CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, MUDANYA MÜTAREKESİNİN 94’ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİNE KATILDI (11 EKİM 2016)  
11.10.2016
36411
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, MUDANYA MÜTAREKESİNİN 94’ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİNE KATILDI

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa’nın Mudanya ilçesinde, Mudanya Mütarekesi’nin 94’üncü yıl dönümü etkinliklerine katıldı.

Mudanya Mütareke Müzesi’ni ziyaretinin ardından Mütareke Meydanı’nda halka hitap eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "İşi ehline değil de parti yanlılarına teslim edersen, ’Bu, bizim cemaatten, devleti de ona teslim edelim’ dersen, birileri gelir ve böyle darbe yapar. Darbe fırsatçılığına da izin vermememiz gerekir. Biz, hem darbeye, hem diktaya karşıyız. Biz, bütün yurttaşların eşit olduğu tam demokrasiyi savunuyoruz." dedi.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlunun konuşması şöyle: 

Hepinize çok teşekkür ederim. Hava güzel, serin. Güzel bir sonbahar akşamı, Mudanya’da olmaktan, sizlerle beraber olmaktan onur ve gurur duyuyorum.

BİZİM CEBİMİZİ DOLDURMA GİBİ BİR SİYASET ANLAYIŞIMIZ YOK

Çok güzel bir ilçede yaşıyorsunuz. Kardeşçe yaşıyorsunuz, dostça yaşıyorsunuz. Umarım CHP iktidarında Mudanya’daki huzuru bütün Türkiye’ye yaymış oluruz. Bütün Türkiye’den; Hakkâri’den tutun Trabzon’a kadar, Rize’den tutun İzmir’e kadar, İzmir’den tutun Samsun’a kadar, Samsun’dan tutun Tekirdağ’a kadar, Çankırı’dan tutun Çorum’a kadar bu ülkedeki herkesin huzur içinde, barış içinde, kardeşçe yaşamaya hakkı var. Bunu sağlayacak olan tek organ, tek parti vardır, onun adı Cumhuriyet Halk Partisidir. Bunu inanarak söylüyorum. İnanarak ve büyük bir samimiyetle söylüyorum. Çünkü bizim cebimizi doldurma gibi bir siyaset anlayışımız yok. Çünkü bizim köşeyi dönme gibi bir siyaset anlayışımız yok. Bizim siyaset anlayışımızın özünde; insan var, insana saygı var ve insanın sorunlarını çözme var. Biz insanların kimlikleriyle uğraşmayız, biz insanların inançlarıyla uğraşmayız, biz insanların yaşam tarzıyla uğraşmayız, biz insanların var olan sorunlarıyla uğraşırız. Çocuğu işsizse, ona iş bulmak bizim görevimizdir. Yoksulsa, yoksulluğunu gidermek bizim görevimizdir. Biz siyaset anlayışımızı böyle yapacağız. Ve bu siyaset anlayışıyla yola çıktık. Ve bu siyaset anlayışıyla bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; sesimize kulak verin ve göreceksiniz; bu ülkeyi huzura, bu ülkeyi barışa ancak ve ancak Cumhuriyet Halk Partisi ulaştırabilir. Bu açıdan; burada olmaktan son derece mutluyum.

BURADA İMZALANAN BARIŞ ANLAŞMASI KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN İLK KAPISIDIR

Bu ilçe sıradan bir ilçe değil. Tarihi kökleri olan bir ilçe; az önce müzeyi gezdik, sözleşmenin hangi koşullarda imzalandığını gördük. Burada imzalanan barış anlaşması; Kurtuluş Savaşımızın ilk kapısıdır. O savaş; egemen güçlere burada kabul ettirilmiştir. İlk aşamasıdır. Kapı aralanmıştır artık. Çünkü artık Ankara’yı bütün dünya tanımaktadır. Ankara’yla masaya oturmaktadırlar, İstanbul’daki saltanatı artık onlar da biliyorlardı ki; bir işe yaramaz. İnönü geldi ve İnönü burada oturdu, onlarla uzun pazarlıklar yaptı ve ilk barış anlaşması burada imzalandı. Arkasından Lozan geldi. Lozan’ın önemini hala kavrayamayanlar var. Lozan’ın ne olduğunu bilmeyenler var. Ama onlara hep şunu söyledim. Eğer Lozan’ı öğrenmek istiyorsanız; Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk kitabı var. O kitabın ilk 50 sayfasını okusunlar. Lozan’ın ne olduğunu, o günün şartlarının ne olduğunu çok daha iyi öğrenirler.

CUMHURİYET’İ KURANLARA MİNNET BORCUMUZ VAR

Sevgili kardeşlerim ben size o yılları kısmen anlatayım; Kurtuluş Savaşı yapılmıştır, barış anlaşmaları imzalanmıştır. Bütün egemen güçler Türkiye’yi tanımıştır. Ankara’daki hükümeti tanımıştır. İnönü de, Kazım Karabekir de, Mustafa Kemal Atatürk de aslında birer Osmanlı paşasıdırlar. Filistin’de çarpışmışlardır, Yemen’de, Libya çöllerinde ve bakmışlar ki; Osmanlı, halife bu ülkeyi yönetemiyor ve batıyor ve demişler ki, öyle bir devlet kuralım ki geçmişte yapılan hatalardan ders alsın ve güçlü bir hükümet, güçlü bir devlet kuralım. Adına; Türkiye Cumhuriyeti demişler. Hilafeti kaldırmışlar. Ama hiçbirisi ekonomi bilmiyor. Ekonominin ne olduğunu dahi bilmiyorlar. Çünkü hepsi savaş meydanlarından gelmişler. Ama Mustafa Kemal’in söylediği çok ama çok önemli bir cümle var. Diyor ki Mustafa Kemal Atatürk; “Savaş meydanlarında kazanılan zaferler, ekonomik zaferle taçlandırılmadıkça ülke bağımsızlığını koruyamaz.” Hani ‘Osmanlı, Osmanlı’ diyorlar ya; o Osmanlı şeker üretemiyordu, bez üretemiyordu, çimento üretemiyordu, toplu iğne üretemiyordu. Erkeklerde okuma yazma oranı yüzde 8, kadınlarda okuma yazma oranı; binde 8. Böyle bir Cumhuriyeti yeniden inşa ettiler. Falih Rıfkı Atay anılarında yazar, der ki; “Cumhuriyet’i kurmuşuz, okuma yazma bilen yok. Devlete memur yapacağımız kimse yok. Çünkü memur yapmamız için okuma yazma bilmesi lazım. Giderdik, tren istasyonunda beklerdik. Eğer fötr şapkalı birisi inerse, derdik ki bu kesin okuma yazma biliyor, gidip buna devlet memuriyeti teklif edelim, gelip devlette memur olsun diye.” Cumhuriyet böyle kuruldu arkadaşlar. Acıyla, kanla, gözyaşıyla, güçle, imanla, takatle kuruldu Cumhuriyet. Öyle Cumhuriyeti birisi bize altın tabak içinde vermedi. O Cumhuriyet ne yaptı biliyor musunuz, onlar ne yaptılar biliyor musunuz? Cumhuriyet kurulduktan 6 ay sonra şeker fabrikasının temeli atıldı. Nazilli’de, Malatya’da Anadolu’nun dört bir tarafında fabrikalar kuruldu. Fabrika kurmak ne demektir biliyor musunuz, o dönemde Malatya’da? Malatya’ya ilk kez bir üniversite mezunu gidecek demektir. Park var demektir, fabrika var demektir, yüzme havuzu var demektir, sinema salonu var demektir, Malatyalı bununla tanıştı, Uşaklı bununla tanıştı, Nazilli bununla tanıştı, Adanalı bununla tanıştı. Her tarafta uygarlık aşama aşama gitti. 1925, Kayseri’de Uçak fabrikasının temelini attılar. 1925, toplu iğne üretemeyen Türkiye kendi uçak fabrikasının temelini attı. 9 yıl sonra- 1934 - Kayseri’den kalkan ilk uçak Ankara’ya indi. Kendi uçağımızı yaptık. Ve Türkiye 1940’lı yıllarda uçak ihraç eden bir ülkeydi. Kendi paramız, Osmanlı’yı övenleri merak ediyorum, ya sen kendi paranı dahi basacak bankaya sahip değildin! Osmanlı bankası vardı, adı Osmanlı ama kendisi Osmanlı değildi. Bir Fransız bankasıydı. Parayı onlar basardı ama Mustafa Kemal ve arkadaşları dediler ki; “Hayır! Biz mademki bağımsız bir ülkeyiz, kendi Merkez Bankamızı kuracağız.” Ne zaman? 1930 yılında kurdular. Ve kendi paramızı basan bir Cumhuriyet olduk. Onun için Cumhuriyet kolay değil. Bütün bunlar yapıldı. Kilometreden de vazgeçtik, bir metrelik milli demir yolumuz yoktu. Bütün demir yollarını millileştirdiler ve Türkiye’yi demir ağlarla ördüler. Daha büyük bir şey yaptılar; Osmanlı’nın borçlarını reddetmediler, son kuruşuna kadar Osmanlı’nın borcunu ödediler. Okul yaptılar, üniversite yaptılar, hastane yaptılar, fabrikalar yaptılar, camileri onardılar. Her inanca saygı gösterdiler. Okuma yazması olmayan Anadolu’ya, Elmalılı Hamdi Yazır’a, Mustafa Kemal Atatürk kendi cebinden Kur’an tefsirini yazdırdı, bizim insanımız Kur’an’ı okusun ve anlasın diye. Şimdi kalkıp onun aleyhine neler ama neler söylendi. İnsanda biraz vidan, insanda biraz ahlak olur. O nedenle Cumhuriyet’i kuranlara karşı bizim minnet borcumuz var.

TARİHİNİZİ İYİ BİLİRSENİZ, GELECEĞİNİZİ ÇOK İYİ İNŞA EDERSİNİZ

2.Dünya Savaşı… 2.Dünya Savaşında kızarlar; vay efendim İnönü vardı! Evet. Ekmeği karneye bağladı. 2.Dünya Savaşında ekmeğin karneye bağlanmadığı bir ülke var mı? Fransa mı, İtalya mı, Japonya mı? Her yerde ekmek karneye bağlandı. Ne için karneye bağlandı? Birisi gelip fırını kapatmasın diye. Herkes gidip oradan en azından evine ekmek götürsün diye. Gerçekleri çarpıtarak, sanki bugünkü şartlar var ve ekmek karneye bağlanmış gibi, yok böyle bir şey. O nedenle tarihi bilmek çok önemlidir. Tarihi bilmek neden önemli biliyor musunuz? Aynı hataları tekrar etmemek için tarihi bilmek çok önemlidir. Tarihinizi çok iyi bilirseniz, geleceğinizi çok iyi inşa edersiniz. Çünkü aynı hatalara düşmemiş olursunuz. O nedenle tarih bilgisinden yoksun olanların devletin üst makamlarına oturmaları ayıbın ötesinde, daha ayıbı kendi tarihini öğrenmemek gibi bir gafletin içinde olmalarıdır. Kendi tarihini öğrenecek, bilecek kendi tarihini. Yanlışımız varsa elbette sağlıklı bir eleştiriye hiçbir zaman niye eleştiriyorsunuz, demedik? Ama olayı saptırmamak gerekiyor. Doğruları konuşmamız gerekiyor. Ve bütün bunlar yapılırken ne oldu biliyor musunuz? Dört kez yüce divana dosya gönderdiler. Yolsuzluk yapma iddiaları vardı ve dört bakanı yüce divana gönderdiler, “Biz yolsuzluklara tahammül edemeyiz, her kuruşun hesabını vereceğiz biz bu millete” dediler. Osmanlı’nın son kuruşuna kadar borcunu ödeyen o insanlar ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk öldüğü zaman bütün mal varlığını, Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşlarına bağışladı. Onun serveti yok. Onun eğer bir serveti varsa; onun serveti bizleriz. Onun düşüncesini, çağdaş uygarlığa Türkiye’yi taşıyacak olan, onun düşüncesini taşıyacak olanlar bizleriz. O nedenle bu ilçe sıradan bir ilçe değildir. Sıradan bir yerde yaşamıyorsunuz. Tarihin belleğini çok iyi bilmek zorundayız ve çocuklarımıza da bunu çok iyi anlatmak zorundayız. Tarihimizi bileceğiz ki geleceğimizi sağlıklı inşa edelim.

TARİH BİLMEDEN TARİH ELEŞTİRİYOR

Kavgadan uzak duralım. İnönü’ye birisi sormuş; sen demiş, bizi ekmeksiz bıraktın demiş, ekmeği karneye bağladın, İnönü’nün verdiği tarihi bir cevap vardır; “Evet, ekmeği karneye bağladım ama sakın unutma hiçbir çocuğu yetim bırakmadım, babasız bırakmadım” demiş. Çünkü onlar savaşın ne olduğunu biliyorlardı, savaşın ne olduğunu! Buyurun bakın şimdi Suriye’ye kahraman kesilenlere bakın, Süleyman Şah Türbesini bile kaçırdılar. Kendi topraklarımızdan kaçırdık. O topraklar bize aitti. Yaptığına bakmıyor, tarih bilmeden tarih eleştiriyor. Benim ağrıma giden o. Hani bir adam tarihi bilmez ama tarihi bilenden öğrenir. Çağırır üç tane, beş tane, on tane tarihçi ‘nedir bu olay’ diye, bilgi sahibi olur. Çünkü bir insan her şeyi bilmez, bilemez de zaten. Ama bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır. Öğreneceksin, soracaksın, konuşacaksın. Bakın ben özellikle son haftalarda devlette liyakat sisteminden söz ederim. Ben hâkim olamam, çünkü hukuk fakültesinden mezun değilim. Ben doktor olamam, çünkü tıp fakültesinden mezun değilim. Ben dişçi olamam, dişçilik fakültesinden mezun değilim. Eczacı olamam, eczacılıktan mezun değilim. Ama ben maliyeciyim. Maliyeyi çok iyi bilirim, ekonomiyi çok iyi bilirim. Ama tıp konusunda bir şey olursa o işin uzmanını davet ederim, onun bilgisini alırım. Liyakat budur. İşi ehline teslim etmektir liyakat.

MASUM İNSANLAR HAPİSLERE ATILIYOR

İşi ehline değil de, parti yandaşına teslim edersen, bu bizim cemaatten devleti de ona teslim edelim dersen, birileri gelir işte böyle darbe yapar. Darbe yapar diyorum ama darbe fırsatçılığına da bizim izin vermememiz gerekir. Biz hem darbeye karşıyız, hem diktaya karşıyız. Biz neyi savunuyoruz? Tam demokrasiyi savunuyoruz. Bütün yurttaşların eşit olduğu tam demokrasi. Gazetecileri hapse atarsanız, yazarı, çizeri hapse atarsanız, üniversitede hocayı hapse atarsanız bunlar doğru olmaz. Bunlar Türkiye üzerine karanlık bir gölge düşürür ve biz demokrasiyi kimseye anlatamayız. Masum insanlar hapislere atılıyor. Bugün söyledim. Efendim diyorlar ki, ‘CHP mağdur edebiyatı yapıyor.’ Şunu söyledim, “16 günlük bir çocuğu eğer sen anneden ayırıyorsan ve ben onu dile getirdim diye sen bana mağdur edebiyatı yapıyor diyorsan, evet kardeşim ben mağdur edebiyatı yapıyorum. 16 günlük bir çocuğu anneden ayırmaya benim vicdanım elvermiyor. Okulunda derse giden öğretmeni sen kapının önüne koyarsan; benim vicdanım buna el vermiyor. Bunlar doğru değil. Gazeteciyi hapse atarsan; benim vicdanım elvermiyor.” Bugün bakın hapisteki gazetecilerin tamamı, hiçbirisi belki hayatında bir cümle bile CHP lehine yazmış değildir. Ama ben onların hakkını savunuyorum, neden? Çünkü ben demokrasiyi savunuyorum. Elbette bizi eleştirebilirler, demokrasiyi savunuyorum ben. Demokrasiyi savunacağız. İnsan haklarını savunacağız. Bir başka kişi benim gibi düşünmeyebilir. Ama benim gibi düşünmüyor diye benim onu hapse atmam doğru olmaz. Farklı düşünceler her zaman zenginliktir. Zenginlik olarak kabul ederiz farklı düşünceleri. Anlatırım Heper örnek veririm; orta çağda bir adam çıkmış demiş ki; dünya yuvarlaktır. Vay sen misin dünya yuvarlak diyen? Engizisyon mahkemesine çıkarmışlar; seni yakacağız diye. Ne için? Sen dünya yuvarlaktır dedin. Çünkü dünya, bütün herkes dünyanın düz olduğuna inanıyor. 21. Yüzyıldayız. Dünya düz mü yuvarlak mı hiç tartışmıyoruz bile. Çünkü hepimiz de biliyoruz ki dünya yuvarlaktır. Demek ki neymiş, bir kişinin aykırı düşüncesine milyonlar karşı çıkmış ama bugün milyarlar o insanın hakkını teslim ediyor. O nedenle aykırı düşünceden korkmamak lazım. Korkmayacağız, ister katılırız, ister katılmayız. Ve kadın erkek eşitliğinden korkmayacağız. Kadını ikinci sınıf yurttaş sayan bir zihniyeti bu topraklardan atmamız lazım. Kadın baş tacıdır. Hem yeri geldiğinde diyoruz ki; ‘efendim cennet anaların ayaklarının altındadır’, cennet anaların ayakları altındaysa bu kadın niye ikinci sınıf vatandaş? Neden ikinci sınıf vatandaş?

KADINLARIN YÜZÜ GÜLÜYORSA O ÜLKEDE HUZUR, BARIŞ, KARDEŞLİK VARDIR

Sizinle bir sırrımı paylaşayım; sakın kimseye söylemeyin. Bir ülke acaba mutlu mu, bir ülkede huzur var mı, bir ülkede barış var mı, bunu anlamanın tek bir yolu vardır. Eğer o ülkede kadınların yüzü gülüyorsa; o ülkede huzur vardır, o ülkede barış vardır, o ülkede kardeşlik vardır. O nedenle kadınlara önem veriyoruz, kadın erkek eşitliğine önem veriyoruz. Söyledim; güzel bir gündeyiz, güzel bir akşamdayız. Bundan sonra ben bir toplantıya gideceğim. Yarın Bursa’da toplantı var. Sonra İnegöl’de toplantı var. Emin olun bu ülke için, güzel insanlarım için ben her dakika her saniye çalışıyorum. Çalışmaktan da büyük bir keyif alıyorum. Çünkü insana hizmet kadar değerli ve onurlu bir şey yoktur. Bu değeri ve onuru teslim etmemiz lazım.
Mağdurlar çok fazla, 1 milyonu aşkın mağdur var. Bize “Mağdurların hakkını niye koruyorsun?” diyorlar. Zalimin zulmüne karşı duracağız. Mazlumun yanında olacağız, zulme meyil etmeyeceğiz biz. Evet yeri ve zamanı geldiğinde direne direne kazanacağız. Haklı davamızı sürdüreceğiz. Demokrasi için, kadın erkek eşitliği için, özgürlükler için, hapiste lüzumsuz, gereksiz yere zulüm altında yatan gazeteciler için, yazarlar için, üniversite hocaları için, er ve erbaşlar için. Kadınlar askerlik yapmaz ama erkeklerin tamamı askerlik yapar. Komutan ne talimat verirse er ve erbaşlar da ona uyarlar. Sürün derler sürünür, kalk derler kalk, içtima derler içtimadadır. Yürü der yürür, dur der durur. Darbe gecesi er ve erbaşlara astsubaylara çıkın dışarı demişler, bunlar da çıkmışlar. Şimdi sen komutanları bırakmışsın, er ve erbaşları hapse doldurmuşsun. Olmaz. Bombalayanı bul getir kardeşim hapse atıyorsan. Meclisi bombalayanı getir hapse at. Er ve erbaştan ne istiyorsun sen? Takipçisiyim. O gece linç edilen erler var; takipçisiyim. O erlerin hakkını savunacağım, o erlere sahip çıkacağım, onların ailelerine sahip çıkacağım ben. Ben bütün mağdurlara sahip çıkacağım. Yer bilsin, gök bilsin sahip çıkacağım.
Evet; hep beraber, hepimiz Kurtuluş Savaşını gerçekleştiren komutan, büyük komutan Mustafa Kemal’in elbette askerleriyiz. Onun düşüncelerini elbette çağlara taşıyacağız. O sadece bizim gözümüzde büyük bir lider değil. Bütün dünyanın gözünde büyük bir liderdir. Onu herkes biliyor, herkes tanır. Düşmanları bile Mustafa Kemal’e saygı göstermişlerdir, önünde saygıyla eğilmişlerdir. Ama Mustafa Kemal Atatürk İzmir’e indiğinde, ayaklarına Yunan bayrağı serildiğinde “Kaldırın bu bayrağı, bu bir ulusun bayrağıdır, o ulusa biz hakaret edemeyiz” demiştir. Bu kadar büyük bir insandır. Mustafa Kemal’i bilenlerin zaten, bizim bugün neler yaptığımızı anlamaları gerekir. Ve anlamamaları gerekir. O nedenle biz bütün bu gerçekleri biliyoruz.
Bakın size bir örnek olay daha anlatayım; İsrail’de bizim büyükelçimizi çağırdılar, bizim büyükelçimize küçük bir tabure verdiler, kendileri koltukta oturdular ve bu fotoğrafı bütün dünyaya servis ettiler. Yani Türkiye’yi aşağıladılar. İnönü’yü sevmiyorlar ya, İsmet İnönü ne yaptı? Lozan’a gidiyor, salona giriyor, bakıyor ki bütün komutanlara ya da devlet adamlarına ya da müzakereye gelenlere tek tip koltuk verilmiş, ama bunun koltuğu daha küçük ve başka bir koltuk, soruyor bu kimin koltuğu? Siz oturacaksınız. Niye diğer koltuklar gibi değil bu koltuk diyor? Bulamadık diyorlar, bizim oturacağımız koltuklar gibi sana bir koltuk bulamadık. İnönü salonu terk ediyor. Nereye gidiyorsun diyorlar? Yeni bir koltuk buluncaya kadar ben bu toplantıya gelmeyeceğim diyor. Yaptıklarına bakın, onların yaptıklarına bakın. Bir koltuğu dahi bir ulusun onuruyla eşleştiriyor. Sen eğer farklı bir koltukta oturuyorsan, beni de farklı bir koltuğa oturtuyorsan, ben seninle eşitim ve seninle oturmuşum masaya müzakere yapıyorum. Sen beni 2. Sınıf ulus sayamazsın diyor. Ama İsrail’e gittiler, küçük koltukta oturdular, sesleri çıktı mı? Gıkları bile çıkmadı, sesleri bile çıkmadı. Onun için biz bunları çok iyi biliyoruz ama bütün halkımın da bilmesini isterim, bütün milletimin bilmesini isterim. Biz inancı ne olursa olun, kimliği ne olursa olsun ve yaşam tarzı ne olursa olsun herkesi kucaklıyoruz. Herkese eşit davranıyoruz, herkes sorununu gelip rahatlıkla bize anlatabiliyor. Çünkü biliyorlar ki; Cumhuriyet Halk Partisi varsa herkes için var. Cumhuriyet Halk Partisi bir grup için değil herkes için var. Bu güzel ülkeyi yaşatmak, bu güzel ülkeyi büyütmek, çocuklarımıza iş bulmak, aş bulmak hepimizin ortak görevidir.

BİZ KUL HAKKI YEMEYİZ

Belediye başkanlarıma hep şunu söyledim: Seçildiğiniz andan itibaren, bütün vatandaşlara eşit davranacaksınız. Bizim partiden, diğer partiden ayrımını yapmayacaksınız. Herkese eşit, herkese dürüst davranacaksınız ve harcadığınız her kuruşun vergisinin hesabını belde halkına vereceksiniz. Çünkü bizim bir geleneğimiz var ve bir inancımız var. Biz kul hakkı yemeyiz. Biz herkese saygı gösteririz. Belediye başkanımız sizlere hizmet ediyor, il başkanımız, ilçe başkanımız da burada. İlçe başkanımız bir kadın biliyorsunuz. Evet. Siyasette kadınların daha fazla yer almasını istiyorum. Daha fazla gelin, daha fazla üye olun. Erkek egemenliğini kıralım, kadınlar biraz daha siyasette önde olsunlar. Bursa’da zaten kadın milletvekillerimiz var. Onlarla gurur duyuyoruz. Tabi diğer milletvekillerimizle de gurur duyuyoruz. Hep birlikte çalışıyorlar, emek harcıyorlar ve gerçekten de bugün her derdi olan-sadece Bursa bağlamında söylemiyorum- Genel Başkan Yardımcısı arkadaşım her derdi olanı dinleyip, sorunların çözüm üretiyor, Lale Hanım’ı o açıdan yürekten kutluyorum. Efendim sağ olun, var olun. Hepinize şükran borçluyuz. Günümüz kutlu olsun, Cumhuriyet’imiz kutlu olsun, Mustafa Kemal’e, İnönü’ye silah arkadaşlarına Allah’tan rahmet diliyoruz. Onları şükranla anıyoruz. Anacağız, anmaya devam edeceğiz. Biz bu güzel ülkede birlikte, huzur içinde yaşamak istiyoruz.
Hepinize selamlar, saygılar sunuyorum.

Konuşmanın ardından Mudanya Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz, Kılıçdaroğlu’na ilçedeki kadınlar tarafından el emeğiyle yapılmış hediyeler sundu.



CHPnet

SİTELERİ