CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, "TRAKYA TARIMININ SORUNLARI VE CHP’NİN ÇÖZÜMLERİ TOPLANTISI"NDA KONUŞTU (16 EKİM 2016)  
16.10.2016
46541
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, "TRAKYA TARIMININ SORUNLARI VE CHP’NİN ÇÖZÜMLERİ TOPLANTISI"NDA KONUŞTU 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin Başika’daki askeri varlığına ilişkin, "Irak Başika’da askerlerimiz var. Olmalı mı? Olmalı. Niye gittik oraya? IŞİD terör örgütüyle mücadele etmek için. Etmeli miyiz? Evet etmeliyiz. Ama bir kişinin kalkıp Dubai televizyonuna yaptığı bir açıklama, her şeyi berbat etti. Mezhep endeksli bir dış politikanın çağrısını yaptı." dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun, "Trakya Tarımının Sorunları ve CHP’nin Çözümleri" toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Hepinize yürekten teşekkürler, çok sağ olun. Genelde alışkın olduğumuz bir model var. Siyasi partilerin Genel Başkanları gelirler, konuşurlar, düşüncelerini açıklarlar ve salondan ayrılır giderler. Bugün aksini yaptık. Önce bir araya geldik, üreticileri dinledik, onların dertlerini dinledik, bize yönelik eleştirilerini de dinledik ve şimdi onlarla beraber yine bir aradayız.

BİR ÜLKE SAĞLIKLI PLANLAMAYLA YÖNETİLİR

Önce size şunu söylemek isterim. Hükümetler devletleri nasıl yönetmeli? Siyasal iktidarlar devleti yönetmek için gelirler. Ama devlet nasıl yönetilir?
Bir; her söyleyeni bir gerçekleştirelim, bakalım ne oluyor. Bu anlayışla yönetirseniz, ülkeyi kaosa sürüklersiniz. Bu anlayışla yönetirseniz, geleceği sağlıklı kurgulayamazsınız.
İki; ülkeyi yöneteceğiz ama ülkenin sorunlarını önce yetkililerden, bu sorunları yaşayanlardan dinleyelim, bir planlama yapalım ve ona göre yönetelim. Ülkeyi yönetmek sıradan bir olay değildir. Çok karmaşık bir olaydır. Bir sorunu çözelim derken, üç soruna yol açabilirsiniz. O halde yapmamız gereken nedir? Geleceği düşünmek, geleceği iyi kurgulamaktır. Buna ne diyoruz? Buna planlama diyoruz. Bir ülke sağlıklı planlamayla yönetilir. Eğer siz bir ülkenin 30 yıl sonrasını, 40 yıl sonrasını, 50 yıl sonrasını düşünmeden bugünkü kaygılardan yola çıkıp, “Ben sorunu çözeceğim” diye yola çıkarsanız, ülkeyi sağlıklı yönetemezsiniz. Bakın dünyaya, ABD’de de istatistikler yayınlanır veya uluslararası kuruluşların istatistikleri yayınlanır. 25 yıl sonra ne olacak, 30 yıl sonra ne olacak, kişi başına gelir ne olacak, nereden nereye gideceğiz? Bütün bunların hepsinin planlamaları yapılmıştır. Ama bu planlar hiç değişmeyecek anlamında değil, plan yapılır, gelişen olaylara göre bu planlar sürekli revize edilir. Ama plan şu demek değildir, “Hiç meraklanmayın 2015 yılında gelip Ergene Nehri’nde yüzeceğim…”, Seçim öncesi bu demeci veriyorsunuz. Güzel, şimdi 2015 değil, 2016’yı bıraktık 2017’ye giriyoruz. Bu sözü söyleyen bakan acaba gelip, Ergene Nehri’nde yüzecek mi, merak ediyorum. Yüzemeyecek ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. Peki o zaman sormamız gereken soru ne? Sormamız gereken soru şu; gelip bana beni aldatmak için demeç veren, bana hedef gösteren kişi bu hedefi gerçekleştirmediği zaman vatandaş olarak ben ne yapacağım? Bu soruyu sormayıp da sürekli aynı yalanların arkasına takılırsak, ülkeyi sağlıklı yöneten bir iktidara kapı aralamış olmayız.

TARIM STRATEJİK BİR ALANDIR

Bugün en çok düşünmeye ihtiyacımız var. Bugün en çok sorgulamaya ihtiyacımız var. Trakya, birinci sınıf tarım arazileriyle zenginleşen bir Trakya. Ne eksen karşılığını alıyorsun. Ama şimdi tarım ürünleri, tarım toprakları tehdit altında olan bir Trakya. Konuşan her arkadaşım ister üretici, ister Ziraat Odası Başkanı, ister üniversitede öğretim üyesi olsun, her arkadaşımın kaygısı bir noktada birleşiyor. Trakya’nın tarımı ne olacak ve Trakya gelecekte ne olacak? Bu kaygıları gidermek bizim elimizde. Dışarıdan birileri gelip bizi yönetemeyeceğine göre, dışarıdan birileri gelip bize akıl veremeyeceğine göre, kendi aklımızla, kendi birikimimizle, kendi deneyimimizle yola çıkıp bu sorunları çözmeliyiz. Nasıl bir ortamda? Demokratik bir ortamda çözmeliyiz.
Topraklarımız bu kadar verimli. Yine ortaya ortak bir görüş çıktı. Neydi ortak görüş? Çiftçi ekmesine ekiyor, ama ektiği ürünün karşılığını alamıyor. Bir başka arkadaşımız buna farklı bir cepheden pencere açtı. Gayet güzeldi aslında düşüncesi. Dedi ki, “Fiyatta sorunumuz yok, ama girdi fiyatlarında sorunumuz var.” Girdi fiyatları bu kadar yüksekse çiftçi sattığı ürünün karşılığını da yeteri kadar alamıyor, o zaman ekmekten vazgeçiyor. Cumhuriyetin kuruluşunda ne söylemişti Gazi Mustafa Kemal Atatürk? “Köylü milletin efendisidir” demişti. Çünkü o köylü milyonlarca kişiyi besliyordu, o köylü üretiyordu. Fabrikamız dahi yoktu, toplu iğne dahi üretemiyorduk, şeker bile yurtdışından geliyordu. Bugün, çok şükür her şeyi üretiyoruz. Üretiyoruz da, üreten kişinin alın terinin karşılığını veriyor muyuz? Sorumuz bu. Efendim çiftçi desteklensin. Elbette desteklensin. Peki kendi çiftçisini desteklemeyen dünyada herhangi bir ülke var mı? Yok. İster Amerika, ister Japonya, ister Rusya, Belçika, Hollanda nereyi alırsanız alın. Tarım stratejik bir alandır. Altını özenle çiziyorum, stratejik bir alandır. Yani, hiçbir ülkenin vazgeçmediği bir alandır. Bugün Dünya Gıda Günü. Neden Dünya Gıda Günü’nü ilan ediyoruz ve neden bütün dünya için bugün özel bir gün oluyor? Çünkü, bütün ülkeler için tarım stratejik bir alandır. O halde stratejik alanı güçlendirmemiz gerekiyor. Dünyada milyarlarca kişi aç, onların karnının doyması lazım. Nasıl doyuracağız? Doğal açıdan bu kadar zengin bir ülke nasıl oluyor da, kendi pirincini üretmek yerine önemli bir kısmını ithal ediyor? Niçin? Buğday üretmek varken ve üretiyorken ve topraklarımız varken neden buğday ithal ediyoruz, neden nohut ithal ediyoruz, neden fasulye ithal ediyoruz ve garip bir şey neden saman ithal ediyoruz? Neden canlı hayvan ithal ediyoruz? Caddelerimizi yeşillendirmek için neden yurtdışından ağaç ithal ediyoruz? Ormanımız mı yok, çamımız mı yok, meşemiz mi yok? Her şeyimiz var. Neden?

CHP KILI KIRK YARARAK HESABINI YAPMIŞ VE VAATLERİNİ DE DOĞRU YAPMIŞTIR

Değerli arkadaşlarım, şimdi bu soruları kendimize sormadan çıkış yolunu bulamayız. Soru sormasını öğreneceğiz ve sorgulamasını da öğreneceğiz. Sorgulayamıyorsak, demokrasiyi güçlendiremeyiz. Bir arkadaşım söyledi, siz Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanısınız. Gayet güzel, biz dertlerimizi anlatıyoruz bunlar çözülecek mi? Niye çözülmesin? Peki sorunlar nasıl çözülür siyaseten? Sizin iktidara getirdiğiniz siyasal partilerle çözülür. Sorunun çözümü siyaset değil mi? Siyaset. Siyaseti kim iktidara getirecek? Demokratik yollardan vatandaşlar bir siyasal partiyi iktidara getirecekler. Çözmezse sorunu değiştireceksiniz. Bu kadar basit. Hem ağlayacaksınız, hem oy vereceksiniz. Kusura bakmayın ama o zaman ağlamaya kimsenin hakkı yok. Ağlıyorsak gereğini yapacağız.
Bakın değerli arkadaşlarım, seçim öncesini bir düşünün. Biz dedik ki, “Mazotta fiyat bu olacak, asgari ücret 1500 lira olacak, aile sigortasını getireceğiz, orman köylüsünün sorununu çözeceğiz. Orman köylülerinin tamamını sigortalı yapacağız. 30 yaşına kadar genç kendi köyünde çalışıyorsa, onun sosyal güvenlik primini devlet ödeyecek.” Hatırlayın, daha buna benzer vaatlerimiz oldu. İlk tepki şu oldu; “Parayı nereden bulacaksınız? Bu vaatleri nasıl yapıyorsunuz” dediler. Sonra ikinci seçime gittik, bir süre sonra bizim vaatlerimizi aynen aldılar. Demek ki, kendimize sormamız gereken soru şu ve cevap vermemiz gereken yanıt da şu: Evet demek ki, Cumhuriyet Halk Partisi kılı kırk yararak hesabını yapmış ve vaatlerini de doğru yapmış. Şimdi diyor ki, mazotun fiyatını yarıya indireceğiz. Ben de diyorum ki, “Günaydın.” Demek ki para varmış, demek ki indirilebilirmiş. Demek ki, yata nasıl ÖTV’siz, KDV’siz mazot veriyorsan, çiftçinin traktörüne de ÖTV’siz, KDV’siz mazot verebilirsin. Peki 14 yıl sonra muhalefet söyleyince mi uyandın? Evet o zaman uyandılar. O zaman bütün arkadaşlarımdan benim özel isteğim; bizim size anlattığımız, vaat ettiğimiz her şeyin bütün ayrıntılarına kadar düşünülerek oluşturulduğunu kabul edin. Ben eski bir maliyeciyim. Her konuda şu veya bu şekilde mütevazi olabilirim. Ama devlet yönetiminde, verdiğim rakamlarda asla ve asla mütevazi olmam. Şunu her yerde söylerim, bu konuyu devlette en iyi eğer 20 kişi biliyorsa, o 20 kişiden biriside benim. Hiç kimse endişe etmesin. Ürettiğimiz ürünün karşılığını alacağız, ama sağlıklı bir üretim planlamasıyla. Herkes buğday ekerse, herkes zarar eder. Herkes arpa ekerse, bütün arpa üreticileri zarar eder. Planlama niye var? Planlamanın özü herkesin kazandığı ve kimsenin mağdur olmadığı bir üretim yelpazesini Türkiye’de nasıl yapabiliriz? Planlamanın özü budur. Ne diyorlar? “Havza bazında üretim yapacağız.” Günaydın beyefendi. Yıllardır söylüyoruz, yeni mi uyandınız?
Ve sizden isteğim; düşünün, eleştirin ve sorgulayın. Bunların olması lazım. Üretiyoruz, zarar ediyoruz. “Fındık üreticisi zarar ediyor, süt üreticisi zarar ediyor, patates üreten zarar ediyor, elma üreten zarar ediyor, narenciye dalda kaldı” diyorlar. Alan yok. Kim alacak bunları? Çözüm var mı? Elbette var arkadaşlar. İzmir Büyükşehir’den örnek vereyim size. 0 – 6 yaş grubunda altını çiziyorum, 0 – 6 yaş grubunda İzmir’in kendisinde kentinde bir evde bir çocuk varsa, her sabah o eve iki şişe süt bırakılır. Öğrenilir, doğum yapılmıştır, çocuk 0 – 6 yaş grubundadır, her sabah iki şişe süt götürülür kapısının önüne teslim edilir. İzmir bölgesindeki süt üreticisi zarar ediyor mu? Hayır. Kimlerle işbirliği yapılıyor? Kooperatiflerle oturuluyor protokol yapılıyor. Benzer olaylar çok var. Silivri Belediye Başkanımız az önce konuştu. Tarıma yeni bir açılım getiriyor. Herkesin kazanacağı, buğday üreticisinin tarlasını ektiği takdirde yeni ürünlerle bir değil, on değil, yüz kat daha fazla kazanabileceği bir ürün modelini tanıtmaya çalışıyor. Bu görev kimin? Aslında tarım bakanlığının değil mi? Devletin bakanlığı var. Peki tarım bakanlığı bununla uğraşıyor mu? Hayır, onun derdi daha başka. Kim uğraşıyor bununla? Biz uğraşıyoruz. Kim yapıyor? Biz yapmaya çalışıyoruz. Nasıl yapıyoruz? Belediye bazında yapıyoruz. Sizden isteğim, Türkiye bazında yapma fırsatını bize verin. Türkiye bazında yapacağız.
Hep örnek veririm, bir daha vereyim. Hollanda Konya’dan küçük, Konya’dan küçük Hollanda, Türkiye’den daha fazla tarım ürünü ihraç eder. Devasa Türkiye tarım kıskacı içine girmiş. Dünya çapında tütünümüz vardı değil mi? Tütün var mı şimdi? Bitti. Pamuğumuz vardı. Nereden pamuk ithal ediyoruz? Yunanistan’dan. Bu ayıp kimin? Pamuk üreticisinin mi, tütün üreticisinin mi? Hayır efendim. Bu ayıp ülkeyi yönetenlerin ayıbıdır. Bunu artık herkesin görmesi lazım, bilmesi lazım. Tarımı bitiriyorsunuz ne oluyor? Köyden çıkanlar büyükşehirlerin varoşlarına sığınmak zorunda kalıyor, oralarda iş bulabilir miyiz diye. Yine aşağıda söylendi. Büyük tarım işletmelerine teşvik veriyor ama küçük tarım işletmeleri görmezlikten geliniyor.

DÜNYA ÇAPINDA TÜTÜNÜMÜZ VARDI

Değerli arkadaşlar, az önce planlama dedim. Planlama tek boyutlu bir olay değildir. İşin sosyal yönünü düşünmeden, yani insani yönünü düşünmeden bir ülkede planlama yapamazsınız, olmaz zaten. Sosyal bir devlette planlama insan odaklı yapılır. İnsanın mutlu olabileceği, karnının doyabileceği bir planlama yapılır. O nedenle Hollanda’ya gidin, Fransa’ya gidin, Almanya’ya gidin, Amerika’ya gidin bakın, aile bazında tarım işletmeleri vardır ve teşvik edilir. Aile onunla köyünde oturur, evinde sıcak – soğuk suyu vardır, bir kentteki her türlü imkan o köyde de vardır. Dolayısıyla, gidip kentin varoşlarında oturmaz ve betona teslim olmaz. Bu mümkün mü? Elbette mümkün. Peki aile tarımı, aile işletmeciliği niçin öldürülüyor? Bu soruyu sordunuz mu? Neden yapılıyor bu? Bu bir bilinçli politika. Çünkü uluslararası tekellere meydan açmak istiyorlar. İçtiğiniz sigaralardan belli değil mi, tükettiğiniz tütünlerden belli değil mi, kullandığınız ilaçlardan belli değil mi? Biz uluslararası tekellere başkaldıracağımıza, uluslararası tekellere teslim olan bir siyasi irade var. Bu irade olduğu sürece, Türk tarımı büyüyemez, gelişemez. Hepimizin bunu sorgulaması lazım. Tarımda teşvik. Soruyoruz evet, tarımda teşvik yapıyoruz. Yapılıyor doğru, kimse itiraz etmiyor. Tarım kanununun 21.maddesi ne diyor? Milli gelirin yüzde 1’i en az, altını çiziyorum, “en az yüzde 1’i oranında tarıma teşvik veriliyor” diyor. Peki bugüne kadar, yüzde 1’i oranında tarıma teşvik verildi mi? Hayır verilmedi. Kanunun emredici hükmü bakın, “Verilebilir değil, verilir” diyor. “Yani en az yüzde 1 vereceksin” diyor. Vermiyor. Ziraat Odalarına sık sık çağrı yaparım. Dedim ki, “Yüzde 1 teşvik sizin hakkınız, kanun bunu öngörmüş, TBMM iradesi bunu öngörmüş, yüzde 1 size verilmiyorsa, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini dava edin, Tarım Bakanlığını dava edin, hakkınızı isteyin.” Dava eden var mı? Yok. Niçin? Korkuyor vatandaş. Ya dava edersem beni de Silivri’ye alırlar mı, beni de hapse atarlar mı, beni de FETÖ’cü, şimdi eskiden Ergenekoncu’ydu, şimdi de FETÖ’cü ilan ederler mi? Böyle bir devlet anlayışı olmaz arkadaşlar. Türkiye böyle bir anlayışla yönetilemez.

İKTİDAR PARTİSİNİN TARIM POLİTİKASI YOK

Arkadaşlarım aşağıda söylediler. Tarıma verilen teşvik işte 11 milyar Türk lirası, bilemediniz 12 milyar Türk lirası. Akademisyen bir arkadaşımızın yaptığı açıklamaydı. Türkiye’nin milli geliri ne kadar? 800 milyar dolar değil mi? Yüzde 1’i ne kadar? 8 milyar dolar. Dolar kaç lira? 3 lira. Çarpın 24 milyar lira. Ne kadar veriliyor? En fazla 12 milyar lira. Demek ki, sizin teşviki en az 1 kat arttırmanız lazım. Teşvik 1 kat artarsa, ürün fiyatı sorunu yok. Bu çözülebilir. Parlamentonun size öngördüğü bir teşviki bir siyasi iktidar vermiyorsa ve yasayı açıkça çiğniyorsa, size düşen tek görev vardır. “Demokrasilerde sen bana yasal hakkımı vermedin, kusura bakma ben seni değiştireceğim” demeniz lazım. Bunu derseniz, bu ülkede demokrasi var anlamına gelir. Bunu demezseniz, “Sırtımıza bindiler bizi eziyorlar, ben ezilmeye mahkumum” diyeceksiniz o zaman. Açık ve net konuşmamız lazım. Gizli kapaklı değil, gizli kapaklı birbirimizi eleştirerek değil, açık ve net konuşacağız. Mağdur olan sizsiniz, haksızlığa uğrayan sizsiniz, yasal olarak size verilmesi gereken teşviki alamayan sizsiniz. O zaman oturup düşünmek ve hayatı sorgulamak zorunda olanlar da sizlersiniz. Biz elimizden gelen her doğruyu dile getireceğiz. Teşvik kesinlikle yüzde 1 neyse tarıma verilecektir. Tarım planlaması yapılacaktır. Bana bir Allah’ın kulu çıkıp şunu söylesin. İktidar partisinin tarım politikası budur. Nedir tarım politikası? Yok ki arkadaşlar. Bir politika var, Türk tarımını ben nasıl uluslararası tekellere teslim ederim. Politikayı dışarıda belirliyor, onlar belirliyorlar politikayı. Türkiye’de de uyguluyorlar.

BÜTÜN TRAKYA’YI TARIMIN BAŞKENTİ SAYABİLİRİZ

Dolayısıyla, bu toplantıyı Trakya’da yapmamızın bana göre çok daha önemli bir anlamı var. Neden? Bütün Trakya’yı tarımın başkenti sayabiliriz. Birinci sınıf tarım arazileri, herkesin göz diktiği araziler. Bir kadın kardeşimiz konuştu, “Organik tarım yapıyorum” dedi. Bir sürü dert. Organik tarım yapanın, özel olarak desteklenmesi lazım. Diğer tarımcıya göre daha fazla desteklenmesi lazım. Onun ürünlerinin çok daha iyi para etmesi lazım. Biz “Neden organik tarım yapıyorsun?” diye cezalandırıyoruz. Olmaz. Göreceksiniz, eğer önlem alınmazsa önümüzdeki süreç içinde tarımı ve çiftçiyi hep beraber yok edeceğiz. Gençler nereye gidecek? “Büyük kentlerde acaba asgari ücretle iş bulabilir miyim, bir yerde çalışabilir miyim, bir yerde çalışıp kapıyı oraya atıp, acaba bir şeyler yapabilir miyiz, bir şeyler söyleyebilir miyiz” diyecekler. Bereketli topraklar üzerinde yaşadığımızın farkında bile değiliz. O nedenle hepimize görev düşüyor.

TÜRKİYE SADECE KENDİSİNİ DEĞİL, BÜTÜN ORTADOĞU’YU BESLEYEBİLİR

Bakın değerli arkadaşlarım, toprak analizlerinden söz edildi. Bir çiftçi kardeşim, aynı zamanda Ziraat Odası Başkanı. Toprak analizleri yapılıyordu, devlet teşvik ediyordu, hükümet teşvik ediyordu. Biz kullanacağımız gübreden daha az kullanmasını öğrendik. Hangi gübreyi ne kadar kullanması gerektiğini bize söylediler. Gayet güzel. Ne oldu? Bundan vazgeçildi. Ne zaman vaat edildi? Seçimlerden önce. Ne zaman vazgeçildi? Seçimlerden sonra. Olur mu? Olmaz, olmamalı. Biz ne düşünüyoruz? Her köye mutlaka bir Ziraat Mühendisi gidecek, her köye. Çiftçinin emrinde olacak. Öğretmen gidiyor muydu eskiden? Gidiyordu. Şimdi köy okullarını kapattık. Çiftçi üretiyor. Ama onun modern tarımı öğrenmesi lazım. Yeni ürünleri öğrenmesi lazım. Toprağının hangi ürüne elverişli olup olmadığını öğrenmesi lazım. Kim öğretecek bunu? Ziraat Mühendisi. Veteriner, hayvancılık yapılan bütün bölgelerde devletin veterineri olacak. Bu ne yapar? İstihdamı artırır, üretimi artırır ve Türkiye bölgesinde tarım konusunda da söz sahibi olan bir ülke haline gelir. Türkiye şu anda sadece kendisini değil, bütün Ortadoğu’yu besleyebilir. Peki Türkiye bütün Ortadoğu’yu besliyor mu? Hayır. Mal alıyor oradan, tarım ürünü alıyor oradan. Gelişmiş ülkelerden alıyor. Dünyanın en pahalı mazotunu size satıyorlar, dünyanın en pahalı ilacını size satıyorlar. Dünyanın en pahalı gübresini size satıyorlar, fiyatı da sabit tutuyorlar niye zarar ediyorsunuz diye dönüp size soru soruyorlar. Çiftçi zarar etmesin de ne yapsın?

KENDİ ÜLKEMİZDE BARIŞ İÇİNDE YAŞAMAK İSTİYORUZ

Yeni bir yönetim anlayışına ihtiyacımız var. Eskileri bırakalım, eski anlayışları da bırakalım. Yeni bir yönetim anlayışına ihtiyacımız var. Bu memlekette her şeyden önce üretime ve huzura ihtiyacımız var. Memleketin bu kadar derdi var, terör almış başını gidiyor, her gün şehit haberleri geliyor. Yurtdışında tanklarımız var. İşsizlik almış başını gidiyor. Bir kişinin özel bir derdi var benim koltuğum ne olacak diyor. Ya sen çiftçinin derdini dinledin mi, esnafın derdini dinledin mi, sanayicinin derdini dinledin mi, ihracatçının derdini dinlendin mi, işsizin derdini dinledin mi, oğlunu askere gönderen annenin sesini duydun mu? Duymadım, görmedim. Ne istiyorum? Koltuk istiyorum ben. Sana zaten bu ülke en önemli koltuğu vermiş. Daha ne istiyorsun kardeşim? Biz kendi ülkemizde barış içinde yaşamak istiyoruz. Herkesin kazandığı, herkesin ürettiği, herkesin çalıştığı, kimsenin de zarar etmediği bir Türkiye istiyoruz.

MUSUL OPERASYONU BAŞLADI, TÜRKİYE MASANIN DIŞINDA

‘Dış politikayla tarım arasında bir ilişki var mı?’ diye sorabilirsiniz. Ben daha önce bunları size anlatsaydım, “Kılıçdaroğlu gene bir sürü afaki şey konuşuyor” diyebilirdiniz. Ama bugün hayatın gerçeği önümüzde duruyor. Dış politikanın tarıma nasıl darbe vurduğunu, ekonomiye nasıl darbe vurduğunu hep beraber gördük. Dış politika milli olmak zorundadır. Yani, dış politika iktidar ve muhalefetin beraber karar aldığı bir alandır. Dış politikada konuşurken, gırtlağınızda 9 boğum olduğunu düşüneceksiniz. İç politikadaki gibi asıp gürleyemezsiniz, yapamazsınız bunu. Daha dikkatli, daha özenli konuşacaksınız. Bizim Irak Başika’da askerlerimiz var. Olmalı mı? Evet olmalı. Niye gittik oraya? IŞİD terör örgütüyle mücadele etmek için gittik. Etmeli miyiz? Evet etmeliyiz. Ama bir kişinin kalkıp Dubai televizyonuna yaptığı bir açıklama her şeyi berbat etti. Mezhep endeksli bir dış politikanın çağrısını yaptı. Ne oldu? Irak Başbakanı dedi ki, “Başika’dan bizim topraklarımızı terk edin.” Ağır bir şey. Bütün ülkelerin askerleri var orada, bizim de var. Çağrı yaptık Irak hükümetine. Gayet açık, gayet net bir çağrı yaptık. Biz orada Irak halkının güvenliğini ve IŞİD terör örgütünden Irak’ı kurtarmak için oradayız. Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılıyız. Ama birileri böyle konuşmuyor.
Musul operasyonu başladı, Türkiye masanın dışında. Niye masanın dışında? Benim komşum, niye masanın dışında? Benim ağrıma gidiyor. Ben kendi ülkemin çıkarlarını savunmak ve korumak zorundayım. Ama bu dış politika Türkiye’yi felakete sürüklüyor. Yanlış bir politika izliyoruz.

DÜNYANIN HER TARAFINDAN KAPININ ÖNÜNE BIRAKILAN BİR TÜRKİYE VAR ŞU ANDA

Mısır; Mısır’la kavga ettik. Mısırla ne derdimiz var bizim? Mısır Ro-Ro seferlerini iptal etti, tırlarımız Mısır’a gidemiyor. Kim zarar gördü? Beyefendi yine koltuğunda oturuyor, yine esip gürlüyor. Gidin tır şoförlerine, ihracatçılara bir sorun bakalım bu işin sorumlusu kim? Yine biz, yani Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz Mısır’a eski iki büyükelçimizi ve iki milletvekilimizi gönderdik. Mısır halkıyla Türk halkının dost olduğunu, ortak tarihimizin, ortak kültürümüzün olduğunu, dolayısıyla Mısır’la Türkiye arasındaki ilişkilerin düzelmesi gerektiğini ifade ettik. Biz düzeltmeye, onlar bozmaya çalışıyorlar. Değerli arkadaşlarım, bu yapı en tehlikeli yapıdır. Bu anlayış, en tehlikeli anlayıştır. Dünyanın her tarafından kapının önüne bırakılan bir Türkiye var şu anda.
Evet, turist gelmiyor. Bakın bir turizmcinin bana anlattığı, Almanya’da turizm fuarı kurmuşlar. Bizimkiler gitmişler, “Gerçekten son derece güzel, cennet gibi ülkemiz var, denizimiz güzel, her şeyimiz çok güzel. Terör yüzünden mi gelmiyorsunuz” diye soruyor bizim turizmci? “Hayır, Fransa’da da terör oldu, Almanya’da da oldu” diyorlar. “Peki nedir, niye gelmiyorsunuz?” “Türkiye’nin imajı bozuldu” diyor. Türkiye bir Avrupa ülkesi değil, Türkiye bir Ortadoğu ülkesi konumunda şuanda. İmajını bozan kim? Türkiye’yi bir Ortadoğu ülkesi haline getiren kim? Kan ve gözyaşını akıtan kim?
Değerli arkadaşlarım, seçim yok bakın. Seçim sırasında bunları anlatsam buradan girip buradan çıkabilir. Seçim yok, ama hepimizin düşünme ihtiyacı ve görevi var ve sorgulama ihtiyacı, görevi var.

DEMOKRASİSİ GELİŞMEMİŞ HİÇBİR ÜLKE BÜYÜMEMİŞTİR, GELİŞMEMİŞTİR

Allah’ın bize lütfettiği bu coğrafya dünyanın en güzel coğrafyası, 7 iklimi var. Olağanüstü çalışkan ve zeki insanımız var. Taşı sıksa suyunu çıkaracak gençlerimiz var. Üniversiteyi bitiren 4 gençten birisi işsiz. Memlekette huzur olur mu? Biz demokrasiyi savunarak, demokrasiyi güçlendirerek, kendi sorunlarımıza sahip çıkarak yola çıkmak zorundayız. Bunları sadece ben anlatırsam o da doğru değil. Benim anlatmam yetmez çünkü. Sizin de anlatmanız lazım, sizin de sorgulamanız lazım. Sizin de eğriyi ve doğruyu ayırmanız lazım. Eğer bunu yapabilirsek, bu ülkeyi aydınlığa hep beraber çıkarabiliriz.
Demokrasiyi niye savunuyoruz? Çünkü demokrasisi gelişmemiş hiçbir ülke büyümemiştir, gelişmemiştir. Üniversiteleri bilgi üretmeyen bir ülkenin büyüme şansı yoktur, gelişme şansı yoktur. 21.yüzyılın bilgi çağı olduğunu artık hepimizin kabul etmesi lazım. Bakın bizim Silivri Belediye Başkanımızın yaptığına, bir grup üniversitemiz destek veriyor, destekliyor. O hocalara, o üniversitelere şükran borçluyuz. Bizim vatandaşımız görecek, gözüyle gördükten sonra inanıyor. Bizim vatandaşımız birisi ekip, biçip gelir elde ettiği zaman ben de aynısını yapabilirim noktasına geliyor. Bunları yapmak zorundayız. Nasıl yapacağız? Düşünerek, araştırarak ve onu daha sonra yaygınlaştırarak… Bunu yapmak zorundayız. Bilgiyi reddediyoruz, bilimi reddediyoruz. Bilgiyi, bilimi reddederseniz hiçbir şey elde edemezsiniz.

İRAN ÜNİVERSİTELERİNİN ÜRETTİĞİ BİLGİ SAYISI, TÜRK ÜNİVERSİTELERİNİ GEÇTİ

Aramızda akademisyen arkadaşlarım da var. Acı bir tabloyu da söylemek zorundayım. İran üniversitelerinin ürettiği bilgi sayısı, Türk üniversitelerini geçti. Bu ayıp kime ait? Bu bölgede Türk üniversiteleri her zaman birinciydi. İlk kez İran üniversitelerinin ürettiği bilgi, bilimsel yayın sayısı Türk üniversitelerini geçti. Lise gibi üniversite yaparsanız, hocası olmayan üniversite yaparsanız, bu sonucu elde edersiniz. Üniversite demek, bilim demektir. Üniversitelerde yasak olmaz. Üniversiteler, her türlü düşüncenin özgürce söylendiği alanlardır. Yasak getirirseniz, bilgi üretemezsiniz. Demokrasiyi kaldırırsanız, bilgi üretemezsiniz. Aklı özgürleştirmezseniz, bilgi üretemezsiniz. Hani bunlardan birisi diyordu ya, “Biz Müslüman ülkeyiz, bizden bilim adamı yetişmez.” Müslümanlığı da bilmiyor. Tarihin en büyük icatlarını yapanlar hemen Müslümanlıktan sonra İslam alimleridir. Cebir’i buldular, fiziği, astronomiyi her şeyi yaptılar. Bunların onlardan bile haberleri yok. Bilgi üreten bir toplum, güçlü bir toplumdur.

ATATÜRKÇÜLÜK, ÜRETİM DEMEKTİR

Sözlerimi Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatarak bitirmek isterim. Ne demek Atatürkçülük? Bize çok anlatırlar. Atatürkçülüğün tek bir sözü var. Arkadaşlar Atatürkçülük, üretim demektir. Üretirseniz güçlü olursunuz. Niçin? Bakın, Mustafa Kemal Atatürk hemen Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, barış anlaşmasını imzaladıktan sonra ne diyor? Savaş meydanlarında kazandığımız zaferleri ekonomik zaferlerle taçlandıramazsak, bu ülkenin bağımsızlığını koruyamayız. Nokta. Bu kadar. Bize Atatürkçülüğü de yanlış öğrettiler. Onun da en büyük sorumlusu Kenan Evren ve arkadaşlarıdır. Koskoca Osmanlı İmparatorluğunun bir metre demiryolumuz yoktu, kendi parasını basacak bankası yoktu, şeker bile üretemiyordu, bez üretemiyordu. Okuma yazma oranı kadınlarda binde 8, erkeklerde yüzde 6. Dumlupınar Belediyesi’nin çağrısı üzerine Dumlupınar’a gittim. Dumlupınar’da yapılan savaş ve şehitler anısına bir müze kurmuşlar. Müzede savaşta kullanılan silahlar var. Amerikalılara ait tüfekler, Almanlara ait tüfekler, Ruslara ait tüfekler var. Osmanlıya ait tüfek yok. Ne demişti Ozan? “Delikli demir icat oldu mertlik bozuldu” diye. Adamın elinde silah var üretmiş, sen yalın kılıç gidiyorsun, 300 metreden seni vuruyor. Peki, koskoca Osmanlı İmparatorluğu tüfek üretemez miydi? Üretebilirdi. Ama tüfek üretmesi için bir siyasi iradeye ihtiyaç var. Peki Mustafa Kemal ne yaptı? Silah üretmek üzere Makine Kimya Endüstrisi’ni kurdu. Şeker fabrikalarını kurdu Anadolu’nun her tarafında, demiryollarını yaptı. Ne zaman kendi paramızı basmaya başladık biliyor musunuz? 1930 yılında Merkez Bankasını kurduk. Peki 1925 yılında ne yaptık? Kayseri’de uçak fabrikasının temelini attılar o insanlar. Peki 1934’te ne oldu? Kayseri’den kalkan ilk uçak Ankara’ya indi. 1940’larda neydi? Türkiye uçak ihraç eden ülkeydi. Güney Kore’den önce otomobil ürettik biz. Bugün bizim otomobil markamız yok. Ama Güney Kore’nin dünya çapında 3 otomobil markası var. 1960’lı yıllar, bizim milli gelirimiz Güney Kore’nin 3 katı. Şimdi Güney Kore’nin milli geliri bizim 4 katımız. Sorumlusu kim? Kim bunun sorumlusu? Bakkal mı, manav mı, çiftçi mi, sanayici mi? Hayır arkadaşlar. Bunun sorumlusu öngörüsü olmayan, yeteneği olmayan siyaset anlayışı. Bunun sorumlusu siyasetçiler. Ama şu soruyu soracağım. Bu siyasetçileri kim iktidara getirdi? Bu soruyu sormuyoruz. Siyasetçilere kızıyoruz, her türlü şeyi söylüyoruz. İyi de kardeşim bunları iktidara kim getirdi? Bu öngörüsüz vizyonu olmayan insanlar nasıl geldi? Ne deniyordu? 2023’te şunu yapacağız, ihracatımız şu, ithalatımız şu olacak. Şu soruyu sorduk mu? Güzel, hedefler de çok güzel. Peki nasıl yapacağız? Nasıl yapacağız sorduk mu? Sormadık. Şimdi ne diyoruz? O hedefleri yakalama şansımız yok. Olamaz zaten. Ne ürettin, katma değeri yüksek ürün mü üretiyorsun sen? Hayır. Üniversiteleri bilgi üretmezse, Türkiye katma değeri yüksek ürün üretemez. Bu modeli bilmemiz lazım. Eğer bir ülkede demokrasi yoksa o ülke büyüyemez. Buyurun dünyaya bakın, kişi başına geliri 25 bin doların üstünde olan bütün ülkelere bakın. Bütün ülkelerde demokrasi var, özgürlükler var, medya özgürlüğü var, yargı bağımsızlığı var. Kimse kimseye bir şey demez, düşüncelerini özgürce açıklarlar.

SİYASİ İKTİDAR HER KURUŞ VERGİNİN HESABINI VERMEK ZORUNDADIR

Geçenlerde işadamlarıyla bir toplantı yaptım. Dedim ki, “Bir demokraside olmazsa olmaz vatandaştan toplanan verginin hesabının verilmesidir.” Olmazsa olmaz. Her kuruş verginin hesabını siyasi iktidar vermek zorundadır. Demokrasinin kuralı budur. Ama bu kuralın ikinci önemli bir halkası var. Vatandaşın da “Ey hükümet benim vergilerimi nerelere harcadın sorusunu sorması gerekiyor.” Döndüm ticaret adamlarına şu soruyu sordum. İçinizden bunu soracak bir kişi var mı? “Hayır” dediler. Niçin? Korku dağları bekliyor. O zaman bizde demokrasi yok arkadaşlar. Benim ödediğim verginin hesabını bana vermeyen bir siyasal anlayış eğer bir ülkede varsa, o ülkede demokrasiden söz edebilir miyiz?
İşin özeti; düşünmeye, sorgulamaya ihtiyacımız var. Tarım; her türlü sorunu çözebiliriz. Sanayi; bu anlayışla olmaz. Katma değeri yüksek ürün üretmek zorundadır Türkiye. Pahada ağır, yükte hafif ürün üretecek Türkiye. Bu olmazsa olmaz. Üniversiteler bilgi üretecek. Şu sözü vermiştik; “Her yıl en az 10 bin üniversite mezununu değişik alanlarda yurtdışına doktora yapmaya göndereceğiz” demiştik. Ne olacak? 5 yıl sonra Türkiye çok önemli bir sıçramayı gerçekleştirmiş olacaktı. Peki bu yapılabilir mi? Elbette yapılabilir. Bunu yapan gerçekten sanayinin yüz akı olan iş dünyamızda önemli firmalar da var. Geçen gittim, Bursa’da bir fabrikayı gezdim. Çip üretiyorlar. Devletten 5 kuruş teşvik almaksızın. Teşvikler nereye gidiyor? Bizim partiyi, yandaş, akraba. Teşvik vereceksen, bu alana vereceksin. Katma değeri yüksek ürün kim üretiyorsa, ona teşvik vereceksin. Türkiye orta gelir ve orta teknoloji tuzağından kurtulmak zorunda. Bunu yapmak zorundayız.

Efendim, beni dinlediğiniz için hepinize yürekten teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun diyorum. Güzel bir Türkiye için asla umudunuzu yitirmeyin. Türkiye güçlü bir ülkedir, Türkiye’nin insanı çalışkandır, Türkiye’nin insanı özverilidir. Hep birlikte Türkiye’yi aydınlıklara taşıyacağız. Hepinize şükran borçluyum, hepiniz sağ olun, var olun diyorum.

Toplantıya, CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat, CHP Tarım Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı ve Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu, Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar da katıldı.

Kılıçdaroğlu daha sonra Silivri Belediyesinin Tarımsal Üretim ve Araştırma Merkezini ziyaret etti. Merkezin bahçesini gezerek yetkililerden bilgi alan Kılıçdaroğlu’na, burada üretilen kara buğdaydan yapılan pilav ikram edildi.

CHPnet

SİTELERİ