CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU SAKARYA’DA KADINLARLA YÜRÜDÜ, KENT MEYDANI TOPLANTISINDA KONUŞTU  
08.03.2017
36503
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU SAKARYA’DA KADINLARLA YÜRÜDÜ, KENT MEYDANI TOPLANTISINDA KONUŞTU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Anayasa değişikliği, sadece benim değil, sadece sizin de değil, 80 milyonun anayasası olacak. Bu anayasanın demokratik olması, bizim haklarımızı güvence altına alması lazım." dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "8 Mart 5 Bin Kadın Buluması" sonrasında Sakarya’da kadınlarla birlikte yürüdü ve Kent Meydanında Atatürk Anıtına çelenk bıraktı.

Genel Başkan Yardımcıları Bülent Tezcan, Çetin Osman Budak, Tekin Bingöl, Milletvekilleri Gürsel Tekin, Enis Berberoğlu, Engin Özkoç ve Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse de yürüyüşe katıldı.

Yürüyüş sonrası "Kent Meydanı Toplantısı"nda konuşan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi:


 

Bugünün anlamına uygun kısa bir konuşma yapacağım. Hepimiz dünyanın en güzel ülkelerinden birisinde yani Türkiye’de yaşıyoruz. Denizimiz var Allah’a çok şükür, ovamız var, yaylalarımız var, her şeyimiz var, dağlarımız var, taşlarımız var, güzel insanlarımız var. Biz kendi ülkemizde insanca, kardeşçe yaşamak istiyoruz. Kendi ülkemizde herkesin işi, herkesin aşı olsun istiyoruz. Kendi ülkemizde benim gibi düşünmeyen insanlarında özgürce düşüncelerini ifade edebilecekleri bir Türkiye istiyoruz. Onun için diyoruz ki, demokrasi kendimizi ifade etmenin en güzel yoludur, en güzel yöntemidir. Ben farklı düşünebilirim, bir başka kardeşim farklı düşünebilir. Ama bir arada aynı topraklarda, aynı ovalarda, aynı köylerde, aynı şehirlerde yan yana gelmeliyiz, konuşmalıyız, düşüncelerimizi birbirimize aktarabilmeliyiz. Kimseyi düşüncesinden ötürü, kılığından, kıyafetinden ötürü, inancından ötürü, yaşam tarzından ötürü ötekileştirmemeliyiz. Bu ülkede yaşayan 80 milyon vatandaşın hangi partiye üye olursa olsun veya partisiz olsun 80 milyon vatandaşın benim başımın üstünde yeri var. Önce bunu ifade etmek isterim.

Bizi ayrıştırmak istiyorlar, bizi bölmek istiyorlar, bizi kutuplaştırmak istiyorlar, bizi oturalım kavga edelim diyorlar ve bizi bu yola teşvik etmek istiyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar kavga etmeyeceğiz, ne yaparlarsa yapsınlar kutuplaşmayacağız, ne yaparlarsa yapsınlar bir arada birliğimizi koruyacağız.

Bugün kapalı spor salonunda kadın kardeşlerime seslendim. Onlar ne dediklerimi gayet iyi biliyorlar. Dilimizi annemizden öğrendik, türkülerimizi annemizden öğrendik, sevgiyi annelerimizden öğrendik, kimseye kötülük yapmamayı annelerimizden öğrendik, insana saygı duyulması gerektiğini annelerimizden öğrendik. O nedenle söyledim yine söylüyorum aramızda çok sayıda anne var bütün annelerin ellerinden öpüyorum. Bir anayasa değişikliği önümüze gelecek, sandığa gideceğiz. Bu bir seçim değil önce onu söyleyeyim. Bakın, şu meydanda partinin bayrağı yok, bu otobüste partinin Altıoku yok. Ama biz sadece ve sadece Türk bayraklarımızı taşıyoruz. Çünkü bir anayasa değişikliği öngörülüyor. O anayasa değişikliği sadece benim değil, sadece sizin de değil 80 milyonun anayasası olacak. Bu anayasanın demokratik olması lazım, bu anayasanın bizim haklarımızı güvence altına alması lazım. Bu anayasanın tek adam anayasası olmaması lazım. Teklik sadece ve sadece Allah’a mahsustur. Başka kimse ben tekim, tek adamım dememeli, diyememeli zaten. Bununda altını çizeyim.

Şimdi getiriyorlar bir anayasa değişikliği. Allah aşkına bu anayasa değişikliği işsizlik sorununu çözecek mi? Terör olayını çözecek mi? Ekonomideki istikrarsızlığı çözecek mi? Çiftçinin sorununu çözecek mi? Esnafın sorununu çözecek mi? Kadın cinayetlerini çözecek mi? O zaman soru şu; siz bu anayasa değişikliğini niye getiriyorsunuz? İşsizlik sorununu çözmüyor, ekonomideki istikrarsızlığı çözmüyor, esnafın sorununu çözmüyor, üniversitelerin sorununu çözmüyor, çiftçinin sorununu çözmüyor, sanayicinin sorununu çözmüyor. O zaman bu anayasa değişikliği niye geliyor? Ben size söyleyeyim niye geldiğini.

Bir; bu Ankara’da oturan beyler var ya bu beylerin 18 yaşını dolduran çocukları var. Bunların hiç askere gitmemesi lazım, yetmiyor ayrıca milletvekili olmaları lazım, yetmiyor iki yılda emekli olmaları lazım, yetmiyor ayda en az 13 bin lira emekli aylığını almaları lazım. Bunun için geliyor. Evet diyor musunuz? Benim vicdanımda, inancımda buna evet demiyor.

Sonra milletvekili sayısını 550’den 600’e çıkarıyorlar. Gözünüz aydın 550’nin maaşını ödüyordunuz şimdi 600 kişinin maaşını ödeyeceksiniz. 600 milletvekili ne yapacak mecliste? Niye çıkıyor 600’e, hangi gerekçeyle 600’e çıkıyor? 18 yaşını aşmışların dışında birde bazı dostları var onları da meclise getirmek istiyorlar. 2 yıl sonra emekli olsunlar, 3,5 milyon emekli emekli aylığıyla geçinemiyor yeni adamlar getirecekler milletvekili ayda 13 – 14 bin lira maaş verecekler emekli aylığı alacak. Buna evet diyor musunuz? Vallahide, billahi de bende evet demiyorum. Zaten olacak şey değil. Buna hep beraber hayır diyeceğiz. Hayırlı bir iş yapmış olacağız. Bunun siyasi partilerle ilgisi yok. Bunun A partisi, B partisiyle de ilgisi yok. Bu 80 milyon vatandaşımızı ilgilendiriyor, beni de ilgilendiriyor, sizi de ilgilendiriyor, bir başkasını da ilgilendiriyor.

Bakın şimdi size bir soru soruyum, bir sır veriyim, kimse duymasın ama. Bu başkan yardımcılarının sayısı kaç olacak bilen var mı? Allah aşkına bilen var mı? Bilmiyor musunuz? Vallahi bende bilmiyorum. Çünkü tamamen başkanın takdirine bağlı, isterse 1000 tane yapar, isterse 10 bin tane yapar, ister 500 tane yapar canı ne kadar istiyorsa. Buna evet diyecek misiniz? Vallahi bende aynen sizin dediğiniz gibi hayır diyorum böyle bir şey olmaz.

Yine size bir soru daha. Başbakanlık kalacak, aslında biz Binali Yıldırım için çalışıyoruz. Sayın Binali Yıldırım Başbakanlık koltuğunda kalsın diye. Başbakanlığı niye kaldırıyorlar? Yine bir şey söyleyeyim aramızda kalsın, Allah aşkına bakan sayısını bilen var mı? Kaç bakan olacak bilen var mı? Tamamen başbakanın takdirine bağlı. İsterse 50 bakan, isterse 100 bakan, isterse amcasının oğlunu bakan yapar, isterse dayısının oğlunu başkan yardımcısı yapar. Kimisi istiyorsa niteliklerini başkan belirleyecek. Siz buna evet diyor musunuz? Vallahi bende hayır diyorum. Böyle bir adaletsizlik olmaz, böyle bir şey olamaz.

Peki bir şey daha soruyum. Aramızda muhtar var mı bilmiyorum. Başkan diyecek ki bir gün canı sıkıldı ya ben bu muhtarlıkları kaldırıyorum diyecek. Bazı muhtar arkadaşlar diyor ki, olur mu muhtarlıklar kapatılır mı? Başkanda şöyle diyecek, ya ben koskoca TBMM’yi kapatma yetkisini aldım senin muhtarlığını mı kapatmayacağım diyecek. Anlıyorsunuz değil mi gelen düzenlemeyi? Siz vatandaş olarak sandığa gidiyorsunuz milletvekillerini seçiyorsunuz, Ankara’ya meclise gönderiyorsunuz. Diyorsunuz ki, sevgili milletvekilleri bir araya gelin, oturun konuşun vatandaşın derdini çözün. Sonra bir gün birisi çıkıyor diyor ki, bir dakika arkadaşlar, bunu da kimse duymasın. Başkan diyor ki, bu sabah kalktım bu meclisi ben feshedeceğim ve sadece bir kararname resmi gazetede yazılıyor, gönderiyor TBMM’yi feshettim yeniden seçimlere gidiyoruz diye. Şimdi, sizin oy verip gönderdiğiniz, yani sizin iradenizi bir kişinin feshetmesini veya bir kişinin kabul etmemesini kabul ediyor musunuz? Vallahi bende kabul etmiyorum. Çünkü bu yetki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bile verilmedi. O dönem 1924 anayasası görüşülürken Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e meclisi fesih yetkisi verelim diyorlar. İki genç milletvekili, birisi Mahmut Esat Bozkurt, diğeri Saruhan yani şimdiki Manisa milletvekili, iki milletvekili çıkıyor kürsüye diyorlar ki, Gazi Paşa’yı seviyoruz, bu memleket için neler yaptığını da çok iyi biliyoruz, kendisine saygımızda var ama bizi buraya Gazi Paşa değil, millet gönderdi bizi buraya. Millet gönderdiyse Gazi Paşa TBMM’yi feshedemez diyor ve feshedilmiyor. Şimdi biz bu yetkiyi kalkıyoruz bir adama veriyoruz. Sen diyoruz istediğin zaman meclisi feshet. Olur mu? Vallahi olmaz, doğru değil.

Şimdi geliyorum işin özetine. Benim sorumluluğum var, vatandaş olarak sorumluluğum var. Ayrıca siyasi parti üyesi olarak da sorumluluğum var. Ama her birimizin tek tek sorumluluğu var. Vatandaşlarımızın büyük bir kısmı bu anayasa değişikliğinde ne var ne yok bilmiyorlar. Herkes kendine göre bir karar veriyor. Sizden isteğim, bu söylediklerimi tek tek, ev ev, kapı kapı, park, cadde, sokak dolaşıp millete anlatın. Kavga etmeden, huzur içinde, gönül rahatlığıyla anlatın. Çünkü mesele sadece benim meselem değil, mesele Türkiye meselesi, Türkiye’nin geleceği. Evlatlarımız için, bayrağımız için, güzel çocuklarımız için birlikte çalışmak zorundayız ve bunları anlatmak zorundayız. Size şunu söyleyebilirler efendim hayır çıkarsa kaos olur. Hayır çıkarsa ne olacağı belli olmaz gibi laflar söyleyebilirler. Onlara şunu söyleyin, hayır çıktığı zaman Türkiye güzel bir nefes alacak. Hayır çıktığı zaman Sayın Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmaya devam edecek. Hayır çıktığı zaman Sayın Binali Yıldırım Başbakan olarak Başbakanlık koltuğunda ortaya devam edecek. Hayır çıktığı zaman TBMM’de yine 550 milletvekili olacak, yine görevlerini yapacaklar, yine kanun çıkaracaklar bir sorun olmayacak. Peki evet olursa ne olacak? Her evet oyunun vebali vardır. Bakın çok açık ve çok net söylüyorum her evet oyunun vebali vardır. Sevgili anneler, siz nereye gittiği belli olmayan bir arabaya çocuklarınızı bindirir misiniz? 80 milyon vatandaşı nereye gittiği belli olmayan bir yere bindiriyorlar. Türkiye’nin sonu ne olacak? Bir kişi karar verecek. Ya yanlış yaparsa? Hata insana mahsus değil mi? Beşer şaşar demiyor muyuz? Peki bir kişi hata yaptı Türkiye’yi savaşa soktu nasıl düzelteceğiz? Bedelini kim ödeyecek? Bizlerin çocukları ödeyecek bedelini. O nedenle sorumluluk fazla bu işin vebali var.

Sandığa giderken ben şunu söylüyorum, her vatandaşım düşünerek sandığa gitsin, elini vicdanına koysun ve komşusuna danışsın, akrabasına danışsın, bir bilene danışsın nedir, ne değildir otursunlar konuşsunlar, karar versinler ve sandığa öyle gitsinler. Hayırın hayırı vardır, evetin vebali vardır. Eğer olaya böyle bakarsak Türkiye’yi hep birlikte aydınlığa çıkarmış oluruz.

Ben biliyorum Adapazarı’nda yani Sakarya’da iktidar partisinin çok güçlü olduğunu da biliyorum. Ama değerli arkadaşlarım, bu bir iktidar olayı değil, bu bir Türkiye olayı, bu bir siyasi parti olayı değil, bu bir memleket olayı. Dolayısıyla geçmişte A partisine, B partisine, C partisine oy vermiş olabilir vatandaşlarımız, seçim zamanlarında gene gidip oylarını verebilirler hiçbir itirazım yok. Ve ben bugüne kadar neden şu partiye oy verdin diye hiçbir vatandaşıma ne kızdım ne de alınganlık gösterdim. Tam tersine her vatandaşımla oturdum konuştum, sohbet ettim, dinledim bir soru sorduysa bende anlatmaya çalıştım. Şimdi referandum bir seçim değil Türkiye’nin kaderini belirleyecek, ülkemizin kaderini belirleyecek. Sağcısının, solcusunun, ortacısının kaderini belirleyecek. Demokrasi benim için ne kadar zorunluysa benim gibi düşünmeyen insan içinde zorunludur. Bir kişiye yetki verdiniz bir kararname çıkardı dedi ki bütün lokantaları kapatıyorum. Kapatır mı? Kapatır yetki onda çünkü. Bir kararname çıkaracak bütün valilikleri kapatıyorum. Yetkisi var mı? Çıkarsa yetkisi olacak.

O nedenle Türkiye dipsiz bir kuyuya sürüklenmemeli. Oturmalıyız konuşmalıyız bu işin vebalini üstlenmemeliyiz. Ve çocuklarımıza şunu söylemeliyiz. Bizim önümüze böyle bir anayasa değişikliği geldi, bütün yetkileri bir adama verdiler, biz oturduk eşimle beraber konuştuk, gittik hayır oyunu verdik ve Türkiye’nin kurtuluşuna bizde imza attık, bizimde oyumuz var bunun içinde diyebilmeliyiz.

Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun diyorum. 


-SAKARYA ESKİ İL BAŞKANI SELÇUK GEDİKLİ’NİN AİLESİNE TAZİYE ZİYARETİ-

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kent Meydanında yaptığı konuşma sonrasında Sakarya Eski İl Başkanı Selçuk Gedikli’nin ailesine taziye ziyaretinde bulundu. Ziyarette Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç ve Sakarya İl Başkanı Ayça Taşkent de yer aldı.







CHPnet

SİTELERİ