CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN, İZMİR’DE DÜZENLENEN BELEDİYE BAŞKANLARI TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA (4 KASIM 2016)  
04.11.2016
34829
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU:
-SEÇİMLE GELENLERİN GİDİŞ YOLU ANCAK SEÇİMLE OLMALIDIR

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Demokrasiyi savunuyorsanız seçimle gelenlerin seçimle gitmesini savunacaksınız. Aksi halde Türkiye’de demokrasiyi katledersiniz" dedi.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de düzenlenen "Belediye Başkanları Toplantısı"nın açılışında yaptığı konuşma şöyle:



SİYASETİN ÖZNESİ HALKA HESAP VERMEK OLMALIDIR
Çok teşekkür ederim. Değerli yol arkadaşlarım İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımızı dinledik. 8 bin 500 yıllık geçmişi olan bir kentte nelerin yapılabileceğini önümüze koydu ama ben anlattıklarının çok az bir bölümünü anlattığını biliyorum. Çok daha güzel şeyler İzmir’de yapıldı. İzmir’in bir özelliği var. Daha doğrusu birden fazla özelliği var. Düşmana ilk kurşunun atıldığı kenttir İzmir. Ve Kurtuluş Savaşı sonrası düşmanın denize döküldüğü kenttir. Önemli bir kenttir bizim tarihimizde ve bu kenti sosyal demokrat bir belediye başkanı yönetmektedir. Yani rant odaklı değil, halk odaklı bir projeyle, bir çalışmayla, bir emekle yola çıkmıştır belediye başkanımız. Görev yapması kolay olmamıştır. Önüne pek çok zorluklar konmuştur, pek çok engeller çıkarılmıştır. Diğer belediye başkanlarımızın önüne çıkarılan engeller gibi, ama belediye başkanlarımız şeffaf bir yönetimi, saydam bir yönetimi her zaman savunmuşlardır. Halkına hesap vermeyen bir belediye başkanı olmaz. Halkına hesap vermeyen bir politikacı da olmamalı. Siyasetin öznesi halka hesap vermek olmalıdır. Halkına hesap vermeyen, hesap vermekten kaçınan birisinin Türkiye’yi yönetme şansı sağlıklı yönetme şansı yoktur ve olamaz da. Tarih bunu pek çok örneğiyle zaten gösterdi ve gösteriyor ve yine bizim belediye başkanlarımız seçildikten sonra; o partiden, bu partiden, şu inançtan, bu inançtan, şu kimlikten, bu kimlikten demeden hiçbir ayrım yapmadan bütün belde halkını kucaklayan belediye başkanlarıdır. Sizin yaptığınız görev sadece Türkiye’ye değil, bütün mazlum milletlere örnek olması gereken bir görevdir. Harcadığınız her çabanın, koyduğunuz her tuğlanın demokrasiye önemli bir katkı yaptığını sakın unutmayın. Katılımcı demokrasi diyoruz. Bizim belediyelerden başlayarak biz bunu zaten büyütmeye çalışıyoruz. O açıdan belediye başkanlarımızın görevleri çok önemli. Sayın başkan açıkladı; başkalarının beşe yaptığını bire yapıyoruz dedi. Neden? Saydam bir yönetim var. Halka hesap verme gibi bir sorumluluk anlayışı var. İstanbul ve Ankara onlar da metro yapıyorlar. 10 yıldır beceremediler sonunda Ulaştırma Bakanlığı dedi ki; siz beceremiyorsunuz bari biz yapalım. Ama bu kentin yani İzmir’in Büyükşehir Belediye Başkanı kendi kaynaklarıyla İstanbul’un üçte bir, Ankara’nın yarı fiyatına kilometresini metro yapıyor. Onlar için utanılacak, bizim için övünülecek bir tablodur bu tablo. Acı olanı ne? Başarının ödüllendirilmesi değil, acı olan başarının cezalandırılmak istenmesidir. Ve bizim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız en büyük kent ormanını yapan, en büyük fuarları yapan, ilk kez bir doğal yaşam parkını yapan bir belediye başkanımızın başarılarının gölgelenmesi için 400 yıl hapisle yargılanıyor şu anda. İşte demokrasi ayıbı budur değerli arkadaşlar. Baskıcı yönetim anlayışı budur. Dikta heveslerinin Türkiye’yi nereye götürmek istedikleri bu tablodan ortaya çıkmaktadır. Hizmet üretiyorsunuz, hesabını veriyorsunuz, Türkiye’ye örnek oluyorsunuz. Neden Türkiye’ye örnek oluyorsun? Bak diğerleri nasıl köşeyi döndü, bütün yeşil alanları nasıl yok ettiler. Sen neden benzerini yapmıyorsun da kötü örnek oluyorsun diye iyi örneği topluma kötü örnek olarak sunma gibi bir girişim. O açıdan bizim işimiz kolay değil arkadaşlar.Düzgün adamın işi, namuslu adamın işi bugünkü ortamda kolay değildir. Zordur. Biz bu zorluğun farkındayız hep birlikte. Ama bu zorlukları yenmek bizim boynumuzun borcudur.
Bu başarılar sadece İzmir’de mi? Hayır arkadaşlar. Eskişehir’e bakalım. Eskiden “Yeşil Bursa” derdik değil mi? Şimdi ne deniyor “Beton Bursa”. Ankara’yla Bursa arasında bir kent var, Eskişehir. Eskişehir’e gelen turist Bursa’dan daha fazla ve yemyeşil bir kent, ranta teslim edilmemiş bir kent, gençleri özgürce sokaklarda gezdiği bir kent. O kenti de sosyal demokrat bir belediye başkanı yönetiyor. O kentin başkanı da yargılanıyor. Aydın; pek çok başarıya imza atan bir büyükşehir belediyemiz. Hatay, medeniyetlerin kenti, kaynağı Hatay, her etnik kimlikler ve her inançtan insanın bulunduğu ama barışın egemen olduğu bir kent. O kentin barışının teminatı da bizim büyükşehir belediye başkanımız. Özveriyle çalışan, bütün kimlikleri barıştıran, bütün inançları barıştıran bir belediye başkanımız var. Muğla belediye başkanımız; büyük başarılara imza atıyor. Dağınık bir coğrafyada başarıyla görevini yapmaya çalışıyor. Bakıldı zaman değerli arkadaşlarım; Tekirdağ Belediye Başkanımız göreceksiniz bütün köy yolları asfaltlandı ve asfaltlanacak. Trakya’nın gözbebeği olacak Tekirdağ. İstanbul’dan sonra Marmara bölgesinin en büyük çekim merkezi haline gelecek Tekirdağ, Belediye Başkanımızın hedefi bu amacı bu.

CHP İKTİDARA GELDİĞİNDE İZMİR’DE, ESKİŞEHİR’DE, AYDIN’DA, MUĞLA’DA, HATAY’DA NE YAPILIYORSA TÜRKİYE’DE AYNISI YAPILACAK

Bize hep soruyorlar, zaman zaman sizlere de soruyorlar; CHP iktidara gelirse ne olacak, ne yapacak CHP? Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde İzmir’de ne yapılıyorsa Türkiye’de aynısı yapılacak. Eskişehir’de ne yapılıyorsa Türkiye’de aynısı yapılacak. Muğla’da, Aydın’da ne yapılıyorsa, Hatay’da ne yapılıyorsa Türkiye’de aynısı yapılacak. Bu kentlerin bir ortak özelliği daha var. Bu kentlerde yaşayan vatandaşlarımız işlerine huzur içerisinde gidiyorlar. Bu kentlerde, CHP’li belediyelerin olduğu yerlerde hiç kimse kendisini öteki hissetmiyor. Çünkü ayrımcılık yok, herkesi kucaklama gibi bir anlayışımız var. Çünkü bizim belediye başkanlarımızın yüreğinde insan sevgisi var, insanı kucaklama var, insanın sorunlarıyla ilgilenmek var. Kenti kent yapan sadece ormanları değil, parkları değil, binaları değil, sokakları değil, caddeleri değil. Kenti kent yapan aynı zamanda sanatıdır, kültürüdür, sporudur. Sanatın, kültürün ve sporun olması ne demektir? Her yaştan insana hizmet sunmak demektir. Bunu yapıyoruz. Bizim belediyelerimizin olduğu yerde yaşayan yurttaşlar mutlu ama aynı zamanda derin bir kaygı içindeler. Hep birlikte aynı soruyu soruyoruz, ne olacak bu Türkiye’nin hali diye? Bu soruyu sormak sorumlu her yurttaşın vicdanında hissetmesi gereken bir duygudur arkadaşlar. Ne olacak bu ülkenin hali?
Bizim belediyelerde değerli arkadaşlarım belediye başkanlarımıza söyledim; gecekondu bölgelerinden başlayarak kendi bulunduğunuz beldelerde, gecekondu bölgelerinden başlayarak kreş açın anneler çocuklarını güven içinde gelip kreşlere bıraksınlar diye. 6 bini aşkın çocuğumuz kreşlerdedir bugün. Cumhuriyet Halk Partisinin olduğu yerlerde 6 bini aşkın çocuğumuz kreşlerdedir. 2 bin 500 üniversite öğrencisine bizim belediyelerde yurt yapılmıştır ve öğrencilerimiz bu yurtlarda kalmaktadır. Ama biz CHP olarak şu sözü halkımıza verdik ve sözün arkasındayız: CHP iktidarında en geç 1 yıl içinde Türkiye’de öğrenci yurdu sorunu bitecektir. Bütün çocuklarımız 1 kişilik, 2 kişilik odalarda sıcak, soğuk suyu olan geniş bant internet erişimi olan odalarda kalacaklardır. Hiçbir annenin, babanın gözü arkada kalmayacaktır. Ve her anne ve baba çocuğunu devletin yurduna teslim edecektir. Bugün cemaat yurdunda kalanların devlet memuriyetinde ise görevlerine son veriliyor. Neden cemaat yurdunda kaldın diye? İyi de o çocuğa o tuzağı hazırlayan kimlerdi? Çocuğun o yurda gitmesini zorlayanlar kimlerdi? Bugün iktidarda olanlar. Biz her şeyi hukuk içerisinde yapacağız. Her şeyi insan için yapacağız, çocuklarımız için yapacağız, onlara daha güzel bir Türkiye’yi bırakmak sözümüz var bizim. 5 bin 250 vatandaşımız belediyelerimizin huzur evlerinde, yaşlılar evinde kalıyor, evde verilen bakım hizmetleri hariç. Tüm belediyelerimizde çalışanlar için asgari ücretimiz net bin 500 lira. Bütün vatandaşlarıma sesleniyorum; asgari ücret net bin 500 lira olacak dediğimiz zaman bize karşı çıktılar, bunu nasıl yapacaksınız diye. Örnek mi istiyorsunuz? İster küçük, ister büyük, ister büyükşehir belediye başkanı olsun, bütün belediyelerimizde asgari ücret net taşeron işçileri dahil en az bin 500 liradır. Demek ki yapabiliyoruz, demek ki yapıyoruz. Ayrıca belediyelerimize Aile Sigortası’nı da aşama aşama hayata geçiriyoruz. Bizim belediyelerimizde aç ve açıkta kalan kimse olmayacak. Hiçbir çocuk bizim belediyelerimize yatağa aç girmiyor ve girmeyecektir. Halk Kart uygulamasıyla 13 belediyemiz 52 bin 372 vatandaşımıza aile sigortası hizmeti veriyor. Demek ki bunlar uygulanabiliyor, demek ki yapılabiliyor, demek ki cebinizi değil de kenti düşünürseniz, köşeyi dönme değil de vatandaşı düşünürseniz bunların tamamı olabilir. Ve biz bunların tamamını yapmaya kararlıyız.
Değerli arkadaşlarım, belediyelerimizin bir başka özelliği-Büyükşehir Belediye Başkanımız açıkladı, diğer belediye başkanlarımız da aynı uygulamaları yapıyorlar-kent ekonomisiyle kırsal ekonomiyi bütünleştiriyorlar. Yani refahı tabana yayıyorlar. Eğer İzmir’in bir ilçesindeki köy bir şeyler üretiyor ve satacak yer bulamıyorsa; ona Büyükşehir Belediye Başkanımız sahip çıkıyor, belediye başkanlarımız sahip çıkıyorlar. Dolayısıyla refah tabana yayılıyor. Dolayısıyla aç ve açıkta kimse kalmıyor. Dolayısıyla herkes geleceğe güvenle bakıyor. Bunu yapıyoruz ve yapacağız. Ama bizim belediyelerimizin çözmekte zorlandıkları pek çok sorun var. İzlenen genel ekonomik politika, ki bu politikayı uygulayan hükümetin kendisidir, hükümetlerdir, işsizlik sorununu çözemiyoruz. Türkiye’yi derinden yakan işsizlik sorununu çözemiyoruz. Bütün belediye başkanlarımızın önünde binlerce iş arayan dilekçe var, binlerce, on binlerce var. Buradan bütün vatandaşlarıma ve bütün işsiz kardeşlerime sesleniyorum, bu tabloyu yaratan ülkeyi yönetenlerdir. Bu tablodan şikayetin varsa, ben böyle bir tablo istemiyorum, Türkiye Cumhuriyeti’nde herkesin işi, herkesin aşı olsun diyorsan adresi sakın şaşırma. O adres Cumhuriyet Halk Partisidir, o adrese iyi bakacaksın.

ORTADOĞU’DAKİ KABİLE REİSLERİ BİLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE KAFA TUTAR NOKTAYA GELDİ

Değerli arkadaşlarım, 2007’den bu yana ekonomi sürekli patinaj yapıyor. 10 bin doları bulamadık kişi başına gelirde, 9 bin dolarlara takıldık kaldık. Niye bulamıyoruz? Orta gelir tuzağının içindeyiz, orta teknoloji tuzağının içindeyiz ve bu tuzağı aşacak birikim, deneyim bu hükümette yok. Olsaydı 2007- 2016, aşması lazımdı, aşamıyoruz. Tam tersine Türkiye giderek batak bir noktaya doğru sürükleniyor. Değerli arkadaşlar içerde böyle, dışarda tablo daha vahim. İzlenen dış politika hem Türkiye’nin saygınlığına hem Türkiye’nin ekonomisine çok ciddi darbeler vurdu. Söyledim ağırlarına gidiyor bir daha söyleyeyim: Ortadoğu’daki kabile reisleri bile Türkiye Cumhuriyeti’ne kafa tutar noktaya geldiler. Eskiden ağızlarına bile alamazlardı. Neden böyle oldu? Hangi gerekçeyle böyle oldu? Şam’a gideceklerdi, camide namaz kılacaklardı, Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırmak zorunda kaldılar. Ve bir baktılar ’asıyoruz, kesiyoruz’ dediler, bir buçuk milyon mülteciyi kucaklarında buldular. Cumhuriyet tarihinin dış politikadaki en ağır yenilgilerini yaşıyoruz. İtibarı yerlerde sürüklenen bir Türkiye, bu bizim ağırımıza gidiyor. Bunu kabul etmiyoruz. Onların ağırına gitmiyor ama bizim ağırımıza gidiyor. Çünkü bu ülkenin onurunu ayakları altına almaya kimsenin hakkı da yoktur, yetkisi de yoktur. Böylesine acı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Ve daha garip olanı 14 yıldır tek başına bir ülkeyi yöneteceksin, 14 yılın sonunda Türkiye’yi darbe ortamına taşıyacaksın, neden? Hukuk denen bir kavram kalmadı, adalet denen bir kavram kalmadı, demokrasi denen bir kavramın tümüyle içi boşaltıldı. Neden? Bakalım 2002’de iktidarı devraldıkları Türkiye’ye; terör bitmiş, şehit cenazeleri gelmiyor, terör örgütünün lideri yakalanmış, getirilmiş ve yargılanmış. Şimdi; Türkiye bir terör batağı içinde, daha bu sabah Diyarbakır’da çok ciddi bir patlama oldu. Güvenlik güçlerinden, vatandaşlardan hayatını kaybedenlerin haberi geliyor. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Şehitlerin gelmediği bir Türkiye’yi özlüyoruz biz. Annelerin ellerine kına yakarak askere gönderdikleri evlatlarının huzur içinde evlerine dönmelerini istiyoruz. Bu acı tablolar Türkiye’yi derinden sarsıyor. Bu tablo bizim hak ettiğimiz bir tablo değil. Bu tablo Mustafa Kemal Atatürk’ün özlediği bir tablo değil. Bu tablo Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışan bir tablo değil. Bu tablo 21. Yüzyılın Türkiye’sine yakışan bir tablo değil. Türkiye bu tablonun içinden süratle çıkmak zorundadır. Soru şu? Bu tablonun içinden nasıl çıkarız? Tek çıkış yolu vardır. Tam demokrasiyi getirerek bu tablodan çıkabilir. Lider sultasını sonlandırarak bu tablodan çıkabiliriz. Hitler’in, Duçe’nin, Führer’in, Reis’in bireyi olarak değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin özgür yurttaşları olarak bu tablodan çıkabiliriz.

EGEMENLİĞİ SARAYA TAŞIMAYA KİMSE TEVESSÜL ETMESİN!

Değerli arkadaşlarım; adalet dediğimiz bir kavram var. Demokrasiyi besleyen adalettir. Demokrasinin olmadığı yerde zaten adaletten söz edilemez. Toplumsal vicdanımızı besleyen de adalettir. Bana öngörülen işlem benim açımdan haksızsa, bir başkasına öngörülen işlemi de biz haksız görmek zorundayız. Eğer bunu yapmazsak, eğer söylemlerimizi adalet üzerine inşa etmezsek, hukukun üzerine inşa etmezsek, demokrasinin üzerine inşa etmezsek bu ülkeye barışı ve huzuru getiremeyiz. Söyledim yine söylüyorum. Devleti kinle yönetemezsiniz, intikam duygusuyla yönetemezsiniz, öç alma duygusuyla yönetemezsiniz. Devleti liyakat esasına göre yönetmek zorundasınız, adalet içinde yönetmek zorundasınız. Hiç kimseyi ötekileştirmeden yönetmek zorundasınız. Ve devletin bütün kurumlarında liyakatin esas olması gerekir. Bu anlayışla yönetmek zorundasınız. Devleti bir kişinin iki dudağına teslim edemezsiniz. Neden Mustafa Kemal Atatürk “Egemenlik bilâ-kayd ü şart milletindir” diyordu? Neden söylüyordu? Neden ilk anayasaya bu kondu? İlk anayasaya konan hüküm budur. Egemenlik bilâ-kayd ü şart milletindir. Çünkü padişah vardı bir adım ötesinde. Egemenlik padişahın değil, egemenlik sarayın değil, egemenlik bilâ-kayd ü şart milletindir. Böyle çıkıldı yola, şimdi egemenliği saraya taşımak istiyorlar. Egemenlik saraya taşınırsa… Sonunu söylemek istemiyorum! Egemenliği saraya taşımaya kimse ama kimse tevessül etmesin. Egemenlik bilâ-kayd ü şart milletindir. Ben milletim, ben ne söylersem odur. Yok, kardeşim sen millet değilsin, sen tek başına bir bireysin o kadar. Tek başına bir bireysin. Egemenlik saraya hapsedilmek isteniyor. Biz düşünen insanların, siyasetçilerin, bilim insanlarının, gazetecilerin görüşleri ne olursa olsun hapse atılmasına karşıyız. En somut örnek; hayatları boyunca CHP lehine tek cümle kurmayan pek çok gazeteciyi bizim dışımızda savunan neredeyse yok. Ne için? Çünkü biz demokrasiyi savunuyoruz. Ne için? Çünkü biz düşünce özgürlüğünü savunuyoruz.

SİVRİSİNEKLERLE UĞRAŞMAK TERÖRÜ SONLANDIRMAZ, BATAKLIĞI KURUTMANIZ LAZIM

Demokrasiyi savunuyorsanız, seçimle gelenlerin seçimle gitmesi gerektiğini de savunacaksınız. Aksi halde Türkiye’de demokrasiyi katledersiniz. Seçimle gelenlerin gidiş yolu ancak seçimle olmalıdır. Seçimle gelenleri ben yakalayacağım, hapse atacağım, öldüreceğim, yok edeceğim, kurşunlayacağım onları, mafya yöntemleriyle susturacağım derseniz o ülkeye barışı asla getiremezsiniz. Efendim terörle mücadele ediyoruz. Elbette ki her ülke terörle mücadele etmek durumundadır. Elbette ki terör bir insanlık suçudur. Elbette ki teröre karşı ortak tavır takınmak zorundayız. Elbette ki teröre hep birlikte, siyasi görüşümüz ne olursa olsun hep birlikte, ’dur’ demek zorundayız. Bunda hiç kimsenin en ufak bir tereddüttü yok. Terörle mücadelenin akılla ve mantıkla yapılması lazım. Nasıl devleti bilgiyle yönetecekseniz, erdemle yönetecekseniz, sağduyuyla yönetecekseniz, terörle mücadeleyi de aynı şekilde yapmak zorundasınız. Sivrisineklerle uğraşmak terörü sonlandırmaz bataklığı kurutmanız lazım. Bataklık kurumuyorsa terörü önleyemezsiniz. Açık ve net söylüyorum. ’Musul’a gideceğiz’ diyorlar, ’Rakka’ya gideceğiz’ diyorlar. İyi gidin, ama bir soru sormak istiyorum: Burnunuzun dibinde Kandil var, neden bir şey yapmıyorsunuz? Eğer terörle mücadele edecekseniz niye bir şey yapmıyorsunuz?

ÇILGINLARA, AKLİ BALİĞ OLMAYANLARA ÜLKELER TESLİM EDİLMEZ

Çok açık ve net söylüyorum değerli arkadaşlar, Türkiye iyi yönetilmiyor. Freni kopmuş bir kamyon gibi yokuş aşağı gidiyoruz. Nereye gittiğimizi kimse bilmiyor. Ne olacağını da kimse bilmiyor. Bu anlayış Türkiye’nin uluslararası saygınlığına darbe vuran bir anlayıştır. Bakın bu endişe sadece bizde yok. Bu endişe bütün uygar dünyada var. Herkes aynı soruyu soruyor; Türkiye nereye gidiyor diye? Türkiye’yi yönetenler, Türkiye’nin uygar bir toplumun parçası olmasını değil, Ortadoğu’nun karanlık bir ülkesi olmasını istiyorlar. Ve Türkiye’yi bir Ortadoğu devleti haline dönüştürmek istiyorlar. Kanın, gözyaşının aktığı bir Ortadoğu ülkesi. İzlenen politikalar da adım adım bu noktaya doğru gidildiğini gösteriyor. Neden illa başkanlık diyorlar. Türkiye’yi bir kişinin iki dudağı arasına hapsetmek istiyorlar. Demokrasi ise onun istediği demokrasi olacak. Özgürlükler ise onun istediği özgürlükler olacak. Eğitim mi? Onun istediği eğitim olacak. Kadın erkek eşitliği onun istediği gibi olacak. Yasal, onun istediği gibi olacak. 21. Yüzyıldan söz ediyorum değerli arkadaşlarım. 19. Yüzyıldan söz etmiyorum ben. Türkiye’yi 19. Yüzyılın karanlığına itmeye çalışanlar var. Demokrasimizi güçlendirmek varken demokrasimiz kan kaybediyor. Elbette ki; hepimiz yasalara ve hukuka uymak zorundayız. Yasalara ve hukukun üstünlüğüne uymak zorundayız. Gereğini yapmak zorundayız. Ama birileri hukuka uymazsa, birileri hukuku çiğnerse, kendi hukukunu evrensel hukuk olarak bize dayatırsa, o zaman bu halkın doğal olarak direnme hakkı vardır. Direnme hakkı vardır. 15 Temmuz öncesi direnme hakkından söz ettiğimde hep birlikte ayağa kalktılar. Ne demek direnme hakkı diye? Direnme hakkı Alman Anayasasında vardır. Anayasaya konmuştur. Ne için? Hitler felaketinden örnek alınarak konulmuştur direnme hakkı. Bir ulusu bir kişinin iki dudağı arasına hapsederseniz örnek nedir diye sorulduğunda örnek Hitler’dir. Almanya’dır, dünyada akan kandır, milyonlarca insanın ölümüdür. Çılgınlara ülkeler teslim edilemez. Aklı baliğ olmayanlara ülkeler teslim edilemez. Bilgisi olmayan insanlara ülkesi teslim edilemez. Tarihini bilmeyen insanlara ülkeler teslim edilemez. Basiretli davranmayana ülkeler teslim edilemez. Ön yargılarını öne koyup onun dışındaki bütün düşüncelerin önüne set çekenlere ülkeler teslim edilemez. O nedenle kuvvetler ayrımı vardır. Güçler ayrılığının nedeni budur. Milli iradeyi yasama organı, yürütme organı ve yargı organı kullanır. Anayasamızda var, güçler ayrılığı budur. Birisinin yaptığı hata dolayısıyla bir başkasının harekete geçip o hatayı düzeltmesidir. Şimdi deniyor ki; güçler ayrılığına ne gerek var? Güçlerin birliğinden söz ediliyor. Yani bir kişinin iradesi milli irade olsun diyorlar. Bütün bu olayların alt yapısı başkanlığı hazırlamak için düzenleniyor. Çok tehlikeli bir sürecin içine Türkiye sürükleniyor. ’Tarih tarih’ diyorlar, ’Osmanlı Osmanlı’ diyorlar, ’tarihimizi biliyoruz’ diyorlar. Kardeşim Osmanlı diyorsan parlamenter sistem 150 yıldır var zaten. Sen Osmanlıyı da bilmiyorsun ben sana neyi anlatacağım şimdi? Tarihi de bilmiyorsun, ben sana neyi anlatacağım? Bir insan her şeyi bilmeyebilir değerli arkadaşlarım. Bilmemek ayıp değildir, ayıp olan öğrenmemektir, öğreneceksin. Dünya kadar tarihçimiz var, saygın tarihçimiz var. Onları çağırırsın konuşursun. Saygın tarihçiyi değil, deli birisini getiriyor bana tarih öğret diye. Böyle birisi olabilir mi? Aklı baliğ olmayan birisini çağırmış danışmanıyım diye. Böyle bir şey olamaz. Böyle bir şey olamaz arkadaşlar.

KAN DAVASIYLA BİR ÜLKE YÖNETİLEMEZ 

2002’nin Türkiye’sine bakın. 2016’nın Türkiye’sine bakın. Yasama organı, milletvekilleri bütün AKP Milletvekili kardeşlerime sesleniyorum, Türkiye’nin geleceğinden benim duyduğum kaygıyı sizlerin de duyduğunu çok iyi biliyorum. Unutmayın, seçimle gelenin seçimle gitmesi gerçeğini unutmayın. Aynı muamele size yapıldığında siz isyan ederdiniz, ’doğru değildir’ derdiniz, diyorduk. Geçmişte örneklerini gördük. Ve o travmayı bu toplum hala atlatmış değildir. Siyasette kan davası güdülmez değerli arkadaşlarım. Siyasette kan davası güdülmez. Siyasette kan davası yoktur. Rahmetli Demirel’in dediği gibi ’siyasette 24 saat bile çok uzun bir süredir.’ Kan davasıyla bir ülke yönetilemez. Eğer sorgulanacaksa, ülkeyi, şehirleri silah deposu haline getirenlere göz yumanlara hesap sorulması lazım. Tonlarca bombalar yerleştirilirken; valilere, kaymakamlara telefon edip ’bunlara dokunmayın, sakın bunlara dokunmayın’ diyenler kimlerse onların yakalanması lazım, onların sorgulanması lazım.

BİR KİŞİ DAHİ KALSAK MUSTAFA KEMAL’İN YOLUNDAN ASLA DÖNMEYECEĞİZ

Genelkurmay Başkanları konuşuyorlar FETÖ terör örgütüyle ilgili, ’söyledik’ diyorlar, ’defalarca söyledik’ diyorlar. Ama kulaklarını tıkadılar. Kavga ne zaman çıktı? 17-25’ten sonra çıktı. Ne için kavga çıktı? Rant kavgasıdır arkadaşlar. Aynı menzile yürüyorlardı bunlar. Aynı hedefe yürüyorlardı bunlar. Sen mi malı götüreceksin ben mi malı götüreceğim? Kavga bunun üzerine inşa edilmişti. İkisi de dini kullanıyorlardı. Bu ülkenin insanlarının en temiz duygularını sömürüyorlardı. İşimiz kolay değil. Ama hiç kimsenin -özellikle de Cumhuriyet Halk Partili yol arkadaşlarıma sesleniyorum- hiç kimsenin umutsuzluğa kapılma hakkı yoktur. Hep birlikte omuz omuza, bir kişi dahi kalsak Mustafa Kemal’in yolundan asla dönmeyeceğiz. Böyle bir hakkımız yoktur. Bu ülkeye Cumhuriyeti getirenler bize miras olarak şunu bıraktılar. Cumhuriyet demokrasiyle taçlandırılırsa bir anlam ifade eder. Terörle mücadele ediyorum diye gazetecileri içeri atacaksın, yazarları hapse atacaksın, sanatçıları hapse atacaksın, er ve erbaşları hapse atacaksın. Parantez içinde Adil Öksüz’ü koruyup serbest bırakacaksın ve bu konuda tek cümle dahi etmeyeceksin. Kim bu Adil Öksüz? Herkesin eline kelepçe takılırken Adil Öksüz’ün eline neden kelepçe takılmaz? GPS cihazını Adil Öksüz’e kim vermiştir? O cihazı Türkiye’ye hangi kurum ithal etmiştir? Bunları bilmek bizim hakkımız. Hükümet kanadından tık yok, niye tık yok? 15 Temmuz darbe gecesi hayatını kaybeden 200 şehidimiz, 240 şehidimiz Türkiye’ye dikta gelsin diye mi şehit oldular? Türkiye bir kişinin iki dudağı arasına hapsedilsin diye mi şehit oldular? Yoksa bu ülkeye tam demokrasi gelsin diye mi şehit oldular? Yoksa bu ülkede demokrasi kaçınılmaz olarak gelsin ve gerekirse biz hayatımızı feda ederiz diye mi geldiler? Bunların tamamının sorgulanması lazım. Bunları yaptığımız zaman başarıyı yakalamış oluruz. Bu sorulara yanıt bulduğumuz zaman başarılı olmuş oluruz.

BU ÜLKEYE HUZURU GETİRMEK BİZİM BOYNUMUZUN BORCU 

Buradan yurttaşlarıma seslenmek isterim. Bu ülkenin kavgaya ihtiyacı yok. Bu ülkenin huzura ihtiyacı var. Bu ülkenin birlikte yaşamaya ihtiyacı var. Bu ülkenin demokrasiye ihtiyacı var. Bu ülkenin insanlarının düşüncelerini özgürce açıklayabilecekleri bir ortama ihtiyacı var. Bu ülkenin insanlarının caddelerde karşılaştıklarında birbirlerini tanımasalar bile güler yüzle birbirlerine selam vermelerine ihtiyacımız var. Bu ülkenin insanlarının ayrışmaya değil, kucaklaşmaya ihtiyacı var. Bu ülkenin insanlarının siyasetin dar ve acımasız kalıpları içine sokulmasına değil caddelerinde, meydanlarında özgürce dolaşmalarına ihtiyacı var. Bütün mücadelemiz bu ülkenin huzuru içindir. Bu ülkenin barışı içindir. Sadece Türkiye’nin değil, bölgeye de barışı getirmeyi biz güvence altına alacağız. Her vatandaşımız kendisine şu soruyu sorsun: Ortadoğu’ya barışı kim getirir? Suriye’ye, Irak’a, Mısır’a, İsrail’e barışı kim getirir? İran’la, Rusya’yla, Avrupa Birliği’yle, Amerika’yla, Japonya’yla ilişkilerimizi insani boyutlara hangi siyasi iktidar, hangi siyasi parti getirir? Bunun tek cevabı vardır, Cumhuriyet Halk Partisi, evet.

Özetle söylemek gerekiyorsa; bu ülkede çok şey istemiyoruz. Tek bir şey istiyoruz kendi ülkemizde özgürce insan gibi yaşamak istiyoruz. İnsanca yaşamak istiyoruz. Baskı görmeden, baskı altında olmadan herkesin düşüncelerini özgürce ifade ettiği bir ülkede yaşamak istiyoruz. Bu bağlam da belediye başkanlarımız kendi beldelerinde sadece belediye başkanlığını temsil etmiyorlar. Orada demokrasiyi temsil ediyorlar. Özgürlükleri temsil ediyorlar. Bakın bizim belediyelerde en çok gelir şikayet dinleriz biz. Sendikalardan başka kuruluşlardan AKP’li belediyelerden bir tek şikayet bile işçi korkudan gidip söyleyemez. Neden? Ertesi gün işine son verilir diye. Ama biz kimsenin ekmeğiyle oynamayız. Eğer ülkeye demokrasi gelsin diyorsa vatandaşlarımıza sesleniyorum; ülkeye demokrasi gelsin diyorsanız, bunun bilinen tek yolu vardır. O yol; CHP’nin iktidarıdır. Eğer Türkiye bu bataktan çıksın diyorsanız; onun tek yolu vardır. CHP’nin iktidarıdır. Öyle ben 14 yıl falan da istemiyorum. 4 yılda bu ülkeyi dünyanın saygın ülkeleri konumuna getireceğim. 4 yılda. 4 yılda bu ülkeye barışı ve tam demokrasiyi getireceğiz. 4 yılda bu ülkede birileri saltanatını kuramayacak. Milli iradeyi saraylara hapsedemeyecek. Gazeteciler özgürce yazacak. Ama kimse devletten beslenmeyecek. Bunu da havuz medyası için söylüyorum. Aldıkları paranın, cebine konulan paranın ölçüsünde yazı yazanlar olmayacak. Kamu bankasına telefon edip; genel müdüre bana 1 milyon lira gönder işçinin parasını ödeyeceğim diyemeyecek. Ne bakanların, ne başkalarının para kasaları olmayacak. Biz bu sözü veriyoruz. Verdiğimiz sözün arkasında dururuz. Nasıl asgari ücret net bin 500 lira olacak dedik ve bütün belediyelerimiz de bin 500 lira olduysa; Aile Sigortası’nı uygulayacağız dedik 13 belediyemizde Aile Sigortası uygulanıyorsa bunların tamamını yapacağız. Bu ülkeye huzuru getirmek bizim boynumuzun borcu olacaktır.
Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.

CHPnet

SİTELERİ