CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN BERGAMA KÜLTÜR MERKEZİ’NİN AÇILIŞ TÖRENİNDE YAPTIĞI KONUŞMA (8 EKİM 2016)  
08.10.2016
36565
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, BERGAMA KÜLTÜR MERKEZİ’NİN AÇILIŞ TÖRENİNDE KONUŞTU:

-DEVLET VATANDAŞINA TUZAK KURMAZ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Mağdur yaratılmamalı. Sen Bank Asya’ya para yatıran adamı memuriyetten atacaksın ama bankaya izin veren adama bir şey yapmayacaksın. Kim sorumlu, bankanın kuruluşuna izin veren kimse sorumlu odur. Gazi Mustafa Kemal’e suikast düzenleyenlerin çocuklarına bakın, hiçbirisinin çocuğu mağdur olmamıştır. İçlerinden büyükelçi olan vardır, üniversitede hoca, vali olan var. Suçluyla suçsuzu ayırmışlardır." dedi. 

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Bergama Kültür Merkezi’nin açılış töreninde yaptığı konuşma şöyle: 

Hepinize teşekkür ediyorum. Sevgili dostlarım; genç bir Belediye Başkanını dinledik. Kürsüye çıktığında, “Hayatımın en heyecanlı konuşmalarından birisini yapacağım” diye bir cümle kullandı. Sayın Başkana öncelikle şunu söyleyeyim; heyecan her zaman güzeldir, heyecanlı olmak da güzeldir. Böyle bir eseri Bergama’ya kazandırdığınız için sizi yürekten kutluyorum. Ayrıca mimar arkadaşımızla da konuştum; eserin uluslararası ödüle layık görülmesi, ayrıca olağanüstü bir şey.

BU TOPRAKLARIN MAYASINDA KİN VE ÖFKE YOKTUR

Bergama bir tarih kenti aslında, içinde bulunduğumuz bu kent; tarihin derinliklerinden süzülüp bugüne bir kültür bıraktı bize. Bu kültür sadece bizim kültürümüz değil, geçmişimizin ve geleceğimizin kültürüdür. Bu kültüre dayanarak, geçmişe dayanarak geleceği inşa ediyoruz. Hani Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ya, “Cumhuriyet’in, Türkiye Cumhuriyet’inin temeli kültürdür.” Çünkü kültür, hayatımızın her aşamasında doğduğumuz andan itibaren edindiğimiz değerlerdir. İnanırız, güveniriz, kızarız, seviniriz, ağlarız, tarih okuruz, roman okuruz, öykü okuruz, film izleriz. Bütün bunların tamamı bizim kültürümüzü zenginleştirir ve dünyaya bakış açımızı zenginleştirir. Bu toprakların mayasında insan sevgisi vardır. Bu toprakların mayasında hoşgörü vardır. Bu toprakların mayasında kin yoktur, öfke yoktur; sevgi vardır, hoşgörü vardır. Bu toprakların mayasında Mevlana vardır, Hacı Bektaş-ı Veli vardır. Bu toprakların mayasında Erzurumlu Emrah vardır, Yunus Emre vardır, Karacaoğlan vardır. Bu toprakların mayasında Yaşar Kemal’ler vardır, Tarık Akan’lar vardır, Ahmet Arif’ler vardır. Bu topraklar; zengin topraklardır. Ama bu topraklarımızın kıymetini yeteri kadar bilmiyoruz. Bu toprakların kıymetini bildiğimiz zaman, emin olun ülkemizi çok daha güzel noktalara taşıyabiliriz. Bu gücümüz var, bu imkânımız da var. Bakın ben size bir şey söyleyeyim; dünya çapında mimarımız var mı? Mimarlarımız var. Dünya çapında doktorlarımız var mı? Var. Dünya çapında profesörlerimiz var mı? Var. Dünya çapında ressamımız, şairimiz, ozanımız var mı? Var. Dünya çapında her alanda yetişmiş insanımız var. Ama aramızda bir sır, sakın kimseye söylemeyin, dünya çapında maalesef siyasetçimiz yok ve Türkiye’nin en ciddi sorunlarında birisi, insan sevgisinin egemen olduğu bir siyaset anlayışımız yok. Bunu yapmaya, bunu yaşatmaya, bunu kurmaya, hepimizin görevi var, bunu yapmak zorundayız, eğer bu güzel ülke Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından düşmandan kurtulup bize teslim edilmişse.

ATATÜRKÇÜLÜK ÜRETİM DEMEKTİR

Size Cumhuriyet’in kısa tarihini anlatmak isterim. Neden biliyor musunuz? Atatürk’ü bile bize yanlış anlattılar. Atatürk ne demek biliyor musunuz? Atatürkçülük ne demek biliyor musunuz? Atatürkçülüğü eğer tek bir kelimeyle anlatmak gerekiyorsa; Atatürkçülük üretim demek. Çünkü Kurtuluş Savaşı’ndan çıkıp gelen, mücadele eden o insanların hiç birisi ekonomi eğitimi görmemişlerdir. Para nedir, enflasyon nedir, kur nedir? Bunların hiçbirisini bilmiyorlardı. Böyle bir eğitim de almadılar. 1923’te bulunduğumuz kentte, yani İzmir’de, Türkiye’yi nasıl büyütürüz diye, İzmir İktisat Komitesini topladılar. Çünkü şunu söylüyordu Gazi: “Savaş meydanlarında kazanılan zaferler, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa; bağımsızlığımızı koruyamayız.” Şeker üretemeyen bir Türkiye, bez üretemeyen bir Türkiye, toplu iğne üretemeyen bir Türkiye, bir metrelik milli demiryolu olmayan bir Türkiye. Kendi parasını basacak bankası olmayan bir Türkiye. Diyorlar ya, “Osmanlı, Osmanlı, Osmanlı…” İşte Osmanlının bize miras bıraktığı Türkiye bu Türkiye’ydi. Okuma yazma oranı kadınlarda; binde sekiz. 1000 kadından 8’i okuma yazma biliyor. Erkeklerde yüzde 6, yüzde 7 bazı araştırmalara göre yüzde 8. O da daha çok azınlıkların okuma yazma bildiğini görüyoruz. Ne oldu? Önce Millet Mektepleri kuruldu, okuma yazma öğrenecek vatandaşım. Sonra üreteceğiz dendi, Cumhuriyet’in ilanından 6 ay sonra Şeker Fabrikasının temeli atıldı. 1930 yılında kendi paramızı basacak Merkez Bankasını kurduk. 1925 yılında Kayseri’de Uçak Fabrikasının temelini attık. 9 yıl sonra Kayseri’den kalkan ilk uçağımız Ankara’ya indi. Haliç’te- 1932- denizaltımızı yaptık. Ve Türkiye; uçak ihraç eden bir ülkeydi. Bütün millileştirmeleri yaptık; demir ağlarla ördük 10 yılda, bütün Türkiye’yi demir ağlarla ördük. Sonra ne oldu Allah aşkına? Neden birden bire geriye gittik? Uçak ihraç eden bir Türkiye, teknoloji üreten bir Türkiye, kendi şeker fabrikalarını kuran bir Türkiye, ne oldu birden bire geriye doğru gittik? Hepimizin bunu oturup yeniden düşünmesi lazım.

ÜRETEN TOPLUM DÜNYADA SÖZ SAHİBİ OLAN BİR TOPLUMDUR

Ne diyordu Gazi Mustafa Kemal Atatürk; “Cumhuriyet’in temeli kültürdür. Kültür; üretmek demektir.” Sadece mal üretmek değil. Ressam da resmi üretir, besteci beste üretir, ozan şiirlerini yazar, çiftçi tarlada çalışır üretir. Üreten toplum büyüyen toplumdur. Üreten toplum saygın toplumdur. Üreten toplum dünyada söz sahibi olan bir toplumdur. Üretmezseniz sadece tüketirseniz, sadece birileri bir şey verir ve onunla yetinmeyi alışkanlık haline getirirseniz, Mustafa Kemal’in deyimiyle önce onurunuzu, sonra haysiyetinizi ve daha sonra da bağımsızlığınızı kaybedersiniz. O nedenle söyledim, Atatürkçülük üretmek demektir üretmek. Köylü ürettiğinin karşılığını alacak, esnaf emeğinin karşılığını alacak, sanayici ürettiğinin karşılığını alacak. Herkes kazanacak ama kimsenin kaybetmediği, herkesin kazandığı mutlu bir Türkiye’yi yeniden inşa etmek zorundayız.

KAVGADAN, YALANDAN, HESAP VERMEYEN, HERKESİ KÖTÜLEYEN BİR SİYASET ANLAYIŞINDAN BIKTIK

Bir düşünelim-bugünlerde en çok düşünmeye ihtiyacımız var- neden Amerika’da darbe olmaz, Fransa’da niye olmaz, Hollanda’da niye olmaz, İsviçre’de niye olmaz? Niye olmaz buralarda darbe de Türkiye’de darbe olur? Eğer bir ülkede tam demokrasi varsa, bir ülkede özgürlük varsa, bir ülkede baskı yoksa, bir ülkede insanlar düşüncelerini özgürce dile getiriyorlarsa, bir ülkede halka hizmet etmeyi bırakıp cebine hizmet eden bir siyaset anlayışı varsa orada darbe olur, orada her şey olur. Orada huzur olmaz, orada bereket olmaz. Ben size huzuru, kardeşliği, barışı, özgürlüğü vadediyorum. Bu ülkede hiçbir ayrım yapmadan, altını çiziyorum; hiçbir ayrım yapmadan, kimsenin inancını sorgulamadan, kimsenin kimliğini sorgulamadan, kimsenin yaşam tarzını sorgulamadan; herkesin kazanacağı, herkesin özgürce yaşayacağı güzel ve huzurlu bir Türkiye vadediyorum. Bıktık kavgadan, yalandan bıktık, hesap vermeyen siyaset anlayışından bıktık, herkesi kötüleyen bir anlayıştan bıktık. Her insanı seviyorum. Her insana hizmet etmek istiyoruz.

BİZ KUL HAKKI YEMEYİZ, YEDİRMEYİZ

Bakın genç ve yetenekli bir belediye başkanımız var, siz seçtiniz, yaptığı bir eserin maliyetini gelip söylüyor size ‘şunu şu kadar, şunu şu kadar, şuradan aldım’ diye. Neden biliyor musunuz? Bizim bir anlayışımız var. Sosyal demokratların bir anlayışı var. Bizim bir inancımız var. Bizim bir ahlak anlayışımız var. Biz kul hakkı yemeyiz, kul hakkı yedirmeyiz. Çünkü biz her kuruşun hesabını vatandaşa veriyoruz. Düne kadar dinden imandan bahsedenler; ceplerine çalışmadılar mı? Artık hepinizin düşünmeye ihtiyacı var. Hepimizin oturup yeniden kendimizi sorgulamaya ihtiyacımız var. Kültür çok önemlidir. Bergama’nın tarihine yakışan, özüne yakışan bu güzel yatırımı yaptığı için, genç ve yakışıklı Belediye Başkanımıza yürekten teşekkür ediyorum. Bu eser sadece bizim için değil, sadece sizin için de değil; çocuklarımız, torunlarımız ve gelecekteki insanlarımız için çok önemlidir. Orada şarkılar söyleyecek çocuklarımız, türküler söyleyecek çocuklarımız, oyunlar oynayacaklar çocuklarımız, birbirlerini daha fazla sevecekler, sevmeyi öğrenecekler. İnsan olmanın ne kadar değerli olduğunu öğrenecekler. İnsan olmak değerli ama ağaca da değer vermeyi öğreneceğiz. Yeşilliği öğreneceğiz, kent içinde yaşamanın sorumluluğunu öğreneceğiz orada. Birbirimize saygıyı öğreneceğiz ve dinlemeyi öğreneceğiz. Yine çok ihtiyaç duyduğumuz şey dinlemek. Dinlemek kadar değerli bir şey yoktur. Dinlemek ne demektir? Size düşüncesini açıklayan insana saygı duymak demektir, dinlemek. O açıdan diyorum ya, bugünlerde en çok düşünmeye ve dinlemeye ihtiyacımız var. Bu eseri kazandıran genç Belediye Başkanımıza, katkı veren Büyükşehir Belediye Başkanımıza, az önce sanatçı kimliğiyle olan arkadaşımız burada “İstanbul’da oturuyoruz ama İzmir’e öykünüyoruz, imreniyoruz” dedi İzmir’e. İzmir’in kültür eserlerine, İzmir’in kültüre yaptığı sanata ve katkılara. Evet, İzmir sadece İzmir için önemli değil. Sadece Türkiye için de önemli değil. İzmir artık bir dünya markasıdır ve İzmir bugün Büyükşehir Belediye Başkanının gösterdiği başarıyla artık önemli bir aşamayı kat etmiştir bizim için. Şöyle bir örnek vereyim size: Türkiye Cumhuriyeti hükümeti herhangi bir uluslararası kuruluştan gidip kredi istese, teminat almadan kredi vermezler. Türkiye Cumhuriyeti’ne teminat göstermeden kredi vermezler. Ama İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız her finans kuruluşuna gidip, hiçbir teminat vermeden kredi alabilir. Neden biliyor musunuz? Çünkü kredi notu Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin kredi notundan daha yüksek. Ne diyorduk? Her kuruşun hesabını halka veren bir siyaset anlayışını bu ülkeye getirmek zorundayız.

DARBECİYLE MÜCADELEYE EVET, AMA SOKAKTAKİ VATANDAŞLA MÜCADELEYE HAYIR

Bizi ayrıştırdılar, bizi böldüler. Kimliklerimizi sorguluyoruz, inançlarımızı sorguluyoruz, yaşam tarzımızı sorguluyoruz. Bunların siyasetle ilgisi yoktur. Siyasetin derdi ne olmak zorundadır, biliyor musunuz? Benim çocuğum işsizse, siyaset ona iş bulacak. Benim çocuğumun işi yoksa, siyasetçi gece uyumayacak ve ona da iş bulacak. Esnaf kazanacak. Çiftçi ürettiğinin, alın terinin karşılığını alacak. Siyasetçi bunları bırakmış, neyle uğraşıyoruz? Vatandaşın kimliğiyle, inancıyla, yaşam tarzıyla; bunları bir tarafa bırakmanız lazım. Ne geçti elinize? Ve Türkiye şimdi ağır bedeller ödüyor. Bu ağır bedellerden, inanarak ve birbirimize güvenerek birlikte kurtulacağız. Yeni bir aşamayı birlikte yaratacağız. Bakın darbe yapıldı, darbecileri kınadık, hep beraber kınadık. Bu Türkiye tarihinde, Türk siyasi tarihinde çok önemli bir olaydır. İlk kez Türk siyasi tarihinde; bütün siyasi partiler, bütün sivil toplum örgütleri, bütün meslek kuruluşları hep birlikte darbeye karşı çıkmışlardır. Bu bizim demokrasi geleneğimizin önemli, bir aşamasıdır. Bunun kıymetini hepimizin bilmesi lazım. Dolayısıyla darbeyle mücadele evet, darbeciyle mücadele evet, ama sokaktaki vatandaşla mücadele hayır; ben ona karşıyım. Mağdur kimse yaratılmamalı. Dedim ya, düşünme zamanıdır diye, düşünme zamanıdır. Sen Bank Asya’ya ne için para yatırdın diye vatandaşı memuriyetten atacaksın, ama Bank Asya’ya izin veren adama hiçbir şey yapmayacaksın. Kim sorumlu? O bankanın kuruluşluna izin veren kimse asıl sorumlu odur, eğer sorumlu arıyorsan. Çocuğunu neden bu okula gönderdin diye, devlet memurunu işinden atıyorsun ama o okulu kuranlara bir şey demiyorsun, onların sırtını sıvazlıyorsun. Devlet vatandaşına tuzak kurmaz. Ve devlet suçluyla mücadele eder. Kolektif suç diye bir şey yoktur. Anlattım az önce, bir polis, özel harekâtçı terörle mücadele ediyor, hayatı orada geçiyor. Kayseri’de bir kooperatife üye olmuş; kooperatifin taksitlerini yatırıyor. Banka ne zaman gelip diyor ki, “Biz havale bedeli alacağız, Bank Asya aracılığıyla yatırırsan, onlar ayrıca havale parası almıyorlar”; kooperatif aidatını Bank Asya aracılığıyla gönderdiği için, özel harekâtçıyı attılar devlet memuriyetinden ve hapse de attılar. Yetiyor mu? Hayır, eşini lojmandan attılar, 6 aylık çocuğu var. Ya peki eşinin ne günahı var? O 6 aylık çocuğun ne günahı var? Böyle bir şey olabilir mi? Dikkat buyurunuz sevgili dostlarım, sevgili vatandaşlarım; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e suikast düzenleyenlerin çocuklarına bakın, hiçbirisinin çocuğu asla mağdur olmamıştır. İçlerinde büyükelçi olan var, üniversitede hoca olan var, vali olan var. Ayırmışlardır, suçluyla suçsuzu ayırmışlardır. Suçluyu, suçsuzu aynı kefeye koyup kolektif suçlu ilan edip, 6 aylık çocuğu yemeksiz bırakmak, 16 günlük çocuğu anneden sütsüz bırakmak, Allah aşkına bunun neresinde vicdan vardır? Ben kabul etmiyorum, asla kabul etmiyorum. Neden kabul etmiyorum, onu da söyleyeyim. İnsana saygı duyuyorum ben, insanı seviyorum, insana hizmet etmek istiyorum, hiçbir ayrım yapmak istemiyorum.

1 MİLYONUN ÜZERİNDE MAĞDUR VAR

Suçlu varsa; kimin suçlu olup olmadığına ben karar veremem, siz de karar veremezsiniz. Kim karar verir? Demokrasilerde olan, hâkim karar verir. Çıkarırsınız hâkimin önüne, hâkim bakar, suçluysa cezasını verir ve kimse de ses etmez. Ama onu bırakıp, onunla beraber çoluğunu, çocuğunu, babayı içeri atıyorsun. Yetmiyor oğlunu Türk Hava Yollarından atıyorsun, yetmiyor gelinini bilmem nerden atıyorsun. Ya olmaz arkadaşlar. 1 milyonun üzerinde mağdur var. O nedenle söyledim. Bombalayanlar yargılansın, vatandaşı öldürenler yargılansın, hiçbir tereddüdümüz yok. Türkiye’nin darbeye tahammülü yoktur. Biz demokrasiyi savunacağız ama tam demokrasiyi savunacağız. Bakın hep söyledim ‘devlette liyakat…’ Ne demek liyakat biliyor musunuz? İşi ehline vermek demektir.

SOKAKLARDA SELAMLAŞMAK, BİRBİRİMİZİ KUCAKLAMAK ÇOK MU ZOR?

Bakın bugün Ankara’da iki canlı bomba -polisler gittiler, teşhisi koydular, yakalayacaklar- kendilerini patlattılar ve öldüler. Buradan o güvenlik güçlerinin tamamına yürekten teşekkür ediyorum. Bir kanlı olayla yüz yüze gelmediğimiz için. Liyakat budur. İşi ehline verdiğiniz zaman; o işi çözer. Ben hâkimlik yapamam, ben öğretmenlik de yapamam. Ben ayakkabıcılık da yapamam, ustası değilim o işin. Ama devlette ve yaşam tarzımızda hepimizin en iyi bildiği konular vardır. Kimimiz en iyi narenciye yetiştiririz, kimimiz mısır yetiştiririz, kimimiz en iyi tıraş yaparız berberiz, kimimiz manavız, kimimiz ilkokul öğretmeni, kimimiz üniversitede hoca, kimimiz hâkim, yargıç, kimimiz polis, kimimiz savcı. Herkesin kendi alanı vardır, ben bir ressam olamam, o yetenek ayrı bir yetenektir, onu başkaları yapacaktır. Ben bestekâr değilim ama besteyi yapanlar vardır. Yemek pişiremem ama yemek yapan ustalar vardır. Dediğim gibi işi ehline teslim ettiğimiz zaman demokrasimizi güçlendiririz. İşi ehline teslim ettiğimiz zaman bu memlekete huzuru, bu memlekete bereketi getiririz. Ve bu memlekette hepimiz huzur içinde yaşarız. Hepimizin karnı doyar. Dünyanın en güzel ülkesinde yaşıyoruz. Tarih burada, kültür burada, güzel insanlar burada, tarihin bütün derinlikleri burada. Anadolu coğrafyasında 18 ülkenin başkenti olduğunu biliyor musunuz? Bu kadar köklü bir tarihimiz var. Bergama’dan çalınan pek çok tarihi eserin Avrupa’da sergilendiğini herhalde siz benden daha iyi biliyorsunuz, tarihi eserlerimize sahip çıkmadığımız için. Demek ki Cumhuriyetimize sahip çıkacağız, bayrağımıza sahip çıkacağız, vatanımıza sahip çıkacağız, insanımıza sahip çıkacağız, çocuklarımıza sahip çıkacağız. Onların yeteneklerine sahip çıkacağız. Çocuklarımızın yetenekleri vardır; daha çocukken bakarsınız beste yapmıştır, daha çocukken bakmışsınız resim yapmıştır, daha çocukken bakmışsınız güzel şiir okuyor, daha çocukken bakarsınız üstün zekâlıdır. Bütün bunların tamamını insanı seven bir devlet anlayışı içinde, insana hesabını veren bir siyaset anlayışı içinde yeniden inşa etmek zorundayız. Öğretmenler ‘bize sahip çıkın’ diyorlar. ‘Bizim işimize son verdiler’ diyorlar. Hopa’nın ticaret odası, sanayi odası, esnaf odası, sendikaları hep beraber gazeteye ilan vermişler, ‘biz çocuklarımızı güvendiğimiz öğretmenlere teslim ediyoruz, lütfen öğretmenlerimiz görevlerinin başına dönsünler’ diye. Evet, öğretmenlerimizi seviyoruz, öğretmenlerimize saygı duyuyoruz. Öğretmenlerini baş tacı yapmayan bir toplum büyüyemez, gelişemez, kültürünü geliştiremez, o nedenle öğretmen çok önemlidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda cepheden çıkıp, gelip Ankara’da öğretmenlerin toplantısına katılmıştır. Bu kadar önemlidir öğretmenler. Ne diyor, “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum.” Biz ne yaptık? Bırakın bir harf öğretmeyi, binlerce öğrenciyi yetiştiren Mehmet Haberal’ı Balyoz Davasında, Ergenekon Davasında zindanlarda süründürdük. Ne oldu o Haberal? Sonra beraat etti, sonra geldi Dünya Organ Nakli Dernekleri’nin başkanı seçildi ve Türkiye’yi gururlandırdı, onurlandırdı. O nedenle diyorum ya, güzel bir ülkede yaşıyoruz, bereketli topraklarımız var, güzel insanlarımız var. Sokaklarda selamlaşmak, birbirimizi kucaklamak çok mu zor bir şey? Birbirimizin düşüncesine saygı göstermek çok mu zor bir şey? Çiftçinin kazandığı ürettiği, esnafın kazandığı ürettiği, sanayicinin yeni ürünlerle dünyaya da önemli markalar yarattığı bir Türkiye çok mu zor? Hayır, yeter ki kararımızı verelim, yeter ki önceden düşünelim sonra kararımızı verelim ve algılardan kendimizi kurtaralım. Bizi yönlendirmek istiyorlar, o tür yönlendirmelerin de dışına çıkalım, aklımız var kullanacağız. Evet, genç Belediye Başkanı arkadaşım; bu güzel eseri- daha henüz görmedim ama hep öyle anlatıyorlar, biraz sonra gezeceğiz- Bergama’ya ve İzmir’e kazandırdığın için seni yürekten kutluyorum, sana saygılar sunuyorum.

Bütün Bergamalı yurttaşlarıma, İzmirli yurttaşlarıma en içten sevgiler, saygılar ve muhabbetler sunuyorum.
Sağ olun, var olun.





CHPnet

SİTELERİ