CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, GAZİANTEP GAZETECİLER CEMİYETİNİ ZİYARET ETTİ  
30.05.2018
11589
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, GAZİANTEP GAZETECİLER CEMİYETİNİ ZİYARET ETTİ

(30 MAYIS 2018)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:
- "Medyanın bağımsızlığı ve özgürlüğü açısından yapılması gerekenler var. Bunlardan birincisi, özellikle yerel medyanın desteklenmesi gerekiyor"
- "Medya çalışanlarının kesinlikle sendikalı olması lazım çünkü medya çalışanı aynı zamanda medya patronuna karşı da bağımsız olmalıdır"

Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Gaziantep Gazeteciler Cemiyetini (GGC) ziyaretinde şöyle konuştu:

 

Güzel bir konuşma yaptınız, etkili bir konuşma yaptınız, size yürekten teşekkür ederim. Medyanın önemini hepimiz biliyoruz, çağdaş demokrasilerde medya dördüncü güç olarak adlandırılır. Yani yasama, yargı ve yürütmeden sonra dördüncü güç medyadır. Medya kamu görevi yapmaktadır. Medya kamunun aydınlanması ve bilgilenmesi için vardır, medyanın varlık nedeni budur. Medyanın varlık nedeni güce teslim olmak değil, gücü denetlemektir. Güce teslim olan medya, medya olmaktan çıkar, sadece gücü temsil eden bir organa dönüşmüş olur. Ama medya gücü eğer yanlışını denetlerse, o zaman medya gerçek anlamda demokratik bir kurum olarak toplumun sorunlarını dile getiren bir organa dönüşmüş olur. Bizim anayasamızda -ki çok önemlidir 28. Maddesi- “Basın hürdür, sansür edilemez” der gayet açık, gayet net. “Basın hürdür sansür edilemez.” Ama bugün geldiğimiz noktada, basının hür olduğu ve sansür edilmediği gibi bir gerçekle karşı karşıya değiliz. Tam tersine, farklı bir gerçekle karşı karşıyayız. Basın büyük baskı altındadır, basın mensupları büyük baskı altındadır. Bizi derinden üzen temel nokta ise, 20 Temmuz darbesinden sonra çok sayıda gazetecinin hapse atılmış olmasıdır. Bunların bir kısmı serbest bırakıldı, bir kısmı hala tutuklu. Gazetecilerin düşüncelerini özgürce ifade edebildikleri bir Türkiye, dünyada demokrasisi gelişmiş bir ülke olarak adlandırılır. Eğer gazeteciler hapisteyse, yazdıklarından ötürü hapistelerse, kalemlerinden ötürü, düşüncelerinden ötürü hapistelerse, o ülkede demokrasiden söz edemeyiz.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, “Medyayı dördüncü güç olarak anayasaya yazalım” diye çok açık ve net bir çağrımız da oldu bütün siyasi partilere. Yasama, yargı ve yürütme var. Dört diyelim ki, milli iradeyi temsil eden, milli iradeyi bir anlamda dillendiren kurumların başında da medya gelir, dördüncü güç olarak medyayı yazmalıyız.

Değerli arkadaşlarım, medyanın dördüncü güç olması halkı doğru bilgilendirmesine bağlıdır, gücü denetlemesine bağlıdır. Gücün yanlışını kamuoyuna aktarmasına bağlıdır. Böylece gücün halk için çalışmasını, millet için çalışmasını sağlamış olur. Gücün kamu tarafından kontrol edilmesini de sağlamış olur.

Bu bağlamda, medyanın bağımsızlığı ve özgürlüğü açısından yapılması gerekenler var. Bunlardan birincisi, özellikle yerel medyanın desteklenmesi gerekiyor. Basın İlan Kurumunun bu bağlamda yeniden yapılandırılması gerekiyor. Basın İlan Kurumunda yerel medya temsilcilerinin de olması gerekiyor. Basın İlan Kurumunun vereceği ilan bedellerinin mutlaka ekonominin günlük koşullarına uygun hale getirilmesi gerekiyor. Uzun süredir basın ilan kurumunun fiyatlarının sabit kalmış olması yerel medyada büyük sorunlar yaratmaktadır.

Bir başka önemli nokta, medya çalışanlarının kesinlikle sendikalı olması lazım. Çünkü medya çalışanı aynı zamanda medya patronuna karşı da bağımsız olabilmelidir, haberini özgürce yazabilmeli ve haberinin arkasında durabilmelidir. Neye güvenerek? Sendikasına güvenerek. “Ben doğru bir haber yazdım ve o doğru haberin arkasında duruyorum” diyebilmelidir. Bu özgüveni biz gazetecilere vermek durumundayız.

Tabi normalde yasasına göre tarafsız olması gereken bir başka kurumumuz daha var, adına TRT diyoruz. Ama bugün gördüğümüz tablo özellikle seçimlere gidiyoruz, daha önce referandum sürecinde de olmuştu ve ondan önce de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olmuştu. TRT büyük ölçüde tarafsızlığını kaybetmiş bir kurum olarak karşımızda duruyor. Biz o dönem YSK’ya TRT’yi şikayet etmiştik ve tarihinde en ağır cezaları aldı. Tarafsız olması gereken bir kurumun tarafsız olmadığı bir mahkeme tarafından, bir kurul tarafından, bir yargıçlar heyeti tarafından kabul edildi ve ceza kesildi. Şimdi aynı süreci yeniden yaşıyoruz. Seçime giren adaylar arasında ayrımcılık yapılıyor, bir adaya olağanüstü zaman ayrılıyor, bir adaya kısmen ayıp olmasın diye zaman ayrılıyor, diğer adaylar ise hiç görülmüyor. O adaylar da bu ülkenin adayları, o adayları da destekleyen vatandaşlarımız var ve o vatandaşlarımız da o adayların neler söylediğini duymaya ihtiyaçları var. Bunu yapması gereken TRT’nin tarafsızlığını kaybedip, iktidarın borazanına dönüşmesi kabul edeceğimiz bir uygulama değildir. Bunun hesabının mutlaka verilmesi lazım. İktidar olanlar eğer korkmuyorlarsa, TRT’yi serbest bıraksınlar. Güçlerini devletten alan, yani devletin kurumundan alan bir kişinin Türkiye’yi yönetme şansı yoktur. Özgürlüğe inanıyorsa, demokrasiye inanıyorsa, vatandaş doğruları bilsin, doğruları öğrensin eğer buna inanıyorsa, TRT’ye serbest bırakmalıdır. Yasasında var, tarafsız olması gerekir. Yasasında tarafsızlık yazan bir kurumun tarafsız bir tutum takınmaması, demokrasinin bir ayıbı olarak karşımızda durmaktadır.

RTÜK’ün de yine aynı şekilde denetimlerini objektif yapması gerekiyor. Televizyonlar üzerinde özellikle ağırlıklı bir denetimi var, bu denetimin de objektif yapılması en büyük arzularımızdan birisidir.

Biz Gaziantep’teyiz, gazi kentimizdeyiz, tarihin koktuğu bir kentteyiz, tarihin koktuğu bir kentte bağımsızlık mücadelesinin verildiği bir kentte. Suriyeli kardeşlerimiz var, elbette ki Suriye’deki iç çatışmadan kaçan ve ülkemize sığınan Suriyelilere elbette ki kucak açtık, hiçbir sorunumuz yok orada. Ama Suriyeli kardeşlerimizin Suriye’de çatışma dönemi uzun süredir neredeyse bitti, artık bu kardeşlerimizin kendi ülkelerine dönmeleri lazım. 30 milyar dolar onlar için para harcandı, helali hoş olsun. Bu ülkenin fakiri, fukarası, zengini herkes bir şekliyle buna katkı verdi. Kendi ülkelerine dönmeleri gerekiyor. Ama biz CHP olarak, Ortadoğu’yu aynı zamanda bir barış iklimine dönüştürmek istiyoruz ve bunun için kendi seçim bildirgemizde bir teşkilat kuracağız ve bunun sözünü verdik ve bunu gerçekleştireceğiz. Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı. Bu teşkilatın kurucuları olan 4 ülke söz konusu. Türkiye, İran, Suriye ve Irak, 4 ülke bir araya geleceğiz, ‘Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nı kuracağız. Böylece, egemen güçlerin Ortadoğu’da bu 4 ülkeden bağımsız olarak zaman zaman 4 ülkeyi çatıştıran, zaman zaman barıştıran, politikalarından bağımsız olarak 4 ülke kendileri oturup kendi sorunlarını çözebilecekler. Ben bu 4 ülkenin kendi sorunlarını çözebilme kapasitelerine sahip olduklarına inanıyorum. Dolayısıyla, 4 ülke bir araya geldiği zaman Suriye’de de, Irak’ta da barış olacaktır, İran’la Türkiye arasında, Suriye arasında, Irak arasında bir barış iklimi egemen olacaktır ve insanlar kendi ülkelerinde, kendi topraklarında huzur içinde yaşayacaklardır. Hem ticari ilişkilerimiz, sosyal ilişkilerimiz, kültürel ilişkilerimiz - ki tarihsel derinliği de var-  bütün bunların daha fazla gelişmiş olacaktır. Ortadoğu’da Müslüman kanı akmayacaktır, Ortadoğu’da barış egemen olacaktır, huzur egemen olacaktır. Antepli kardeşlerimiz de rahat edeceklerdir, Urfalı kardeşlerimiz de rahat edeceklerdir. Daha da önemlisi 81 ile dağılmış olan ve bir gelecek kaygısı taşıyan Suriyeli kardeşlerimiz de kendi ülkelerine huzur içinde dönme imkanını bulmuş olacaklardır.

Bunu da bu vesileyle ifade etmek isterim. Gaziantep’te yerleşik olan Suriyelilerin zaman zaman sorun yarattıklarını da biliyoruz ve o nedenle bu sorunu burada dile getirdim, çözümünü de dile getirdim. Sorunun çözümü siyasidir, 4 ülkenin bir araya gelip bu sorunun çözülmesi konusunda ortak politika oluşturmaları, üretmeleri gerekmektedir.

Ben de hepinize yürekten teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum değerli arkadaşlarım.

CHPnet

SİTELERİ