CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, "EĞİTİMDE ADALETİ VE GELECEĞİ DÜŞÜNMEK" SEMPOZYUMUNDA KONUŞTU  
16.04.2018
3117
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, "EĞİTİMDE ADALETİ VE GELECEĞİ DÜŞÜNMEK" SEMPOZYUMUNDA KONUŞTU
(16 NİSAN 2018)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

-“Bugün 16 Nisan, mühürsüz seçimin yıl dönümü, bir demokrasi ayıbının yıl dönümü. Devletin bütün imkanlarını kullandılar. Ama buna rağmen istedikleri başarıyı elde edemediler. Yüksek Seçim Kuruluna yuvalanan bir grup çete onların arzu ettiği sonucu ilan etti. O kadar hızlı ilan ettiler ki “atı alan Üsküdar’ı geçti” demek zorunda kaldılar. Ne o at Üsküdar’ı geçti, ne bu millet o referandumu içine sindirdi”

-“Bir ülkeyi geri bıraktırmak mı istiyorsunuz işgal etmenize gerek yok, yapacağınız tek şey var eğitim sistemini bozacaksınız. Eğitim sistemini allak bullak ederseniz o ülkeyi zaten geri bıraktırırsınız. Bugün karşımızdaki tablo da budur

-“Bizler fırsat eşitliği içinde Aziz Sancar’ı da yetiştirdik bu topraklarda, Çoban Sülü’yü de yetiştirdik bu topraklarda ve onlar eğitimle sınıf atladılar, eğitimle bir yere geldiler”

-“Eğitimi bir partiye militan yetiştirmek için programlarsanız, ülkenin geleceğini ateşe atmış olursunuz”

-“Öğretmenlik Meslek Kanunu çıkarılmalıdır. Öğretmenleri klasik devlet memurları yasasından çıkarmak zorundayız. Hakimler için nasıl ayrı bir kanun varsa, öğretmenler için de ayrı bir kanun olmalı. Öğretmeni toplumun en güvendiği sınıf olarak tanımlamalıyız bu kanunla ve kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen ayıbına da son vermeliyiz. Öğretmen öğretmendir ve kadroludur ve çalışır. Başka bir tanıma gerek yoktur”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir Balçova Belediyesi ve Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği tarafından Köy Enstitüleri’nin 78’inci yıl dönümü nedeniyle düzenlenen “Eğitimde Adaleti ve Geleceği Düşünmek” konulu sempozyuma katıldı.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun sempozyumda yaptığı konuşma şöyle:



Efendim hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Aydınlanmadan yana olan değerli dostlarım, belki de son yıllarda yapılan en önemli toplantılardan birisi bu. Eğer bir ülkeyi güven içinde geleceğe taşımak istiyorsanız, bütün düşüncelerin özgürce tartışılmasını istiyorsanız, dünyayı okumak istiyorsanız, dengeleri kavramak istiyorsanız bunun yolu eğitimden geçiyor.

Eğitim olayına girmeden önce bu sabah acı bir haber aldık, Şırnak’ta 3 şehidimiz var. Her zaman söyledim yine söyleyeceğim; 2002’de terörsüz bir Türkiye teslim aldılar ama bugün anneler yine ağlıyor, yine şehitlerimiz var. Birilerinin bunun hesabını vermesi lazım. Terör örgütüyle işbirliği yaparak terörü sonlandıracağını düşünenlerin, Türkiye’yi hangi felaketle karşı karşıya getirdiklerini artık görmeleri lazım. Sokakta, kahvede oturan vatandaşın da bunu görmesi lazım.

NE O AT ÜSKÜDAR’I GEÇTİ, NE BU MİLLET O REFERANDUMU İÇİNE SİNDİRDİ

Bugün 16 Nisan, mühürsüz seçimin yıl dönümü, bir demokrasi ayıbının yıl dönümü. Referandumda devletin bütün imkanlarını kullandılar. Arabalarını kullandılar, uçaklarını kullandılar, forslarını kullandılar, valilerini, kaymakamlarını kullandılar, devletin bütün bürokrasisini kullandılar, daha önemlisi sizlerin ödediğiniz vergilerle kendi çıkarlarını savunmak için o parayı da kullandılar. Ama buna rağmen istedikleri başarıyı elde edemediler. Yüksek Seçim Kuruluna yuvalanan bir grup çete onların arzu ettiği sonucu ilan etti. O kadar hızlı ilan ettiler ki “atı alan Üsküdar’ı geçti” demek zorunda kaldılar. Ne o at Üsküdar’ı geçti, ne bu millet o referandumu içine sindirdi. Biz gayet iyi biliyoruz, bugün onun yıl dönümü. Mühürsüz seçimin yıl dönümü ve önümüzdeki süreçte 2019’da çok daha iyi hazırlıklı sandıklara gideceğiz, oylarımızı kullanacağız ve cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağız. Bu konuda en ufak bir şüphem yok. Demokrasiden yana olan bütün güçler, tıpkı Kuvayimilliye hareketinde olduğu gibi, siyasal düşüncelerimizi bir tarafa bırakacağız, demokrasiden yana olanların tamamını kucaklayarak ve tamamımız işbirliği yaparak bu süreci aşacağız, aşmakta kararlıyız. Bu ülkeye demokrasiyi kendi özgür irademizle yeniden getireceğiz.

Efendim eğitim, sözlerimin başında Türkiye’nin son yıllarda yapılan en önemli toplantılarından birisi olduğunu söyledim ve bunu gerçekleştiren Belediye Başkanımıza da yürekten teşekkür ediyorum.

YAŞAM BOYU EĞİTİM

Şöyle söyleniyor, OECD verilerine göre bugünün çocuklarının yüzde 65’i çalışma yaşına geldiklerinde günümüzde henüz alanı tanımlanmamış, icat edilmemiş işlerde çalışacaklar. Bu eğitimdeki hızlı değişimi bize gösteriyor. Bilimdeki ve teknolojideki hızlı değişimi bize gösteriyor. Ve bu aynı zamanda yaşam boyu eğitimin zorunluluğunu bize gösteriyor. Okula gidiyorsunuz, mezun olduğunuzda yeni çalışma alanları çıkıyor karşınıza ve siz onun eğitimini almamış oluyorsunuz. Yaşam boyu eğitim bilgideki, teknolojideki hızlı değişim bize yeni şeyler öğretiyor ve bizler bunları bilmek zorundayız. Ve çocuklarımıza bu gerçekleri anlatarak onları eğitmek zorundayız. Yaşam boyu eğitimin ne kadar önemli olduğunu söylemek zorundayız. Ve eğitimin aynı zamanda bir sınıf atlama olduğunu da onlara anlatmak zorundayız. Kendi yaşamımdan örnek vereyim, hep söylerim, Anadolu’nun kuş uçmaz kervan geçmez bir köyünde doğdum, yedi kardeşten üniversiteye giden sadece benim, bana bu fırsatı sağlayan cumhuriyete ve onun kurucusuna yaşamım boyunca hep minnet duydum. Şunu da gayet iyi biliyorum, Osmanlının varlığı halinde ben okuyamayacaktım, ama cumhuriyet bize eşit yurttaşlığı getirdi, fırsat eşitliği getirdi, eğitim getirdi, aydınlanmayı getirdi, okuyun dedi, çalışın dedi, Köy Enstitüleri kuruldu. Okuma yazma oranı bir dönem yapılan bir çalışmada kadınlarda binde 8 olduğu söyleniyor Osmanlı döneminde, Erkeklerde de yüzde 5, yüzde 7, bazen yüzde 8 rakamları telaffuz ediliyor. Dolayısıyla biz cumhuriyeti hangi koşullarda kurduğumuzu çok iyi bilmeliyiz ve bu gerçeklerden yola çıkmalıyız.

SUSTURULAN ÜNİVERSİTELER BİLGİ ÜRETEMEZLER

Bilimdeki ve teknolojideki hızlı değişim kaynağını üniversitelerden alır. Eğer üniversiteler bilgi üretmiyorsa bir ülkede o ülkenin gelecek şansı yüksek değildir. Bu gerçeği hepimizin kabul etmesi lazım. Susturulan üniversiteler bilgi üretemezler. Farklı düşündüğü için görevine son verilip kapının önüne konulan akademisyenler varsa bir ülkede, o ülkede üniversiteler bilgi üretemezler. Hep söylerim, bir ülkeyi geri bıraktırmak mı istiyorsunuz işgal etmenize gerek yok, yapacağınız tek şey var eğitim sistemini bozacaksınız. Eğitim sistemini allak bullak ederseniz o ülkeyi zaten geri bıraktırırsınız. Bugün karşımızdaki tablo da budur. Ve her vatandaşımın bu gerçeği bilmesi lazım, eğitim üzerinde bu kadar oynanmasının arkasındaki oyunları çok iyi bilmesi lazım.

Değerli arkadaşlarım, üniversite bilgi üretecek, sanayici üretilen bilgiyi elle tutulur metaya dönüştürecek. Yani katma değeri yüksek ürün üretilecek. Bunun yolu budur. Teknoparkların, teknokentlerin, silikon vadilerinin kuruluş nedeni de zaten budur.

Başka bir gerçeğe daha dikkatinizi çekmek isterim değerli arkadaşlarım. Yetenekli insanlara, bilim insanlarına, mühendislere, yaratıcı beyinlere demokrasisi ve ekonomisi gelişmiş olan ülkeler kapılarını sonuna kadar açıyorlar. 20’nci yüzyılın sonuyla 21’nci yüzyılın bu acı gerçeğiyle bütün dünya karşı karşıya. Yaratıcı beyinlere ekonomisi ve demokrasisi gelişmiş olan ülkeler kapılarını sonuna kadar açıyorlar. Ve katma değeri yüksek olan ürünleri de ağırlıklı olarak bu ülkeler üretmeye başlıyorlar. O zaman hepimizin oturup düşünmesi gereken hayatın bir başka gerçeği daha var. Türkiye’de örneğin çocuklarımızı alacağız, eğiteceğiz, onlara yetenek kazandıracağız ve o çocuklarımız demokrasisi gelişmiş, ekonomisi gelişmiş ülkelerde kendisine sağlanan sonsuz olanaklarla o ülkelere gidecekler. Hiçbir maliyet yüklenmeden bizim çocuklarımız oraya gidecekler. Dünya böyle bir açmazla karşı karşıya ve bu açmaz katma değeri yüksek ürün üreten ülkelerin dünyada bir avuç ve bir anlamda tekel konumunda olmalarına yol açacaktır. Dünyanın gerisi ise onların ürettiği katma değeri yüksek ürünleri tüketen toplumlar olacaktır. Bu gerçeği de hepimizin oturup düşünmesi gerekiyor değerli arkadaşlarım.

EĞİTİM FARKLI MECRALARA TAŞINIYOR

Bizler fırsat eşitliği içinde Aziz Sancar’ı da yetiştirdik bu topraklarda, Çoban Sülü’yü de yetiştirdik bu topraklarda ve onlar eğitimle sınıf atladılar, eğitimle bir yere geldiler. Sadece kendileri değil, aileleri de, çevreleri de sınıf atladı eğitimle. İyi bir konuma geldiler. Şimdi bu sınıf atlama süreci köreltiliyor. Eğitim farklı mecralara taşınıyor. Eğitimi bir partiye militan yetiştirmek için programlarsanız, benim iktidarımı sürekli kılacak bir eğitim süreciyle yeni militanlar yetiştirmeliyim diye bir düşünceye kapılırsanız, ülkenin geleceğini ateşe atmış olursunuz. Yaşadığımız süreçlerden birisi budur değerli arkadaşlarım.

Bir başka gerçek daha değerli arkadaşlarım, cumhuriyeti kuranlar eğitime ve öğretmene olağanüstü önem vermişlerdir. Özellikle öğretmen baş tacı edilmiştir. O kadar ki, Gazi Mustafa Kemal savaş meydanlarından, cepheden gelip, Ankara’daki Maarif Toplantısına katılmıştır. Eğitime verilen önemi, bir liderin eğitime verdiği önemi bundan daha iyi anlatan başka bir örnek yoktur. Çünkü o savaş kazanılacak ama o kazanımın başarılı olması ve sürekli olmasının yolu eğitimden geçiyordu. Bunu biliyordu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve eğitime bu nedenle olağanüstü önem veriyordu. Bugün geldiğimiz noktada buradan uzaklaşıyoruz. Bunu da ifade etmek isterim değerli arkadaşlarım.

ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU ÇIKARILMALIDIR

Biz neler yapmalıyız, kısaca buna değineyim. Eğitimle ilgili pek çok soruna aramızda bulunan hocalarımız, aydınlarımız, düşünürlerimiz zaten pek çok alana değinecekler ve düşüncelerini sizlerle paylaşacaklar. Bizim düşüncemize göre, Cumhuriyet Halk Partisinin düşüncesine göre önce bir öğretmenler için Öğretmenlik Meslek Kanunu çıkarılmalıdır. Ne demek Öğretmenlik Meslek Kanunu? Öğretmenleri klasik devlet memurları yasasından çıkarmak zorundayız. Hakimler için nasıl ayrı bir kanun varsa, öğretmenler için de ayrı bir kanun olmalı. Öğretmeni toplumun en güvendiği sınıf olarak tanımlamalıyız bu kanunla ve kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen bu ayıba da son vermeliyiz. Öğretmen öğretmendir ve kadroludur ve çalışır. Başka bir tanıma gerek yoktur. Bunun çalışmalarını bazı sivil toplum örgütleriyle birlikte yapıyoruz. Önümüzdeki süreç içinde taslağımız hazır olduğunda bütün paydaşlara göndereceğiz, Milli Eğitim Bakanlığı dahil. Öğretmenlik Meslek Kanunu çıkarmak zorundayız.

PARASIZ ZORUNLU EĞİTİM

İkinci önemli nokta değerli arkadaşlarım, zorunlu eğitimin kesinlikle parasız olması lazım. Parasız derken okula kayıt yaptırırken değil; öğrencinin ayakkabısından, gömleğinden, öğle yemeğine kadar her şeyin kamu tarafından, devlet tarafından karşılanması lazım. Nedeni şu değerli arkadaşlar, eğitimde fırsat eşitliği diyoruz. Benim gelirim iyiyse çocuğuma önlüğü de alıyorum, ayakkabıyı da alıyorum ve eğitimde yükselen maliyetleri karşılıyorum. Ama bir de yoksul bir aileyi düşünün. Şöyle bir çalışma yapıldı mı bilmiyorum? Eğitimin belli bir aşamasından sonra okuldan terkler başlıyor. Niçin terkler başlıyor diye sorduğumuzda, aile çocuğun eğitimini karşılayabilecek maliyeti üstlenemiyor diyorlar, parası yok diyorlar. Çocuk okula gidemiyor, o zaman okulu terk ediyor. Ama onun bütün harcamalarını devlet karşılarsa, çocuk zorunlu eğitim süresini büyük bir başarıyla tamamlamış olacaktır ve okulu terk etmeyecektir. Amaçlarımızdan birisi de bu.

KARANLIK ELLERE ÇOCUKLARIMIZI TESLİM ETMEYECEĞİZ

Bir başka amacımız, kesinlikle taşımalı eğitime son vereceğiz. Ne demek taşımalı eğitim? Nerede öğrenci varsa orada da öğretmeni olacaktır. Az önce salona girerken eski Bursa milletvekili arkadaşımız bir fotoğraf gösterdi, “160 çocuk var burada, ama bu çocukların tamamı taşımalı eğitimle başka bir yere taşınıyor” dedi. Bu başlı başına bir ayıp, dolayısıyla buna son verilmesi gerekiyor.

Yurt sorunundan söz edildi, az önce Belediye Başkanımız söz etti. Düşünebiliyor musunuz 21’inci yüzyılda öğrencinin yurt sorunu çözülmüyor. Bizim sözümüz var ama en geç 2 yıl içinde hiçbir öğrenci benim yurdum yoktur diyemeyecek. Bütün öğrencilere, bütün annelere ve babalara bunun sözünü veriyoruz en geç 2 yıl içinde. Aslında bir yıl içinde tamamlayacağız ama olur ya bir yerde bir aksaklık olur o nedenle 2 yıl diyoruz. Birer kişilik, ikişer kişilik oda, sıcak suyu, soğuk suyu, geniş bant internet erişimi, bütün odalarda bunlar olacak ve çocuklarımız başka bir yurda muhtaç olmayacaklar. Karanlık ellere çocuklarımızı teslim etmeyeceğiz. Gelecek çocuk oturacak yurdunda kalacak. Anne, baba da oğlum, kızım üniversiteyi kazandı, eyvah nerede kalacak diye özel bir telaşa kapılmayacak. Bunu yapacağız. Bu konuda da bütün vatandaşlarıma söz veriyorum.

BÜTÜN ÖĞRETMENLERE 3600 EK GÖSTERGEYİ GETİRECEĞİZ

İnsanın yaşamında en acı olan noktalardan birisi yaşam standardının düşmesidir. Örneğin çalışırken bin lira aylık alıyorsanız emekli olduğunuzda aylığınız 500 liraya düşerse ciddi bir acı yaşarsınız. Çünkü bütün hayatınızı bin liraya göre planlamışsınız. Ayda bin lira gelirim var ve bu gelirimle ben geçiniyorum. Öğretmen arkadaşlarımız emekli olduklarında gelirlerinde müthiş bir düşme var, yaşam standartlarında bir düşme var. Ek iş arayışına giriyorlar acaba nereden bir iş bulabilirim tekrar eski yaşam standardıma kavuşabilirim diye. Biz bunu da düşündük, bütün öğretmenlere 3600 ek göstergeyi getireceğiz. Öğretmene destek lafla olmuyor arkadaşlar. Efendim öğretmen başımızın tacı… Başının tacıysa gereğini yap kardeşim, açlığa mahkum etmişsin öğretmeni, sağa, sola sürüyorsun öğretmeni. Madem başının tacı, madem öğretmen vazgeçilmez bir aktör, 21’inci yüzyıl hatta insanlık tarihi boyunca öğretmen vazgeçilmez bir aktör, bırakın aybaşını nasıl getireceğini düşünmesin bu. Bütün emeğini, gücünü çocukların eğitimine versin. Bunu yapmak zorundayız. Herkese az para verebilirsiniz bakın, her kişiye az para verebilirsiniz ama öğretmen olunca dur diyeceksiniz. Öğretmene hakkı olan parayı vereceksiniz, öğretmen geçinecek, huzur içinde yaşayacak öğretmen, onuruyla gezecek ve güven verecek topluma öğretmen. Öğretmen aynı zamanda topluma güven verecek.

OKUL AİLE BİRLİKLERİNİ YASAL STATÜYE KAVUŞTURACAĞIZ

Okul aile birliklerimiz var. Kuruluş nedeni aslında okulun sorunlarını çözmek; camı kırılıyor, penceresi kırılıyor, tahtası bozuluyor, efendim bunları okul aile birlikleri para toplayacak yapacaklar. Bütün okul aile birliklerini yasal statüye kavuşturacağız. Okul aile birlikleri müdürle beraber okulun yönetiminde söz sahibi olacaklar. Ayrıca her okulun bir bütçesi olacak. Parayı alacak ve harcayacak o parayı. Nasıl harcadığını da defterini, kitabını, kalemini, neyse, okul aile birlikleriyle birlikte yapacaklar. Dolayısıyla okulun yönetimi acaba ben cam kırıldı, pencere kırıldı, sırada aksamalar oldu, nereden bulabilirim bu parayı diye özel bir arayışa girmeyecek. Bunu da sağlayacağız.

Efendim öğretmenlerin mesleğe alınması, atanmaları, terfileri kesinlikle liyakat esasına göre olmalı. Siyasi tercihlere göre öğretmen alınmaz, siyasi tercihlere göre öğretmen terfi ettirilmez, siyasi tercihlere göre atamalar yapılmaz. Öğretmen yurt coğrafyasının her köşesinde onurla görev yapmaya hazırdır. Bütün mesele atamaların liyakat esasına göre yapılmasıdır. Eğer o yere ben gideceksem, benim yerime daha kıdemsiz birisi gidiyorsa orada huzursuzluk çıkar. O nedenle biz onu doğru bulmuyoruz.

ÇAĞDAŞ KÖY ENSTİTÜLERİ: İŞ GARANTİLİ EĞİTİM

Ve bir başka konu daha, bunu Çağdaş Köy Enstitüleri olarak tanımlıyoruz. Bütün organize sanayi bölgelerinde yatılı meslek liseleri kuracağız. Öğrenci gelecek buraya, ailesine asla yük olmayacak, yine öğretmenlerle konuşacağız, bunların süresi 4 yıl mı olmalı, 5 yıl mı olmalı. Bilmiyorum, ben eğitici değilim, öğretmen de değilim, ama bir gerçeği biliyorum, nitelikli ara elemana ihtiyacımız var. Liseyi bitiriyor, ondan sonra kursa gidiyor acaba bir şeyler öğrenebilir miyim diye. Yatılı meslek lisesi kuracağız. Okulların yönetimini milli eğitim bakanlığı ve organize sanayi bölgesi yönetimi ortak yapacak. Finansmanı, yani maliyetlerinin tamamı organize sanayi bölgesi yönetimi tarafından karşılanacak. Diyelim ki motor bölümünde çalışacak çocuklarımız var, gençlerimiz var. Devletin hızla değişen teknolojiye ayak uyduracak olan yeni motoru alması 2 – 3 yılı bulur. O zaman kadar zaten kazandığı ihaledeki motor eskimiş olur, yeni motor çıkmış oluyor. Ama organize sanayi bölgeleri öyle değil. Talimatı verir, öğleden sonra yeni motor öğrencilerin önüne konur ve öğrenciler onun üzerinde çalışmaya başlarlar. Kaynakçıya mı ihtiyaç var, fayansçıya mı ihtiyaç var, motor bölümüne mi, demirciye mi ihtiyaç var, hangi alan plastikçi mi neyse, organize sanayi bölgelerinde bunlar kurulacak. Böylece aileye yük olmayacaklar, üçüncü sınıftan itibaren staja başlayacaklar kendi eğitim alanlarıyla ilgili fabrikalarda staja başlayacaklar. Mezun olduklarında da işleri hazır olacak. Buna “İş Garantili Eğitim” diyoruz, işi hazır olacak.

2017’de bir ayıptan söz edeyim size. 1 milyon 897 bin 524 çocuğumuz okullaşamadı. Yani 2 milyona yakın çocuğumuz okula gidemedi. Ne olacak 2 milyon çocuk, ne olacak? Bunların geleceği ne olacak? Sosyal devletin asıl düşünmesi gereken alan bu. Bunların içinde belki pırıl pırıl yetenekleri olan çocuklarımız da vardı. Ama aileler yoksul ve bu çocuklar okullaşamıyor. Bunun kesinlikle önüne geçmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, konuşmama başlarken söyledim bilim dünyasında olağanüstü hızlı değişimler var. Hep şu örneği veririm, insanoğlu tekerleği bulmak için 3 milyon yıl geçmiş, 3 milyon yıl çalışmış tekerleği keşfetmek için. Bugün her saniyede birden fazla buluş var ve siz bilgideki hızlı değişimi, teknolojideki hızlı değişimi yakalayamazsanız dünyanın gerisine düşmüş olacaksınız.

EĞİTİM SİSTEMİNİ DÜZELTEBİLİRSENİZ, BÜTÜN SORUNLARI ÇÖZEBİLİRSİNİZ

Bugün bizim Türkiye’mizin 5 temel sorunu var. Birincisi, dış politikada sorun yaşıyoruz. Hepimiz tanığıyız dış politikada yaşadığımız sorunların. Ekonomide ciddi sorunlar yaşıyoruz. Bir siyasal iktidar, bir avuç tefeciye teslim olmuş durumda. Milyarlarca dolar faiz ödüyorlar milyarlarca dolar, sizlerin paralarıyla ödüyorlar. Çiftçiler memnun değil, işçiler hepsi perişan vaziyette. Toplumsal barışın sağlanamadığı büyük bir gerginliğimiz var. Her gün yeni şehitler geliyor. Toplumsal barışı sağlamak zorundayız. Bir arada ve birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız ve demokraside ciddi sorunlarımız var. Ama bir beşinci sorunumuz var ki, ana aktör sorunudur bu, bu da eğitimdir. Eğitim sistemini düzeltebilirseniz bütün bu sorunları çözebilirsiniz. Ama eğitim sistemindeki bozulma devam ederse, bu beş temel soruna yarın öbür gün altıncı, yedinci sorunlar eklenecektir. Bu gerçeği de herkesin çok iyi bilmesini isterim.

Bu toplantıdaki konuşmalar tabi büyük bir olasılıkla yine geçmiş toplantılarda olduğu gibi kitaba dönüşecektir, bütün okullara gönderilecektir. Sordum arkadaşlarıma bu toplantıya katılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığına da haber verdiniz mi, gelip burada düşünen öğretmenlerimizi, çocuklarımızı düşünen, ülkesini düşünen öğretmenlerimizi gelip dinleyebilir mi, aydınlarımızı gelip dinleyebilirler mi, onların düşüncelerini en azından duyabilirler mi diye? Evet dediler haber verdik ama Milli Eğitim Bakanlığından kimse gelmedi diye. Bu da o bakanlığın aslında bugün için milli olmadığını gösterir. Farklı düşünceye inanmadığını gösterir. Bir dayatma kültürüyle eğitim yapacağını düşünür.

Konya’daydım, 1889 yılında kurulan lise yani 100 yıllık bir okul. Nitelikli okul değil, nitelikli okul kapsamından çıkarılmış. 100 yıllık bir birikime en azından saygı gösterilir. Turgut Özal da oradan mezun olmuş, pek çok aydın o okuldan mezun olmuş. Aydınlar lisesi yapmışlar orada, şairler var, yazarlar var, örneğin Tarık Buğra gibi. Ama bu okul şu anda Milli Eğitim Bakanlığının gözünde niteliksiz okul. Konyalılar isyan ediyorlar, Konyalılar isyan ederler tabi niye isyan etmesinler? Oylarını verdiler, onlar da Konyalılara ihanet ediyorlar bu kadar açık yani. O zaman demokrasilerde yapmanız gereken nedir? Onlar sizin beklentilerinize ve sizin çocuklarınızın iyi eğitim almasını istemiyorlarsa tercihinizi değiştireceksiniz, olay bu kadar basittir.

Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun diyorum arkadaşlar.



CHPnet

SİTELERİ