CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN BEŞİKTAŞ MUSTAFA KEMAL KÜLTÜR MERKEZİNDE MUHTARLAR TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA - BİZ ÜNİTER YAPIDAN YANAYIZ, TÜRKİYE’NİN BÖLÜNMESİNİ İSTEMİYORUZ (28 MAYIS 2016)  
28.05.2016
46986
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU MUHTARLAR TOPLANTISINDA :
-BİZ ÜNİTER YAPIDAN YANAYIZ, TÜRKİYE’NİN BÖLÜNMESİNİ İSTEMİYORUZ


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Türkiye başkanlık sistemine geçecek deniyor. Hangi başkanlık? Bölünen bir Türkiye mi? Üniter yapısı olan bir Türkiye mi? Önce buna karar vermek durumundayız. Biz üniter yapıdan yanayız. Türkiye’nin bölünmesini istemiyoruz, ayrışmasını istemiyoruz, kavgayı da istemiyoruz, terör de istemiyoruz. Türkiye’nin birlik ve bütünlük içinde yoluna devam etmesi lazım." dedi.

Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde muhtarlarla bir araya gelen CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun konuşması özetle şöyle:

Hepinize yürekten teşekkür ediyorum değerli arkadaşlarım. Akın Babaoğlu, Alemdar Mahallesi Muhtarı dün vefat etti. Allah rahmet eylesin diyelim. Bir arkadaşımız söyledi Mardin’de bir muhtar arkadaşımız terör örgütü militanları tarafından şehit edildi. Ona da Allah rahmet eylesin dileklerimizi iletiyoruz. Allah rahmet eylesin, yeri cennet olsun.

TERÖR BİR İNSANLIK SUÇUDUR
Bu vesileyle bir konunun altını özenle çizmek isterim. Değerli arkadaşlarım, terör konusunda bütün siyasi partilerin ortak tavır takınması lazım. Terör bir insanlık suçudur. Nereden gelirse gelsin, kimden gelirse gelsin, söylemi ne olursa olsun hep beraber teröre karşı tavır almak zorundayız. Terör bir insanlık suçudur ve terörle mücadele edilmesi lazım.
30 – 35 yıldır bir sorunla karşı karşıyayız. Ciddi bir sorunla karşıyayız. Bu sorunu çözecek olanlar da siyasilerdir. Muhtarlar çözmeyecek, simitçi çözmeyecek, esnaf çözmeyecek, sanayici çözmeyecek. Peki, bu kadar büyük bir sorunu kim çözecek? Niye milletvekilleri parlamentoda? Vatandaşın sorununu çözmek değil mi, ülkenin sorununu çözmek değil mi? Eğer sorunu çözeceksek biz çözeceğiz. Oturacağız aklımızı kullanacağız, dünya örneklerine bakacağız ve bu sorunu çözmek zorundayız. Bunun da altını özenle çizmek isterim.

EN TEMİZ, DÜRÜST SEÇİMLER MUHTAR SEÇİMLERİDİR

Değerli arkadaşlarım, muhtar kardeşlerimi dinledim. Size şunu çok rahat söyleyebilirim. Muhtarlara en çok giden, muhtar toplantılarına en çok katılan Genel Başkanım. Bizim dışımızda muhtarlarla ilgili derli toplu araştırma yapan, sorunları saptayan, bunları gündeme getiren emin olun ikinci parti de yok. Bir arkadaşım söyledi, “Biz bunları söylüyoruz ama CHP muhalefette, acaba ne kadarı gerçekleşecek?”
Değerli arkadaşlarım, bu sorunların çözüm yeri parlamentodur. Parlamentoda eğer varsa bir sorun, muhtarın sorunuysa, manavın sorunuysa, sanayicinin sorunuysa, oturup çözülmek zorundadır. Sorunları ya biz taşırız veya bir başkası taşır veya iktidar partisi taşır, ama sorunların bir şekliyle parlamentoya gelmesi lazım. Asgari ücreti biz taşıdık, taşeron işçiyi biz taşıdık, esnafın aylığından kesilen sosyal güvenlik destek primini biz taşıdık, memurların sorununu biz taşıdık. Bir kısmı çözüldü, bir kısmı mutlaka çözülecek, çözülmek zorundadır. Muhtarların sorunu var onların da çözülmesi lazım.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bir arkadaşımız söyledi, “Yetkimiz yok ama sorumluluğumuz çok” dedi. Yine bir arkadaşımız söyledi, “Biz demokrasinin kılcal damarlarıyız.” dedi. Demokrasinin en net, en pürüzsüz tecelli ettiği seçim muhtar seçimleridir. Sizin isimlerinizi bir Genel Başkan yazmaz, vatandaşın önüne koymaz. Siz kendiniz çıkarsınız. “Ben muhtar adayıyım” dersiniz, mahallenin karşısına çıkarsınız, köyün karşısına çıkarsınız vatandaş gelir size oyunu verir. Bildiğimiz en temiz, dürüst seçimler muhtar seçimleridir. Kimse bu konuda en ufak bir endişeye sahip değil. Hani ben derim ya sık sık tekrar ederim, “Milletin vekilini millet seçmelidir”... Milletin vekilini millet seçmiyor. Biz listeyi hazırlıyoruz, milletin önüne koyuyoruz, “Gel bunlara oy ver” diyoruz. “Vermezsen ceza yazarız” diyoruz. Sizin seçimleriniz gibi milletvekili seçimlerini de inşallah hayata geçireceğiz, asıl demokrasi o zaman olacak.

MUHTARLARIN SORUNLARINI DA BİZ ÇÖZECEĞİZ
Şimdi biz biraz demokrasicilik oynuyoruz. Nasıl yapacağız? Lider sultasını kaldıracağız. Nasıl yapacağız? Siyasi partiler yasasını değiştireceğiz. Nasıl yapacağız? %10 seçim barajını kaldıracağız, düşünce özgürlüğünün önünü açacağız. İnsanlar vatandaşın önüne çıkmalı, vatandaş kendi vekilini kendi seçmeli. Seçmeli ki o milletvekilinden hesap sorabilsin. Arkadaş dün geldin, muhtarlığımı ziyaret ettin, bir sürü söz söyledin ben de seni seçip gönderdim. Şimdi bana hesabını ver niye bir daha gelmiyorsun diye. Şimdi gelmez. Niye gelsin? Siz mi seçtiniz? Hayır, lider seçti. Liderin önünde el pençe divan, ne derse o olur. Ya liderin dediğini yapmazsa? Bir dahaki seçimlerde çizik yer. Bunun adı demokrasi değil. Bütün muhtar arkadaşlarıma söylüyorum gittiğiniz her yerde bunu ifade edin. Deyin ki, “Demokrasiyi örnek mi almak istiyorsun sayın siyasetçi benim seçimime bak demokrasiyi örnek al, demokrasi budur.”
Bazı arkadaşlarımız, “Biz devletin kaçak işçisiyiz” dediler. Doğru. Milletvekili seçilir sosyal güvenlik priminin bir kısmını devlet öder. Belediye Başkanı seçilir olur. Her yere seçimle olur, muhtar da seçimle geldi. Üstelik onlardan çok daha güzel bir seçimle geldi, üstelik daha temiz, daha duru, daha güzel bir seçimle geldi. Onun sosyal güvenlik primine gelince ödemiyoruz. Niye ödemiyorsun kardeşim, hangi gerekçeyle ödemiyorsun? Bunu da ilk gündeme getiren biziz. Muhtarın da sosyal güvenlik priminin devlet tarafından, kendi payına düşen kısmının yatırılması lazım… Devlet her tarafta bir kaçak işçi gördüğü zaman dünyanın cezasını yazıyor. Devlet kayıt dışı istihdam yapamaz arkadaşlar.
Bakınız, Güneydoğu’da güvenlik güçleriyle beraber çalışan korucuların da sosyal güvenliği yoktu. Onu da ilk kez parlamentoda dile getirdik. Kıyameti kopardık. Dedik ki, “Adam hayatını veriyor. Para veriyorsun ama sosyal güvenliğini sağlamıyorsun. Yarın öldüğü zaman ne olacak o? Şehit olduğu zaman ne olacak?” En sonunda bizim dediğimizi kabul etmek zorunda kaldılar. İnşallah sizin sorununuzu da biz çözeceğiz. Hiç kimse endişe etmesin biz çözeceğiz.

KADIN MUHTAR SAYISI DAHA FAZLA OLMALI
Kadın muhtar arkadaşlarımız var, sayıları yetersiz. Sayılarının artmasını isterim. Kadının siyasette daha fazla yer almasını isterim. Bakın, bu konuda da sadece Türkiye’ye değil, bütün Avrupa’ya örnek olan partiyiz. Bunu da gururla söylüyorum. %33 cinsiyet kotası var. Bizim örgütlerimizin %33’ü en az kadınlardan oluşuyor. Bazı yerlerde kadınlar fazla, erkekler o %33 kontenjanını kullanıyor, ama bu Avrupa’daki en yüksek kota. Siyasete kadınlar girmeli, yönetimin içine kadınlar girmeli. Kadınlar vatandaşa daha iyi hizmet edebilirler, daha iyi dokunabilirler, sorunlarını daha sağlıklı, daha sabırla dinleyebilirler.
Dolayısıyla kadınların muhtar olarak da sayılarının fazla olmasını isteriz. Bizim kitapçığımızda 1933 yılında Aydın Çine’de ilk kadın muhtar- Gül Esin diye bir muhtarımız ilk kadın muhtardır, fotoğrafını da biz uzun arayışlardan sonra bulduk- kardeşimiz 6 altı kardeş. 5 kardeşi ya Kurtuluş Savaşı’nda veya Birinci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybetmiş ve şehit olmuşlardır. Bu muhtar kardeşimiz mücadeleyi yapıyor. Evet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sayesinde, Kadına Seçme ve Seçilme Hakkı veriliyor ve gelip kendi köyüne muhtar oluyor. Şimdi bunun kadar güzel bir şey yok. Muhtar olacak. Yeri geldiği zaman çok sık konuşuyoruz ‘kadın – erkek eşitliği olsun’, güzel, eşitlik olsun. Nasıl olsun? Koltuklara erkekler otursun hep beraber desinler kadın – erkek eşitliği olsun. Olmaz. Koltukların yarısını kadınlara vereceksiniz. Ve kadın kardeşlerim siyasete eliniz değiyorsa kesinlikle mücadelenizi yapın.
Bakınız, Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkını İsviçre’den önce verendir Mustafa Kemal Atatürk. Yunanistan’dan önce verendir, Japonya’dan önce verendir, Fransa’dan önce verendir. Kadınlar siyasette yer almalı. Kadınlar toplumun eşit birer bireyi olmalı. Sorunsa kadınında aklı var, o da sorunu çözecek. Neden onu ikinci sınıf yurttaş kabul ediyoruz. Etmeyeceğiz. Kadın – erkek eşitliğini sonuna kadar savunacağız ve gereğini de yapacağız.
Yine bir muhtar arkadaşım Beykoz’dan 2B sorununa değindi. Bakın, 2B sorununu bundan 3 seçim önce Sultanbeyli’de dile getiren yine ilk Genel Başkanım ve bu sorunun çözülmesi gerektiğini söyledim. Evet Akif Hamzaçebi Bey bu konuda çaba harcıyor biliyorum. Neden onu görevlendirdik? Çünkü o eski Milli Emlak Genel Müdürü. Devlette görev alanlarından birisi de buydu. Nasıl çözülür bu sorun oturduk uzun uzun çalıştık. Hata yaptılar hatalarını meclis genel kurulunda söyledik. “3 ay sonra bunu değiştireceksiniz” dedik, bizim dediğimiz oldu 3 ay sonra değiştirmek zorunda kaldılar. Sorunun çözümünü biliyoruz. Bir sorun nasıl çözülür onu da çok iyi biliyoruz.

DEVLET NASIL YÖNETİLİR, BİLİRİZ
O nedenle muhtar kardeşlerime sesleniyorum. Şimdi burada sorunlardan söz ettik gayet güzel. Sorunları biliyoruz da nasıl çözeceğiz? “Birlikten yana” dediniz, “Birlik olacağız” dediniz. Eğer bir sorunun çözümü konusunda en sağlıklı öneriyi getiren partiye destek verirseniz bu sorunların çoğu zaten çözülür. İşin düğüm noktası budur. Efendim ana muhalefet çalışsın, uğraşsın ne olacak? Biz öbür tarafa oy verelim belki onlar çözerler. Niye işin ustasını getirmiyorsunuz başa? Neden bu işi en iyi bilenleri getirmiyorsunuz başa? Neden sorunları çözen bir partiyi getirmiyorsunuz? Yeri gelince şikayet ediyoruz. Güzel. Şikayet ediyoruz, hiçbir itirazım yok edin. Sorunlarınız çözüldü mü? 14 yıl 14! 14 ay değil 14 yıldır çözüldü mü? Söylüyorum birileri muhtarı ayağına çağırır ve onlara hedef dikte ettirir. Biz öyle yapmıyoruz. Ben muhtarların ayağına gidiyorum, ben muhtarlarla konuşuyorum, ben muhtarları dinliyorum.
Değerli arkadaşlarım, Devlet nasıl yönetilir, biliriz. Liyakat esası vardır devleti yönetmede. Liyakat, yani işi ehline teslim edeceksin. İşi ehline teslim ettiğin zaman sorunlar kendiliğinden çözülür arkadaşlar. İşin kuralı budur liyakat esası. İşi ehline teslim etme, esasıdır devleti yönetmenin. Nedir devletle hükümet arasındaki fark onu da size anlatayım. Hükümet yani parlamento, yani oradan çıkan bakanlar, milletvekili olmak için tek kural vardır, ilkokul mezunu olmanız yeterlidir. Bakan da olabilirsiniz. İlkokul diplomanız varsa seçilirsiniz bakan da olabilirsiniz. Ama devlette en küçük mevki olan şef olmanız için en az 4 yıllık üniversiteyi bitirmek zorundasınız. Bitirip hemen ertesi gün yine şef olamazsınız. Adaylık süreniz vardır 1 yıl. Sonra belli bir süre geçer sınava girersiniz, sınavda başarı sağlarsanız ancak şef olabilirsiniz. Devletle hükümet arasında böyle bir fark vardır. Dolayısıyla devlet farklı bir şeydir. Devlet bütün yurttaşlarına eşit davranır, asla ayrım yapmaz. Demokrasilerde devletin iki temel konuda görevi vardır. Birisi nedir? Vatandaşın kimliği ne olursa olsun, etnik kimliği ne olursa olsun herkese eşit davranmak zorundadır. İki; inanç konusunda devlet yine kör olmak zorundadır. Kimin hangi inancı varsa varsın Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıysa eşit muamele görmek zorundadır. Devlet dediğiniz kurum budur. Bunu yapmazsa devlet görevini yapmamış olur.

MUHTARLARIN SORUMLULUĞU VE YETKİLERİ ARASINDA DENGE OLMALI
Değerli arkadaşlarım, silah taşıma konusunda arkadaşlarım söylediler. Haklılar, muhtarlık yaparken güvenip veriyorsun silahı, kullanıyor, yanında taşıyor. E muhtarlığı bitti, ‘sana güvenmiyorum silahını ver, vermezsen dünyanın harcını yatıracaksın.’ Bu da doğru değil arkadaşlar. Milletvekili hangi muameleyi görüyorsa silah taşımada, muhtar da aynı muameleyi görsün. Ne farkı var? O da seçim, o da seçim. Elbette ki elektrik faturaları, su faturaları, diğer harcamalar, diğer masraflar, sekreteryanın olması vs. Arkadaşlar bakın, az önce hep beraber söyledik muhtarlık seçimleri demokrasinin en saf ve en güzel tecilli ettiği seçimlerdir ve bizim muhtarlık kurumuna önem vermemiz lazım. Sizi bir kurum olarak düşünmemiz lazım. Siyaset kurumunun en önemli parçalarından birisiniz. Bütün köylerde var, bütün köylerde milletvekili yok. Bütün mahallelerde var, bütün mahallelerde milletvekili yok. O zaman vatandaşla doğrudan ilişki kuran ve vatandaşın derdini anlatmak için ilk başvurduğu kişi kim? Mahallenin muhtarı, köyün muhtarı. O zaman biz muhtarlık kurumunu kendine uygun, ağırlık içinde yeniden yapılandırmak zorundayız. Sekreter mi olsun, bir kişi olur, üç kişi olur. Belli bir nüfusu esas alırsınız o nüfusa göre çalışmasını yapar. Belli sorumlulukları varsa belli yetkileri olacak. Yani sorumlulukla yetkiler arasında denge olacak. Sorumluluk ve yetki arasında denge olmazsa muhtarlık kurumu kan kaybeder. Bu aynı zamanda demokrasi kan kaybeder anlamına gelir. Vatandaşın oyuyla seçilmiş bir muhtar yetkisi var, sorumluluğu var ama dengesiz. Yetki çok az dünya kadar sorumluluk var. Bu olmaz. İkisini dengeli bir şekilde vermemiz gerekiyor.
Bazı arkadaşlarım yine Muhtarların Birliğinden, özel bir yasanın çıkmasından söz ettiler. Evet bunun yapılması lazım. Muhtarların da bakın değerli arkadaşlarım, kendi ayrı siyasi görüşleri olabilir, hepimizin buna saygı duyması lazım, kimisi A siyasi görüşünü benimser, kimisi B siyasi görüşünü benimser. Ama biz siyasetçiler olarak ki, ben sizleri de siyasetin bir önemli parçası olarak kabul ediyorum, bir ortak payda oluşturmak zorundayız kendi aramızda. Görüşü ne olursa olsun o ortak paydada buluşmak zorundayız.

ADALET OLMADIĞI YERDE DEVLET OLMAZ
Mesela bu ortak payda demokrasidir. Demokrasimizi yaşatmak zorundayız. Demokrasi bizim ortak paydamızsa demokrasiyi derinleştirmek zorundayız. Bu ortak payda yargı bağımsızlığı olmalıdır. Yargı bağımsız olmalı, tarafsız olmalı. Ben hakimin karşısına çıktığım zaman burada adalet gerçekleşecek diyebilmeliyim. Eğer ben yargı konusunda ya bu tarafsız mıdır, değil midir diye bir endişe duyarsam adalet mülkün temeli olmaz. Ne demek adalet mülkün temeli? Adalet mülkün temeli, oradaki mülk devlet anlamına gelir Osmanlı mülkü gibi, adalet devletin temelidir. Adaletin olmadığı bir yerde devlet olmaz. Buna benzer biz ortak paydalar oluşturmak zorundayız. Parlamento; görev yapmalı. Diğer kurumlar; medya özgür olmalı, haberi yapmalı ve her şeyin temeli ahlaktır. Ahlak bütün inançların ortak temelidir. Dünyadaki bütün inançların ortak temeli ahlaktır. Ahlak konusunda hepimizin hassas olması lazım, duyarlı olması lazım… Biz bunları yapabilirsek ve hayata geçirebilirsek o zaman Türkiye’de demokrasiyi kurumsallaştırmış oluruz. O zaman birbirimize selam vermiş oluruz, birbirimizi daha iyi dinlemiş oluruz. Birbirimize karşı eleştirileri yaparken ‘ya bu ne söylüyor acaba haklı mıdır, yanlış mıdır, doğru mudur?’ diye daha dikkatle dinleme imkanımız çıkmış olur ortaya. O nedenle muhtarlıklardan başlayarak en tepeye kadar devletin liyakat esasına göre, adalet esasına göre, ahlak esasına göre yeniden ama yeniden ele alınması ve götürülmesi lazım. Eğer bunlar olmazsa kimse kusura bakmasın devletin temellerini kökten sarsarız.

DEVLETİ DEVLET YAPAN KURUMLARIDIR
Bakın Amerika’yı örnek vereyim size. ABD’de de en güçlü olan kimdir? Siyasiler değil, en güçlü olan Amerika’nın kurumlarıdır. FBI’a bakın, IRS’a bakın, Pentagon’a bakın. Bu kurumlar kim başkan olursa olsun, kim ama hangi görüşten olursa olsun, Amerika’nın çıkarları üzerine politika oluştururlar. Bizde de böyle kurumların olması lazım. Merkez Bankası bir kurumdur, önemli bir kurumdur. Genelkurmay bir kurumdur, medya önemli bir kurumdur. Bunlar kendi kültürlerini oluşturmak zorundadırlar. Devleti devlet yapan devletin kurumlarıdır arkadaşlar. Devletin kurumları devleti devlet yapar. Gelir İdaresi Başkanlığı önemli bir kurumdur bizde. Ama siz Gelir İdaresi Başkanlığını siyasi amaçlarla kullanırsanız, ‘şu kişi bana yan baktı derhal hesaplarını inceleyin’ derseniz bu olmaz, bunları ayırmak lazım. Tam tersine devlet kendi içinde kurumlarını sağlıklı, liyakat esasına göre çalıştırmalıdır. Bunu yaptığımız zaman sistemi daha sağlıklı bir sürece oturtmuş oluruz.
“Kimseye boyun eğmeyeceğiz” dedi Eyüp’ten gelen muhtarımız. Dedi ki, “Belediyeler bize yardım yapıyor.” -Doğru yardım yapabilir, yardım yapmayan da olabilir- “Ama bana yardım yaptılar diye ben kimsenin önünde boyun eğmem.” Teşekkür ederim. Hiç kimse hiç kimsenin önünde boyun eğmemeli asla. Neden “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” diyoruz? Neden “Cumhuriyet bir fazilettir” diyoruz? Neden cumhuriyeti bir kültür olarak kabul ediyoruz? Nedeni şu değerli arkadaşlarım, halifelikte kul esası vardı, herkes padişahın kuluydu. Cumhuriyetle beraber herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin özgür vatandaşıdır. Kimse kimsenin kulu değildir. Kimse kimsenin önünde boyun eğmez. Bu temel farkı da hepimizin bilmesi lazım, özellikle muhtar kardeşlerimizin bilmesi lazım… Neden sizlerin hakkını savunuyoruz? Neden diyoruz ‘muhtarlık güçlü bir kurum olmalı?’ Kimsenin önünde eyvallah etmesin diye. Eyvallah ettiğiniz andan itibaren, bu olmaz arkadaşlar, görevinizi ihmal etmiş olursunuz. Size oy veren vatandaşın hakkını ihlal etmiş olursunuz. O nedenle diyoruz muhtarlık kurumu güçlendirmeli. Kimseye el avuç açmamalı.
  
YOKSULLUK KADER DEĞİLDİR
Sadece muhtarlık kurumu mu? Hayır. Sokaktaki vatandaş da kimseye el açmamalı. Ben fakirim dememeli. Onun yoksulluğu birilerine peşkeş çekilmemeli. Bakın değerli arkadaşlarım, bir mahallede ve bir köyde kim fakirdir, kim bilir? Muhtar bilir. Öyle muhtarlar biliyorum ki, öyle mahalle bakkalı biliyorum ki, o akşam evinde tencere kaynamadığı için makarna gönderip ‘evde pişirsinler, çocuklara yedirsinler’ diyen muhtarlar ve bakkallar biliyorum. Kendi mahallesine bu kadar sahip, bu kadar sadık muhtarlar ve bakkallar biliyorum. Dolayısıyla bakın, biliyorum ama bakın bir şey var, bizde temel bir kural vardır arkadaşlar, inancımızın öngördüğü bir kural vardır. Nedir o kural? Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek. Ne demektir bu? İnsan onurunu korumak demektir. Yoksulluk kader değildir arkadaşlar. Neden sosyal devlet vardır? Sosyal devletin varlık nedeni yoksullar içindir, zenginler için sosyal devlet olur mu? Sosyal devletin varlık nedeni yoksulluğu sıfırlamaktır, yoksulluğu bitirmektir. Nasıl bitireceğiz yoksulluğu? Muhtarlarla işbirliği yaparak… Muhtarlarla işbirliği yaptığınız zaman kimsenin yoksulluğu afişe edilmeden yoksulluk Türkiye’de tarihe gömülebilir. Bunun yolu Aile Sigortası’ndan geçiyor, biz bunu defalarca ama defalarca dile getirdik. Eğer bunu yaparsak hiç kimse ‘ben yoksulum’ demeyecek. Onun yoksulluğunu afişe etmeyeceğiz. Onu Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu bir bireyi olarak yoksulluğunu sıfırlamış olacağız, o da gidip bankadan parasını çeken, ailesinin geçimini sağlayan bir konuma ulaşmış olacaktır.

MUHTARLAR BELEDİYE MECLİSİNDE DE SÖZ SAHİBİ OLMALI
Bir arkadaşımız “Mahalleyle ilgili kararlar alınırken belediyeler bizim de görüşümüze başvursun.” dedi. Mahalleyle ilgili karar sadece değil arkadaşlar, yeşil alan dahil olmak üzere… Yerel Yönetimler Yasası görüşülürken ben o zaman plan bütçe komisyonu üyesiydim şu teklifi yaptım, “Bir mahallede yeşil alan imara açılacaksa o mahallede referandum yapılsın, vatandaşa sorulsun. Bu yeşil alan imara açılsın mı, açılmasın mı?” Ama kabul edilmedi, reddedildi.
Muhtar arkadaşlarım sizin mahallenizle ilgili bir karar belediyede alınırken, belediye meclisinde alınırken o kararla ilgili sizin söz sahibi olmanız lazım ve orada söz ve karar sahibi olmanız lazım. O konuyla ilgili bunun yapılması lazım. Yine belediyede birden fazla mahalle varsa muhtarların temsilcisinin mutlaka belediye meclisinde olması lazım. Kendi aranızda temsilci seçeceksiniz, bir kişi, üç kişi neyse belediye meclisinde normal belediye meclis üyeliği seçimlerine girmeksizin kendi temsinizle orada yer almalısınız. Böylece mahallenizin haklarını da belediye meclisinde savunma imkanına sahip olmalısınız. Demokrasinin gereği budur. Siz mahalleden sorumlusunuz. Mahalleden, köyden sorumlusunuz. Mahalleyle, köyle ilgili karar alınacak sizin haberiniz yok. O zaman bu o mahallede yaşayan vatandaşa saygısızlıktır. Bunun giderilmesi lazım.
Ferit Mevlüt Aslanoğlu arkadaşıma herkes teşekkür etti. Uzun yıllar beraber- Allah rahmet eylesin- Plan Bütçe Komisyonunda birlikte çalıştık. Gece yarılarına kadar çalışırdık. Tam bir dost canlısıydı. Hiç kimsenin gönlünü kırmadı, kırmamaya da özen gösterdi. Birisinin gönlünü kırdıysa, diyelim iktidar partisinden giderdi bir süre sonra bakarsınız onunla sohbet ederdi ve herkesin gönlünü kazanmaya çalışırdı. Düzgün bir insandı, çalışkan bir insandı. Gerçekten vefatı bizim açımızdan da, siyaset açısından da önemli bir kayıp. Şimdi oğlu çalışıyor, inşallah oğlu da babası gibi genç, dinamik, koşturan birisi. Umarım onu da önümüzdeki süreç içinde sizler de destek verirseniz siyasete kazandırırız. Siyasete düzgün insanların girmesi lazım değerli arkadaşlarım.
Hep şunu savundum. Her mesleğin bir kuralı var arkadaşlar. Esnafın, ahilik kuralı vardır yani ahlak kuralları vardır. Doktorların ahlak kuralları vardır baktığınız zaman. Hukukçuların, baroların, avukatların ahlak kuralları vardır. Devlet memurlarının ahlak kuralları vardır yemin ederler belli kuralları vardır. Ahlak kuralları olmayan tek alan maalesef siyaset, o nedenle dedim siyasi ahlak yasasının mutlaka çıkması lazım. Siyasetin de bir ahlakı olması lazım. Siyasetçi de belli ahlakı kurallara uymak zorundadır. Eğer siyasetçi ahlaki kurallara uymazsa balık baştan kokuyor ve sonra toplumda ciddi bir ahlaki erozyon oluşuyor. Bunun kalkması lazım.

MUHTARLARIN BİRLİK OLUŞTURMASINA GEREKLİ DESTEĞİ VERİRİZ
Efendim ‘yeşil pasaport isteniyor’ söylendi. ‘Daha fazla kadın olmalı’ söylendi. ‘Kent konseylerinde görev almamız gerekir’ diye söylendi. ‘1940’lı yasalarla 21.yüzyılın Türkiye’si yönetilmez, yönetilemez’ dendi. Bunların tamamı doğrudur değerli arkadaşlarım. Evet yasaların da güncellenmesi lazım. 21.yüzyılda artık 1940’ların 30’ların yasalarıyla Türkiye’nin yönetilmesi mümkün değil. Çok parçalı bir yapınız var muhtar arkadaşlarım. Benim bildiğim 10’un üstünde derneğiniz, federasyonunuz vs. var. Hepsine üç aşağı beş yukarı vaktim oldukça uğrarım, çaylarını, kahvelerini içerim. Ama sizin birlik olmanız lazım. Bunu elbet bir yasayla, bu yasa konusunda da biz çaba harcarız hiç endişe etmeyin. Muhtar arkadaşlar gelirler bazen talepleri iletirler ben şunu da söylerim. “Bize geldiniz, hoşgeldiniz, başımızın üstüne geldiniz. Bize geldiniz diğer siyasi partilere de gidin ortak görüş oluşturalım, belli yasaları parlamentodan ortak çıkaralım. Muhalefet olmaz muhtarlarla ilgili bir düzenleme geldiğinde niye muhalefet olsun? Bütün mesele iktidarın buna ‘evet’ demesi. Evet derse bir sorunumuz olmaz.”
Bakın, AB ile uyum yasaları bazen 2000 maddelik kanunlar mesela Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Medeni Kanun gibi kanunlar ortak uzlaşmayla geçmiştir. 2000 maddelik kanun bir haftada çıkmıştır. CHP muhalefet etseydi 20 yılda çıkmazdı. Ama Türkiye’nin buna ihtiyacı var ve çıkması lazım. Oturuyoruz hep beraber, akiliz sonuçta, oturuyoruz evet bunun çıkması lazım, herkes bunu bekliyor. Bu tür uygulamaları biz yapıyoruz. Sizler de destek verirseniz muhtarlarla ilgili, muhtarların birlik oluşturmasıyla ilgili düzenlemeleri bizde rahatlıkla çıkarabiliriz.

HANGİ BAŞKANLIK
Değerli muhtar arkadaşlarım, kısaca size parlamenter sistemden de söz edeyim. Başkanlık sistemi deniyor, parlamenter sistem deniyor, söz ediliyor. Bakın değerli arkadaşlarım, bir ülkenin rejimini o ülkenin tarihi koşulları belirler ve sosyolojik koşulları belirler. Mesela Amerika’da başkanlık sistemi vardır. Neden? Eyaletler var. En zayıf halka kimdir? En zayıf halka başkandır. Başkan büyükelçi bile tayin edemez. Öyle bir yetkisi de yoktur. Ama doğan bir hukuki boşluk olursa her eyaletin ayrı parlamentosu vardır. Her eyalet ayrı kanun çıkarır. Bazı eyaletlerde örneğin idam serbesttir, bazı eyaletlerde idam yasaktır. Şimdi Türkiye başkanlık sistemine geçecek deniyor hangi başkanlık? Bölünen bir Türkiye mi, üniter yapısı olan bir Türkiye mi? Önce buna karar vermek durumundayız. Biz üniter yapıdan yanayız. Türkiye’nin bölünmesini istemiyoruz, ayrışmasını istemiyoruz, kavgayı da istemiyoruz, terör de istemiyoruz. Ama Türkiye’nin birlik ve bütünlük içinde yoluna devam etmesi lazım.
Diyebilirsiniz ki, efendim başkanlık sistemini tartışalım. Elbette. Her şey tartışılabilir. Bir insana düşünceni açıklama denebilir mi? Hayır denmez. Herkes düşüncesini rahatlıkla açıklayabilmeli. Düşünceyi ifade özgürlüğünden korkmamalıyız arkadaşlar. Demokrasinin özü düşünceyi açıklamaktır. Düşüncemizi açıklayacağız. Varsa karşı düşüncemiz elbette onu da söyleyeceğiz. Ama değerli arkadaşlarım, bizim tarihi ve sosyolojik koşullara bakalım. Yaklaşık 150 yıllık parlamenter sistem tecrübemiz var. Osmanlı’da da vardı, cumhuriyetin ilk kuruluşunda da var, sonra çok partili hayata geçtik, sonra bugünkü noktaya kadar geldik.
Şimdi deniyor ki, ‘parlamenter sistemde sorunumuz var.’ Doğrudur sorunumuz var. Peki sorun nereden kaynaklanıyor? Sayın Davutoğlu geldiğinde kendisine anlattım, kendisi de ayrıldı ama bütün bu ifadelerin medyada da yer aldı, hiçbir şekilde de itiraz gelmedi. Sayın Davutoğlu, 4 bakan ve Genel Başkan Yardımcısı’yla geldiler. Dedim ki, “Bakınız parlamenter sistemin aksayan yönleri var ve biz bunları düzeltebiliriz. Nedir aksayan yön? Mesela seçim yasası, siyasi partiler yasası. Seçim yasasını, siyasi partiler yasasını kim çıkardı? Darbeciler çıkardı. 12 Eylül döneminde çıktı. Siz darbeye karşısınız, bizde darbeye karşıyız, demokrasi istiyoruz, özgürlük istiyoruz. Gelin seçim yasasını ve siyasi partiler yasasını değiştirelim.” Örnek verdim az önce sözlerimin başında ifade ettiğim gibi. Yani milletin vekilini millet seçsin. Niye siyasi parti liderleri oturup evinde milletvekili listesi hazırlasın. Gel bunu değiştirelim. Bakın göreceksiniz o zaman meclis çalışacak. Şu anda meclis niye çalışmıyor? Lidere bakıyor. Bakalım ne diyecek ben de onun dediğini söyleyeyim. Ya dediğini söylemezse bir dahaki seçimlerde üstüm çizilir. Böylece milletvekili özgür iradesini ortaya koyamıyor. Bu kuralın değişmesi lazım.
%10 seçim barajı kalkması lazım. %1 oy alan partinin Genel Başkanı gelmeli. Saadet Partisinin Genel Başkanı meclise gelse ne olur arkadaşlar, ne eksiğimiz olur? Gelsin konuşsun veya bir başka partinin Genel Başkanı %1 oy almış, %5 oy almış. %5 oy almışsa 5 milletvekili getirsin. %1 oy almışsa 1 milletvekili gelsin. Ne olacak yani? Çıkıp kürsüde konuşsa ne olur? Demokrasi kazanır. Nerede konuşuyor? Sokakta konuşuyor. Gelsin meclise. Meclise diyoruz ki, ‘efendim burası demokrasinin kabesi.’ Güzel, demokrasinin kabesiyse gelsin burada konuşsun, düşüncesini ifade etsin. Korkmayalım bunlardan ve çekinmeyelim bunlardan. İnsanlar düşüncelerini açıklayabilsinler. Parlamenter sistemi güçlendirebiliriz.
Yargı bağımsızlığı; var mı yargı bağımsızlığı? Ne diyor Yargıtay Başkanı? Yargıya olan güven %30’a indi diyor. Değerli arkadaşlarım, eğer bir ülkede yargıya olan güven %30’a inmişse o ülkede adalet arayışında bütün vatandaşlar olmaz mı? Hepimiz demez miyiz nerede adalet peki o zaman? Kim adaleti dağıtacak? Buna benzer sorunlarımız var ve biz bu sorunlarımızın tamamını çözebiliriz.

HERKESİN İNSANCA YAŞADIĞI BİR TÜRKİYE KURMAK İSTİYORUZ
Dolayısıyla önümüzdeki süreçte tartışmalar nereye gider, ne olur, ne biter bilmiyorum. Ama hepimizin bilmesi gereken bir şey var. Biz kendi ülkemizde demokrasiyi güçlendirmek istiyoruz. Emin olun bakın, Doğu-Güneydoğu’da terör var, her gün şehitlerimiz geliyor ve hepimizin içi kan ağlıyor. Çoğu zaman özellikle anneler ‘haberleri dahi izlemek istemiyoruz’ diyorlar. Her gittiğimiz yerde bize sitem ediyorlar ‘neden bu terörü bitirmiyorsunuz’ diye. ‘Sizi meclise gönderdik, neden bunu bitirmiyorsunuz’ diye. Haklılar, sitemlerinde haklılar. Biz kendi ülkemizde terörün olmadığı, düşünceyi açıklama özgürlüğünün olduğu, herkesin insanca yaşadığı bir Türkiye’yi kurmak istiyoruz. Evet, herkesin insanca yaşadığı! Düşüncelerimiz farklı olabilir, dünyaya bakışımız farklı olabilir, inançlarımız farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir. Bütün farklılıkları bu ülkenin zenginliği olarak görüp hep birlikte yaşayabiliriz. Türkiye hepimize yeter. Barış içinde, huzur içinde yaşayabiliriz. Çocuklarımıza güzel bir Türkiye bırakabiliriz, bırakmak zorundayız.
Bakın, bizim sorumluluğumuz, sizin sorumluluğunuz, hepimizin sorunluluğu fazla. Ülkemize karşı sorumluluğumuz var ve daha da önemlisi çocuklarımıza karşı sorumluluğumuz var. Babalarımız bize şöyle veya böyle bir Türkiye bıraktı. Biz çocuklarımıza daha güzel bir Türkiye bırakmak zorundayız. Ki, o zaman anne olarak, baba olarak, muhtar olarak, milletvekili olarak, hakim olarak, savcı olarak, kaymakam olarak, doktor olarak görevimizi yapmış olalım. Eğer biz bu görevimizi yaparsak Türkiye’yi hem kendi bölgesinde, hem bütün dünyada saygın hale getirmiş oluruz.
Saygın bir Türkiye umuduyla hepinize selamlar, saygılar sunuyorum.



CHPnet

SİTELERİ