir başka özelliği… Benim sorumluluğum var, bir siyasi partinin Genel Başkanıyım, benim bir sorumluluğum var. Sizden daha fazla çalışmak zorundayım ve benim sorumluluğumun büyüklüğü Türkiye’yi yönetmeye talip olmamdan. Ama eğer bu ülkede beraber yaşıyorsak ve huzur içinde yaşayacaksak tek tek hepinizin de sorumluluğu var. İster meslek kuruluşlarının başkanı olun, ister bir sivil toplum örgütünün başkanı olun, ister mahallenizde muhtar olun, hepinizin sorumluluğu var. Yani benim sorumluluğum kadar sizlerin de sorumluluğu var. Bir şekliyle asgari müştereklerde buluşmak zorundayız. Millet İttifakının kurulmasının temel amacı bu. Demokrasi için, beraber yaşamak için, huzur içinde yaşamak için, çocuklarımıza güzel bir Türkiye bırakmak için bir araya geldik, bir araya gelmek zorundayız ve dolayısıyla sizlerin sorumluluğu içinde bulunduğunuz grubu şu veya bu şekilde aydınlatmak, onlara düşüncelerinizi aktarmak. Bir şey çok önemli, karamsarlığa asla ve asla hakkımız yoktur, umutsuzluğa kapılma gibi bir hakkımız yoktur. Eğer bu ülkede Milli Kurtuluş Savaşını başlatanlar en zor koşullarda başarıya ulaşmışlarsa; bu ülkenin sivil toplumu, bu ülkenin meslek kuruluşları başarıya ulaşmaya mahkûmdurlar ve dolayısıyla hep beraber başarıyı yakalamak zorundayız. Bu bizim temel görevimizdir. Bunu yapmak zorundayız.

Başarıyı yakalarken, başarı için mücadele ederken kimlik farkını asla sorgulamayacağız, inanç farkını asla sorgulamayacağız, yaşam tarzını asla sorgulamayacağız. Kim olursa olsun demokrasiyi mi savunuyor, hakkı, hukuku ve adaleti mi savunuyor, daha iyi bir eğitim düzeni olsun mu istiyor, ne istiyorsa, herkesin karnı doysun mu istiyor, her evde huzur olsun mu istiyor, her kentte, her mahallede, her köyde huzur olsun mu istiyor, bereket olsun mu istiyor, herkesin işi ve herkesin aşı olsun mu istiyor? O zaman bir araya geleceğiz, ortak ses çıkaracağız ve beraber olacağız. Mesleklerimiz farklı olabilir, kimimiz işçi olabiliriz, kimimiz emekli, kimimiz doktor, kimisi akademisyen, kimisi mimar, kimisi mühendis yani hayatın her alanında şu veya bu şekilde yer almış olabiliriz. Ama ortak paydamızı büyütmek ve o paydaya sahip çıkmak zorundayız. Nedir ortak paydayı büyütmek? Az önce rozet taktığım köydeki kardeşlerim haklarını ararken eğer dışlanıyorlarsa onlara sahip çıkmak bizim namus borcumuzdur. Onlara sahip çıkacağız. Onlar ne istiyorlar? Köylerinde rahat yaşamak istiyorlar, doğa bozulmasın istiyorlar, ağaçlar kesilmesin istiyorlar, yüzyıllardır burada yaşıyoruz diyorlar. Onların huzurunu bozmaya kimin ne hakkı var? Hem memlekette huzur isteyeceksiniz, hem de insanları rahatsız edeceksiniz. Bu doğru değil. O açıdan hepimizin sorumluluğu var. Birinci maddemiz o sorumluluk ve sorumluluğumuzun gereğini yapmak.

İkinci maddemiz, demokrasimize sahip çıkacağız. Ne demek demokrasiye sahip çıkmak? Eğer bir vatandaş ister sivil toplum örgütünün başında olsun, ister meslek kuruluşunun başında olsun, ister esnaf kefalet kooperatiflerine üye olsun, ister Türkiye Odalar Borsalar Birliğinin üyesi olsun, ister sanayi odasına üye olsun, ister Mimar Mühendis Odaları Birliğinin bir üyesi olsun, isterse sıradan engellileri koruma, engellilerin haklarını savunan derneklerin başkanı olsun; hayatın her alanında nerede yer alırsak alalım demokrasiyi savunacağız. Niçin? Eğer ben bir haksızlığa uğradıysam, bir engelli bir haksızlığa uğradıysa, köylü bir haksızlığa uğradıysa, çiftçi bir haksızlığa uğradıysa, sanayici bir haksızlığa uğradıysa, bu uğradığı haksızlığı özgürce dile getirmenin rejimi demokrasidir. Bu yoksa kimse korkudan uğradığı haksızlığı dile getiremez. Peki, bugün içinde bulunduğumuz tabloya bakalım, nasıl bir tabloda yaşıyoruz. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, şu anda Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok. Ben bunu söylediğim zaman kızıyorlar, ne demek hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok. Evet, hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok. Peki soru şu, kişilerin can ve mal güvenliği nasıl sağlanır? Öyle ya nasıl sağlanır? Bunun dünyada bilinen bir yolu vardır. Yargı bağımsızsa, yargı tarafsızsa, yani hakim bir yerden talimat almadan hukukun üstünlüğüne ve vicdanına göre karar veriyorsa orada yargı bağımsızdır ve tarafsızdır, kim haksızlığa uğrarsa mahkemeye gider başvurur ve hakkını arar. Yargının bağımsızlığının temel ölçütü şudur, haksızlığı yapan kişinin gücüne teslim olmaz yargı. Haksızlığı yapan kişi güçlüyse, devlette çok önemli bir makamdaysa, valiyse, kaymakamsa, milletvekiliyse, bakansa, cumhurbaşkanıysa ve haksızlık yapıyorsa; sıradan, devletin gücü karşısında hiçbir gücü olmayan vatandaşın başvuracağı tek makam vardır o da hakimdir. Çünkü bilir ki bu ülkede hakimler varsa o gücün karşısında benim hakkımı bana teslim eder. Yargının özelliği budur. Yargı talimatı saraydan alıyorsa, başka bir yerden alıyorsa o zaman hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Gücü elinde tutan kime kızıyorsa atın içeri ertesi gün içeri atılıyorsa, tutuklayın tutuklanıyorsa, gözaltına alın alınıyorsa veya bir çevre, belli çevreler talimat verip o talimatın gereği yapılıyorsa hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Demokrasinin temel özelliği güçler ayrılığı ilkesine dayanmış olmasıdır. Yasama, yargı, yürütme ve medya. Çağdaş demokrasilerde dört temel güç vardır. Yasama, yargı, yürütme ve medya. Yasama organına bakalım, yani parlamentoya bakalım, eğer parlamentoda gücü çoğunluğu elinde bulunduran irade bir iradeye teslim olmuşsa ve o iradenin verdiği talimata göre el kaldırıp indiriyorsa yasama organının iradesi büyük ölçüde ipotek altında demektir. Milletvekili arkadaşlarım burada, yaşadığımız tablo odur. İktidar partisinin yani gücü elinde bulunduran partinin, çoğunluğu elinde bulunduran partinin saygıdeğer milletvekilleri parlamentoya gelen, genel kurula gelen, kanunu dahi bilmeden sadece bakanın el kaldırıp indirmesine bağlı olarak el kaldırıp indirirler. O zaman burada bir sorunumuz var demektir. Milletin iradesi tam temsil edilmiyor demektir. Milletin iradesini bir kişi ipoteği altına almış demektir. Yürütme organı yani bakanlar, yürütme organının temel görevi şudur: 81 milyon vergi öder, 81 milyonun ödediği vergiyi bütçeyle yeniden dağıtır ve en temel özelliği 81 milyon kişiden toplanan vergilerin nerelere harcandığının hesabını verir ve o paraların hukuk zemininde dağıtılmasını sağlar. Ama yürütme organı topladığı vergilerin hesabını vermiyorsa, yapılan yatırımların maliyetini halka anlatamıyorsa, her kuruşun hesabını vermiyorsa o zaman bir sorunumuz var demektir. Vatandaşın doğal olarak şu soruyu sorma hakkı var bütün demokrasilerde. Ben vergimi verdim ey hükümet parayı nereye harcadın ve kaça harcadın.

Size bir rakam vereceğim. Bütün sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşlarının saygıdeğer başkanları lütfen bu rakamları not alsınlar. 1923 – 2002, bu yıllarda yani 79 yılda pek çok hükümet geldi geçti, pek çok başbakanlar geldi geçti. Hepsi şu veya bu şekilde bu ülkeye hizmet ettiler. Hizmet eden herkesi saygıyla selamlamak hepimizin boynunun borcudur. 1923 – 2002’de bütün bu hükümetlerin harcadığı para 713 milyar dolardır. Ne yaptılar Keban yaptılar, ne yaptılar köprüleri yaptılar, ne yaptılar Sümerbankları, Etibankları kurdular, Emlak Bankalarını kurdular. Ne yaptılar Telekom’u kurdular, ne yaptılar büyük körfez depremi oldu o depremde on binlerce kişi hayatını kaybetti, bütün o yaraları sardılar. Ne yaptılar Kıbrıs Çıkarması yaptılar. Dolayısıyla Amerikan ambargosu oldu. Ne yaptılar 1925’te uçak fabrikasının temelini attılar. Ne yaptılar 1940’larda Türkiye uçak ihraç eden bir ülkeydi. 713 milyar dolar harcadılar. Peki 2003 – 2017, son 14 yılda harcanan para ne kadar? Söyleyeyim, 713 milyar dolar değil, 2 trilyon 94 milyar dolar. Bilgiye dayalı söylem, her zaman söylerim bilgiye dayalı söylem, rakama dayalı söylem, asla inkar edemeyecekleri rakamları biz vatandaşın önüne koymak zorundayız. 2 trilyon 94 milyar dolarla bu ülkede ne yapıldı? Karakaya Barajı mı yapıldı, Atatürk Barajı mı yapıldı, Telekom mu yapıldı ne yapıldı? Yol yapıldı, köprü yapıldı. 2 trilyon 94 milyar dolar eğer bu ülkenin kalkınması ve büyümesi için harcansaydı bugün Türkiye’de fabrika kuracak yer bulamazdık, her taraf fabrika olurdu. Kişi başına gelir 10 bin, 9 bin dolarlarda sürekli kalmazdı. Türkiye orta gelir tuzağının çok çok ötesine geçmişti. Yürütme organının ne denli önemli olduğunu bu rakamlar gösteriyor. Bütçeyi harcayan bu yürütme organı. Sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının bilmesi gereken temel nokta budur. Köprü yaptılar vatandaşın cebinden para çıkmadan diye. Ben sana köprü niye yaptın diye sormuyorum. Yaptın teşekkür ederim. Kaça yaptın arkadaş, kaça yaptın bu köprüyü? 2 trilyon doları nerelere harcadın ben bunu öğrenmek istiyorum. Çiftçiye soruyorum hayatından memnun değil, memura soruyorum hayatından memnun değil, sanayiciye soruyorum hayatından memnun değil. İşsizlik almış başını gidiyor. Sanayici intihar ediyor, çiftçi kendisini yakıyor, işsiz kendisini yakıyor ne olacak peki? Nereye gitti 2 trilyon 94 milyar dolar nereye gitti? Bir de fabrikaların hepsini sattılar nereye gitti bu para? Bu soruyu sanayicinin de kendisine sorması lazım, işsizin de, çiftçinin de, emeklinin de, esnafın da kendisine sorması lazım.

Bu soruları sorduğumuz zaman acı gerçekle karşı karşıya kalırız, acı gerçeği öğrenmiş oluruz. Dünyada hiçbir Başbakan kalkıp ben yol yaptım, köprü yaptım diye övünmez. Dünyada hiçbir Başbakan kalkıp şu kadar buzdolabı, şu kadar çamaşır makinası ürettik diye övünmez ayıp sayar bunu. Neden ayıp sayar? Buzdolabı, çamaşır makinası 18.yüzyılın ürünleri onlar. Biz 21.yüzyıldayız. O ülkelerin Başbakanları neyle uğraşırlar bilir misiniz, devlet başkanları neyle uğraşırlar bilir misiniz? Uzayda falan yerde altın madeni var, pahalı madenler var, yeni bir maden keşfettik onları kendi ülkeme nasıl getiririm onların hesabı içindeler, biz neyin hesabı içindeyiz?

Toplumu bilinçlendirmek hepimizin ortak görevidir. Özellikle sivil toplum kuruluşlarına, meslek kuruluşlarına, muhtarlara düşen temel görevdir. Aydınlanmayı sadece okullarda değil, aydınlanmayı tarlada da, fabrikada da, yolda da, cadde de sağlamak zorundayız bizim görevimizdir bu.

Yargı organı, demokrasilerin dört temel organı vardı güçler ayrılığı ilkesi sayarken. Yargı organı, hakim bağımsız ve tarafsız olmak zorundadır. Bir siyasi partinin Genel Başkanı hakim tayin ediyorsa o ülkede adalet yoktur. İster ben olayım, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak ben hakim tayin etmemeliyim, edemem, edersem yargıya darbe vurmuş olurum. Benim tayin ettiğim hakime bir başka partinin üyesi gelip davası olduğu zaman demeyecek mi bu hakimi CHP’nin Genel Başkanı tayin etti, bu adalet dağıtamaz demeyecek mi? Geldiğimiz nokta odur. Bir siyasi partinin Genel Başkanı Anayasa Mahkemesine hakim tayin ediyor, Hakimler Savcılar Kuruluna hakim tayin ediyor, düz mahkemeye hakim tayin ediyor, savcı tayin ediyor. Adalet nerede o zaman? Nerede adalet, nerede tarafsız yargı, tarafsız hakim? Hakim, o bile hayatından korkuyor. 1 milyonun üstünde mağdur var bu ülkede. Bank Asya’nın önünden geçen adamın görevine son verdiler Bank Asya’nın kuruluşuna izin verene hiç dokunmadılar. Bu mudur adalet? Askerleri er yani, erleri 33 kez ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum ettiler, komutanlara hiçbir şey yok. Bu mudur adalet? Askeri öğrencilere yine müebbet bilmiyorum kaç kez, askeri öğrencilere müebbet hapis, sokağa salan komutanlara ne yaptılar? Hiçbir şey yok. Bu mudur adalet? Dayısı olan çıkıyor, parası olan çıkıyor, siyasi desteği olan çıkıyor gariban içerde. Bu mudur adalet? Adaletin koktuğu yerde tuzda kokar. Adaletin olmadığı bir devlet yıkılır arkadaşlar çünkü adalet mülkün temelidir, yani devletin temeli adalettir. Hakkı, hukuku ve adaleti sağlıyorsa o devlet ayakta durur. Aksi halde devlet çöker. Adaletin üzerinde bu kadar durmamızın temel nedeni budur. Adaletli olmak bizim inancımızın da bir gereğidir. Ramazan ayındayız, güzel bir aydayız, bereketli bir aydayız, manevi duygularımızın en yoğunlaştığı aydayız. Adaletin olmadığı bir yerde hakkımızı nasıl ve kimden arayacağız? Sivil toplum örgütlerine düşen görevin ağırlığını fark ediyor musunuz, meslek kuruluşlarına düşen görevin ağırlığını fark ediyor musunuz? Nelerle mücadele etmemiz gerektiğinin farkında mısınız?

Eğer bir ülkenin sigortası konumunda olan Cumhurbaşkanlığı makamı bir partinin de aynı zamanda Genel Başkanıysa olmaz. 81 milyonun Cumhurbaşkanının tarafsız olması lazım. Hem diyeceksin Cumhurun başkanıyım, hem diyeceksin ben falan partinin Genel Başkanıyım olmaz. O nedenle biz bu bilinçten yola çıkarak Sayın Muharrem İnce’yi Cumhurbaşkanı Adayı gösterdiğimiz gün göğsündeki Cumhuriyet Halk Partisi rozetini çıkarıp bana vermesinin temel nedeni budur. “Ben 81 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım” dedi. Ben de onun yakasına Türk Bayrağını verdim Türk Bayrağını taşıyacaksın. Bu ülkede ayrılık, gayrılık olmayacak. Doğusu, batısı, güneyi, kuzeyi kim olursa olsun. Yaşlısı, genci, kadını, erkeği 81 milyonun Cumhurbaşkanı olacaksın. Evet 81 milyonun Allah’ın izniyle Cumhurbaşkanı olacak ve seviniyorum. Demokraside yeni bir sayfa açmak zorundayız. Demokrasi yaramız kanıyor, kan kaybediyoruz.

Bursa gibi çok önemli bir kentteyiz. Türkiye’nin en önemli kentlerinden birisindeyiz Bursa’dayız. Tarihte ilk bakanlar kurulu toplantısının yapıldığı kent Bursa’dır. Başkentlik yapmıştır Bursa aynı zamanda. Demokrasiye sahip çıkmasını bekliyorum Bursa’nın ve Bursalıların demokrasiye sonuna kadar sahip çıkmalarını istiyorum. Yargıya ulaşım hakkının bir kişinin elinden alınması ne demektir arkadaşlar? Görevine son verilmiş, atılmış, “ağaç kökü yesinler” denmiş. Üniversitede bildiri imzaladı diye üniversitenin kapısına konmuş akademisyeni düşünün. Mahkemeye başvurup hakkını arayacak mahkemeye başvuramazsın diyorlar. Mahkeme ben bakmam diyor bu davaya, yasak diyor benim bakmam. Hangi ülkeden, hangi demokrasiden söz ediyoruz, hangi vicdandan, hangi inançtan, hangi dinden, hangi imandan söz ediyoruz biz? Din iman edebiyatı yapanların toplumu hangi noktaya getirdiklerini sizlerin vicdanına teslim ediyorum. Konuşuyorlar, neyi konuşuyorlar? Hangi derdimizi çözdüler?

Şöyle düzene bir bakın bu düzenden kim memnun? Bir tek sınıf memnun rantiye sınıfı. Rantiye sınıfı dışında memnun olan hiç kimse yok. Niçin memnun biliyor musunuz rantiye sınıfı? Bir masa, bir sandalye, bol miktarda parası var, borç verir ve faiz alır başka hiçbir şey yapmaz. Ne kadar verdiler borç o rakamı da vereyim sizlere. Bunu da sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşlarının saygıdeğer başkanları lütfen not ediniz. Son 16 yılda dışarıya ödenen faiz, yani hükümet borç alıyor ve karşılığında faiz ödüyor, dışarıya ödenen faiz bir grup faiz lobisine, bir grup tefeciye ödenen para 151 milyar 34 milyon dolar. 151 milyar dolar bu ülkenin fakir fukara vatandaşı faiz ödedi, vergi ödedi aldılar vergiyi faiz olarak oraya ödediler. Bunlar şikayet eder mi? Etmez. Veriyorsun parayı alıyorsun 151 milyar dolar faizi. Şuanda Türkiye’de, Türkiye dünyanın en yüksek faiziyle borçlanan tek ülkedir. Yaka tefeciye kaptırılmış vaziyette. Peki içerde ne kadar faiz ödediler? Bu dışarıdaki faiz lobilerine ödenen para, içerde ne kadar faiz ödediler? Devlet tahvili, hazine bonosunu alanlara ödenen faizler Mart 2018 itibariyle 687 milyar 124 milyon lira. Eski parayla 687 katrilyon lira faiz ödedi bu milletin fakir fukara vatandaşı. Bu sınıf rahatsız olur mu? Hayır. Rantiye sınıfı bunlar. Para var duruyor para. Faizi yükselt sana vereceğim diyor. Alıyor ve faizini de alıyor. Başı ağrımıyor, efendim grev olacakmış, işçinin aylığını ödeyecekmişiz, asgari ücret artacakmış bunlarla hiç ilgisi yok. Para var, veriyor parayı alıyor faizini ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin son 6 yılda Türkiye’yi getirdiği nokta ekonomiyi tefecilere teslim etmektir. Bitti bu kadar nokta. Tefecilere teslim edilmiş vaziyette. Ne dedik? Bilgiye dayalı söylem. Çıkıp desinler Ey Kılıçdaroğlu söylediğin bu rakam doğru değil. Nereden bulduk? Açın hazinenin rakamlarını, açın maliyenin rakamlarını bunları böyle birden vermiyorlar oradan tek tek çıkaracaksınız, ay ay çıkaracaksınız, yıl yıl çıkaracaksınız toplayacaksınız bu rakamlar çıkıyor.

Ve geliyorum dördüncü konuya medya, yani demokrasilerde dördüncü güç medya. Medyanın özelliği şudur, medya halkın dili, kulağı ve sözüdür. Medya gücü denetler, güçlüyü denetler, hükümetleri denetler medya. Yanlış yaparsa yazar, çizer. Eğer medya güç tarafından kontrol ediliyorsa, hükümetin kontrolüne giriyorsa halk doğru bilgilendirilmez. Medyanın özelliği odur. Şu anda medyanın yüzde 90’ı hükümet tarafından kontrol edilmektedir. Cumhurbaşkanı adaylarımız var. Bir adaya günün 24 saati neredeyse ayrılıyor. Belki yakında uykuda uyuduğu zamanları da verebilirler. Sayın İnce’ye işte ayıp olmasın diye 2 saat, 3 saat, diğer adayları hiç göstermiyorlar. Niye göstermiyorlar? Meral Hanım yok mu yani Cumhurbaşkanı adayı olarak, Temel Bey yok mu yani Cumhurbaşkanı adayı olarak niye onları da göstermiyorlar? Doğu Bey yok mu yani Cumhurbaşkanı adayı olarak, onlar da çalışıyorlar. Adalet mi bu? Eşit şartlarda yarış olmaz mı? Eşit şartlarda yarış olması lazım. Birisini 10 kilometre öteye koyuyorsun hedefe 10 kilometre daha yakın, diğerlerini 10 kilometre arkaya koyuyorsun buyurun beyler koşun kim önce yakalayacak, kim önce birinci olacak. 10 kilometreden bir avantaj sağlıyorsunuz ona. Sonra da dönüp dünyaya diyeceksiniz ki efendim bizim ülkemizde demokrasi var. Millet inanıyor mu? Hayır. Avrupa inanıyor mu? Hayır. Dünya inanıyor mu? Hayır. Kimse inanmıyor. Bütün şaibelerine karşın, bütün baskılara karşın Allah’ın izniyle 25 Haziran’da güzel bir Türkiye’ye uyanacağız.

25 Haziran’da en düşük emekli aylığı 1500 lira olacak. Bugün 200 lira, 300 lira, 500 lira emekli aylığı alanlar var. 151 milyar dolar faiz ödeyen bu zatlara seslenmek istiyorum, 151 milyar dolar faiz ödediniz yabancı rantiyelere. Sor bir bakayım ayda 400 lirayla o emekli geçinebilir mi? 1500 lira yapacağız rahat bir nefes alacak. Para büyük değil ben bunu biliyorum. Emekliye yine ramazan bayramında, kurban bayramında yine birer maaş ikramiye vereceğiz. Asgari ücret net 2 bin 200 lira olacak. Biliyorum büyük rakam değil ama yaptığımız hesaba göre bu rakamı verebiliyoruz, vergiye tabi olmayacak, iş dünyasına da yük getirmeyecek. 1500 liranın altında emekli aylığı alanın sayısını biliyor musunuz? 1 milyon 644 bin kişi 1500 liranın altında emekli aylığı alıyor. Arada bir derim ya vallahi de billahi de bunların yatacak yeri yok. Gerçekten bunların yatacak yeri yok. Bu kadar perişan edilir mi bir toplum? Ektiği ürünün karşılığını alamıyor. Dolayısıyla güçlü bir sosyal devlet oluşturmak zorundayız.

İşsizlik, bu beylerin çocukları işsiz mi? Hayır. Ankara’daki beylerin işleri tıkırında, bir elleri yağda, bir illeri balda. Peki atama bekleyen binlerce öğretmen ne olacak? İlk bir yıl içinde 180 bin öğretmeni atayacağız. Eğitimde yeni bir devrimi başlatacağız. Çocuk sabahleyin evinden çıkacak kahvaltı yapmadan okuluna gelecek, arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle beraber okulda sabah kahvaltısını yapacak. Öğle yemeğini arkadaşlarıyla beraber, öğretmenleriyle beraber öyle yemeğini yiyecek akşam evine gelecek. Böylece çocuğuna sabah okula giderken harçlık veremeyen babanın utancını ortadan kaldıracağız. Bu acı bir tablodur. Efendim diyorlar ki biz bunları söylediğimizde parayı nereden bulacaksın? Dünyada para var, Türkiye’de para var. Az önce söyledim 2 trilyon dolar harcadınız siz ne yaptınız bu ülkede 2 trilyon dolar. Sadece yandaşlar için harcadınız. Biz bunu millet için harcayacağız. Millet İttifakını kurmamızın nedeni de bu yeni bir başlangıç. Büyük değişime ve dönüşüme Türkiye’nin ihtiyacı var ve biz büyük değişimi ve dönüşümü sağlamak zorundayız, bu treni kaçıramayız. Hepinizin sorumluluğu var. Sivil toplum örgütleriyle, meslek kuruluşlarıyla özel bir toplantı yapmamın nedeni budur. Sorumluluğumuzun bilincinde olacağız. Arkadaşlarımıza söyleyeceğiz, kahvede söyleyeceğiz, tarlada söyleyeceğiz, köyde söyleyeceğiz, şehirde söyleyeceğiz, mahallede söyleyeceğiz, üniversitede söyleyeceğiz, okulda söyleyeceğiz, anneler söyleyecek, babalar söyleyecek, gençler söyleyecek, yaşlılar söyleyecek. Bu memleket hepimizin memleketi. Bu anlattıklarımın da normal bir siyasetle ilgisi yok. Bu anlattıklarım bir Türkiye gerçeği ve Türkiye’nin bu çemberin dışına çıkması lazım artık, kendi çemberini kırması lazım. Bunu yaptığımız zaman Türkiye’yi aydınlığa kavuşturmuş oluruz.

Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum.

CHPnet

SİTELERİ