CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN, ÇANAKKALE’DE DÜZENLENEN İL BAŞKANLARI TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA (9 AĞUSTOS 2016)  
09.08.2016
34231
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NDAN İL BAŞKANLARINA GÖREV:

-TAKSİM VE YENİKAPI MANİFESTOLARINI HER YERDE ANLATACAKSINIZ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Bütün il başkanlarımdan, ilçe başkanlarımdan isteğim, kimseyi suçlamadan, kimseyi eleştirmeden, her bir maddesi yüzde yüz doğru olan manifestoyu vatandaşlara anlatacaksınız. Kahvede anlatın, lokantada anlatın, caddede anlatın, parkta anlatın. Amaç, demokrasimizi daha da güçlendirmek, bu ülkede barış içinde, kardeşçe yaşamak. Biz kimliklere, inançlara ve yaşam tarzlarına saygı göstererek, bütün vatandaşlarımızı demokrasi bağlamında bir arada tutacağız. Her insanı baş tacı edeceğiz, hedefimiz bu.” dedi.

 CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Çanakkale’de düzenlenen İl Başkanları Toplantısı açılışında yaptığı konuşma şöyle:

Değerli yol arkadaşlarım, çok ciddi bir süreçten geçtiğimizi hepimiz biliyoruz. Cumhuriyetin ilanından sonra demokrasiyi bu ülkeye getiren, çok partili hayatı getiren bir siyasal partinin sorumluluğu içinde bu süreçte hareket ettik. Ve hep beraber demokrasimizi güçlendirmek, derinleştirmek ve çocuklarımıza daha güzel bir Türkiye bırakmak için çaba harcadık. 15 Temmuz’dan sonra İl Başkanlarımızın, İlçe Başkanlarımızın, kadın örgütlerimizin, gençlik örgütlerimizin darbeye karşı çok açık, net bir tutum takınmaları her şeyden önce Genel Başkanınız olarak beni son derece mutlu etmiştir. Bütün örgütüme buradan sevgimi ve saygımı sunuyorum. Sizlerle gurur duyuyorum.

ASIL SORUMLULUĞUMUZ BUNDAN SONRA BAŞLIYOR

Önemli bir badireyi atlattık. Ama hepimizin düşünmesi gereken konular var. Birinci düşüneceğimiz konu şu; bu noktaya nasıl geldik? İkinci düşüneceğimiz konu bir daha böyle bir olayla karşılaşmamak için neleri yapmalıyız? Yani bir musibetten binlerce dersi çıkarmak zorundayız. Bu, Türkiye’yi yönetmeye talip olan bir siyasal partinin gündeminde olmak zorundadır. Bizim asıl sorumluluğumuz bundan sonra başlıyor. Geçmişi şöyle veya böyle eleştirebiliriz. Geçmişle ilgili düşüncelerimizi söyleyebiliriz. Ama geçmişten çok gelecek için ne yapmalıyız, geleceği nasıl kurgulamalıyız, nasıl bir gelecek hedefliyoruz biz milletimize bunu anlatmalıyız. Geleceği şekillendirebilirsek bu topluma umut vermiş oluruz, umut vaat etmiş oluruz. Güzel şeyler yapalım. Elbette yapalım. Ama nasıl yapacağız? Vatandaşın önüne çok açık ve net iki bildirge koyduk, iki manifesto. Birincisi Taksim Manifestosu... Şu anda siyasetle ilgilenen herkes, sadece Türkiye için söylemiyorum AB için söylüyorum, Japonya için söylüyorum, Amerika için söylüyorum, Kanada için söylüyorum, Türkiye siyasetiyle ilgisi olan herkes “Türkiye’de neler oluyor” diye düşünen herkes dünyada Taksim Manifestosunu okudu. Bu, bizim sorumluluğumuzun gereği olarak ortaya koyduğumuz manifestoyu bütün dünyaya anlatma gibi bir yükümlülüğümüzün de olduğu gösterdi ve bunun gereğini yaptık.

DEMOKRASİ BU ÜLKENİN BÜTÜN SİYASAL PARTİLERİNİN ORTAK PAYDASI OLMAK ZORUNDADIR
Yenikapı’da okuduğumuz 12 maddelik manifesto; geleceği nasıl görmemiz gerekiyor ve bütün siyasi partilerin belli konularda neyi düşünmesi gerekiyor bunu ortaya koyduk. Eğer siyaset kurumu Türkiye’de bir ortak payda oluşturmazsa, güçlü bir ortak payda oluşturmazsa, gelecek açısından bu siyaset kurumu umut vermez. Aynı hatalar tekrar edilirse, aynı hataların arkasından gidilirse bedelini millet ödüyor. 240 demokrasi şehidi çıkması ve bu darbe girişiminin cumhuriyet tarihinin en kanlı darbe girişimi olarak toplumun önüne gelmesi hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir konudur.
Değerli arkadaşlarım, önce bir; demokrasi sadece bizim sorunumuz olmaktan çıkmalıdır. Demokrasi bütün siyasal partilerin üzerinde titrediği bir konu olması gerekir. O nedenle söyledim, Yenikapı buluşmasında da söyledim. Sadece mecliste grubu olan siyasi partiler değil, mecliste grubu olmayan siyasal partilerin de liderlerinin orada olması gerekirdi. Onlara da davet yapılması gerekirdi. Böylece o büyük buluşmayı siyasi görüşümüz ne olursa olsun hepimizin oluşturması gerekirdi. Şu parti, bu parti ayrımı yapmadan, zaten farklı partilerin olması, farklı düşüncelerin olması demektir. Farklı düşüncelerden korkmayacağız. İfade özgürlüğünü her ortamda savunacağız. Bir parti efendim meşru değilse, meşruiyet sınırları içine çekmek bütün siyasi partilerin ortak görevi olmak zorundadır. Hiçbir partiyi dışlamadan bütün partileri kucaklayan bir anlayışla demokrasi şarkısını, türküsünü hep birlikte söylemeliyiz.
O nedenle Taksim’de de söyledim, diğer yerlerde de söyledim, Sayın Başbakanla, Sayın Cumhurbaşkanıyla buluşmamızda da söyledim. Demokrasi bu ülkenin bütün siyasal partilerinin ortak paydası olmak zorundadır ve Türkiye bütün siyasal hareketleri kucaklamak zorundadır gerçek anlamda bir demokrasi istiyorsak.

YENİDEN İNŞA YERİ TBMM’DİR
İki; tepki yasaları. Olağanüstü bir uygulamadan, bir dönemden geçiyor muyuz? Evet geçiyoruz. Bir olağanüstü hal var mı? Evet var. Bunu aşmalı mıyız? Evet aşmalıyız. Ama nasıl aşacağız? Hukukun üstünlüğü çerçevesinde aşacağız. Baskı, şiddet, terör estirmek, işkence yapmak, hukukun üstünlüğünü savunan bir devlete yakışmaz. Her şeyin hukuk içinde yapılması lazım, her uygulamanın hukuk içinde yapılması lazım. Mademki demokrasiyi savunuyoruz, hukukun üstünlüğünün olmadığı bir demokrasi zaten olmaz. Yani bir insanın kalbi ne kadar önemliyse, bir demokraside hukukun üstünlüğü de o kadar önemlidir. Bunları birbirinden ayırmak asla mümkün değildir.
Değerli arkadaşlarım, normalleşme sürecine Türkiye’nin sokulması lazım. Olağanüstü halden süratle çıkıp normalleşme sürecine Türkiye’nin sokulması lazım. OHAL yetkisini kullanan siyasal iktidarın da bu anlayışla hareket etmesi lazım. Kanun Hükmünde Kararname çıkararak OHAL dönemi sonrasını şekillendirmek doğru değildir. Anayasaya göre doğru değildir. Hukukun üstünlüğü kavramına göre doğru değildir. OHAL dönemiyle ilgili sınırlı olarak verilen bir yetkinin OHAL sürecini aşarak kullanılması, parlamentonun devre dışı bırakılması demektir. Bir devletin inşası, bir kurumun inşası parlamentonun görevidir, yürütme organın değil. Yürütme organı parlamentoya öneri getirir. Ama asıl görev yasama organınındır. Neden? Çünkü milli egemenliği temsil eden asıl kalp, asıl yürek TBMM’dir. Bu konuda da Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak tarihi sorumluluğun verdiği bir öneriyle, bir gerekle hem Sayın Cumhurbaşkanı, hem Sayın Başbakana bu konuları hatırlattık. Yeniden inşa süresi eğer bir kurum için geçerliyse bunun yeri TBMM’dir.

YENİKAPI MANİFESTOSUNU HERKESE ANLATIN
Değerli arkadaşlarım, sizden istediğim, bütün il başkanlarımdan, ilçe başkanlarımdan isteğim. Yenikapı Manifestosunu herkese anlatacaksınız. Kimseyi suçlamadan, kimseyi eleştirmeden, her bir maddesi %100 doğru olan bir manifestoyu siz vatandaşlara anlatacaksınız. Kahvede anlatın, lokantada anlatın, caddede anlatın, parkta anlatın. Amaç ne? Amaç, demokrasimizi daha da güçlendirmek. Amaç ne? Bu ülkede hepimiz barış içinde yaşayacağız, kardeşçe yaşayacağız, birlikte yaşayacağız. Farklı görüşlerimiz olabilir mi? Olabilir. Farklı inançlarımız olabilir mi? Olabilir. Farklı kimliklerimiz olabilir mi? Olabilir. Farklı yaşam tarzlarımız olabilir mi? Olabilir. Ama biz kimliklere, inançlara ve yaşam tarzlarına saygı göstererek bütün vatandaşlarımızı demokrasi bağlamında bir arada tutacağız. Her insanı baş tacı edeceğiz, hedefimiz bu.
Anlatacağınız ilk konu; camiye, kışlaya, adliyeye siyaset girmesin. Allah aşkına bu aklın gereği değil midir? Her partiden arkadaşımız camiye gidiyor, duasını yapıyor. Camileri bir siyasal partinin, bir siyasal görüşün arka bahçesine dönüştürmek vatandaşı böler, ayrıştırır. Ne diyoruz? “Bölünmeyelim” diyoruz. Ne diyoruz? “Beraber yaşayalım” diyoruz. Camiye siyaset sokulması Türkiye’nin geleceği açısından da, demokrasinin geleceği açısından da en büyük tehlikeden birisidir. Her yerde bunu söyleyeceğiz. Kışlaya siyaset girmesin. Askeri siyasetin içine sokarsanız darbeye kapı aralarsınız arkadaşlar. Gazi Mustafa Kemal en güçlü döneminde komutanlar gelirler derler ki, bizde milletvekili olmak istiyoruz. Evet. Ya milletvekili olacaksınız, ya komutan olacaksınız ikisi beraber olmaz diyor. Siyaseti askeriyeye, kışlaya sokmayacağım diyor. Bu gerçeği hiç unutmayacağız. Bu ülkenin kurucu değerlerinin başında gelen Gazi Mustafa Kemal’in en büyük arzusu budur. Kışlaya siyaseti sokmamaktır ve bunu yapmıştır.
Üç; adliyeye siyaseti sokmayacağız. Hakimin tarafsızlığını savunacağız, yargının tarafsızlığını savunacağız. Hakim bizim partiden benim bütün günahlarımı affedecek. Hakim bizim partiden 3 adam vurdum beni ertesi gün beraat ettirecek. Böyle bir adalet anlayışı olmaz. Adalet anlayışı gerçek anlamda olacak. Gerçek bir adalet anlayışı olacak. Vicdanıyla ve hukukun üstünlüğü kavramına göre hakim karar verecek. Efendim bir merkezden talimat aldık. Nereden? Pennsylvania’dan. Talimatın gereğini yapacağım diyor. Yargının görevi bir merkezden alınan talimatla karar vermek değildir. Bir merkezden alınan talimatla karar veriyorsa o kişi hakimde değildir. Adalet dağıtamaz. Bunu da anlatacaksınız.
Üç temel konuyu her yerde anlatacaksınız. Vatandaşa da soracağız benim bu söylediğimde bir hata var mı, bir eksiklik var mı? Yok. Yoksa bizi dinleyecekler. Biz bunları anlatacağız. Sabırla ve kararlıkla anlatacağız. Yeter mi? Bu birinci konu.

ÜLKEDE BİRLİKTELİĞİ SAĞLAMANIN YOLU FARKLI DÜŞÜNCELERE SAYGIDAN GEÇER
İkinci konu; siyasette uzlaşma kültürü. Sizden isteğim, diğer siyasi partilerin il başkanlarını ziyaret edin gittiğinizde. Oturun çaylarını, kahvesini için, oturun onlarla sohbet edin. Uzlaşma kültürünün, bir demokrasinin olmazsa olmazlarından birisi olduğunu onlara anlatın. Evet, biz onların siyasi görüşlerine katılmıyoruz. Ama onlar bizim hasmımız, bizim düşmanımız değil. Onlar bizim vatandaşımız. Ben nasıl farklı düşünüyorsam, o da benden farklı düşünebilir.
Dolayısıyla bu ülkede birlikteliği sağlamanın yolu farklı düşüncelere saygıdan geçer. Bunu yapacağız. Bunu yaptığımız zaman göreceksiniz ki, ortak aklı egemen kılma gibi bir düşünceyi hayata geçireceğiz. Ne demek ortak aklı egemen kılmak? Ortak paydayı oluşturmak demektir. Belli konularda oturup bir arada uzlaşabiliriz demektir. Uzlaşma kültürünü böyle hayata geçirebiliriz demektir. Bunu da gittiğiniz her siyasi partide o partinin ilçe başkanına, il başkanına oturup bunu anlatın. Uzlaşma kültürünün ne kadar değerli olduğunu anlatın. Uzlaşmadan amaç ne? Uzlaşmadan amaç bu ülkede barışı ve esenliği sağlamaktır. Birbirimizi düşman gibi görmemektir. Uzlaşma kültürünün özünde bu yatar.

GEÇMİŞİN İYİ ANALİZ EDİLMESİ HEPİMİZİN ORTAK GÖREVİDİR
Üç; siyasette özeleştiriden kaçınmayacağız ve geçmişi iyi analiz edeceğiz. Bunu da gittiğiniz her yerde anlatın. Sözlerime başlarken ne söyledim? İlk düşüneceğimiz konu nedir dedim? İlk düşüneceğimiz konu Türkiye bu noktaya nasıl geldi? Bunun arkasında yatan nedir? Özeleştiriyi yapacağız. Biz bu ülkeyi bu noktaya nasıl getirdik? Oturup bunun özeleştirisini yapacağız. Bu özeleştiri yeter mi? Yetmez. Geçmişi iyi tahlil edeceksiniz ki, analiz edeceksiniz ki aynı hataya bir daha toplumu düşürmeyeceksiniz. Yani tarihi tekerrür ettirmeyeceksiniz. Tarihi tekerrür ettiren kimdir? Basiretsiz siyasetçilerdir. Geçmişi iyi okumayan, iyi analiz etmeyen siyasetçilerdir tarihi tekerrür ettirenler. Kaç darbe yaşadık yine bir darbe girişimiyle karşı karşıyaysak bu tarih neden tekerrür etti? Geçmişi neden iyi analiz etmedik? Elin oğlu Mars’a araç gönderiyor biz 21.yüzyılda darbeyle uğraşıyoruz. Geçmişin iyi analiz edilmesi hepimizin ortak görevidir. Düşünen herkesin ortak görevidir. Düşünen herkes içinde simitçi de olabilir, berber de olabilir, kapıcı da olabilir, paşa da olabilir, general de olabilir, hakim de olabilir, savcı da, ev kadını da; düşünen herkesin geçmişi iyi tahlil etmesi lazım.

SIZMA YOK, YERLEŞTİRİLME VAR
Söyleyeceğim dördüncü konu; devleti yeniden inşa edeceğiz diyoruz. F tipi örgütlenmenin, yani FETÖ denen örgütlenmenin devletin bütün alanlarına yerleştirildiğini unutmayacağız bir sefer. Sızma yok, yerleştirilme var, unutmayacağız. Şimdi diyorlar ki, “Bunları temizleyeceğiz ve devlette liyakati yeniden getireceğiz.” Biz de bunun takipçisi olacağız. Hiçbir vatandaşım unutmasın, devlette liyakat sözcüğünü bu toplumun gündemine getiren parti Cumhuriyet Halk Partisidir, devlette liyakati getiren. Birileri çok iyi bilsin, biz inançlıyız, inançlarımıza da saygılıyız. İnançlarımızın da gereğini yapıyoruz. Ne diyor yüce yaradan? İşi ehline vereceksin diyor. Ne demek işi ehline vermek? Devlette liyakati esas alacaksın diyor. Bizim cemaatten buraya gelsin, bizim tarikattan buraya gelsin, bizim partiden buraya gelsin, benim akrabam buraya gelsin. Garibanın çocuğu ne yapsın? Sınav sorularını çalacağım, vatandaşın çocuğu ter dökecek, sınav sorularını bir gruba dağıtacağım, ondan sonra diyeceğiz ki “Bak bunlar sınavı kazandı.” Onlar sınavı kazanmadı, kazandırıldı. Onlar sızmadı, onlar yerleştirildi. Bunların hepsini bileceğiz.
Dolayısıyla devlette işi ehline vermek gibi siyasetçilerin bir sorumluluğu var. Söyledim, dedim ki, “Ben devlette çalıştığımda bırakın genel müdür, müsteşar yardımcılığını sıradan bir daire başkanıyken ben Başbakanlarla oturur tartışırdım. Neyin yanlış, neyin doğru olduğunu onlara söylerdim. Ama son karar onlara ait.” Ben neyin yanlış, neyin doğru, hangi kararın nasıl sonuçlar doğuracağını eğer siyasetçiye, ülkeyi yönetene anlatamazsam, anlatmazsam zaten ben görevimi yapmamış olurum. Benim görevim alınan kararın sonuçlarını onlara aktarmaktır. Son kararı onlar verirler. Devlette liyakatin özü budur. Devlette liyakat biterse, devlet çöker. Bugün çöken bir devletle karşı karşıyayız.
Şunu da söyledim. Efendim şuraya FETÖ’cüler yerleşmiş. İyi temizledik. Bir başka bakanlığa bakın orada da bir başka cemaat var. Bir başka bakanlığa bakın orada da bir başka cemaat var. Bu yol, yol değildir. Bakın şunu da söyleyeyim. Biz hiç kimsenin inancına müdahale etmiyoruz. Herkes inancını istediği yerde yapsın. Ama devlette görev almanın yolu ayrıdır. Cemaatçilikten, tarikatçılıktan, particilikten geçmemelidir. Devlette görev almanın yolu bilgiden geçmelidir, birikimden geçmelidir, tecrübeden geçmelidir, vatan sevgisinden geçmelidir. Devlette liyakatin özü budur. Bunun yapılması lazım. Bunu da gittiğiniz her yerde kesintisiz anlatın.

DARBELERDEN EN BÜYÜK ZARARI ÇEKEN PARTİ BİZİZ

Beş; her koşulda ve her zaman demokrasiyi savunacağız. Bakın, tarihimize bakalım. Darbelerden en büyük zararı çeken parti biziz. Bizim Genel Başkanlarımız hapse atıldı. Bizim malvarlıklarımıza el konuldu. Bizim arşivlerimize el konuldu. Bizim il başkanlarımız, ilçe başkanlarımız hapse atıldı. Acıyı çeken, darbelerin bu ülke için ne kadar büyük felaketler doğurduğunu bilen tek parti biziz.
O nedenle il başkanlarımız, ilçe başkanlarımız, Genel Başkanlarımız hep beraber darbeye karşı çıktık. Darbelerden çok çektik. Her darbe sonrası Türkiye 10 yıl geriye gitmiştir. O nedenle Türkiye Cumhuriyetinin hukuk sistemi darbe hukukundan arındırılmalıdır diyoruz. Darbe hukukundan arındırılmadığı sürece tam demokrasiyi getiremeyiz diyoruz. Onun için diyoruz ne darbe, ne dikta. Tam demokrasiyi sonuna kadar savunacağız.

CUMHURİYET DEĞERLERİNE SONUNA KADAR SAHİP ÇIKMALIYIZ

Altı; cumhuriyetimizin kurucu değerlerine sahip çıkacağız. Bütün siyasi partilere söylüyorum. Türkiye Cumhuriyetinde kurulan bütün siyasi partilerin Genel Başkanlarına açık ve net çağrı yapıyorum. Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine sahip çıkmak bir partinin tekelinde olmamalı. İki partinin tekelinde, üç partinin tekelinde olmamalı. Bütün partilerin ortak amacı olmalı. Neden bunu söylüyorum? Osmanlının nasıl battığını cumhuriyeti kuranlar bilirler. O dönemi de yaşadılar onlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk de, Rauf Orbay da, Kazım Karabekir de, İsmet İnönü de. Bunların tamamı Osmanlı paşasıydı, Osmanlı askeriydi. Osmanlının nasıl battığını bunlar birebir gördüler. Yeni cumhuriyeti kurarken o batışın gerekçelerini hepsini düşündüler. Öyle bir devlet kuralım ki bir daha batmasın, öyle bir devlet kuralım ki temelleri sağlam olsun, öyle bir devlet kuralım ki sadece bizim ülkemize değil, bütün mazlum ülkelere örnek olsun ve cumhuriyeti öyle kurdular. Bütün o eksiklikleri düşünerek yeni bir cumhuriyet inşa ettiler. Tevhidi Tedrisatı bunun için getirdiler. Diyanet İşleri Başkanlığını bunun için kurdular. Eğer biz bunları yapmasaydık, yani onlar yapmasalardı bugün cumhuriyet de kendi içinde kavgalı bir yapıya dönüşebilirdi. Cumhuriyetin kurucu değerleri önemlidir. Ve cumhuriyetimizin kurulması sıradan bir kuruluş değildir. Bu cumhuriyetin kuruluşunda binlerce şehidin kanı, gözyaşı vardır. Binlerce gazimizin mücadelesi, emeği, alın teri vardır.
Bakın, Çanakkale’deyiz. Şehitlerin en yoğun yaşadığı illerden birisindeyiz. Cumhuriyetin anahtarı buradadır. Dolayısıyla bizim cumhuriyetin değerlerine sonuna kadar sahip çıkmamız lazım. Bunu da anlatın. Kendi tarihimizi bize yanlış öğretiyorlar. Bakın, kısa cumhuriyet tarihinde yanlış öğretiyorlar bize. Bize yanlış öğretenlerin başında Kenan Evren ve arkadaşları geliyor. Atatürk’ü en çok istismar eden de Kenan Evren ve arkadaşlarıdır. Hiç kimse unutmasın bunu. Atatürkçülük onların söylediği gibi değildir. Atatürkçülük üretim yapmak demektir. Bütün vatandaşları kucaklamak demektir. Herkesin inancına saygı göstermektir. Dolayısıyla yakın tarihimizi, cumhuriyet tarihimizi, çocuklarımıza gerçek anlamıyla, gerçek bilgilerle vermek zorundayız.
  
150 YILLIK PARLAMENTER SİSTEMİMİZDEN BAŞKA BİR SİSTEME GEREK YOK
Değerli arkadaşlarım, yedinci konumuz; parlamenter sistemimizi güçlendirmek zorundayız. Diyorlar ya bu parlamento ne yapıyor, ne demek parlamenter sistem? Kaldıralım bunu, yeni sistem getirelim. TBMM Kurtuluş Savaşını yöneten bir meclistir. Altını bir daha çiziyorum, Kurtuluş Savaşını yöneten bir meclistir. O nedenle dünyada başka bir örneği yoktur. Kurtuluş Savaşını yöneten bir meclis ülkenin bütün sorunlarını çözmeye muktedirdir. Yeter ki, meclise karşı bütün siyasi partilerin saygılı olması lazım. Meclisi güçlendirmemiz lazım. Güçlendirmek için de elimizden gelen her türlü çabayı göstermemiz lazım. Bizim parlamenter sistem yeni kurulan bir sistem değildir. Yaklaşık 150 yıllık tarihi bir mirastır. 150 yıllık bir tecrübeyi alıp çöp sepetine bir gecede atamayız. Hepimizin bu konuda duyarlı olması lazım, bütün siyasetçilerin, devletin belli makamlarında oturan herkesin bu konuda duyarlı olması lazım. En son sınavı da başarıyla vermiştir. Üzerine bombalar atıldığı zaman, kurşunlar atıldığı zaman, yani 15 Temmuz gecesi milletvekili arkadaşlarıma ilk talimatım şu oldu ”Derhal meclise gidiniz.” Derhal meclise gittiler. Açık tutuldu, evet açık tutuldu. Darbeye direnildi sabaha kadar. Bu parlamentonun ne kadar önemli bir işlev yaptığını gösterir.
Dolayısıyla efendim meclis şu bu iş yapmıyor. E ne yapalım? Başka bir sistem kuralım. Başka bir sisteme gerek yok. Yeter ki, adam gibi çalışalım, yeter ki, cumhuriyetin değerlerine sahip çıkalım. Yeter ki, ortak paydamızı oluşturalım. Yeter ki, milleti kamplaştırmayalım. Yeter ki, milleti birbirine düşman haline getirmeyelim. Çözeriz bütün sorunları, niye çözmeyelim?

TÜRKİYE’Yİ DARBE HUKUKUNDAN ARINDIRACAĞIZ
Parlamentoda bakın, söylediğim için söylüyorum. En yetkili makamlara söylediğim için söylüyorum. Parlamentoda Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu var. Kuruldu yeni, Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu… Hiçbir istihbaratçı devletten gelip, bu komisyona bilgi vermiyor. Meclis Başkanına açık ve net çağrı yapıyorum. Komisyonun gereğini mutlaka yerine getirmek zorundasınız Sayın Başkan. Nasıl olur da bu devletin istihbaratından sorumlu olan bir kişi gelip TBMM’ye bilgi vermez? O zaman bu komisyonu niye kurduk? Amerika’da gider bilgi verirler, diğer ülkelerde de gider bilgi verirler. Bizde niye gelip bilgi vermiyorlar? Bir bürokrat siyasetten güç almazsa oraya gelir tıpış tıpış bilgisini verir. O nedenle siyasetçilerin bu konuda samimi olması lazım. Parlamenter sistemi güçlendireceğiz. Güçlendireceğiz elbette. Darbe hukukundan Türkiye’yi arındıracağız. %10 seçim barajı kim getirdi? Darbeciler getirmedi mi? Milli irade yansıyor mu parlamentoya tam? Yansımıyor. A partisine vatandaş oy veriyor B partisi milletvekili çıkarıyor. Kim yaptı bunu? Darbeciler yaptı. Kim temizleyecek? Samimi olarak darbecilere karşı olanlar temizleyecek. Eğer samimi olarak biz darbeye ve darbe hukukuna karşıyız diyorlarsa getirsinler %10 seçim barajını kaldıralım. Bakın, şu taahhütte bulunuyorum. %1 oy alan partinin de Genel Başkanı mecliste olmalı. Niye olmasın, ne eksiğimiz var? Kendi düşüncesini gelip mecliste niye açıklamıyor? Sokağa mı salacağız biz bu insanları? Sokakta mı düşüncelerini ifade edecekler? Bakın bizim demokrasi anlayışımız ne kadar geniş ve engin. Biz bu ülkenin 79 milyon vatandaşını kucaklıyoruz. Size anlatıyorum, bunları gideceksiniz her yerde anlatacaksınız. Size temel görev, bu görevi yerine getireceksiniz. Cumhuriyet Halk Partisi demokrasinin güvencesi olmak zorundadır. Tarihinde böyleydi şimdi de böyle, gelecekte de böyle olmak zorunda. Bu bizim tarihi misyonumuzdur. Bedeller ödedik ama hiçbir zaman yolumuzdan sapmadık.
  
GAZETENİN MUTFAĞINA VE YÖNETİMİNE, SİYASETÇİ MÜDAHALE ETMEMELİ
Başka bir konu sekizinci konu; medyanın özgürlüğünü sonuna kadar savunacağız. Bütün çağdaş demokrasilerde medya; yasama, yürütme, yargıdan sonra 4. güç olarak yer alır. Hükümete açık ve net çağrı yapıyorum. Medyayı anayasada 4. güç olarak kabul edecekseniz getirin derhal yasalaştıralım. Medyanın 4. güç olması lazım. Çünkü medya halkın gözü, kulağı ve sesidir. Medya olmasaydı halk direnme hakkını kullanamayacaktı. Demokrasilerde direnme hakkının ne kadar meşru olduğunu 15 Temmuz’da gördük. Unutmayın direnme hakkının meşruiyetini ilk Türkiye’nin gündemine getiren partinin de CHP olduğunu kimse unutmasın. Medyanın özgürlüğünü savunacağız ve yine söyledim, medya mensuplarını siyasi partiler çağırırlar, siyasi partilerin Genel Başkanları, Başbakanlar, Cumhurbaşkanı çağırırlar. Ama şunu yapamazsınız. Bir demokraside bu olmaz. Falan gazeteden falan kişi gelsin. Falan gazeteciyi kabul etmiyorum. Bunlar doğru değil. Gazetenin mutfağına ve yönetimine siyasetçi müdahale etmemeli. Gazeteden bir kişi istersiniz gazeteci o kişiyi size gönderir kimi isterse size gönderir. Kabak seçer gibi gazeteci seçilmez doğru değildir. Asla bunu kabul etmiyoruz. Bunu herkesin kulağına küpe olsun diye ayrıca söylüyorum. Demokrasiyi savunacaksak sonuna kadar savunacağız tam demokrasi. Adamına göre demokrasi olmaz, partisine göre demokrasi olmaz, mahalleye göre demokrasi olmaz, sokağa teslim olan bir siyasi iradeye göre demokrasi olmaz. Demokrasi önce bir inanma meselesidir. İnanacaksınız. Ben sonuna kadar demokrasiyi savunuyorum diyeceksiniz. Bedeli ne olursa olsun bunu savunacaksınız.

YARGININ BAĞIMSIZLIĞI VE TARAFSIZLIĞINI KORUYACAĞIMIZA DAİR GÖRÜŞ BİRLİĞİ SAĞLADIK

Dokuz; yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı. Az önce ne dedim adliyeye siyaset girmeyecek dedik. Siyasi bir otoriteden talimat almayacak dedik. Hakim vicdanına göre ve hukukun üstünlüğüne göre karar verecek dedik. Önüne gelen dosyaya bakacak dedik. Önüne gelen dosyayı kapatıp şu talimat verdi ben şu kararı buna göre vereyim demeyecek. Türkiye bunun ağır bedellerini ödedi. Balyoz davası, Ergenekon davası, bu davalara baktığımız zaman namuslu dürüst insanların, hiçbir günahı olmayan insanların aylarca, yıllarca hapishanelerde süründüğünü gördük. O nedenle yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı önemlidir. İlk yaptığımız görüşmede mini bir yargı paketiyle, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını koruyacağımıza dair görüş birliği sağladık. Bu konuda parlamentoda önümüzdeki günlerde bir çalışma yapılacak, 4 siyasal partinin bir araya gelerek eğer böyle bir çalışma yapılacaksa her türlü katkıyı vereceğimizi söyledik. Biz adaletin bu ülkede olmasını istiyoruz. Adaletin olmadığı bir yer zaten devlet değil arkadaşlar. Adalet mülkün temelidir. Oradaki mülk devlet demektir. Adalet devletin temelidir. Yargı bağımsızlığını sağlamak hepimizin ortak görevidir. Ve bu aynı zamanda güçler ayrılığı ilkesi dediğimiz sisteminde ana omurgalarından birisidir.

LAİKLİK BİZİ BİR ARADA TUTAN ÇİMENTODUR
On; laiklik. Yıllar yılı kapalı kapılar ardında laiklik dinsizliktir diye propaganda yapıldı yıllar yılı. Laikliği savunan herkes tu kaka edildi. Ama bugün görülüyor ki, laiklik bizi bir arada tutan çimentodur. İnancınız ne olursa saygı göstereceksiniz, kimliğiniz ne olursa saygı göstereceksiniz, laikliğin özü budur. Din ve vicdan özgürlüğüdür laiklik. Laiklik inanca saygı ve insana saygı demektir, bu kadar açık ve bu kadar net. Hep miting meydanlarında söylerdim sizin inancınızı özgürce yerine getirebileceğiniz bir koşul yoksa; önünüze bir engel çıkıyorsa gelin söz veriyorum ben önünüze düşeceğim, inancınızı özgürce yerine getirebileceğiniz bir ortamı yaratıncaya kadar bunun mücadelesini vereceğim. Her mitingde söyledim. Bugün daha iyi anlaşılıyor. F tipi örgütlenme yani FETÖ dediğimiz organizasyon ya da terör örgütü, yıllar yılı ne yaptılar? Dini kullandılar, dini istismar ettiler. Dine zarar verdiler mi? Hayır. Vermediler ama dini istismar ettiler. Din hepimizin gönlünde, inanç hepimizin gönlünde yatan bir şeydir. Bizim manevi dünyamızın bir zenginliğidir. Oraya birilerinin müdahale etmesine izin vermemeliyiz. Dini kullandılar. Her ortamda kullandılar dini, her ortamda istismar ettiler. Bugün laikliğin bizi bir arada tutan çimento olduğunun artık hepimiz farkındayız. Eğer Türkiye’de laik bir düzen olmasaydı insanlar inançlarını özgürce yerine getiremezlerdi. Farklı inançlara sahip olan insanların üzerinde baskılar olurdu ve Türkiye bir Ortadoğu bataklığında yaşanan tabloyla karşı karşıya kalırdı. Biz şimdi herkesi kucaklıyoruz. Herkesin inancına saygılıyız, herkese saygı duyuyoruz. Neye inanırsan inan kardeşim, sen bu ülkede yaşıyorsan, aynı havayı teneffüs ediyorsak birlikte yaşayacağız. Kol kola, omuz omuza yaşayacağız ve bunu yaratmak ve yaşatmak zorundayız.

DEMOKRASİYİ İÇSELLEŞTİRMENİN VE GELİŞTİRMENİN YOLU EĞİTİMDEN GEÇİYOR

On bir; eğitim sistemi. Şimdi bakın, demokrasiden söz ediyoruz. Demokrasi bir kültür işidir arkadaşlar. Demokrasi hepimizin kabul ettiği sadece bir söz değildir, sözün ötesinde bir şeydir demokrasi. Demokrasi ifade özgürlüğüdür, demokrasi bağımsız yargıdır, demokrasi bir kültür işidir. Demokrasiyi nasıl içselleştiririz ve nasıl geliştiririz? Bunun yolu eğitimden geçiyor. Demokrasi kavramı statik bir kavramda değildir. Sürekli gelişen bir kavramdır demokrasi. Nasıl geliştireceğiz? Eğitimle. Eğitimi nasıl yapacağız? Tek tipçi adam yetiştireceğiz. Bu olmaz. Bu işin özü aklı kullanmaktır. Sorgulayan bir eğitim sistemi olması lazım. Bakın, unutmayın Amerikalılar Mars’a uzay aracı gönderdiler. Adı ne biliyor musunuz? Merak. Ne var orada? Merak yüce Yaradan’ın bize verdiği en önemli duygulardan birisidir. Çocuk dillendiğinde hep sorar “Bu nedir, bu nedir?” diye. Eğitimle bu sorunun kalitesini yükseltmek zorundayız. Daha iyi bir eğitim, daha nitelikli bir eğitim güçlü bir demokrasiyi doğuracaktır ve güçlü bir demokrasiye süreklilik kazandıracaktır. O nedenle bu eğitim sistemini, iflas eden eğitim sistemini yeniden yapılandırmak zorundayız. Demokrasiyi savunuyorsak, güçlü bir demokrasimiz olsun istiyorsak bunu yapmak zorundayız. Buradan açık ve net çağrı yapıyoruz yine. Eğitim sistemimizi gelin çağdaş uygarlığı aşacak kuşaklar, nesiller yetiştirmek için yeniden yapılandıralım.

GELİN, HAKSIZLIĞA UĞRAYANLARIN HAKLARINI İADE EDELİM
Değerli arkadaşlar on iki; devlet dediğiniz kurum adalet dağıtır aynı zamanda. Ne dedik? Adalet mülkün, devletin temelidir. Geçmişte binlerce kişi mağdur oldu. Nasıl mağdur oldu? Yargıtay’a 150 tane, 160 tane FETÖ terör örgütünden militan atadınız. Hakimleri oraya atadınız, kaymakamları atadınız, valileri atadınız. Binlerce insan mağdur oldu, askerler mağdur oldu, üniversite hocaları mağdur oldu, gazeteciler mağdur oldu. Eğer gerçekten demokrasiyi savunuyorsak, gerçekten bu ülkede adalet olsun istiyorsak, gerçekten devlet benim devletimdir, bizim devletimizdir, biz bu devleti kurduk ve devlete sahip çıkıyoruz diyorsak, o devletin iadeyi itibar yapması lazım. Haksızlığa uğrayanlara haklarını teslim etmesi lazım. Buradan açık ve net çağrıyı yine yapıyoruz. Gelin hep beraber haksızlığa uğrayanların haklarını iade edelim. Bu görev bizim görevimiz olmalı.

BU ÜLKEDE GÜÇLÜ BİR ORTAK PAYDA OLUŞTURMAK ZORUNDAYIZ

Değerli arkadaşlarım, tek başına benim bunu anlatmam yetmez, hepimizin anlatması lazım. Sadece siyasilerin anlatması da yetmez; vatandaşın da anlatması lazım, üniversite hocasının anlatması lazım, aydınların anlatması lazım, gazetecilerin anlatması lazım. Bir Allah’ın kulu çıksın desin ki, “Ey Kılıçdaroğlu, senin söylediğin şu 12 maddeden, yani Yenikapı Manifestosundan şu cümleye takıldım.” Vallahi düzelteceğim. Ama ben de adım gibi biliyorum ki, burada fazla yok eksik olabilir. Hepsi %100 doğrudur, hepsi. Neden %100 doğrudur diye bunları aldık? Çünkü biz bu ülkede güçlü bir ortak payda oluşturmak zorundayız. İnanç, kimlik, yaşam tarzı üzerinden siyaset yapmadan 79 milyonun üzerinde ortaklaştığı bir metni, bir manifestoyu toplumun önüne koymak zorundayız. Biz koyduk. Diğer siyasi partiler de koysunlar. Kapımız açık, beynimiz açık, yüreğimiz açık. Ne istiyoruz? Tam demokrasi istiyoruz. Ne istiyoruz? Bu ülkenin caddelerinde, sokaklarında, kol kola omuz omuza gezmek istiyoruz. Ne istiyoruz? Bu ülkede kadınların yüzü gülsün istiyoruz. Söyledim, yine söylüyorum; eğer bir ülkede kadınlar gülerse bilin ki o memlekette huzur vardır, bu kadar açık.
Hepimize ciddi görevler düşüyor. Hepimiz görevlerimizin bilincinde olarak hareket etmek zorundayız hiçbir ayrım yapmadan. Bu arada bir şey daha söyleyeyim sözlerimi bağlamadan önce.

SAYIN BİNALİ YILDIRIM’A ÇAĞRI YAPIYORUM: GELİN, 83 İL YAPALIM

Şimdi iki ilimizi il olmaktan çıkarıyorlar. Hakkari ve Şırnak. Niçin? Güvenlik gerekçesiyle. Ne olacak? Hakkari’yi Yüksekova’ya taşıyacağız, Şırnak’ı da Cizre’ye taşıyacağız. Arkadaşlar, bir devlet ben ülkemin şu bölgesinde güvenlik sağlayamıyorum diyemez arkadaşlar. Dediği andan itibaren devlet olarak bitmiştir zaten. Hükümet olarak bitmiştir. Şunu kabul ederim, o iki il gene kalır ama siz Yüksekova’yı da il yaparsınız, Cizre’yi de il yaparsınız. 81 ilimiz olmaz, 83 ilimiz olur. Ama meclise kanun getirip ben bunların güvenliğini sağlayamıyorum o nedenle illeri buraya taşıyacağım, bu kendi vatandaşına güvenmemek demektir arkadaşlar. Ben Hakkari’ye de güveniyorum, Şırnak’a da güveniyorum. Orada yaşayan vatandaşlarıma da güveniyorum. Terörden en büyük acıyı onlar çektiler. En ağır bedelleri onlar ödediler. Yerlerinden, yurtlarından oldular. Biz ayrılığı, gayrılığı bir tarafa bırakmak zorundayız. Açık ve net çağrı yapıyorum. Şu veya bu gerekçeyle iki yeri il yapabilirsiniz ama iki ili kapatmayın. Geçmişte bu Kırşehir için oldu yanlış hatırlamıyorsam, sonra orası tekrar il oldu. Bir yeri il yaptıysanız geri adım atmayınız. Orada bizim bayrağımız dalgalansın, orada bizim okulumuz, bizim vatandaşımız huzur içinde işine gitsin gelsin. Oranın da valisi olsun, oranın da kaymakamı olsun, oranın da üniversitesi olsun. Yüksekova’da da üniversite açalım, Cizre’de de üniversite açalım. Ama neden kapatıyoruz bütün kamu kurumlarını da başka bir merkeze taşıyoruz? Güvenlik nedeniyle olmaz arkadaşlar. Sayın Binali Yıldırım’a çok samimi çağrı yapıyorum gelin 81 değil 83 il yapalım. Dolayısıyla güvenliği bu bağlamda alabiliyorsanız, nasıl Şırnak’ı il yaptınız kimse itiraz etti mi? Etmedi. Bir başka ili kaldırdınız mı? Hayır. Yüksekova’yı il yapalım, Cizre’yi il yapalım, Hakkari de il olsun, Şırnak da il olsun. Niçin olmasın? Bu ülke bizim ülkemiz. Bu ülkede yaşayan vatandaşların tamamı bizim vatandaşımız. Vatandaşımıza güveniyor muyuz? Sonuna kadar güveniyoruz. O nedenle bu çağrımı son olarak ifade edeyim.
Hepinize teşekkürler saygılar sunuyorum arkadaşlar.



CHPnet

SİTELERİ