CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN, ÇANKAYA BELEDİYESİ TARAFINDAN YAPTIRILACAK ZÜLFÜ LİVANELİ SANAT MERKEZİ’NİN TEMEL ATMA TÖRENİNDE YAPTIĞI KONUŞMA (2 EYLÜL 2016)  
02.10.2016
39997
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, ÇANKAYA BELEDİYESİ TARAFINDAN YAPTIRILACAK ZÜLFÜ LİVANELİ SANAT MERKEZİ’NİN TEMEL ATMA TÖRENİNDE KONUŞTU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Sanatçılardan en çok darbeciler şikâyet ederler. Onları hapse atarlar. Yazı yazmasına, resim yapmasına, film yapmasına, roman yazmasına; öykü, şiir yazmasına engel olurlar. Ama ne kadar set koyarlarsa koysunlar; sanatçılar gücünü her zaman, her ortamda ortaya koyarlar." dedi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, Çankaya Belediyesi tarafından yaptırılacak Zülfü Livaneli Sanat Merkezi’nin temel atma töreninde yaptığı konuşma şöyle:

ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK; BİR SANATÇININ KARAKTERİDİR 

Bugün aslında çok güzel bir şey yapıyoruz. Sanata ne kadar önem vermemiz gerektiğini hepimiz biliyoruz ve söylüyoruz da. Sayın Livaneli’yle değişik ortamlarda çoğu kez bir arada olduk. Belki de en uzun birlikteliğimiz; TBMM çatısı altında oldu. Ama biz Sayın Livaneli’yi çok önceden tanıyorduk, öğrencilik yıllarından. Yasaklı olduğu yıllardan beri tanırım, Sayın Livaneli’yi. Sıradan bir sanatçı değil. Bir müzisyen, besteci, roman yazarı, hani derler ya; on parmağında on marifet, Sayın Livaneli de böyle bir sanatçı, on parmağında on marifet olan bir sanatçıdır. Üstelik sadece yarattığı eserlerle Türkiye’de değil; dünyada tanınan bir sanatçı. Bu sanatçılara her zaman değer vermemiz gerekiyor, el üstünde tutmamız gerekiyor. Çünkü sanatçı kolay yetişmiyor. Eğitimle sanatçı olunmuyor, okumayla yazmayla sanatçı olunmuyor. Sanatın ve sanatçının ayrı bir ruhu var, ayrı bir atmosferi var. Ve onun istediği tek şey özgürlüktür. Hani Gazi Mustafa Kemal’in dediği meşhur biz söz var ya; “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diye. Aslında özgürlük ve bağımsızlık; bir sanatçının karakteridir aynı zamanda. Özgür ortamda eserlerini yazar, özgürce düşünür. Bu nedenlidir ki; sanatçılardan en çok darbeciler şikâyet ederler. Onları hapse atarlar. Yazı yazmasına, resim yapmasına, film yapmasına, roman yazmasına; öykü, şiir yazmasına engel olurlar. Ama nehrin bir akışı vardır; çağa doğru bir akışı vardır. Ne kadar set koyarlarsa koysunlar; sanatçılar gücünü her zaman, her ortamda ortaya koyarlar.

SANATÇILARI SADECE EL ÜSTÜNDE DEĞİL, BAŞ ÜSTÜNDE TUTMAK ZORUNDAYIZ

Lise yıllarında bir kitap okumuştum; “Üç Silahşörler ”. Ön sözündeki bir öyküyü hiç unutmam. Ve gittiğim her toplantıda, sanatla ilgili toplantıda anlatmaya özen gösteririm. Alexandre Dumas; Üç Silahşörler’i yazarken; bir gazetede tefrika edilir. Yaz ayları gelir. Alexandre Dumas der ki; “Ben tatile çıkacağım, romana biraz ara veriyoruz.” Tabii gazetenin patronu “Bunu yapamazsın der.” Bütün Parisliler sabahın köründe, gazete büfelerinin önünde, bundan sonra romanda ne oldu diye merak ediyorlar, gazeteyi satın alıyorlar, bırakıp gidemezsin. Gideceğim diyor. Tatile gideceğim. Mahkemeye veriyor gazetenin patronu, Alexandre Dumas mahkemeye çıkıyor. Yargıç diyor ki; “Sen bütün Parislileri bekletemezsin, onlar her sabah gazete de romanın sonunu merak ediyorlar. Romanını bitirip öyle gideceksin.” Alexander Dumas geriye döner; “Bana bir kağıt, kalem getirin.” der. Bir kağıt kalem gelir; romanın baş aktörünün ismini yazar kağıda, “Elinde kılıç, dizleri titredi, yere düştü ve öldü.” Altına son yazar. Patrona verir. Roman bitmiştir. Bundan sonra ben tatile gidiyorum der. Bunun üzerine patron; mümkün değil gidemezsin der. Diyor ki Alexandre Dumas; ben sana dedim, tatile gideceğim. Benim önüme hiç kimse engel koyamaz der. Ve Alexandre Dumas tatile gider, tatil dönüşünde romanını bitirir. Bu güç olduğu içindir ki; hiçbir dikta yönetimi; sanatı ve sanatçıyı sevmez. Biz sizleri sadece el üstünde değil, baş üstünde tutmak zorundayız. Sizleri yüceltmek; her onurlu yurttaşın bilinçli, her onurlu yurttaşın zaten görevidir. Bunu yapmadığımız takdirde zaten; sanata ve sanatçıya karşı görevimizi yapmamış oluruz. Çok etkili bir güç. Romanı okursunuz, romandaki bütün öyküyü hissedersiniz. Şiiri birisi okur; o şiiri, türküyü okur; o türküyü dinleyerek hüzünlenirsiniz, sevinirsiniz. O nedenle sanatçı, dünyanın en güçlü insanıdır. Gücünün farkındadır. Gücünün farkında olduğu içindir ki; tüm dikta yönetimlerine karşı çıkmıştır. Yasaklar gelmiştir; yasaklara karşı direnmiştir. Dolayısıyla sanatın ve sanatçının böyle bir gücü vardır.

Nebil Bey; iyi bir belgeselci gerçekten. Güzel bir belgesel izledik. Bildiğim şeyler aslında, çünkü benim yaşım gereği bildiğim şeyler. Ama genç kuşakların bunları bilmesi açısından, sizin çok önemli bir rolünüz var. Sanatı ve sanatçıyı yüceltmek, onun yaşadığı ortamı, onun yaşadığı sıkıntıları genç kuşaklara aktarmak için bu tür belgesellere bizim ihtiyacımız var. O nedenle sanatçı sürekli yaşayan bir kişidir. O sadece yaşamı boyunca yaşayan bir kişi değildir. Eğer biz çağlar ötesinden Yunus Emre’yi hala bugün söylüyorsak, hala okuyorsak; Şeyh Bedrettin’i, Erzurumlu Emrah’ı, Dadaloğlu’nu eğer hala okuyor, dinliyor ve söylüyorsak; onların yaşadığı anlaşılıyor. Dolayısıyla dikta yönetimlerinde bir dönem diktatörlük yapıp iktidarda kalanlar sadece o dönemle sınırlı olmak üzere yaşamlarını sürdürüyorlar. Ama sanat ve sanatçının gücü çok daha fazla.

Çankaya Belediyemiz güzel bir şey yaptı. Güzel bir kültür merkezi olacak. Bu kültür merkezinde inanıyorum çok sevdiğimiz sanatçılar, romancılar, yazarlar, düşünürler gelip konferans verecekler, belki küçük gösteriler yapacaklar. Dolayısıyla sanatı tüketme imkânına kavuşmuş olacağız. Bir iktisatçı olarak bunu söylüyorum. Güzel bir resme baktığınız zaman; o resmi tüketmiş oluyorsunuz bireysel olarak. Ama o resmin kalıcılığı hep vardır. Tıpkı Livaneli’nin müzikleri gibi, o müzikleri sadece ben değil; benim çocuklarım, torunlarım, onların torunları, hep birlikte söyleyeceğiz. Çünkü bugünün diliyle yazıldı, gelecek kuşaklara da bugünün diliyle yansıyacak. Yalın, anlaşılır bir dille yansıyacak. O açıdan Çankaya Belediye Başkanımız, güzel bir kültür merkezinin yapımı için düğmeye bastı, birlikte biraz sonra düğmeye basacağız. Umarım hep birlikte açılışını da yaparız. Dolayısıyla ben; sizlere şükran borçluyum, belediye başkanımıza şükran borçluyum. Bu belediyenin, belediyemizin yapmış olduğu bu kültür merkezinin bir sanat adamına verilmiş olması da; isminin verilmiş olması da ayrı bir gurur vesilesi. O nedenle bizi onurlandıran; Sayın Livaneli’ye ve saygı değer eşlerine de şükranlarımızı sunuyoruz.
Hepinize teşekkür ediyorum.

CHPnet

SİTELERİ