CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, TRABZON’DA DÜZENLENEN İL BAŞKANLARI TOPLANTISINDA KONUŞTU (19 KASIM 2016)  
19.11.2016
65453
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU:
-BAŞKANLIK SİSTEMİNİ BİR ERDOĞAN, BİR DE ÖCALAN İSTİYOR

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Başkanlık sistemini iki kişi istiyor ısrarla, biri içerde, biri dışarıda. Dışarıda olanı biliyorsunuz, Sayın Erdoğan ısrarla başkanlık sistemi olsun diyor. Bütün yetkiler bende olsun diyor. Ben Türkiye’yi yöneteyim diyor. İstediğim gibi yönetirim diyor. Bir tanesi de içerde, o da Abdullah Öcalan. “Ne ev hapsi ne de af. Bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. AKP ile bu temelde başkanlık ittifakına girebiliriz.” diyor. 23 Şubat 2013’te söylediği... Bunlar İmralı Notları diye kitap haline getirildi, devletin de arşivindedir.” dedi.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Trabzon’da düzenlenen İl Başkanları Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:


Değerli arkadaşlarım, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım, sivil toplum kuruluşlarının saygıdeğer temsilcileri; sözlerime Siirt Şirvan’la başlamak isterim. Bir maden kazası, 4 işçimizin cesedine ulaşıldı, diğer işçilere ulaşılmaya çalışılıyor.

İŞ KAZALARINDA AVRUPA’DA BİRİNCİ, DÜNYADA ÜÇÜNCÜYÜZ

Az önce içerde sivil toplum örgütlerinin yöneticileriyle, başkanlarıyla bir sabah kahvaltısı yaptık. Bir sendikacı arkadaşımız iş kazalarında hayatını kaybeden işçilerle ilgili olarak daha yakından ilgilenmemizi istedi. Şu soruyu hep birlikte kendi vicdanımıza sormak zorundayız. Türkiye iş kazalarında neden Avrupa’nın birincisidir? Neden en çok iş kazasında ölümler Türkiye’de oluyor? Avrupa’da birinciyiz, dünyada üçüncüyüz.

KAZA OLDUKTAN SONRA ÖNLEM ALIYORUZ
Nedeni şu değerli arkadaşlarım, aklı başında olan yöneticiler, yani ülkeyi yönetenler geleceği düşünerek karar alırlar. Bir olay var mıdır? Vardır. Nedir iş kazası? Nereye inecek işçi? Yeraltına inecek veya nereye gidecek? 15’inci 16’ıncı, 17’inci katlarda çalışacak. Önlemini alırsınız, bütün eksiklikleri giderirsiniz, sonra işçiye dersiniz ki, arkadaş yeraltında çalışacaksın. Biz kaza olduktan sonra önlem alıyoruz. Aklı başında olan hükümetler kaza gerçekleşmeden önce önlem alıyorlar. Aramızdaki temel farklılık budur. Bu farklılığı bugüne kadar emin olun bu hükümete anlatamadık. Önceden önlem alın, Avrupalı nasıl alıyorsa siz de alın. Japonya nasıl alıyorsa siz de alın. Amerika nasıl alıyorsa siz de alın. Kuralları belli, yazılı kurallar bunlar. Yasalar belli, yönetmelikler belli, talimatlar belli. Niye biz yapıyoruz ve hangi gerekçeyle yapmıyoruz. Kaza oluyor, işçi hayatını kaybediyor hep beraber ağlıyoruz. Avrupalı böyle yapmıyor. Önlemini alıyor. Ondan sonra dersiniz ki ben bütün önlemi aldım ne yapalım artık Allah’tan geldi bu kaza dersiniz. Şimdi biz her şeyi Allah’a havale ediyoruz. Kendi kusurlarımızı bile oraya havale ediyoruz. Bu doğru değil değerli arkadaşlarım.

LAFLA MİLLİYETÇİLİK OLMUYOR
Bugün Trabzon’dayız. Doğu Karadeniz’in kilit illerinden birisindeyiz. Trabzon’un Fatih’ten bu yana önemli bir kent olduğunu bütün dünya biliyor aslında. Yavuz Sultan Selim’in 24 yıl yönettiği Trabzon, Kanuni Sultan Süleyman’ın doğduğu kent Trabzon. Yani Trabzonlu bir Osmanlı padişahı var. O nedenle Trabzonlular sadece kendi tarihleriyle değil, kültürleriyle ve sanatlarıyla da ne kadar gurur duysalar azdır. Ressamları var, romancıları var, şairleri var, ozanları var. Dolayısıyla Trabzon Türkiye’nin bereketli illerinden birisidir.
Aynı zamanda olağanüstü güzel bir coğrafyası var. İki ürünü var fındık ve çay. Çayı Rize’yle paylaşır, fındığı bütün Karadeniz’le paylaşır Sakarya’ya kadar. İki ürün de bu bölge için stratejik üründür. Çünkü iki ürün bu bölgenin temel geçim kaynağıdır. Eğer bir hükümet, yani devleti yöneten bir iktidar bu ürünleri stratejik ürün olarak kabul etmezse o zaman bu iki üründen beklenen geliri bölge halkı almaz. Almazsa ne olur? Çok basit, göç verir. İnsanlar iş için başka yerlere giderler. Trabzonlu kardeşlerim şunu unutmasınlar. Eskiden burası 8 milletvekili çıkarırdı, şimdi 6 milletvekili çıkarıyor neden, ne oldu? Nüfusu mu patladı, sanayisi mi patladı? Tarım çok daha mı gelişti? Fındık, çay üretiminde gerçekten bir dünya markası mı oldu? Hep kaybediyor. Hep kaybeden Trabzon ve hep kaybeden Karadeniz oldu. Ama kaybettirene oylarımızı yine verdik. Şimdi şikayet ediyoruz. Başkasından şikayet edeceğimize önce kendimizi sorgulamamız lazım. Çay üretimi stratejik bir üründür dedim bu bölge için. Gidin Türkiye’nin bir bölgesine tamamı kaçak çayla besleniyor. Yani kaçak çay tüketiliyor. Valisi de kaçak çay içiyor, kaymakamı da, emniyet müdürü de, memuru da, sanayicisi de, işvereni de, esnafı da kaçak tüketiyor. Sonra geliyorlar bu bölgede sizlere nutuklar atıyorlar değil mi ‘çay böyledir, çay şöyledir’ diye. Biz ne diyoruz? CHP iktidarında nerede kaçak çay görsek toplayacağız ve alanda imha edeceğiz. Nokta. Ya kendi ülkemizin çayını tüketiriz ya da hiç tüketmeyiz. Bize göre milliyetçilik budur. Lafla milliyetçilik olmuyor.

NEDEN DÜNYA FINDIK BORSASI TÜRKİYE’DE OLMASIN?
Fındık; az önce içerde yine arkadaşlarımız söylediler. Fındık üretimi var ama beklediğimiz geliri elde edemiyoruz. Düşünün dünyada bir numarasınız, fındık fiyatını Türkiye’nin belirlemesi lazım. Yıllardır bakın, cumhuriyetin neredeyse kuruluşundan bu yana fındık fiyatını Türkiye belirlemez, niçin? Neden dünya fındık borsası Türkiye’de olmasın? Bir malı bir ülke dünyada üretiyorsa o malın fiyatını o ülke belirler. Karadeniz’de neden bir dünya fındık borsası olmaz ve hangi gerekçeyle olmaz? Bir Allah’ın kulu çıkıp bana bunu aklıyla, mantığıyla izah etsin. Ben anlamıyorum. Anlamakta da zorlanıyorum. ‘Fındığımız var’ deniyor, güzel. ‘Ürettik’ deniyor, güzel. Bir sene durumumuz çok iyi, ertesi sene durum felaket. Niye böyle oluyor arkadaşlar? Devleti yönetenler, yani hükümet olanlar neden bu soruna kalıcı bir çözüm üretemiyorlar? Neden fındık üreticisinin alın terini başkalarına peşkeş çekiyorlar? Bunun üzerinde ben düşünüyorum ama kusura bakmayın önce fındık üreticisinin de düşünmesi lazım. ‘Neden ben bu haldeyim?’ diye sorgulaması lazım, hayatı sorgulaması lazım. Allah akıl vermiş aklımızı kullanmamız lazım. Yüce Yaradan da söylüyor kitabında zaten. Aklınızı kullanmıyor musunuz diye soruyor. Aklımızı kullanalım. Benim aleyhime çalışan, benim alın terimi batılılara peşkeş çekene ben oy vermeyeceğim dememiz lazım. Ön yargılarımızdan kurtulmamız lazım. Bunu yapabilirsek bu bölgede gerçekten de fındığı da, çayı da olduğu yere, hak ettiği yere oturtmuş oluruz. İşin özü budur değerli arkadaşlarım.
Tabi Trabzon’un bir başka özelliği daha var. Trabzon’un meşhur bir efsane takımı var Trabzonspor. Kim bunu görmezlikten gelebilir? Evet Trabzonspor Türkiye ligi kupasını Anadolu’ya taşıyan ilk takımdır. Hepimizin gurur duyması gereken bir başarıya imza atılmıştır. Ve o başarının tesadüfi bir başarı olmadığını da Trabzonspor kanıtlamıştır. Nasıl? Birden fazla kupayı Trabzon’a getirerek. Böylece üç büyüklerin yanına dört büyükler sözcüğünü yerleştirmiş oluruz. Bu da sadece Trabzonluların duyması gereken bir gurur değil, Anadolu’nun gururudur bu. Bütün Anadolu’nun gurur duyması gereken bir gelişmedir.

ASYA’YLA AVRUPA ARASINDA KÖPRÜYÜZ VE BU COĞRAFYAYI DEĞERLENDİRMEKTEN ACİZ BİR YÖNETİM ANLAYIŞIMIZ VAR
Değerli arkadaşlarım, Trabzon dedim bölgenin kilit taşıdır. Önemli bir kenttir burası, ildir burası dedim. Biz Karadeniz’i Akdeniz’le buluşturmak zorundayız. Hep doğudan batıya ya da batıdan doğuya yollar gider, demiryolları gider. Niye güneyden kuzeye gitmez? Güney ve kuzey bizim ülkemiz değil midir? Karadeniz ve Akdeniz bizim değil midir? Bu iki denizi niye birleştirmiyoruz? Merkez Türkiye projesini açıklamıştık. Merkez Türkiye projesinin ana noktası budur, ana fikri budur. Trabzon ve Samsun limanlarını Mersin ve İskenderun limanlarıyla buluşturmamız gerekiyor. Anadolu’da kurulacak olan Merkez Türkiye’yle ileri teknoloji ürünleri üreteceğimiz bir bölge yaratmak durumundayız. Lojistik açıdan Türkiye hak ettiği yeri şu ana kadar almış değil. Merkez Türkiye projesi şu anda dünyada var olan üç büyük projenin dördüncüsüdür. Dünyada uygulanan üç büyük projenin dördüncüsüdür. Siz Trabzon’u Mersin ve Samsun’la buluşturduğunuz zaman düşünebiliyor musunuz Türki Cumhuriyetleri, Rusya’yı olduğu gibi alacaksınız Akdeniz’le buluşturacaksınız ve kısa sürede. Bütün Arap dünyasını, Afrika’yı alacaksınız Avrupa’yla ve Rusya’yla, Türk Cumhuriyetleriyle buluşturacaksınız. Kim kazanacak? Başta Türkiye, bütün ülkeler kazanacak. Bu projenin kaybedeni yoktur. Bu proje aynı zamanda Ortadoğu’nun barış anahtarıdır. Arap da kazanacak, Rus da kazanacak, Türk Cumhuriyetleri de kazanacak, Avrupa da kazanacak. Ama merkez, merkez Türkiye olacak. Allah’ın bize verdiği bir coğrafya var. Olağanüstü bir coğrafya. Asya’yla Avrupa arasında köprüyüz ve bu coğrafyayı değerlendirmekten aciz bir yönetim anlayışımız var. Böyle bir coğrafya var neden bunu değiştirmiyor? Şu anda düşünün, bütün Anadolu boşalıyor, Trabzon göç veriyor. Bütün Trabzon ve bütün Karadeniz, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Orta Anadolu, herkes kendi bulunduğu ili terk ediyor. Neden? İşsizlik var, geçinemiyor. Yatırımlar? Yatırımların tamamı İstanbul’a. Peki kardeşim Anadolu ne olacak? Anadolu’ya kim yatırım yapacak? Kim teşvik verecek Anadolu’ya? Anadolu unutuluyor. Biz ne diyoruz? Türkiye’nin her tarafına sanayiyi götürmek zorundayız. Her tarafına yatırım götürmek zorundayız. Her tarafına yeni projeler üretmek zorundayız. Aklı başında projeler, zarar eden değil kar eden, üreten, istihdam yaratan projeler götürmek zorundayız.

HEP BİRLİKTE TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ DÜŞÜNMEK ZORUNDAYIZ
Değerli arkadaşlarım, İpek Yolu var biliyorsunuz Çin’den başladı burnumuzun dibine kadar gelecek. Niye demiryolunu biz oraya bağlamıyoruz? Trabzon’a niye demiryolu gelmiyor? Niye Erzincan’a gitmiyor, niye İran’a gitmiyor, niye Türki Cumhuriyetlere gitmiyor? Ne engelimiz var? Az önce içerde kahvaltıda bir arkadaşım söyledi, “Türkiye geri kalmış bir ülke değil, geri bıraktırılmış bir ülkedir” diyor. Önünüze öyle sorunlar çıkarıyorlar ki, siz o sorunlarla boğuşuyorsunuz Türkiye’nin geleceğini unutuyorsunuz. Oysa hep birlikte Türkiye’nin geleceğini düşünmek zorundayız.

EĞİTİMLİ İŞGÜCÜNÜ İŞSİZ BIRAKIYORUZ, ÜNİVERSİTEYİ BİTİREN HER 4 ÇOCUĞUMUZDAN BİRİSİ İŞSİZ
Değerli arkadaşlarım, sorunların bir kısmı Trabzon bağlantılı ama sanmayın ki bu sorunlar sadece Trabzon’da var. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin üç aşağı beş yukarı aynı sorunlarla karşılaşırsınız. İşsizlik mi? İster Hakkari’ye gidin, ister Trabzon’a, ister Maraş’a gidin, ister Tekirdağ’a; yüzde 20 işsizlik arkadaşlar, 19 küsur!
Bakın size bir rakam vereyim: 15 – 24 yaş aralığında 5 milyon 500 bin çocuğumuz var. Çalışmıyorlar, hiçbirisi okula da gitmiyor. Beşeri kaynağımızı kullanamıyoruz, insanı kullanamıyoruz. Oysa 21.yüzyılın en güçlü kaynağı beşeri kaynak. Beşeri kaynağı kullanmıyorsanız, değerlendiremiyorsanız çok büyük kayıplarla karşı karşıya kalırsınız. Elin oğlu bizden eğitilmiş işgücü istiyor, biz eğitimli işgücünü işsiz bırakıyoruz. Üniversiteyi bitiren her 4 çocuğumuzdan birisi işsiz. İşsizlik bütün kötülüklerin anasıdır kimse bunu unutmasın. Üniversiteyi bitiren bir çocuk hala babanın eline bakıyorsa, annesine ‘babama söyler misin bana harçlık versin’ diyorsa o çocuğun gelecek umudunu yok ederiz arkadaşlar. Peki o çocuğa iş bulmak kimin görevi? O çocuğa iş bulmak ülkeyi yöneten siyasal iktidarların görevidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti sosyal hukuk devletidir. Sosyal devlet dememizin nedeni, hükümetin insan odaklı bütün sorunları çözmeyi vaat ettiği devlettir sosyal devlet. İşsizlik, açlık, yoksulluk… Bunlarla mücadele edecek, varlık nedeni budur değerli arkadaşlarım.

BİR SİYASAL İKTİDARIN KENDİ VATANDAŞLARI ARASINDA AYRIMCILIK YAPMA HAKKI YOKTUR
Bu vesileyle İş-Kur aracılığıyla 7 aylık bile olsa istihdam edilmek için alınan elemanlar var. 7 ay, 7 ay sonra tekrar işine son veriliyor bir süre sonra tekrar alınıyor. Sayın Binali Yıldırım’a buradan, Trabzon’dan çağrı yapıyorum: Kurayla alın bu elemanları kurayla. 3 kişi, 5 kişi başvurmuyor. 10 kişi çalışacak yere 7 bin kişi başvuruyor. Bu rakam bile ayıbın büyüklüğünü gösteriyor bize. 7 ay sigortalı çalışacak, 7 ay 10 bin kişi, 15 bin kişi, bazı illerde 30 bin kişi başvuruyor. 10 – 15 kişi veya bilemediniz 20 kişi için. Kura çekilsin adalet böyle gerçekleşsin. Bizim partili iş verelim, bu karşı partiden iş vermeyelim derseniz ayrımcılık yaparsınız. Bir siyasal iktidarın kendi vatandaşları arasında ayrımcılık yapma hakkı yoktur. Umarım bu sözümüzü yeteri kadar iletmiş oluruz.

DOLAR ALDI BAŞINI GİDİYOR, EKONOMİ İYİ YÖNETİLMİYOR
Değerli arkadaşlarım, dolar aldı başını gidiyor. Önce dediler ki, ‘dolardan bize ne kardeşim siz kendi işinize bakın.’ Bu ne demektir? Dünyayı iyi okumayan bir iktidarın varlığını gösterir bu cümle. Bir ülkede dolar aldı başını gidiyorsa belki cebinde doları olanlar düşünmeyebilirler, sevinebilirler de ama dolarla borçlanan ne olacak? Yurtdışından mal ithal eden ne olacak? Artan fiyatların hesabını kim verecek? Yapılan zamların hesabını kim verecek? Ekonomi iyi değil, iyi yönetilmiyor. Türkiye iyi yönetilmiyor. Geldiğimiz nokta budur. Bir dönem her taraftan dolar fışkırırdı. O ortamda Türkiye’yi yönetmek kolaydır. Önemli olan doların gittikçe dünya piyasalarından çekildiği bir ortamda ülkeyi sağlıklı yönetmektir.

TÜRKİYE, ESKİ PARAYLA 80 KATRİLYON CİVARINDA FAKİRLEŞTİ
Bu ülkenin kuruluşunda harcı olanlar bu ülkeyi kurarken çok önemli adımlar atmışlardır. Sevgili Trabzonlular, kendi tarihimizi bile yeteri kadar bilmiyoruz. Ve üzülerek ifade edeyim kendi tarihimizi bilmeyenler tarafından yönetiliyoruz. Örnek mi istersiniz? Atatürkçülüğü bize yanlış öğretirler. Atatürkçülük ne demektir biliyor musunuz? İki temel sözcüğü vardır: Bir bağımsızlık, İki üretim. Bağımsızlık nedir? Ulusal Kurtuluş Savaşıdır, simgesi odur. Bağımsızlıktan sonra ne yapmışlardır? Yine Mustafa Kemal Atatürk’ün sözünden, “Savaş meydanlarında kazanılan zaferler ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça Türkiye bağımsızlığını koruyamaz” diyor. Ne yapıyorlar? Hemen İzmir’de İktisat Kongresini topluyorlar. Bakın, İzmir’de ilk yaptıkları iş iktisat kongresini toplamaktır. Ve Türkiye’nin her tarafına fabrika kuruyorlar Malatya’dan Nazilli’ye kadar. Fiskobirliğe bakın bakalım ne zaman kurulmuştur, Tariş ne zaman kurulmuştur? Bütün bu birlikler ne zaman oluşturulmuştur? Üretime önem verilmiştir. 1925 yılında Kayseri’de ilk uçak fabrikasının temeli atıldığını biz çocuklarımıza öğrettik mi acaba? 1940’lı yıllarda Türkiye Cumhuriyetinin o genç Türkiye Cumhuriyetinin yurtdışına uçak ihracat ettiğini çocuklarımıza anlattık mı? 1936’ya kadar kendi denizaltımızı yaptığımızı çocuklarımıza öğrettik mi acaba? İlk kez 1930 yılında kendi paramızı basacak bankayı kurduğumuzu çocuklarımıza öğrettik mi acaba? Osmanlının lirasını basacak bankası yoktu. Devasa bir Osmanlı İmparatorluğu tüfek icat edememiştir. Tüfek üretememiştir bırakın icattan vazgeçtim. Kendi tarihimizi kendi çocuklarımıza öğretemiyoruz. En büyük hatalardan birisi budur. Kendi tarihini bilmeyen sürekli hatalarla karşılaşır. O nedenle dolar aldı başını gidiyor. Faturası nedir biliyor musunuz? 1 kuruşluk Türk lirası karşılığında doların 1 kuruşluk değer kazanmasının maliyeti 2 milyar 100 milyon liradır. 2016’nın başından itibaren kayıp miktarı 79 milyar 800 milyon liradır. Türkiye fakirleşmiştir bu kadar. Eski parayla 79 yani 80 katrilyon civarında Türkiye fakirleşmiştir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ, TARİHİNİN EN BÜYÜK DIŞ POLİTİKA YENİLGİSİNİ BU DÖNEMDE YAŞAMIŞTIR
Bütün bunları neden ve hangi gerekçeyle yaşıyoruz? Dış politikaya bir bakalım. Bütün Trabzonlu kardeşlerime şunu söylüyorum. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük dış politika yenilgisini bu dönemde yaşamıştır. Bir daha söylüyorum. Tarihinin en büyük dış politika yenilgisini bu süreçte yaşamıştır. Suriye’yle, Irak’la, Mısır’la, Libya’yla, AB’yle herkesle kavgalıyız, Rusya’yla. Niye kavga ediyoruz? Hangi gerekçeyle kavga ediyoruz? Kavganın faturası kime çıkıyor? İktidardakilere değil, kavganın faturası esnafa çıkıyor, çiftçiye çıkıyor, sanayiciye çıkıyor, üreticiye çıkıyor. Turizm işletmeciliği yapan insanlara çıkıyor. Faturayı sizler ödüyorsunuz. Turist gelmiyor. Niye gelsin turist? Yabancı gelip yatırım yapmıyor. Niye yatırım yapsın? Hangi gerekçeyle yatırım yapsın? Ve en önemlisi bir ülkenin Cumhurbaşkanı bir başka ülke birliğinin, yani topluluğun parlamento başkanına ‘terbiyesiz’ sözcüğünü kullanırsa çok şey kaybedersiniz. Böyle bir laf asla kullanılamaz. Diplomaside bir dil vardır Cumhurbaşkanlığı makamının zorunlu kıldığı bir ağırlık vardır. Orada kahvede konuşur gibi kimse konuşamaz. Konuşmamalıdır zaten. Kahvede oturduğunuz gibi konuşursanız, Cumhurbaşkanlığı makamına hak ettiği değeri vermezsiniz; o ağırlığı kayba uğratırsınız, zaafa uğratırsınız.

OHAL’İN YASAL SINIRLAR İÇİNDE KULLANILMASI LAZIM
Değerli arkadaşlarım, arkadaşlar sordular kahvaltıda, ben o sorulara burada cevap vereceğimi söyledim. 15 Temmuz darbe girişimi oldu veya darbe kalkışması oldu. Dediler ki, şimdi mecliste bir araştırma komisyonu kuruldu. Nedir bu işin arkasındaki failler kimdir, nedir vs? Bakın değerli arkadaşlarım, 15 Temmuz darbe girişimi çok önemli bir fırsatı ortaya çıkarmıştır. Nedir o fırsat? Bütün siyasi partiler darbeye karşı olduklarını, bütün sivil toplum kuruluşları darbeye karşı olduklarını, bütün meslek kuruluşları darbeye karşı olduklarını söylemişlerdir. İlk kez bizim tarihimizde bu kadar büyük bir ortak payda oluşuyor. Ve o ortak payda içinde hepimiz demokrasiyi savunduk. Bundan daha güzel bir şey olamaz. Peki yapılması gereken nedir? Yapılması gereken gayet açık. Darbe girişiminde bulunanların alınıp yargıya teslim edilmesidir. Ama biz kalktık onlar bir tarafta duruyor, asıl failler bir tarafta duruyor öğretmeniydi, esnafıydı, memuruydu, işvereniydi, hakimiydi, savcısıydı tamamını aldık hep beraber dedik sizi cezalandıracağız. Olağanüstü Hal ilan edildi. Güzel, o da meşrudur, Olağanüstü Hal parlamentodan yetki alınmıştır meşrudur. Biz destek vermedik onu da ifade edeyim. Ama yetki alındığına göre meşrudur. Ama OHAL’in yasal sınırlar içinde kullanılması lazım. Yani OHAL’in varlık nedeni, olağanüstü hali olağan hale çevirmek için çaba harcanmasıdır. Ne yaptık? Tam tersi oldu. Ben merak ediyorum Maarif Vakfı’nın üyelerine verilecek olan aidat neden Olağanüstü Hal Kararnamesiyle belirleniyor. Ne ilgisi var olağanüstüyle, ne ilgisi var darbeyle? Rektör seçiminin kaldırılması, tekrar 12 Eylül darbe hukukuna benzer bir uygulamaya dönülmesinin darbeyle ne ilgisi var? Neden böyle bir fırsatçılık yapılıyor ve neden parlamento devre dışı bırakılıyor?

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNDEN HÜKÜMETİN ÖNCEDEN HABERİ VAR MIYDI, YOK MUYDU?
Biz bunları eleştiriyoruz. Biz bunları eleştirdiğimiz için hükümet tarafından biz suçlanıyoruz. Ama biz haklıyız, biz hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Biz işverenlerin üzerine baskı kurulmasına karşıyız. Öğretmenlerin kapının önüne konulmasına karşıyız. 1 milyonu aşkın mağdurun yaratılmasına karşıyız. 1 milyonu aşkın mağdur. Babayı atıyorsunuz hapse çocuğa da iş vermiyorsunuz. ‘Açız’ diyorlar, ‘efendim bunlar ağacın kökünü yesinler’ deniyor. Olmaz, olamaz! İnsan haklarına aykırıdır, insana aykırıdır, inancımıza aykırıdır, imanımıza aykırıdır. Yoktur böyle bir şey. Neden bunu yaratıyorsunuz? Git darbecileri yakala kardeşim sana itiraz eden oldu mu? Hayır. Çıkar mahkemenin önüne, itiraz eden oldu mu? Hayır. Şu soruyu sordum. 15 Temmuz darbe girişiminden hükümetin önceden haberi var mıydı, yok muydu? Bugüne kadar cevap yok. Bir daha soruyorum. 15 Temmuz darbe girişiminden hükümetin önceden haberi var mıydı, yok muydu? Yoktur diyemiyorlar. Vardır da demiyorlar. Ama biz de biliyoruz ki, önceden haberleri vardı bunların. Gerçekler ortaya çıkacak arkadaşlar. Gerçeklerin ortaya çıkması için hep birlikte mücadele edeceğiz. Baskı dolayısıyla çoğu kişinin, kurumun sesi doğal olarak çıkmıyor veya çıkaramıyorlar çekiniyorlar. Ama biz söyledik. Biz bunu sonuna kadar götüreceğiz ve araştıracağız. Darbeden bu millet çok çekti. Darbeyle mücadeleye evet, ama karşı darbeye hayır. Onu söyledik. Ne darbe, ne dikta tam demokrasi istiyoruz. Herkes düşüncelerini özgürce söyleyebilmeli. Kimse düşüncesini ifade etti diye hapse atılmamalı. Bu doğru değil. Biz buna katılmıyoruz. Bakın, herkesin düşüncesine saygı gösteriyoruz. Her siyasi düşünceye saygı gösteriyoruz. Çünkü demokrasinin varlık nedeni zaten budur. Dar alana siyaseti sıkıştırdığınız zaman doğal olarak bu patlar. Buna izin vermemek gerekiyor.

DEVLET BAKİDİR, HÜKÜMETLER GEÇİCİDİR
Değerli arkadaşlarım, içerde sordular Trabzon Şehit Aileleri Derneği Başkanı sordu, “Devletin terörü bitirmek istediğine inanıyor musunuz?” diyor. Devlet gerçekten terörü bitirmek istiyor mu? Çünkü hükümet istese dahi devlet bırakmıyor gibi bir düşüncesi var bu arkadaşın. Önce şunu ifade edeyim. Devlet ayrıdır, hükümet ayrıdır. Devlet bakidir, hükümetler geçicidir. Devletin varlık nedeni ayrıdır, hükümetlerin varlık nedeni ayrıdır. Hükümetler 4 yılda bir seçimle gelirler. Devleti yönetmek üzere gelirler. Devlet olmak için gelmezler, devleti yönetmek üzere. Devlet yönetimi farklıdır. Örnek veririm sık sık. Devlette şef olmak için, bakın genel müdür, müsteşardan söz etmiyorum, şef olmak için en az 4 yıllık üniversiteyi bitirmek zorundasınız. Üstelik sınavı kazandığınızın ertesi günü de şef olamazsınız. Belli süre devlette çalışmanız lazım, sınava girmeniz lazım. Başarırsanız şef olabiliyorsunuz. Müsteşar olmak için devlette en az 12 yıl çalışmak lazım. Ve devletin üst kadrolarında yani müsteşar yardımcılığı gibi, genel müdür gibi kadrolarda çalışmanız lazım. Böyle gelip hemen tak sizi müsteşar yapmazlar. Ama hükümet olmak için ya da bakan olmak için tek şeye ihtiyacınız var. İlkokul diploması. İlkokul diplomanız varsa seçime girersiniz, iktidar olursanız bakan da olabilirsiniz, başbakan da olabilirsiniz. Hiçbir engel yoktur.

DEVLETİ DEVLET YAPAN LİYAKATTİR
Peki devleti devlet yapan nedir bunun temelinde az önce söyledim. Liyakattir arkadaşlar liyakat. Yani işi ehline vermektir. Bir arkadaşım söyledi. Deniyormuş ki, ‘liyakat önemli değil, Müslümanlık önemli.’ Bunu söyleyen arkadaş Müslümanlığı bilmiyor arkadaşlar. İşi ehline veriniz diyor yüce Yaradan. İşi ehline veriniz. İşi ehline veriniz diyor Kur’an-ı Kerim’de. İşi ehline vermek ne demektir? Ehil ne demektir? Liyakat demek. Aynı kökten geliyor zaten bunlar. İşi ehline vermezsen olmaz diyor yüce Yaradan. Liyakati bile çarpıtıyoruz. Liyakat önemlidir işi ehline verdiğimiz zaman. Bana deseler ki, ya sen 4 yıllık üniversiteyi bitirdin gir şu apandisit ameliyatını yap. Yapabilir miyim? Yapamam çünkü ben tıp fakültesi mezunu değilim. Kim yapacak onu? Bir cerrah yapacak. Ne demektir o? İşi ehline vermek demektir. Bana deseler ki gel şu tünelin projesini hazırla. Yapamam. Neden? Ben mühendis değilim ki. O işi hazırlayacak olanlar başkaları. Ama bana deseler ki, devlet nasıl yönetilir, vergi nasıl toplanır, bütçe nasıl yapılır? Onu gayet iyi bilirim. Çünkü benim 27,5 yılım onunla geçti. Vergiyi nasıl toplarız, bütçeyi nasıl yaparız, kul hakkını nasıl yemeyiz, parayı nerede, ne zaman niçin harcarız. Bu benim uzmanlık alanıma giriyor. Ama başkasının uzmanlık alanına girmem. Ehliyet budur, liyakat budur.

BİR HÜKÜMETİN NİYETİ VARSA TERÖR ÖNLENİR
Şimdi terörü önler miyiz? Bir hükümetin niyeti varsa terör önlenir arkadaşlar. Ben söz veriyorum, öyle 14, 15, 20 yıl falan değil. 4 yıllık bu milletten yetki istiyorum. 4 yılın sonunda ben PKK terörü dahil terörü bitirmezsem siyaseti bırakırım. Terörü bitiririm, bu kadar kararlıyım, bu kadar inançlıyım, bu kadar kendime güveniyorum. Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü içinde, Türkiye’nin bekasını koruyarak, Türkiye’nin aydınlığını güçlendirerek, Türkiye’yi dünyada bir marka yaparak biz bunların tamamını bitiririz. Niçin? Aklımızı kullanarak, başkalarının oyuncağı olmayarak. Eğer birisi kalkıp da size ‘bunlar bizi kandırdı’ diyorsa bir hükümet, yarın bu hükümeti başkalarının kandırmayacağının garantisi ne? PKK kandırdı, IŞİD kandırdı, FETÖ kandırdı. Sizi kim kandırdı o zaman? Bunlar kandırdı. Bu devleti siz yönetmiyor muydunuz o zaman?

ŞEHİTLER ARASINDA AYRIM YAPILIR MI?
Şimdi diyorlar ki, ‘efendim biz bunları bilmiyorduk saftık, Kılıçdaroğlu biliyordu o yargılansın’ diyorlar. Pes ya hangi akıl var bunlarda, hangi akıl var? Ama söz veriyorum, emin olun söz veriyorum siz dahil yüreğiniz varsa gelin ben yargılanmaya hazırım. Birlikte yargılanalım. Gelin birlikte yargılanalım. Ben bütün belgeleri ortaya koyacağım. Buna inanmamız lazım önce. Terör 35 yıldır bitmiyor bakın 35 yıldır! Şimdi kalktılar şehitler arasında ayrım yapıyorlar. İnsanda biraz vicdan olur, insanda biraz gerçekten insanlık olur. Şehitler arasında ayrım yapılır mı arkadaşlar? Dağda PKK’yla mücadele ederken şehit düşenle, Ankara’da demokrasi konusunda mücadele verip şehit düşenin arasında ayrım yapıyorsunuz. Şehit bizim şehidimizdir. Şehitler arasında ayrım olur mu? Şehit yakınları arasında ayrım olur mu? Birde adaletten söz ediyorlar, ahlaktan söz ediyorlar, erdemden söz ediyorlar. Olmaz. Bakın, farkları söyleyeyim size. Nakdi tazminat; terör şehidine verilen yakınlarına 87 bin 850 lira. 15 Temmuz şehidine verilen, 101 bin 28 lira. Niçin arkadaşlar? Niye fark var? Şehitse bizim şehidimiz. Ama ben o şehit yakınlarına söz verdim, burada da aynısını tekrarlıyorum: Bu Kanun Hükmünde Kararname parlamentoya geldiğinde bu farklılığı gidermek için elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz ve mutlaka bunu düzelteceğiz. Farklılık olmaz. Bütün şehitler başımızın üstünedir.

16 ADAYI YUNANİSTAN’A HANGİ GEREKÇEYLE TESLİM ETTİNİZ?
Bunları söylüyoruz ama bakın değerli arkadaşlarım, hamaset deseniz tamam, bağırma, çağırma deseniz tamam, meydan okuma deseniz hepsi var. Bakın, Ege’de egemenliği tanımlanmamış ve Yunanistan’a bırakılmamış 16 ada var. Bizim adamız. 16 adamız şu anda Yunanistan’ın işgali altında. Şimdi ben Sayın Binali Yıldırım’a Trabzon’dan gayet net, gayet açık bir soru soruyorum: Siz milliyetçiyseniz, bu ülkenin her karış toprağını savunuyorsanız, ‘ben düşmana bir çakıl taşı dahi vermem’ diyorsanız bu 16 adayı Yunanistan’a hangi gerekçeyle siz teslim ettiniz? Hangi gerekçeyle bizim bu adalarda bayrağımız değil de, Yunanistan’ın bayrağı dalgalanıyor? Bir Allah’ın kulu çıkıp bana bunu anlatsın. Milliyetçilik diyorlar, dünyaya meydan okuyoruz diyorlar. Bıraktım dünyayı kardeşim burnumuzun dibinde, horoz öttüğünde biz duyuyoruz, burnumuzun dibindeki adalara geldiler bayraklarını diktiler. Soruyor arkadaşlarımız, komisyonda bakana soruyorlar, bu adalar bizim mi? Bizim diyorlar. Yunanistan işgal etti. Efendim biz onlarla istikşafi görüşmeler yapıyoruz. Ne görüşmesi kardeşim? Adam gelmiş burnunun dibine sen hala ben onlarla görüşme yapıyorum. Ne demek görüşme? Benim toprağım işgal edilmiş. Türkiye Cumhuriyeti işgal edildiği zaman Mustafa Kemal Atatürk onlarla oturup görüşüyor muydu Allah aşkına? Yoksa ben seni denize dökerim, hakkımı ararım ondan sonra gel masaya.
Böyle giderse bakın Kıbrıs’ı da bunlar verecekler. Buradan Binali Yıldırım’ın dikkatini çekiyorum. Trabzon’dan Binali Yıldırım’ın dikkatini çekiyorum. Kıbrıs’taki gelişmeleri yakından izliyoruz. Kıbrıs’ı aldık Beşparmak Dağlarına Cumhuriyet Halk Partisinin milliyetçiliğini yazdık. Beşparmak dağlarına, Akdeniz’e yazdık biz bunu. Orada şehitlerimiz var. Kan döktük orada bu ülkenin bağımsızlığı için. Şimdi sen kalkacaksın masalarda Kıbrıs’ın büyük bir kısmını onlara teslim edeceksin. Buna izin vermeyiz. Buna izin vermemeliyiz. Kıbrıs’a niye gittik? Orada soydaşlarımız katlediliyordu, öldürülüyorlardı, imha ediliyorlardı çoluk çocuk, kadın – erkek demeden. Peki Kıbrıs’a gittik ne oldu? Kıbrıs’a barış geldi. Kimsenin burnu kanadı mı? Hayır, bitti! Şimdi hangi tavizleri verebiliriz diye, Annan Planı, geldiler, Türk kesimi kabul etti mi? Etti. Kim reddetti? Rum kesimi reddetti. Bitti kardeşim. Neyin pazarlığını yapıyorsun, neyin pazarlığı? Kime, nereyi peşkeş çekeceksin sen? Bunu kabul etmiyoruz.

KIZ ÇOCUKLARINA TECAVÜZ EDENLERE AF GETİRİYORLAR, BU İNSANLIĞA SIĞMAZ!
Bir başka önemli nokta; parlamentoda görüşülen bir yasa var. Kız çocuklarına tecavüz edenlere af getiriyorlar. Ya sizde vicdan yok mu, sizde ahlak yok mu? Ben bunu sormak zorundayım, Allah aşkına düşünün 5 yaşında, 6 yaşında, 10 yaşında kız çocuğuna tecavüz edilecek, tecavüzcüsüyle evlenirse af getiriyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Ya 5 kişi tecavüz etse bir kişi ben evleniyorum dese herkes beraat edecek. Ahlaka bakın Allah aşkına. Böyle bir ahlak olabilir mi? Bunun neresi insanlık. İnsanlığa sığmaz bu arkadaşlar.
Bakın değerli arkadaşlar, 83 kadın kuruluşu ortak bildiri yayınladılar. Buradan bütün kadın kardeşlerime sesleniyorum. Gösterdiğiniz bu duyarlılık nedeniyle sizi yürekten ama yürekten kutluyorum. İyi ki, siz varsınız, iyi ki kendi çocuklarınıza sahip çıkıyorsunuz.

BÜTÜN DERDİMİZ BAŞKANLIK KOLTUĞU ÜZERİNE İNŞA EDİLİYOR!
Bütün bu dertler varken Türkiye’nin derdi bir tane. Bunları unutmuşuz, bir kişiye nasıl bir koltuk bulabiliriz, başkanlık koltuğu. Bütün derdimiz bunun üzerine inşa ediliyor. Dolar çıkmış hiç önemli değil. Çocuk tecavüzleri artmış hiç önemli değil. Uyuşturucu kullanımı yaygınlaşmış, ilkokul çağına kadar düşmüş hiç önemli değil. Sanayi üretimi düşmüş hiç önemli değil. Efendim işsizlik yüzde 19-20’lere çıkmış, 6 milyon işsizimiz var. Hiç önemli değil. Geçen gün bir çocuk açlıktan öldü. Hiç önemli değil. Maden kazasında şu kadar işçi hayatını kaybetmiş. Hiç önemli değil. Ne önemli? Bir tek şey önemli. Bir kişiye nasıl başkanlık koltuğu verebiliriz.

BİR PARTİYİ TEMSİL EDERSENİZ DEVLETİN UYUMUNU SAĞLAYAMAZSINIZ
Değerli arkadaşlarım, anayasayı getirdim. Anayasanın 104. maddesi okuyorum, Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri, ilk fıkrasını okuyorum: Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Eyvallah, Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini ifade eder. Ayrılığını değil bakın birliğini ifade eder. Temsil eder. Anayasanın uygulanmasını, çiğnenmesini değil, anayasanın uygulanmasını. Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Tarafsızlık bu nedenle önemlidir. Bu nedenle Cumhurbaşkanları tarafsızlık üzerine yemin ederler. “Tarafsız davranacağıma dair namusum ve şerefim üzerine ant içerim” diye mecliste yemin ederler. Niçin? Herkesi temsil etsin diye. Bir partiyi değil, bütün partileri temsil eder. Zengini, fakiri değil, ister zengin, ister fakir olsun herkesi temsil eder. İşçiyi, işvereni? Herkesi temsil eder. Esnaf? Herkesi temsil eder. Devlet organlarının uyumlu çalışmasını gözetir. Devletin organları arasında fark varsa, yani yasama, yani meclis, yürütme, yani hükümet, yargı yani anayasa mahkemesinden başlayarak yargı organlarının uyumlu çalışmasını gözetir diyor. Aralarında bir uyuşmazlık çıktığı zaman çağırır onların uyumunu sağlar. Tarafsızlık bu açıdan önemlidir.
Şimdi bunu değiştiriyorlar. Ne diyorlar? Partili Cumhurbaşkanı olsun. Başkan demeyelim de, başkan dersek kötü anlaşılıyor, yanlış anlaşılıyor çok da madde değişecek o zaman her yerde Cumhurbaşkanı yazılı biz buna başkanlık demeyelim Cumhurbaşkanlığı diyelim. Partili Cumhurbaşkanlığı. Niçin arkadaşlar? O zaman devletin bütününü temsil eder mi? Hayır. CHP olarak bizi temsil etmez. Abdullah Gül bizi temsil ediyordu. Ahmet Necdet Sezer bizi temsil ediyordu. Süleyman Demirel, Turgut Özal bizi temsil ediyordu. Ama hiçbirisi partili değildi. Ayrıldılar partileriyle ilişikleri kesildi. Seçim sandığına gider istediği partiye oy verir ona itirazımız yok. Ama bir partiyi temsil ederseniz devletin uyumunu sağlayamazsınız.

TARAFSIZ CUMHURBAŞKANLIĞINDAN BAŞKANLIK SİSTEMİNE GEÇERSENİZ REJİMİ DEĞİŞTİRMİŞ OLUYORSUNUZ
Diyorum ki ben “Bununla siz rejimi değiştirmek istiyorsunuz.” “Hayır, rejim 1923’te kuruldu, rejim değişikliği söz konusu değil” diyorlar. Değerli arkadaşlarım, bakın ben size rejim değişikliğiyle ilgili maddeyi okuyayım. Bir devletin yönetim biçimine rejim denir. Tarafsız Cumhurbaşkanlığının olduğu bir yerden kalkıp da başkanlık sistemine geçerseniz rejimi değiştirmiş oluyorsunuz. Bu kadar basit. Yani milleti özür dilerim ama aptal yerine koymaya kimsenin hakkı yoktur. Rejimi değiştiriyorsunuz. Üstelik gelecek olan başkan; hakimleri o tayin edecek, valileri o tayin edecek, büyükelçileri o tayin edecek, milletvekillerini de o tayin edecek. Yani güçler ayrılığı değil, güçlerin birliği olacak. Bir kişi bütün yetkilere sahip olacak. Dünyada böyle bir örnek eskiden Hitler’de vardı. Biz 21.yüzyıldayız, bütün yetkiler bir kişiye verilecek. Efendim bu partili Cumhurbaşkanlığı. Akşam Gazetesinin Yazı İşleri Müdürünü ve ekibini kutluyorum. Neden biliyor musunuz? Hiç böyle sağa sola sapmadan ‘getirilen tam başkanlıktır’ diye manşet attı. Doğru, gazete yalan söylemiyor doğruyu söylüyor. Tam başkanlık getiriyorsunuz. Peki Amerikan modeli mi? Hayır onunla ilgisi yok. Hiç ilgisi yok. Bütün yetkiler bir kişiye diye verilmiş. Amerikan Başkanı büyükelçi tayin edemez. Büyükelçiyi onların senatosu, kongresi tayin eder. Oraya gider büyükelçi hesabını verir alırlar bakarlar o tayin eder. Başkanlık farklı bir şeydir değerli arkadaşlarım.

BİR KİŞİNİN ARZUSU ÜZERİNE ÜLKENİN REJİM DEĞİŞEMEZ, BU ÜLKE DENEME TAHTASI DEĞİLDİR
Bakın, rejim değişikliğine önce ihtiyacımız var mı? Önce bunun üzerinde duralım. Sonra geleceğim anayasa değişikliğine. Bir ülkenin rejimini o ülkede bir kişi belirleyemez, bir parti de belirleyemez. O ülkenin rejimini o ülkenin tarihi koşulları belirler, sosyolojik koşulları belirler. O ülkenin kültürü belirler. Bizde parlamenter sistem deneyimimiz kaç yıl? 140 yıldır parlamenter sistemimiz var. Osmanlı’da da parlamenter sistem vardı. 140 yıl. Şimdi 140 yıllık alıyoruz bütün tecrübeyi atıyoruz, yerine yeni bir model getiriyoruz bir kişinin arzusu üzerine. Olmaz arkadaşlar. Bu ülkeye yazık günah. Bu ülke deneme tahtası değildir. Deneme tahtası haline getirirseniz ülkede kan akar, gözyaşı olur. Buna izin vermemeliyiz. Bu doğru değildir. Herkesin aklını başına alması lazım, herkesin oturup sağduyuyla düşünmesi lazım. İngiltere’ye bakın. İngiltere’de yazılı anayasa bile yoktur. Ama hiç kimse İngiltere’ye dönüp sizin anayasanız yok, sizde demokrasi yok demiyor. Ne diyorlar? ‘İngiltere demokrasinin beşiğidir’ diyorlar. Neden? İngiltere’nin köklü gelenekleri var. Biz bütün gelenekleri yerle bir ediyoruz. Bunlar doğru değil değerli arkadaşlarım. Bir kişinin arzusu, bir kişinin beklentisi üzerine bir ülkenin rejimi değişemez. Bunu yapanlar bu ülkeye ihanet içindedirler. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.

TÜRKİYE’NİN BEKASI İÇİN DEMOKRASİYİ SAVUNMAK ZORUNDAYIZ
Değerli arkadaşlarım, anayasa değişikliği. Biz hep şunu söyledik. Türkiye darbe hukukundan arınmadıkça demokrasi gelmiyor bu ülkeye. Şimdi ben Trabzonlu kardeşlerime soruyorum Allah aşkına siz mi milletvekilini seçiyorsunuz? Hayır. Sizin önünüze listeyi koyuyoruz, Genel Başkanlar listeyi koyuyor bunlara oy vereceksiniz diyoruz. Vermezsem? Oy vermezsen ayrıca sana ceza yazarım. Yani milletin vekilini millet seçmiyor. Milletin vekilini liderler seçiyorlar. Bunun tek istisnası CHP’dir. Biz önseçim yapıyoruz çoğu yerde. Ama diğer partiler yapmıyorlar. Önseçim olmayınca ne oluyor? Parlamentoda milletvekili özgür iradesini kullanamıyor. Diyor ki, acaba ben buna itiraz etsem ya bir dahaki seçimde benim üstüm çizilir mi? Bunu getiren kim? 12 Eylül darbe hukuku. Değiştirilmesini isteyen kim? Biziz. Türkiye 12 Eylül darbe hukukundan arınmak zorundadır. Arınırsa o zaman Türkiye’ye anladığımız anlamda demokrasi gelmiş olur. Demokrasiyi hepimizin savunmaya ihtiyacı var ve bu bizim görevimiz. Sadece kendimiz için değil, sadece çocuklarımız için değil, hem Türkiye, hem Türkiye’nin bekası için savunmak zorundayız.

ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ DEMOKRATİK, ÖZGÜR BİR ORTAMDA OLUR
Değerli arkadaşlarım, anayasaya değişiklik öngörülürken bugünkü ortam müsait mi böyle bir anayasa değişikliğine? Olağanüstü Hal dönemlerinde anayasa değişikliği olmaz. Anayasa değişikliği iki ortamda gerçekleşir. Bir; darbelerden sonra. 12 Eylül, 12 Mart. Bakın, darbelerden sonra darbeciler kendi hukuklarını yapmak için anayasayı değiştirmişlerdir ve kendi geleceklerini de o anayasada güvence altına almışlardır. “Kenan Evren, arkadaşları yargılanamaz, darbeciler yargılanamaz, bunlara soru sorulamaz” diye anayasaya hükümler konmuştur.
İki; demokratik, özgür bir ortamda anayasa değişiklikleri olur. Yani toplumsal uzlaşmanın olduğu yerlerde anayasa değişikliği olur. Rahmetli Bülent Ecevit’in koalisyon döneminde anayasanın 65 maddesi, arkadaşlar şu anayasanın 65 maddesi değişti. Hepsi de demokrasiden yanaydı, hepsi de özgürlüklerden yanaydı.

BAŞKANLIK SİSTEMİNİ İKİ KİŞİ İSTİYOR
Peki değerli arkadaşlarım, başkanlık sistemini kim istiyor? Başkanlık sistemini iki kişi istiyor arkadaşlar ısrarla. Biri içerde, biri dışarıda. Evet söylüyorum birisi dışarıda, birisi içerde. Dışarıda olanı biliyorsunuz, Sayın Erdoğan ısrarla başkanlık sistemi olsun diyor. Bütün yetkiler bende olsun diyor. Ben Türkiye’yi yöneteyim diyor. İstediğim gibi yönetirim diyor. Bir tanesi de içerde. O da Abdullah Öcalan. Diyeceksiniz ki o nasıl istiyor? Size ondan söz edeceğim ama ona girmeden önce Sayın Erdoğan’ın 1993’de yaptığı bir açıklamayı okumak isterim. Şöyle der; “Başkanlık sisteminin ortaya çıkışı bir özentinin sonucu ya da Amerikan emperyalizminin bize bir tavsiyesi. Kürtler için Osmanlı eyaletler sistemi benzeri bir şeyler yapılabilir”. 1993’te Sayın Erdoğan’ın söylediğidir. İstiyorsa çıksın desin ben bunu söylemedim. Diyemez! Kitabı, belgelerini, dokümanlarını, yaptığı konuşmalar hepsi duruyor arkadaşlar.
Geliyorum içerideki adam Öcalan. “Ne ev hapsi ne de af. Bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. AKP ile bu temelde başkanlık ittifakına girebiliriz.” 23 Şubat 2013’te söylediği. Bunlar kitap haline getirildi arkadaşlar. İmralı Notları diye kitap haline getirildi. Devletin de arşivindedir bunlar.
Açılımın koordinatörü olan Sayın Beşir Atalay. O zaman bu görüşmeleri yürüten kişiydi. Şöyle diyor, “Türkiye Cumhuriyeti devletini kendisiyle hesaplaştırın. Sadece devleti değil, kurumları kendisiyle hesaplaştırın.” 6 Haziran 2014’te Diyarbakır’da yaptığı açıklama.
Öcalan; “Başbakana deyin ki, başkanlık modelini de hızla tartışabiliriz.” 11 Ocak 2014.
Hüseyin Yayman şu anda Bakan Yardımcısı, “Toplum Öcalan’ın serbest kalmasına hazır.” 1 Aralık 2014 CNN TÜRK’te yaptığı konuşma.
Şimdi yine Muhsin Kızılkaya, aynı zamanda Başbakan Başdanışmanı, “Öcalan’ın kafasındaki sistemle başkanlık sistemi birebir aynı…” CNNTÜRK’te 2 Ekim 2015’te yaptığı konuşma.
Öcalan; “Eski yaşam alışkanlıklarını bırakmak gerek. Çünkü rejim değişikliği olacak. Tanzimat, meşrutiyet, cumhuriyet ve çok partili hayata geçişten daha önemli” diyor bunlar 23 Şubat 2013’te.
Ve Recep Tayyip Erdoğan’ın 2015’te söylediği. “Çözüm süreci kaldırılmıştır demedim, buzdolabına konmuştur dedim. İşler yoluna girerse yeniden gündeme gelir.”

DİKTA YÖNETİMLERİNE KARŞIYIZ
Şimdi sağduyuyla düşünün, hangi partiden olursa olsun eğer bu ülkenin bekasını düşünüyorsak, bu ülkenin geleceğini düşünüyorsak, bu ülkenin birliğini ve dirliğini düşünüyorsak maceralardan uzak durmak zorundayız. Cumhuriyetin kuruluşu demokrasiyle taçlandırıldığı zaman bir anlam ifade eder. Bize dünyada saygınlık kazandıracak olan da budur. Biz dikta yönetimlerine karşıyız.
Bakın, yine Erdoğan’ın Gaziantep’te yaptığı bir konuşma vardı. Terör olayları tartışılırken “Verin 400 milletvekili, bu iş bitsin.” Ne demektir verin 400 milletvekili ben bu işi bitireyim? İstediğimi yapayım, istediğim anayasa değişikliğini yapayım, bu CHP hep bana engel oluyor, ben bütün bu işleri halledeceğim diyor, eyaletler sistemini getireceğim diyor. Hepimiz bunun arkasındaki olayı bilmeliyiz. Eminim Türkiye’nin bekasını, Türkiye’nin geleceğini, birliğini ve bütünlüğünü ben nasıl düşünüyorsam, sokaktaki esnaf nasıl düşünüyorsa, ayakkabı boyacısı nasıl düşünüyorsa eminim Sayın Bahçeli de aynı duyarlılıkla düşünmek zorundadır. Bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü, bekasını hepimiz savunmak zorundayız. Bu ülke altın tepsi içinde bize sunulan bir ülke değil. Acı vardır, kan vardır, gözyaşı vardır, şehitler vardır. Doğuda, batıda, Antep’te, Urfa’da, Adana’da, İstanbul’da, İzmir’de, bütün buraları düşünün. Afyon’da, bütün bunları düşünün. Bu mücadelelerin sonunda Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur.
Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti devletini ben geleceğim, istediğim gibi yöneteceğim ne demek. Oya bakarım. Her şey oyla olmaz. Öyle oyum var istediğimi yaparım, ülkeyi parçalarım. Yok, ona da kimsenin gücü yetmez. Niye yetmez? Bir tek CHP’li varsa parlamentoda kimsenin buna gücü yetmez arkadaşlar. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.
Değerli arkadaşlarım, hepinize yürekten teşekkür ediyorum.Hepiniz sağ olun, var olun diyorum. Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.

CHPnet

SİTELERİ