CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU ÇANAKKALE’DE STK VE İŞ DÜNYASI TEMSİLCİLERİ İLE MUHTARLARLA BİR ARAYA GELDİ  
03.06.2018
3696
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU ÇANAKKALE’DE STK VE İŞ DÜNYASI TEMSİLCİLERİ İLE MUHTARLARLA BİR ARAYA GELDİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

- "Öğretmenleri devlet memurları kapsamı dışına çıkaracağız. Yargı mensupları için nasıl bir ayrı kanun varsa öğretmenler için de ayrı bir kanun olacak. Öğretmenler meslek kanunu olacak. Hiçbir öğretmen yoksulluk sınırının altında maaş almayacak. Her öğretmen bütün zamanını geçim kaygısı duymadan bizim çocuklarımıza verecek. Öğretmenin bu toplumun en saygın kişisi yapmak zorundayız"
- "Bütün komşularımızla kavgalıyız. İlk yapacağımız iş, Sayın Muharrem İnce cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduktan sonra vereceği mesajların tamamında bütün dünyayla dost olmak olacaktır. Bütün komşularımızla barış içinde olacağız"

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) İlahiyat Fakültesi İÇDAŞ Kongre Merkezinde muhtarlar, sivil toplum kuruluşlarının ve iş dünyasının temsilcileri ile bir araya gelen Genel Başkan Kılıçdaroğlu burada yaptığı konuşmada şunları kaydetti:  



Sivil toplum örgütlerinin, meslek odalarının saygıdeğer başkanları, yöneticileri, değerli muhtarlarımız, sevgili vatandaşlarım… 24 Haziran hepimiz için önemli bir tarih ve biz 24 Haziran’da sandığa eski alışkanlıklarımızla değil düşünerek gitmek zorundayız. Bu hepimizin önüne konulan tarihi bir tablodur ve bu tarihi tabloyu birlikte şekillendirmek zorundayız. Çanakkale’deyim, bu toprakların ne kadar değerli olduğunu siz benden daha iyi bilirsiniz. Bu topraklarda verilen mücadelenin ne kadar önemli olduğunu siz benden daha iyi bilirsiniz. Ve bu topraklar için kan dökenlerin verdikleri mücadelenin aslında bir insanlık, bir demokrasi mücadelesi olduğunu siz benden daha iyi bilirsiniz. Ben sizlere bir demokrasi dersi vermeyeceğim, ben sizlere tarihi anlatmayacağım, ben sizlere nelerin yapılması gerektiğini anlatacağım. Eğer bu ülkede yaşıyorsak, birlikte yaşıyorsak ayrılık gayrılık yaratmadan kendi ülkemizde huzur içinde, refah içinde yaşamak istiyoruz. Bunun koşulları nedir, hangi koşullarda biz bunu sağlayabiliriz bunun mücadelesini vermek istiyoruz ve sizlere bunu anlatmak istiyorum.

Bu anlatacaklarım bir mitingde anlatılacak olaylar değildir. O nedenle sizlerle bir sohbet yapacağım, samimi olarak düşüncelerimi size aktaracağım. Çünkü şunu çok iyi biliyorum, bu ülke sadece benim ülkem değil, bu vatan sadece benim vatanım değil hepimizin ortak vatanı, bayrak hepimizin ortak değeri. Benim sorumluluğum var ben bunun farkındayım, ama tek tek her birinizin sorumluluğu var. Muhtarın da var, sade vatandaşın da var, esnafın da var, çiftçinin de var, sivil toplum örgütünün başkan ve yöneticilerinin de var, meslek kuruluşlarının, sendikaların başkan ve yöneticilerinin de var, her birimizin sorumluluğu var. Neye karşı sorumluluğu var? Çocuklarımıza karşı, ülkemize karşı, bayrağımıza karşı sorumluluğumuz var. Neleri yapmalıyız? Bu ülkede 5 temel sorun alanını çözmekle ilgili yapacağımız görevlerimiz var.

Demokrasi… Eğer bir ülkede demokrasi yoksa o ülkenin büyüme ve gelişme şansı yoktur. Tarihte bunun bir örneği de yoktur. Hangi ülkede demokrasi varsa, hangi ülkede düşünceyi ifade özgürlüğü varsa, hangi ülkede medya özgürlüğü varsa o ülke gelişmiştir. Çünkü insanlar düşüncelerini özgürce dile getirirler. Çünkü insanlar korkmadan konuşurlar, çünkü insanlar korkmadan düşüncelerini ifade ederler. Farklı düşüncelerin bir zenginlik olduğunu toplum artık kabul eder. İnsanlar benim gibi düşünmek zorunda değil, ama ben farklı düşünen insanın düşüncelerine saygı göstermek zorundayım. Farklı düşünceler bir toplumun iç dinamiklerini geliştirir. Farklı düşünceler bir toplumun gelişmesini sağlar. Bizim görmediğimizi o farklı düşüncelere sahip olan insanlar görür ve bunun için eğitimin çok önemi yoktur. Bazen eğitimi düşük olan insanlar dahi gerçekleri görür ve toplumu aydınlatırlar. Bununla ilgili Hollanda’da yaşanan bir olayı anlatmak isterim. Hollanda’da bir ressam güzel tablolarını yapmış, büyük ustanın tablolarını, sergi açılıyor, galeri açılıyor, bütün sanatçılar, diplomatlar, siyasetçiler oradalar ve ressamın yaptığı resimleri büyük bir keyifle izliyorlar. Bakıyorlar bir köylü bir tablonun başında duruyor ve hiç ayrılmıyor. Soruyorlar tabloyu beğendiniz mi? Evet diyor çok beğendim diyor. Satın mı alacaksınız? O kadar param yok diyor. Ama tablonun başından ayrılmıyorsunuz neden? Bu tabloda bir hata var diyor. Siz ressam mısınız? Hayır, ben ressam da değilim diyor. Nedir hata? Bu kadar büyük bir kuş bu kadar ince dala konamaz çünkü bu dal kırılır diyor. Hayatın gerçeklerini bazen biz değil, bizim hiç düşünmediğimiz bir insan görebilir. O kişi bunu nerede söylüyor? Demokrasisi gelişmiş bir ülkede. Eğer farklı düşündüğü için, bir hatayı görüp seslendirdiği için onu kapı dışarı edersek o zaman görevimizi yapmamış oluruz. Demokrasi bu kadar değerlidir. Demokrasisi gelişmiş ülkelerde herkes saygı içinde karşısındakini dinler. Baskı yoktur, şiddet yoktur. Eğer düşüncesini benimsemediniz diye bini aşkın öğretim üyesini, bini aşkın üniversite hocasını bir kararnameyle kapının önüne koyarsanız sizin darbecilerden farkınız yoktur. Şu anda Türkiye 20 Temmuz darbe sürecini yaşıyor ve hepimiz bunu bilmek zorundayız. Akademisyenler, yani üniversiteler, yani öğretmenler, yani çocuklarımızı yetiştirenler, yani geleceğimizi inşa edenler, eğer siz geleceğimizi inşa edecek olan bilim insanlarını kapının önüne koyarsanız kendi geleceğinizi yok edersiniz. Öğretmenin benden daha farklı düşünmesinden daha doğal ne olabilir? Ki onlar ufkumuzu açıyor, onlar bizim göremeyeceğimiz şeyleri görüyorlar. Ramazan ayındayız, manevi duygularımızın en yoğun olduğu aylardan birisindeyiz. Ne diyor sevgili peygamberimiz? “Alimin ölümü alemin ölümü gibidir” diyor. Bir alimin ölümünü bir alemin ölümüne bağlıyor. Bilime bu kadar değer veriyor, bilim insanına bu kadar değer veriyor. 21.yüzyıldayız ve binlerce akademisyeni bir kanun hükmünde kararnameyle kapının önüne koyuyoruz. Kapının önüne koymakla kalmıyoruz sen hakkını arayamazsın diyoruz, mahkemeye başvuramazsın diyoruz, yurtdışına çıkamazsın diyoruz pasaportuna el koydurtuyoruz. Bu mudur demokrasi?

24 Haziran’da sandığa gidecek ve vicdanının sesini dinleyecek herkese sesleniyorum. Türkiye’nin büyük bir değişime ve dönüşüme ihtiyacı var. Her alanda büyük bir değişime ve dönüşüme ihtiyacı var. Ufku dar olanlar Türkiye Cumhuriyetini yönetemez. Ufkunuzun geniş olması lazım. Siz geleceği planlayamazsanız, geleceği planlamadan aklı önceleyemezseniz ülkenizin geleceğini de karartırsınız. Geleceği planlamak kadar daha değerli bir şey yoktur. Nedir geleceği planlamak? Aklın kullanılması demektir. Aklı kullanıyorsanız geleceği planlıyorsunuz demektir.

Medya özgürlüğü, medyanın görevi nedir? İktidarın borazanı olan medya medya değildir. Medyanın görevi gücü denetlemektir, gücü. Gücü kullanan iktidar ülkeyi yönetiyorsa onun yanlışlarını topluma bildirmektir medyanın görevi. Medya iktidarın borazanlığını yapıyorsa işlevini kaybetmiş demektir. Peki neyi düşünüyoruz? Şunu düşünüyoruz, Allah’ın izniyle Muharrem İnce Cumhurbaşkanı olduğunda ve Cumhuriyet Halk Partisi parlamentoda çoğunluğu aldığında ilk yapacağımız işlerden birisi medya özgürlüğünü sonuna kadar sağlamaktır. Evrensel kurallar içinde, o ilkelere bağlı kalarak medya özgürlüğünü sağlamaktır. Hiçbir medya patronunun başka işi olmayacak. Kardeşim sadece gazetecilik yapacaksın, sadece televizyonculuk yapacaksın. Devletle iş yaparsan bir süre sonra hükümetin kontrolüne giriyorsun. Buna izin vermeyeceğiz. Her gazeteci yazdığı haberin arkasında dursun diye medyada sendikacılığı zorunlu hale getireceğiz. Bütün sendika başkanları duysun, zorunlu hale getireceğiz.

Şu anda Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Özellikle iş dünyasına sesleniyorum, hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Bir kararnamelik işleri vardır. Bir kararname çıkar öğleden sonra bakarlar ki bütün malvarlıklarına el konmuş. Bir de gizlilik kararı alırlar, sizin avukatınız dahi sizin malvarlığınıza neden el konulduğunu öğrenemez, bilemez. Bu mudur demokrasi? Efendim yabancı sermaye gelmiyor. Nasıl gelsin? Can ve mal güvenliğinin olmadığı yerde yabancı sermayemi olur? Can ve mal güvenliğinin olmadığı bir ülkede yatırım mı olur? Efendim yatırımlar yurtdışına çıkıyor, sermaye yurtdışına gidiyor. Niye gitmesin? Bu atmosfer onu zorunlu kılıyor. Yapacağımız işlerden birisi de herkesin can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Nasıl? Yargıyı bağımsız kılmakla. Yargı, hakim, savcı tarafsız olacak. Savcının tarafı var hükümetten yana, devletten yana, ama hakim hukukun üstünlüğü ve vicdanına göre karar verecek. Sayın Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Halk Partisinin de parlamentoda çoğunlukta olduğu bir süreçte ilk yapacağımız işlerden birisi savcı hakimin yanında oturmayacak. Savcı avukatla aynı zeminde olacak, birlikte olacaklar. Birisi iddia makamı, birisi savunma makamı. Savcıyı yukarıya taşımanın hiçbir anlamı yok. Savcı iddia ediyor. Yanlış da yapabilir ama karşısında avukat var, avukat da savunacak. Haksızlığa uğradığı kişinin hakkını savunacak. Birisini yukarı, birisini aşağı taşımanın hiçbir mantığı yoktur. Bakın bizim ufkumuz, bizim Türkiye’yi gelecekte göreceğimiz manzara son derece sağlıklı ve çağdaş bir demokraside olması gereken bütün kuralları içeren bir Türkiye olacaktır. Biz bunları istiyoruz. Eğer bunu yapabilirsek herkes bu ülkenin caddesinde, fabrikasında, sokağında rahatlıkla gezecektir ve rahatlıkla düşüncelerini ifade edebilecektir. Demokrasi bu kadar değerli bir şeydir. İnsanoğlunun binlerce yıldır yaptığı mücadele sonucunda geldiğimiz nokta demokrasidir ve o da sürekli gelişen bir kavramdır, katılımcı demokrasi. Bu anlayış çok ama çok değerlidir. Katılımcı demokrasi bağlamında muhtar arkadaşlarım var. Muhtar arkadaşlarımın mahallelerinde belediye meclisinde bir şey görüşülüyorsa muhtarın haberi yoktur, vatandaş gelir niye böyle oldu? Benim haberim yok der. Bizim katılımcı demokrasi anlayışının bir gereği olarak muhtarın mahallesiyle ilgili olarak belediyede bir konu görüşülecekse belediye meclisinde o konuyla ilgili olarak muhtar o belediye meclisine katılacak söz ve karar sahibi olacak, bu karar yanlıştır veya doğrudur diye konuşacak.

Ve biz sadece demokrasiyi değil, güçlü bir sosyal devleti de inşa etmek zorundayız. Bütün demokratik kuralları getirebilirsiniz ama toplumun yarısı açsa, milyonlarca işsiz varsa o toplumda huzuru sağlayamazsınız. Huzuru sağlamanın yolu herkesin karnı doyacak, her evde akşam tencere kaynayacak. Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Medyada sizler de okursunuz ben de okurum zaman zaman şu olur, çocuk sabahleyin okula gidecek baba çocuğa verecek harçlık bulamadığı için, cebinde harçlık olmadığı için annesi oğlum baban uyuyor der, oysa baba yatağın altında ve büyük bir vicdan azabı çekiyor. Peki ne yapacağız? Madem sosyal devlet diyoruz, eğitime de el atacağız. Sayın İnce’nin Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partisinin de parlamentoda çoğunlukta olduğu bir süreçte eğitim sistemini tepeden tırnağa değiştireceğiz. Çocuk sabahleyin okula kahvaltı yapmadan gidecek, kahvaltıyı arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle beraber yapacak. Öğle yemeğini okulda arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle beraber yiyecek. Aileden beş kuruş ücret istenmeyecek. Eğitim tam zamanlı olacak. Taşımalı eğitime son vereceğiz. Nerede öğrenci varsa öğretmen orada olacak. İlk bir yıl içinde 180 bin öğretmenin atamasını yapacağız. 5 yıl içinde atama bekleyen öğretmen kavramı Türkiye’de olmayacak artık. Öğretmenleri devlet memurları kanununun kapsamının dışına çıkaracağız. Hakimler için nasıl ayrı, yargı mensupları için nasıl ayrı bir kanun varsa, öğretmenler için de ayrı bir kanun olacak, Öğretmenler Meslek Kanunu olacak. Hiçbir öğretmen yoksulluk sınırının altında maaş almayacak. Her öğretmen bütün zamanını geçim kaygısı duymadan bizim çocuklarımıza verecek. Öğretmeni bu toplumun en saygıdeğer kişisi yapmak zorundayız ve yapacağız. Bir öğretmen olan Sayın Muharrem İnce, toplumun bütün duyarlıklarını bilmektedir ve Türkiye’yi en yetkin şekilde yönetecektir. Tarafsız bir Cumhurbaşkanı olacaktır, 81 milyonu kucaklayacaktır. Bir partinin Genel Başkanı kimliğiyle hareket etmeyecektir, tarafsız bir Cumhurbaşkanı. Bir partinin Genel Başkanı mahkemelere hakim tayin edemez, ederse o mahkemeye kimse güvenmez. Ne demek yani bir partinin Genel Başkanı Anayasa Mahkemesine hakim edecek, falan ağır ceza mahkemesine hakim tayin edecek, Yargıtay’a savcı tayin edecek. Bir partinin Genel Başkanı hakim, savcı tayin ediyorsa o ülkede adalet tarafsızdır, adalet bağımsızdır diyebilir miyiz? Bunları değiştireceğiz, bu kuralların tamamını değiştireceğiz. Eğitimde ezberci sisteme tamamen son vereceğiz. Birleştirilmiş sınıf uygulaması, sabahçı, öğlenci uygulaması bunları kaldıracağız. En büyük kaynağı eğitime harcayacağız. Bütün mahallelerde-bizim belediye başkanlarımız yapıyor-bütün mahallelerde özellikle yoksul semtlerden başlayarak kreş yapıyoruz ve kreş yapacağız. Okul öncesinden başlatacağız eğitimi, çağdaş bir eğitim vereceğiz. Çocuklarımızı o sınavdan bu sınava koşturmayacağız. Hem çocukluklarını yaşayacaklar, hem çağdaş Türkiye’nin mimarları olacaklar, onları öyle yetiştireceğiz. Onlara güveneceğiz bütün çocuklarımıza. Bilimi, aklı önceleyeceğiz. Sorgulayan bir kuşak yetiştirmek zorundayız, dünyayı sorgulayacak, ezberci değil, matematik kafası olacak, hayatın her alanını sorgulayacak. Eğriyi, doğruyu, yanlışı çocuklarımız bize öğretecek, onlara güveneceğiz. Onlar bizim geleceğimizi inşa edecekler. Sosyal devlet eğitimle başlar, ama sosyal devlet herkesin karnının doyduğu bir devlettir aynı zamanda. O nedenle 1 Ocak 2019’da inşallah asgari ücret net 2 bin 200 lira olacak. Bu rakamın yüksek olmadığını biliyorum ama hayatın gerçeği var. Vergisiz olacak, asgari ücretten vergi alınmayacak net 2 bin 200 lira olacak.

Başka bir çarpıklığı anlatayım size. Bugün Türkiye Cumhuriyetinin hemen hemen bütün bölgelerinde ve bütün illerinde ayda 200 lira alan emekli var, ayda 500 lira alan emekli var, ayda 300 lira alan emekli var, ayda 1000 lira alan emekli var, ayda 1500 lira alan emekli var. 1 milyon 644 bin emekli 1500 liranın altında aylık alıyor. Muharrem Bey’in Cumhurbaşkanı ve bizim de parlamentoda çoğunluğu aldığımız bir demokratik rejimde-ki bunu daha da geliştireceğiz inşallah daha sonraki süreç içinde-hiçbir emeklinin aylığı 1500 liranın altında olmayacak. 400 lira alan emekli ayıbını kaldıracağız, 300 lira alan emekli ayıbını kaldıracağız. Hiçbir emeklinin aylığı 1500 liranın altında olmayacak. Bu bizim en önemli projelerimizden birisidir. Biz insana insan olarak bakıyoruz. Bir ülkede insan açsa, insan yoksulsa onun yoksulluğunu kaldırmak sosyal devletin görevidir. Aile Sigortasını uygulayacağız, onların yaptığı gibi yapmayacağız, hiç kimsenin yoksulluğunu teşhir etmeyeceğiz, hiç kimsenin onuruyla oynamayacağız. Yoksulluğun bir kader olmadığını bu topraklarda göstereceğiz. Aile Sigortasıyla yoksul olan hanede onların banka hesaplarına paralarını yatıracağız, onlar da memur gibi, işçi gibi, emekli gibi gidip paralarını çekecekler, istedikleri gibi alışveriş yapacaklar. Bizim sosyal politikada attığımız adımlar hem demokrasiye, hem hukuka, hem insan haklarına, hem insan onuruna, hem de inancımıza uygun projelerdir. İnsanın yoksulluğunu siyasete meta yapmadık, yapmayacağız. 17 milyon yoksulumuz var, 17 milyon yoksulluğu bu topraklardan kaldıracağız. Bu topraklarda yoksulluk olmayacak, bu topraklarda aç ve açıkta kalan insan olmayacak. Bu açıdan çok önemli.

Size bir örnek vereyim, bugün hayatı boyunca asgari ücret üzerinden prim yatıran bir kişi öğleden Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurup ben emekli olmak istiyorum dediği zaman alacağı aylık 718 lira 69 kuruş. Diyorlar ya “sosyal güvenlikte reform yaptık”, 718 lira 69 kuruş. Peki bu kişi 1 Ekim 2008’de gidip başvursaydı, deseydi ki ben emekli olmak istiyorum, hayatı boyunca hep asgari ücret ödemiş bir kişi kaç alacaktı biliyor musunuz? 1822 lira. Reform dedikleri işçinin sırtında, yoksulun sırtında, garibanın sırtında, reform dedikleri bu. Ve bir de sıkılmadan, bilmeden, gerçekleri çarpıtarak bir sürü laf ediyorlar. Aynı şey, Tarım Bağ-Kurlusu dediğimiz tarımda çalışan bir çiftçi bugün gidip başvurduğunda en düşük oranda prim yatırmış, kendisine 621 lira emekli aylığı verilmektedir. Bu kişi eğer 1 Ekim 2008’de gidip ben emekli olmak istiyorum deseydi 1260 lira alacaktı. Gerçekleri hepimiz bilmek zorundayız. Bilgiye dayalı söylemi geliştirmek zorundayız. Kahvede otururken de bu rakamları vermek zorundayız. Biz bütün bunları yaparken bize şu eleştiri geliyor, “efendim bunları yapacaksınız da parayı nereden bulacaksınız, kaynağı nereden bulacaksınız” diyorlar. Para da var, kaynakta var. Örnek vereceğim size, kimlere para var? İşsiz kendisini yakar, esnaf perişan vaziyette, borç batağında, çiftçi de kendisini yakıyor, sanayici de intihara kalkışıyor. Hiçbir rantiyecinin intihar ettiğini, rantiyecinin şikayet ettiğini, rantiyecinin geçinemiyorum dediğini, rantiyecinin bu ülkede demokrasi yoktur dediğini duydunuz mu? Duyamadınız. Kendisini yakan rantiyeci var mı? Hayır. Söylüyorum, açık ve net söylüyorum son 16 yılda hükümetlerin tamamı rantiye sınıfına çalışmıştır. Örnek mi istiyorsunuz vereyim, içerde devlet tahvili, hazine bonosu alır, hükümet satar, rantiye sınıfı gider bunları alır ve karşılığında faiz öder. Kim öder? Sizden toplanan vergilerle onların faizleri ödenir. Mart 2018 rakamını veriyorum. İçerde ödenen faiz miktarı rantiye sınıfına, yani faiz lobisine 687 milyar 124 milyon lira faiz ödenmiştir. 687 milyar, eski parayla 687 katrilyon lira faiz ödendi. Faizciye gelince var, rantiyeye gelince var, asgari ücret para yok, emekli para yok, tam gün eğitim para yok, okul yapalım para yok, rantiyeye para var dünya kadar para var. Bu içeriye ödenen faiz, bir de dışarıya ödenen faiz var. Diyorlar ya “efendim dolar yükseliyor.” Yükselen dolar falan değil, dolar yerinde duruyor arkadaşlar. Düşen Türk Lirası. Türk Lirasının değeri düşüyor. Siz köprü geçişini dolarla yapmışsınız, köprüyü dolarla yapmışsınız, ihaleyi dolarla yapıyorsunuz, AVM’de kiralar dolarla, ev kiraları neredeyse dolarla, hayatın her alanı dolarla Türk Lirasını neredeyse sileceksiniz. Dışarıya gidip yalvarıyorlar bize borç dolar verin. Adam diyor vermem, verin diyorlar. Şartlarınız ne? Şartım var diyor faizi yükselt dolar vereyim diyor. Sonra bunu dönüp millete efendim dış güçlerin oyunu. Ne oyunu ya, ne oyunu kardeşim? Eğer bir oyun varsa o oyunu sen oynuyorsun. Bu milletin vergisini alıyorsun tamamını götürüyorsun rantiye sınıfına veriyorsun. Bu gerçek bilinmiyor mu? Ne kadar dışarıya faiz ödediler 15 yılda? 151 milyar dolar. Tam rakamı vereyim 151 milyar 34 milyon dolar ve 687 milyar Türk lirası. Bu paranın yatırıma gittiğini düşünün, bu paranın eğitime gittiğini düşünün, bu paranın üniversitelere gittiğini düşünün, farklı bir Türkiye çıkacak ortaya. Yatırım yapacak bir karış yerimiz kalmazdı. Türkiye’de para yok diyorlar. Nasıl para yok? 151 milyar doları cebinizden mi ödediniz? Türkiye’de para yok, 687 milyar lirayı cebinizden mi ödediniz Türkiye’de para yok diye. Türkiye’de para var. Ne eksik ben size söyleyeyim, tek cümle, Türkiye’de namuslu siyaset eksik, bunu yapacağız.

Kaç tane af kanunu çıktı, vatandaş ödeyemiyor borcunu. Af kanunu çıkarıyorlar sonra telefon ediyorlar işadamına, fabrikaya, KOBİ’ye telefon ediyorlar, matrahını yükselt, beyanını yükselt. Ben diyor vergimi ödedim niye yükselteyim? Yükseltmezsen hemen vergi elemanlarını göndereceğim sana, ceza yazdıracağım sana diyor. Lanet olsun diyor, matrahını yükseltip gidip ekstra vergi ödüyor. Fakat biz Türkiye’yi düşünürüz, bizim ufkumuz geniştir. Biz beton ekonomisini değil, üretim ekonomisini destekliyoruz. Türkiye’nin üretmesi lazım, katma değeri yüksek ürün üretmesi lazım Türkiye’nin. Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada söz sahibi olması lazım. Nasıl yapacağız? Aramızda iş dünyasının temsilcileri var, esnaf dünyasının temsilcileri var. Bir KOBİ veya bir iş dünyasından bir kişi vergisini ve sigorta primini zamanında ödemek ve borcu olmamak kaydıyla öderse ödediği vergi ve sigorta primi kadar bir yıl süreyle sıfır faizli kredi vereceğiz ona, alacak kullanacak. Biliyorum gene diyecekler ki “bu mümkün mü?” Elbette mümkün. Bundan herkes karlı çıkıyor, devlet dahil o da karlı çıkıyor. Bir, herkes gidecek vergisini ve primini zamanında ödeyecek. Ne demektir vergiyi ve primi zamanında ödemek? Bu borçları kimse almayacak artık, borç almayacak kimse. Milyarlarca lira şu anda 100 milyarın üzerinde hükümetin alacağı var, devletin alacağı var tahsil edemiyor. Ama bizim projemizde o kişi gelecek vergisini ve primini yatıracaktır. Niçin? Sıfır faizli kredi alacak. Devlet faiz ödemeyecektir. Yani dışarıya faiz ödemeyecektir. Başka? İşini büyütecektir, istihdam yaratacaktır. Sıfır faizli kredi, daha fazla yatırım, daha fazla üretim, daha fazla istihdam demek. Başka? Kayıt dışı olmayacak büyük ölçüde. Niye kaçırsın vergi, niye işçiyi sigortasız çalıştırsın. Ne kadar çok prim, ne kadar çok vergi ödüyorsa o kadar fazla kredi alacaktır. Neresinden baksanız hem işçi, hem devlet karlı. Aynı zamanda üreten de karlı. Eğer bir fabrika katma değeri yüksek ürün üretiyorsa ona ödediği vergi ve sigorta priminin birkaç katı daha fazla sıfır faizli kredi vereceğiz katma değeri yüksek ürün üretilsin diye.

Türkiye bir çıta ve önemli bir atlamayı gerçekleştirmek zorundadır. Katma değeri yüksek ürün üretemezseniz dünyada söz sahibi olamazsınız. Hepinizin cep telefonları var, katma değeri yüksek ürün odur. 10 tır dolusu makine halısı gönderirsiniz, karşıdaki rakibiniz bir çanta cep telefonuyla gelir ve sizden 10 kat daha fazla kar elde eder. O nedenle sanayinin de bir değişime ve dönüşüme ihtiyacı var. Bunları nasıl yapacağız? Sayın Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığı, Cumhuriyet Halk Partisinin de parlamentoda çoğunluğu aldığı zaman ilk yapacağımız işlerden birisi devleti yeniden planlamaktır, geleceği yeniden planlamaktır. Bunlar ne yaptılar? Devlet Planlama Teşkilatını kapattılar. Yok şimdi Türkiye’de Devlet Planlama Teşkilatı. Elin oğlu ne yapıyor? 50 yıl, 100 yıl sonrasını planlıyor. Biz yarın sabah ne olacağını bilmiyoruz. Ne yapacağız? İnsani Gelişme Stratejileri ve Bilgi Politikaları Kurumunu kuracağız. Ne anlama geliyor? Türkiye’nin en güçlü beyinleri bu kurumda çalışacak. Ülkenin geleceğini; bilgi politikaları açısından, insani gelişmişlik açısından önümüzdeki 50 yılı, 100 yılı bu insanlar planlayacaklar. Bugün bizim düşünen beyinler ve gencecik fidan gibi çocuklarımız geleceklerini batıda arıyorlar. Oraya gidelim diyorlar, orada kazanalım, orada üretelim diyorlar. Bu hareketi tersine çevireceğiz Türkiye’ye gelsinler. Her türlü imkanı sağlayacağız onlara. Neyle? Merkez Türkiye Projesiyle. Merkez Türkiye Projesiyle Anadolu’nun içini dolduracağız. Özel bir yasa çıkaracağız ve o özel yasada düşünen beyinleri, çalışkan insanları, yaratıcı insanları, bütün yaratıcı beyinleri o bölgede toplayacağız. En iyi aylığı onlara vereceğiz. Hiç kimseye ödemediğimiz aylığı onlara vereceğiz. Sayın Sancar da Amerika’dan gelecek burada çalışacak inşallah, üreteceğiz.

Değerli arkadaşlarım, sosyal yardımlar yapılıyor. Bugün Türkiye’nin hemen hemen her bölgesinde bir sosyal yardımlar hareketlenmeye başladı. Sosyal yardımı yaparken şunu söylüyorlar, “sakın ha bunu veriyoruz bu CHP iktidara geldiği zaman bu sosyal yardımlar kesilecek.” Sosyal yardım alan bütün ailelere sesleniyorum, hiçbir yardımınız kesilmeyecek, tam tersine en az iki katına çıkacak. Bu faizlere parayı ödemeyeceğiz. Çiftçi borç batağında kendisini yakıyor. Çiftçinin borcunun faizlerini tamamen sileceğiz. Çiftçi faiz borcu altında inim inim inlemeyecek. Paramız var, pulumuz var, her şeyimiz var.

Bir rakam daha vereyim size, o da çok önemlidir değerli arkadaşlarım. Para yok diyorlar, para yok diyorlar, onu vereyim size ne kadar paramız var onu göreceksiniz. 1923 – 2002, 79 yılda bütün hükümetlerin İnönü’den tutun Süleyman Demirel’e kadar, Turgut Özal’dan tutun diğer Başbakanlarımıza kadar, bakanlarımıza kadar, Celal Bayar’a kadar hepsini tutun, 79 yılda gelen geçen bütün hükümetler 713 milyar dolar para harcamışlar. 713 milyar dolarla Karakaya Barajı yapılmış, köprüler yapılmış, Sümerbanklar, Etibanklar yapılmış, büyük Marmara depremi yaşanmış, on binlerce kişi hayatını kaybetmiş, onlar tekrar onarılmış, tekrar onlar hayata kazandırılmış, Kıbrıs Barış Harekatı olmuş ve dolayısıyla Amerikan ambargosu yaşamışız, 1940’larda uçak fabrikasının temelini atmışız, 1940’larda uçak ihraç eden bir ülke haline gelmişiz. Bütün bunlar için harcanan para 713 milyar dolar. 2003 – 2017 son 14 yıl harcanan para 713 milyar dolar değil, kaç lira? 2 trilyon 94 milyar dolar. Lütfen rica ediyorum not alın, 2 trilyon 94 milyar dolar para harcandı. Üstelik bütün bu fabrikalar satıldı. Sana söyler misiniz bir Karakaya Barajı mı yaptılar, bir Atatürk Barajı mı yaptılar, bir Telekom’u mu kurdular? Allah rızası için yeni bir şeker fabrikası mı kurdular? 2 trilyon dolar nereye gitti? Ve bunun bilinmesi lazım, sandığa böyle gidilmesi lazım. Dikta yönetimine verilen her oy harama ortak olmak demektir. Söyledim, bu memlekette eksik olan namuslu siyaset. Her kuruşun hesabını, her kuruşun, her santimin hesabını Muharrem İnce de verecektir, Kılıçdaroğlu da verecektir, hiç kimsenin endişesi olmasın.

Ben AK Partili vatandaşlarıma da seslenmek isterim, onlar da gerçekleri görsünler. Herkesin siyasi görüşüne saygılıyım herkesin kimliğine saygılı olduğum gibi, herkesin inancına ve yaşam tarzına saygılı olduğum gibi, herkesin siyasi görüşüne de saygılıyım. Ama siyaset har vurup harman savurma alanı değildir. Siyaset, siyasetçinin cebini doldurduğu bir alan değildir. Siyaset çok kutsal bir alandır, siyaset halka hizmettir, yani hakka hizmettir siyaset. Siyaset her kuruşun hesabını millete vermek demektir. Biz bunu yapmak istiyoruz. 713 milyar dolarla Türkiye’yi inşa ediyorlar, köprüler, yollar, efendim fabrikalar, Etibanklar, Sümerbanklar, en büyük deprem yaşandı, bütün bunların hepsi 713 milyar dolarla oldu. 2 trilyon 94 milyar dolar harcıyorsunuz ne oldu Allah aşkına? Çiftçi mi memnun? Emekli mi memnun? 17 milyon yoksulumuz var. Öğrenci mi memnun? Eğitim sistemine bakın, hangi okula çocuğunu gönderecek anne belli değil, hangi sınava girecek belli değil. Böyle bir eğitim sistemi mi olur? Ne yaptılar darmadağın bir Türkiye’yle karşı karşıyayız. Ve harcanan para 2 trilyon dolar. Katma değeri yüksek ürün mü ürettiniz siz, o fabrikalara destek mi verdiniz siz? Habire af kanunu çıkardınız. Af kanunu çıkarmakla bir şey çözülmüyor ki, vatandaşta para olsa zaten öder, zaten ödeyecek. “Dolarları bozdurun” diyorlar, Allah aşkına kimin cebinde dolar var? Milletin cebinde Türk Lirası yok, bırak doları Türk Lirası yok!

Efendim üniversiteler, üniversiteler bilgi üreten kurumlar olmak zorundadır. Üniversitelerde her türlü düşünce özgürce tartışılmalıdır. Düşünceye yasak getirmek insanlığa yasak getirmek demektir. Bugün düşünceyi beğenmeyebilirsiniz ama herkesin düşüncesine saygı göstermek zorundasınız. Eğer düşünceyi ifade özgürlüğü olmasaydı insanlığın gelişmesi olmazdı. İnsanlığın gelişmesi farklı düşüncelerin gündeme getirilmesiyle olmuştur. Örnek veririm sık sık; ortaçağda bir adam kalkmış demiş ki, “efendim dünya düz değil, dünya yuvarlaktır.” Dünyada yaşayan herkes dünyanın düz olduğuna inanıyor. Birisi çıkmış aykırı bir düşünce o dönem. Yakalamışlar zaten doğru engizisyon mahkemesine götürmüşler, sen nasıl dünya yuvarlaktır dersin. Baktığınız zaman aykırı düşünceler bugün bizim için aykırı ama bir süre sonra o düşüncenin doğru olduğu gerçeği ortaya çıkabilir. O nedenle aykırı düşünceler dünyanın her tarafında saygıyla karşılanır. Demokrasilerde saygıyla karşılanır. Bunu yapmak zorundayız. Ve üniversiteler bilimsel özerkliği olan, mali özerkliği olan ve yönetim özerkliği olan kurumlar haline gelmek zorundadır ve üniversite öğrencileri üniversitelerin yönetiminde söz ve karar sahibi olmalıdır. Gençlerin üniversite yönetiminde söz sahibi olmasını mutlaka sağlamak zorundayız. Efendim gençler üniversite yönetiminde olur mu? Bunlar mezun olduğu zaman vali oluyor, kaymakam oluyor, doktor oluyor, hayatın her alanına giriyor. Üniversite? Yok sen bunu yönetemezsin. Niye yönetemeyecek, pekala yönetir! Pekala bazı rektörlerden ve hocalardan çok daha güzel yönetir.

Efendim hayatın her alanında çalışmak zorundayız dedik. Aramızda muhtarlar var, onlara da birkaç sözüm olsun. Muhtarlık demokrasinin en temel kurumlarından birisidir. Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Çünkü bu topraklarda yapılan ilk seçim bir muhtarlık seçimidir, tarihi 1833’tür. Muhtarlık seçiminin yapıldığı yer de Kastamonu’nun Taşköprü ilçesidir. Orada ilk bir muhtarlık seçimi yapılır. Muhtarlıkla ilgili 137 kanunda muhtar adı geçer. Muhtarlıkla ilgili görevler, tanımlar vs. vardır. Nasıl öğretmenler için bir Öğretmenler Temel Kanunu çıkacaksa muhtarlar için de özel bir kanun çıkması lazım. Muhtar eline kanunu aldığı zaman o bütün 137 kanuna dağılmış olanları değil, kendi kanununda bütün bu ayrıntıları görmelidir. Ve muhtar aynı zamanda sabit bir mekana sahip olmalıdır. Belediyenin var, milletvekillerinin var, diğer kurumların var muhtarlığın bizim anladığımız anlamda tanımlanmış bir yeri, bir mekanı yoktur. Aynı zamanda muhtarlığın bir bütçesinin olması lazım ama denetlenen bir bütçe, har vurup harman savrulan bir bütçe değil. Ona da diyecekler “efendim muhtarlığa nasıl bütçe olur?” Olur efendim, bal gibi olur. Muhtar olduğu mahallede vatandaş emlak vergisi ödemiyor mu? Ödüyor. Nereye ödüyor? Belediyeye ödüyor, belediye alıyor. Yüzde 1’ini muhtarlığa ayırsak, muhtarın bütçesi olsa, bir fakir fukaranın hemen yardımına koşup onun günlük sorununu çözse daha iyi değil mi? Daha iyi, daha doğru. Sayın Sencer Ayata, bizim geçen dönem İstanbul milletvekilimizdi, şimdi de İstanbul milletvekilimiz, Dünya Bankasıyla bir protokol imzalanır, Ortadoğu Teknik Üniversitesi olarak Türkiye’de yoksulluk araştırması yaparlar. Yapılacak anlaşma ama hoca üniversitenin lojmanında oturuyor, iyi de bu yoksulu nereden bulacaklar ki yoksullarla oturup konuşabilsinler. Bir arkadaşı diyor ki, eğer sen Ankara’da yoksul ailelerle temas etmek istiyorsan gideceksin gecekondu bölgesine muhtarla konuşacaksın veya mahallenin bakkalıyla konuşacaksın. Onlar sizi alır doğru yoksul ailelere götürürler. Dolayısıyla onlar tanırlar, bilirler kimin yoksul olup olmadığını. Ve biz inşallah 25 Haziran’dan itibaren bütün sosyal yardımların muhtarlar aracılığıyla yapılmasını sağlayacağız. Böylece o muhtar doğrudan doğruya, hiçbir parti ayrımı gözetmeden bağımsız olarak, hangi aileler yoksulsa her türlü yardımı muhtarlıklar aracılığıyla yapacağız ve gerçekleştireceğiz. Bu da bizim muhtarlara sözümüzdür.

Kısaca dış politikadan da söz edeyim. Bütün komşularımızla kavgalıyız. İlk yapacağımız iş, Sayın Muharrem İnce Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduktan sonra vereceği mesajların tamamında bütün dünyayla dost olmak olacak, bütün komşularımızla barış içinde yaşamak olacak ve bunu yapacak. Ortadoğu’da kan akıyor, bakın Ramazan ayı Ortadoğu’da kan akıyor. Ölen Müslümanlar, birbirlerini öldürüyorlar veya katlediyorlar nasıl tanımlarsanız tanımlayın sonunda akan kan Müslüman kanı. Biz ilk hareket olarak şunu yapacağız, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı kuracağız. Bu teşkilatın 4 kurucu ülkesi olacak, Türkiye, İran, Irak ve Suriye. Diyeceğiz ki, biz kendi bölgemizde niye kendi sorunumuzu çözemiyoruz, niye bir araya gelemiyoruz, niye illa Amerika, illa Rusya olsun bu bölgede? Bizim irademiz yok mu, 4 devlet değil mi, 4’ü bağımsız değil mi, 4’ü bir araya gelip kendi sorunlarını çözemez mi? Çözebilir. Bunu kuracağız. Sonra arzu edenler bu teşkilata diyelim ki Ürdün arzu etti, Mısır arzu etti bu teşkilata katılacaklar ve biz Ortadoğu’yu bir barış havzasına döndüreceğiz ve Ortadoğu’da kan ve gözyaşı olmayacak, Ortadoğu’da terör olmayacak, Ortadoğu’nun kaynakları Ortadoğu halkları için harcanacak. Biz şunu da öngörüyoruz, Ortadoğu’nun bütün ülkeleriyle aslında akrabayız, orada da Araplar var, burada da Araplar var, orada da Kürtler var, burada da Kürtler var, orada da Ezidiler var, burada da Ezidiler var, orada da Türkmenler var, burada da Türkmenler var. O zaman yolumuz barışın yoludur, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, savaş meydanlarından gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize bıraktığı “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini bütün komşularımızla hayata geçireceğiz.

Efendim ikinci bölüm başlayacak, ikinci bölümde sizler soracaksınız ben büyük bir samimiyetle bu soruları yanıtlayacağım, umarım çok zor sorular sormazsınız.

Efendim hepinize şükran borçluyum, hepiniz hoşgeldiniz, şeref verdiniz, sizlere en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Serdar Soydan, CHP Çanakkale Milletvekili Bülent Öz, belediye başkanları ve partililerin de katıldığı toplantının ardından Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Kepez belde örgütünü, Kepez Belediyesini ve Çanakkale Belediyesini ziyaret etti.

CHPnet

SİTELERİ