CHP GENEL BAŞKANI KILIÇDAROĞLU’NUN MERSİN’DEKİ “BÜYÜK BULUŞMA” TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA-ADAM GİBİ ADAMSAN BAKANLARIN DA DOKUNULMAZLIĞINI KALDIRIRSIN (22 NİSAN 2016)  
22.04.2016
34265
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KILIÇDAROĞLU MERSİN’DEKİ “BÜYÜK BULUŞMA” TOPLANTISINDA:

- ADAM GİBİ ADAMSAN BAKANLARIN DA DOKUNULMAZLIĞINI KALDIRIRSIN


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bakanlığı da bitse, milletvekilliği de bitse bakan hakkında soruşturma açmak için meclisin karar alması lazım. Meclis karar alamazsa onların dokunulmazlığı kalkmıyor. O nedenle diyor ya, “Dokunulmazlığı kaldıracağız.” Hadi canım sen de! Hırsızların dokunulmazlığını koruyorsun, diğerlerini kaldıracağım diyorsun. Adam gibi adamsan bakanların da dokunulmazlığını kaldırırsın.“ dedi.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Mersin Yenişehir Kültür Merkezi’nde düzenlenen "Büyük Buluşma-STK’lar Konuşuyor CHP Dinliyor" toplantısında yaptığı konuşma şöyle:



TÜRKİYE, DIŞARIDA VE İÇERİDE DERİN SORUNLARLA KARŞI KARŞIYA
Değerli arkadaşlarım, çoğu arkadaşımız söz aldığında bu toplantının önemini vurguladı. Biz ilk toplantıyı Ankara’da gerçekleştirdik. Onun adı da “Büyük Buluşma”ydı. Bütün sivil toplum örgütlerini, sendikaları, meslek kuruluşlarının yöneticilerini davet ettik ve onlarla birlikte Türkiye’nin sorunlarını tartıştık. 16 madde üzerinde bir anlamda görüş birliği sağlandı. Size bu 16 maddeyi dağıttık. Biz kendi logomuzla 16 maddeyi kendi örgütümüze dağıtıyoruz. Sizden isteğim, bunu okuyun, katılıyorsanız kendi logonuzu basarak, kendi kapağınızı, kendi kitapçığınızı yaparak kendi tabanınıza bu görüşleri aktarmanız. Bu görüşler sadece CHP’nin görüşleri değil, pek çok sivil toplum kuruluşunun ortak görüşleri.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bu toplantıları niye yapıyoruz? Türkiye, cumhuriyet tarihinin en derin krizlerinden birisini yaşıyor. Dışarıda ve içerde derin sorunlarla karşı karşıya. Türkiye’yi bu sorunlardan kim kurtaracak? Bu sorunları nasıl aşacağız? Bu sorunlar sadece bir tek partinin sorunu mudur? Yoksa bu sorunlar bütün partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların, meslek odalarının ortak sorunu ve beraber ortak hareket etmeyi gerektiren sorunlar mıdır? Eğer bunlar üzerinde uzlaşma sağlıyorsak ortak hareket etmek zorundayız.


ORTAK BİR PAYDA OLUŞTURMAMIZ LAZIM
Bu toplantılarda arkadaşlarımızın büyük bir kısmı konuştu. Benim not aldığım kadarıyla konuşan arkadaşlarımızın sayısı 29 kişi. Eminim tabi söz isteyip de kendisine söz sırası gelmeyen arkadaşlarım da var. Ama üç aşağı beş yukarı genel tablo ortaya çıkmış durumda.
Şimdi değerli arkadaşlarım, sivil toplumun önemi; siyasetçiler ya da siyasi partiler kendi programlarına göre hareket ederler. Hazineden yardım alırlar, onların kendi programları vardır, kendi dünya görüşleri vardır. Ama bir şey konusunda bizim birlikte hareket etmemiz lazım. Nedir o? Ortak geniş bir payda oluşturmamız lazım. Yani sorunu eğer ortak olarak kabul edip, bu sorunun çözülmesi gerekir diye bir düşünceyi hepimiz paylaşıyorsak bunun üzerinde bir mutabakat sağlamamız lazım ve bunu ortak dille ben Ankara’da veya bir başka yerde, siz Mersin’de veya Adana’da, bir başka arkadaşımız Hakkari’de, Trabzon’da, birisi Tekirdağ’da, Kırklareli’nde, bir diğeri Muğla’da, İzmir’de, Aydın’da, Denizli’de dile getirebilmeli. Bu sorunlar bizim sorunumuzdur ve bu sorunların çözülmesi lazım.

BİR TOPLUMU SAYGIN KILAN O TOPLUMUN AHLAKİ YAPISIDIR
Neden Türkiye tarihinin en derin krizlerinden birisini yaşıyor? Bir toplumu saygın kılan o toplumun ahlaki yapısıdır. Eğer toplumda ahlaki yozlaşma varsa o toplum hem kendi içinde saygınlığını kaybeder, hem dünyada saygınlığını kaybeder. Ahlak nedir? Ahlak değişen bir kavramdır. İyiyi doğrudan ayırabilme yeteneğinin toplum tarafından elle tutulması demektir. Neyin yanlış, neyin doğru olduğunu bir şekliyle toplumun kabul etmesi demektir. Ahlak budur. Spartalılar döneminde, yani antik çağda hırsızlık yapmak övünç kaynağıydı. Ama yakalanmak suçtu. 21.yüzyılın dünyasında hırsızlık yapmak suçtur, suçun ötesinde ayıptır, suçun ötesinde kabul edilemez. Bunun sağı, solu var mı? Sağı solu yok bu işin kim yaparsa. Rahmetli Uğur Mumcu’nun çok güzel bir sözü vardı. Derdi ki, “Katil katildir. Katilin sağcısı, solcusu olur mu?” Bu nedir? İnsan hayatına verdiği önemi gösterir, düşünceye duyduğu saygıyı gösterir. Ben farklı düşünüyorum diye birisi kalkıp bizi öldürürse, sizi öldürürse, bir başkasını öldürürse onun kabulü bir toplumda asla uygun görülmemelidir, yani asla kabul edilmemelidir. İşin özü budur.

DERİN BİR KRİZİN İÇİNDEYİZ
Şimdi biz değerlerimizin büyük bir kısmını kaybettik. Öyle bir Türkiye sürecini yaşıyoruz ki, yolsuzluk yapanların, toplumu kandıranların sürekli yükseldiği ama ahlaklı insanların da sürekli toplumdan dışlandığı bir süreci yaşamaya başladık. Bu kadar derin bir krizin içindeyiz. Sadece bu mu? Hayır. Dünyada saygınlığımız büyük ölçüde kayboldu. Şimdi biz bu ortak paydaları oluşturarak yeni bir hareketi, yeni bir süreci başlatmak istiyoruz. İster sendikalar, ister meslek kuruluşları, ister sivil toplum örgütleri hangi alanda olursa olsun. İster doğa haklarını, ister hayvan haklarını, ister çevre sorununu çözmek isteyen, ister işçi sınıfının haklarını, ister iş dünyasının haklarını savunan bütün insanların ortak paydasını oluşturmak zorundayız. Bu ülkede demokrasi istiyorsak ve bu ülkede-son bölümünde yazdık- insanca yaşamak istiyorsak ve bu insanca yaşamak bizim ortak hedefimizse biz bu karanlıkları aydınlığa dönüştürebiliriz. Bu toplantıları yapmamızın temel gerekçesi bu… Hiçbir siyasi parti de bu tür toplantıları yapmaya cesaret edemez. Neden cesaret edemez? Çünkü onların bizimle dünya görüşleri çok farklıdır. Biz demokrasi deriz, insan hakları deriz, özgürlükler deriz, bağımsız yargı deriz. Bütün bunları söyleriz. Kadın, erkek eşitliği deriz. Bütün insan hakları bağlamında çocuk, kadın vs. bütün bu hakları düşünmemiz gerekiyor. Bütün bunları biz söyleriz.

ÇOĞUNLUK SİSTEMİNİN DAYATILDIĞI BİR SÜRECİ YAŞIYORUZ
Bakın değerli arkadaşlar, sorunlu olmayan bir kesim var mı? Birinci soru o. Sorunlu olmayan bir kesim var mı? Hayır. Herkesin sorunu var. Türkiye’nin geleceği konusunda kaygı duymayan var mı? Özellikle aydın arkadaşlarıma söylüyorum ülkenin geleceğini düşünen ve geleceği açısından da endişe duyan arkadaşlarıma soruyorum. Böyle bir noktaya biz nasıl geldik, hangi gerekçeyle geldik biz bu noktaya? Daha düne kadar siyasi partiler arasında rekabet olurdu. Dünya görüşleri farklıydı, ekonomi programları farklıydı. Ama bugün geldiğimiz noktada olay siyasi partiler olayı olmaktan çıkmış, olay bir Türkiye rejimi sorunu haline dönüşmüştür. Ben istediğimi yaparım. Madem yeterli oyu aldım herkes bana uymak zorundadır. Çoğunluk sisteminin dayatıldığı bir süreci yaşıyoruz şimdi. Çoğulcu bir sistem değil. Demokrasinin özü nedir? Çoğunluğun sesi değil, azınlığın sesinin güçlü çıktığı demokrasi varsa eğer bir ülkede, gerçek anlamda demokrasi vardır. Herkesi susturacağım sadece ben konuşacağım. Medyayı susturacağım, medya sadece bana hizmet edecek. Yargıyı susturacağım, sadece benim istediğim kararları alacak. Böyle bir demokrasi 21.yüzyılın Türkiye’sinde kabul edilemez ve bunun mücadelesini vermek zorundayız. O nedenle bu toplantıları yapıyoruz. Herkes düşünecek, herkes kararını verecek arkadaşlar.

AHLAKIN TEMELİ ADALETTİR
Sorunlara bakalım. Demokrasi diyorsak, ahlak diyorsak ahlakın temeli adalettir arkadaşlar. Adaletin olmadığı hiçbir toplum ayakta kalamaz. Ahlak ve adalet bütün toplumların artı bütün inançların ortak temelidir. İster Hristiyanlık, ister Musevilik, ister Ateist, ister başka bir din. Bütün inançların ortak temelidir. Adaletin öngörülmediği bir inanç yoktur arkadaşlar. Peki nasıl oluyor da, kendisini Müslüman kimliğiyle topluma tanıtan bir siyasal parti adaletsizliği topluma dayatıyor? Din insanlarımızın da bunu sorgulaması lazım. Adalet bu toplumun ortak temeliyse bunun üzerinde durmamız gerekiyor. Adalet soylu bir kavramdır. Hani bir bilge diyor ya ‘Adalet kutup yıldızı gibidir yerinde sabit durur fakat bütün kainat onun etrafında döner’. Adalet budur. Adaleti nasıl sağlarız, kim dağıtır adaleti? Türkiye’de oluk gibi kan akacak diyen mafya lideri mi adaleti sağlayacak? Yoksa bağımsız yargı mı adaleti sağlayacak? Siyasal otoritenin baskısı altında olmayan, hukukun üstünlüğüne inanan yargıçlar mı adaleti dağıtacak? Evet, biz bunlara inanıyoruz. Yargı bağımsız olmalı, yargı tarafsız olmalı. Bir yargıcın siyasi kimliği öne çıkıyorsa, o yargıç yargıç değildir. Yargıç kimliğini taşıyamaz. Elbette ki, onların da bir dünya görüşü vardır. Elbette onlar da gidip oy kullanırlar. Ama yargıç dediğimiz kişi adaleti hukukun üstünlüğü bağlamında dağıtan kişidir. Emir ve talimat alan kişi değildir. O nedenle üzerinde durmamız gerekiyor. Yargısı bağımsız ve tarafsız olmayan bir ülkede siz demokrasiyi sağlayamazsınız. Yoktur demokrasi. O halde birinci hedefimiz ne olmalı? Bunun da sağı, solu yoktur. İster sağcı, ister solcu adaleti hepimizin ortak paydası olarak kabul etmek zorundayız. Artık o sağ, sol kavramlarını en azından Türkiye’de bunları gerçekleştirinceye kadar bir tarafa bırakalım. Benim için de adalet geçerli, sokaktaki simitçi için de adalet geçerlidir. Cumhurbaşkanı için de adalet geçerlidir, esnaf için de adalet geçerlidir. Yargının bağımsız ve tarafsız olması lazım, bunun üzerinde ortak görüş sağlamamız lazım. Nasıl yapacağız? Bu yöntemle olmaz. Bu şekilde de olmaz. Yargının üzerindeki siyasal baskıları tamamen kaldırmamız gerekiyor.

MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜNDE 149. SIRADAYIZ

İkinci konu medya özgürlüğü, gazeteci arkadaşlarımız burada, televizyoncu arkadaşlarımız burada. Medyası özgür olmayan bir toplumun kendisi özgür değildir. Özgürlük hakları ellerinden alınmış demektir. Medyaya getirilen yasaklarla sorun mu çözülür? Bütün dünyaya rezil olmuş durumdayız. Medya özgürlüğü olmayan ülkelerden birisiyiz, 149. sıradayız. Nasıl oluyor bu arkadaşlar? Bir kişinin arzusu üzerine gazete kapatılır, bir kişinin arzusu üzerine televizyonlar karartılırsa o ülkede demokrasi yoktur. Bunun da sağı, solu yoktur arkadaşlar. Medya özgürlüğü hem benim için, hem bir başkası için geçerlidir. Her bir yurttaş için medya özgürlüğü önemlidir. Derdini nerede anlatacak, sorununu nerede dile getirecek? Medya özgürlüğü olmayan bir yerde nasıl yapacak gazeteci görevini? Görevi nedir medyanın? Halkın gözü, kulağı ve sesi olacak. Birilerinin değil, halkın gözü, kulağı ve sesi olacak. Medya budur ve medya özgürlüğü de budur.
Anadolu medyası… Onlar üzerinde de baskılar var, onları da çok iyi biliyoruz. Bir dönem Basın İlan Kurumunun reklam vermemesi için de özel bir çaba harcandı. Ama buna engel olduk, mücadele ettik, kavgasını verdik.

MİLLETİN VEKİLİNİ MİLLET SEÇMELİ
Üçüncü konu; demokrasiyi güçlendirmek istiyorsak, parlamenter sistemi güçlendirmek istiyorsak milletin vekilini millet seçmeli arkadaşlar. Liderler oturup ben milletvekillerinin adlarını alt alta yazıyım, milletin önüne koyayım, siz de gelin oy verin, oy vermezseniz de size ceza yazacağım, bunun adı demokrasidir. Yok böyle bir şey! Yani CHP’nin yaptığı gibi ve bundan sonra da yapacağı gibi önseçimle milletvekilleri seçilmeli ve parlamentoya gelmeli. Diyebilirsiniz ki, önseçimle gelse ne olur, Genel Başkan belirlese ne olur? Bir fark yok sonunda birileri meclise gidecek. Temel bir fark var. Vatandaşın seçtiği milletvekili parlamentoda özgür iradesini kullanabilir. Genel Başkanın seçtiği milletvekili Genel Başkanın ağzına bakar el kaldırırsa biz de kaldıralım. Aksini söylersek ya benim üstümü çizerse. Dolayısıyla parlamento yürütme organının emrinde bir parlamento olur. O açıdan önseçimin olması son derece önemlidir. Engelleyen kimdir bunu? Engelleyen 12 Eylül döneminde çıkan darbe yasalarıdır. Darbe yasaları değişmedikçe Türkiye’de sağlıklı bir demokrasiyi oluşturamayız.
Bakın, anayasamız bu. Medya özgürlüğü kısmında şu yazar. Basın hürdür sansür edilemez. Sayın Davutoğlu’na söyledim anayasa değişikliği için bana geldiğinde. Basın hürdür sansür edilemez diyor. Basın hür mü şimdi? Hür değil. Anayasa hürdür diyor, sansür edilemez diyor. Siz televizyonları yasakladınız, gazeteleri yasakladınız, gazetecileri hapse attınız. Doğru haber yaptı diye insanları suçladınız. Hangi özgürlükten söz ediyorsunuz siz? 12 Eylül döneminde çıkan yasalar düzeltilmedikçe bu anayasa gerçek anlamda işlevini yerine getiremez.

YÜZDE ON SEÇİM BARAJI DÜNYANIN HANGİ ÜLKESİNDE VAR

Seçim barajı; %10 seçim barajı dünyanın hangi ülkesinde var? Hiçbir ülkede yok. Milli irade demiyorlar mı bunlar? Sabah, öğle, akşam milli irade, milli irade... Güzel, kardeşim niye %10 seçim barajını getiriyorsun? Madem milli iradeyse %1 oy alan partinin Genel Başkanı da meclise gelsin. Yani insan meclise gelip parlamentoda kendi düşüncesini seslendirdiğinde suç mu işliyor? İnsani gayri meşru alana yöneltiyorsun, zorluyorsun meşru alanı kısıtlayarak. İnsanlar gelmeli parlamentoya, milletin iradesi tam yansımalı, dolayısıyla doğrusu, eğrisi nedir insanlar çıkıp meclis kürsüsünde düşüncelerini rahatlıkla ifade etmeliler.
Peki %10 seçim barajı kimin döneminde geldi? Askeri darbe döneminde geldi. Bunlar demiyorlar mıydı biz darbeye karşıyız? Darbeye karşıysan darbe yasalarını niye değiştirmiyorsun? Neden o darbe yasalarının arkasına saklanıyorsun? Biz inadına demokrasi diyoruz ve darbeye de inadına karşıyız. Bunu herkesin bilmesini isterim.

BİR İNSAN DÜŞÜNCESİNİ ÖZGÜRCE AÇIKLAYABİLMELİ
Değerli arkadaşlarım, düşünceyi açıklama özgürlüğü. Türkiye’nin en temel sorunlarından birisidir. Bir insanın düşüncesini beğenirsiniz, beğenmezsiniz ama insanlar düşüncelerini özgürce açıklayabilmeli. Düşünceye yasak getirdiğiniz andan itibaren o ülkenin büyüme şansı, gelişme şansı, saygınlık duyulma şansı kocaman bir sıfırdır. Farklı düşünebilir insanlar. Ben illa o düşünceyi kabul edeceğim diye bir şey yok. Ama düşünceler özgürce ifade edilebilmeli. Akademisyenler bildiri yayınlamışlar, vay sen misin bildiri yayınlayan? Nereye? Doğru hapishaneye. Bütün dünya gülüyor. Dünyaya kendimizi rezil ediyoruz. Beğenmezsin kardeşim, eleştirirsin. Sen de “Ben bu düşünceye katılmıyorum” dersin. Benim de katılmadığım yerler var. Ama sonuçta bir insan düşüncesini özgürce açıklayabilmeli. Demokrasiyse işin özü budur. Bugün için bize aykırı gelen düşünceler bir süre sonra bizim de kabul ettiğimiz düşüncelere dönüşebilir, bunu herkesin kabul etmesi lazım. Örnek mi istiyorsunuz? Orta çağda bir adam çıktı dedi ki, dünya düz değil, dünya yuvarlıktır. Kıyamet koptu, adamı aldılar engizisyon mahkemelerine çıkardılar sen düz olan dünyaya nasıl yuvarlıktır dersin. Buyurun. Şimdi dünya düzdür diyenle herkes alay eder. Çünkü dünyanın yuvarlık olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir düşüncenin bir kitleyi nasıl etkilediğini bundan daha güzel bir örnek gösteremez.
O nedenle farklı düşüncelerin dillendirilmesi, özellikle üniversitelerde her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı kurumlar haline üniversiteleri dönüştürmezsek Türkiye’nin büyüme şansı yoktur, gelişme şansı yoktur.

23 NİSAN’A YASAK GETİRİLİR Mİ

Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkı, gene anayasada yazar, diyorlar ya “Darbe Anayasası” yazar. Önceden izin almaksızın silahsız ve saldırısız herkes gösteri ve yürüyüş yapabilir. Bitti, nokta. Bu anayasa diyor. Sayın Davutoğlu’na sordum, Allah aşkına dedim Sayın Davutoğlu anayasa böyle yazıyor ama sokakta neredeyse iki kişi yan yana yürüyemez hale geldi. Bu mudur demokrasi? Toplantı ve gösteri… Şimdi eczacı arkadaşlarımız, hekim arkadaşlarımız veya hayvan sever arkadaşlarımız veya doğa haklarına saygılı ve doğa haklarını savunan arkadaşlarımız veya işçiler kendi haklarını istiyorlar, grev yapıyorlar. Peki, bunlar haklarını nasıl dile getirecekler gösteri ve yürüyüş olmasa? Herkes evinde mi konuşacak? Bir şehrin meydanları niye yapılır, neden şehirlerde meydanlar vardır? Kent enerjisini orada boşaltsın diye. İnsanlar gider gösteri yaparlar, yürüyüş yaparlar, eğlence yaparlar. Bunların hepsi olur. Yasak getiriyorsunuz. Yasak olmaz arkadaşlar. Silahsız ve saldırısız olduğu sürece toplantı ve gösteri yürüyüşünün olması lazım. 1 Mayıs geliyor yasak, şurası yasak, burası yasak. En son 23 Nisan da yasak. Emin olun bunların bu ülkenin tarihine saygıları yok arkadaşlar. 23 Nisan’a yasak getirilir mi?

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN OLMADIĞI BİR TOPLUM MU OLUR
Örgütlenme özgürlüğü. Herkesin örgütlenme özgürlüğü olmalı. İşçiler de, işverenler de, sivil toplum da... Ne kadar çok örgütlü toplum haline gelirsek demokrasimizin temelleri o kadar güçlü olur. İşin özü budur zaten. Örgütlenme özgürlüğünün olmadığı bir toplum mu olur? Orada demokrasi var denir mi? İnsanlar örgütleniyor derhal oraya müdahale ediyorsunuz “Niye örgütlendiniz?” diye. Örgütlenecekler. Grev hakkı niye var anayasada? Hakkını almak için. Bütün demokrasilerde var mı? Bütün demokrasilerde var. Sadece işçiler mi örgütleniyor? Hayır. İşverenler de örgütleniyor, onların da hakları var. Doğayı sevenler örgütleniyor. Evet, onların da hakları var. Taşeron işçiler örgütleniyor. Evet, onların da hakları var. Örgütlenmeseler dertlerini nasıl anlatacaklar, geniş kitlelere nasıl duyuracaklar, biz hakkımızı istiyoruz diye nerede söyleyecekler bunu?

SİYASİ AHLAK YASASI
Ve önemli bir konu değerli arkadaşlar. Siyasi ahlak. Her kurumun kendine göre ahlak kuralları var. Gidin doktorlarla konuşun hekim arkadaşlarımız bilirler doktorların kuralları var, bir de yemini var ayrıca. Barolara gidin avukatların kuralları var, ahlakı kuralları var. Esnaf arkadaşlarım, Ahi Evran nedir? Esnafta ahlaki kuralları belirleyen kişidir Ahi Evran ve her yıl anılır Ahi Evran. Peki, siyasette ahlaki kurallar var mı? Bir tek siyasette yok arkadaşlar. Ahlaki kurallar yok. Siyasi ahlak yasası çıksın diye ısrarla söylememizin nedeni budur. Balık baştan kokar diyoruz. Baştaki insan kirliyse ve yerinden ayrılmıyorsa ve kirliliğiyle kıvanç duyuyorsa ve kirliliğini topluma kabul ettirmek istiyorsa toplumu da kirletir. En büyük sorunumuz budur. Siyasette ahlakı sağlamak zorundayız.

SOSYAL DEVLET GÜÇLÜNÜN DEĞİL MAZLUMUN YANINDADIR

Güçlü bir sosyal devlet. Sosyal devlet, pek çok arkadaşım dile getirdi taşeron işçilerinin başkanı da burada, haklarımızı istiyoruz diyor. Taşeron zaten 21.yüzyılın çağdaş kölelik sistemidir. Sosyal devlet olsa taşeron işçi olmaz. Sosyal devlet olsa yoksulluk olmaz, sosyal devlet olsa örgütlü toplum olur. Sosyal devlet olsa işçiler haklarını mücadele ederek alabilirler. Sosyal devlet olsa bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmez. Sosyal devlet budur. Sosyal devlet güçlünün devleti değildir, sosyal devlet toplumda zayıf olan kitlelerin devleti demektir sosyal devlet. Yani mazlumun yanında olan devlettir sosyal devlet. Adı üstünde sosyal devlet zaten. Varlıklı sınıflar için sosyal devlet olmuş, olmamış çok önemli değil. Varlıklı toplumun değil, toplumda düşük gelirli olanların, örgütlenemeyenlerin, hak arayanların devletidir sosyal devlet. Böyle bakmak gerekiyor sosyal devlete.
Asgari ücret 1500 lira dedik doğru. Sözümüzü tuttuk mu? Evet. CHP’li belediyelerin olduğu her yerde biz asgari ücreti 1500 lira yaptık. Bazı belediyelerimizde şuanda aile sigortası uygulanıyor. Kişinin yoksulluğunu asla teşhir etmedik. Kişinin yoksulluğunu siyasete malzeme etmedik. Bazı belediyelerimizde yoksul ailelerde kadının banka hesabına her ay belli bir para yatıyor. O kadının yoksul olduğunu, ailesinin yoksul olduğunu kimse bilmiyor. Bu yapılabilir. Uygulanır mı? Uyguluyoruz fiilen, yapıyoruz.
Dolayısıyla sosyal devlet kişinin yoksulluğunu teşhir etmeden yoksulluğu sıfırlayan devlet demektir. Sağlıklı bir gelir bölüşümü demektir sosyal devlet. Bunu sağlamak zorundayız. Esnaf arkadaşlarım söylüyorlar “Bağkur primleri şu kadar arttı vs.” diye. Arttı. Sosyal güvenlik destek primi Bağkur’da kalktı ama işçilerde kalkmadı. Orada devam ediyor. Onun da mücadelesini vereceğiz, vermek zorundayız.

KENT KONSEYLERİNE ÖNEM VERİYORUZ

Kent konseyleri; sosyal devlet için de örgütlenen bir toplum için de belediye başkanlarının tek başına hükümdar gibi bir kenti yönetmemesi için de kent konseyleri önemlidir. Biz önem veriyoruz kent konseylerine ve kendi seçim bildirgemize de koymuşuz. Hatta ta ben Plan Bütçe Komisyonu üyesiyken Belediye Yasası görüşüldüğünde şu öneriyi getirmiştim. Eğer bir yerde bir yeşil alan imara açılmak isteniyorsa orada kamuoyu anketi yapalım. O mahallenin vatandaşları gelsinler bu yeşil alan, bu park alanı imara açılsın mı, açılmasın mı? Oylasınlar. Açılsın diyorlarsa açılsın, açılmasın diyorlarsa açılmasın. Yani doğrudan birinci elden vatandaşa soralım. Ama bu reddedildi kabul edilmedi. Bazı belediyelerimiz en ufak bir ayrıntıda bile bulundukları bölgenin vatandaşlarına soruyorlar, anket yapıyorlar ona göre varsa bir gelişme toplumun beklentileri doğrultusunda o gelişmeyi gerçekleştiriyorlar.

DOĞA HAKLARINA SAYGILI OLMAK ZORUNDAYIZ
Kanun önünde eşitlik, doğa haklarına saygı arkadaşlar önce ona değineyim. Dünyada sadece insanlar yaşamıyor. Bizim dışımızda başka canlılar da var. O canlılara sahip çıkmak ve onların haklarını temsil etmek de insan olarak bize düşüyor. Ben bir canlının hayatına kast ediyorsam emin olan o zaman biz insan değiliz. Kelebeğin yaşamaya hakkı yok mu arkadaşlar? Arının yaşamaya hakkı yok mu? Biz önem veriyoruz parti olarak. Sadece bizim Genel Merkezimizde özgürce dolaşan Şero kedimiz var, rahatlıkla dolaşır. Kucağınıza bile alamasınız alışmıştır. Bir kral gibi gezer bütün katları. Herkes o kediye saygı gösterir. Doğaya sahip çıkacağız arkadaşlar. Ağaç; bir ağacın 40 yılda, 50 yılda, 100 yılda yaşadığını, 600 yılda yaşadığını biliyoruz. Önümüze gelen ağacı kesebilir miyiz? Siz evinizde otururken pencereden baktığınızda yeşil bir ağaç gördüğünüzde, o ağacın çiçek açtığını gördüğünüzde sevinmez misiniz? Bütün o baharı kendi ruhunuzda hissetmez misiniz? Çevre çok önemlidir. Kentlerde yaşıyoruz köyden ayrıldık, köyde herkes yeşil. Doğa yeşil, kente geldik arkadaşlar. Köyden kopup kente gelen insanların en büyük özlemi acaba bir yeşilliği nerede görebilirim, bir parkı nerede görebilirim, bir ağacı nerede görebilirim. Gidip o ağacın altına oturayım bari. Dört duvar arasına hapsediyoruz kentli olduğumuzu sanıyoruz. Kentli değil, kente hapishane kuruyoruz biz. Odalarımızı hapishaneye çeviriyoruz.
Bizim partimizde bir Başkan Yardımcımızın yani MYK üyesi Başkan Yardımcımızın görevi Doğa Haklarıyla ilgili Başkan Yardımcısıdır. Doğa Haklarıyla ilgilidir. Tabi sadece kentleri korurken, yeşili korurken, doğayı korurken bir şeyi asla unutmayacağız. Doğada bizim dışımızdaki canlıların da hakları var, onların haklarını da biz koruyacağız.

AYRIŞAN BİR TÜRKİYE’YLE KARŞI KARŞIYAYIZ
Ama insan olarak hepimiz eşit yurttaş olarak Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşamayı kafamıza koyacağız. Hiç kimseyi inancından ötürü, kimliğinden ötürü, yaşam tarzından ötürü ötekileştirmeyeceğiz. Efendim senin kimliğin bu, o nedenle seni ötekileştiriyorum. Bunu söyleyen insan insana saygı duymayan kişidir. Ben anne babamı seçme özgürlüğüne sahip miyim? Hayır. Ama hepimiz annemizle, babamızla gurur duyarız. Kimlik bizim şerefimizdir, onurumuzdur, haysiyetimizdir, namusumuzdur. Kimliğinden ötürü kim ötekileştirilebilir? Asla kabul etmiyoruz. Herkesin kimliğine saygı duyacağız, herkesin inancına da saygı duyacağız. Herkesin yaşam tarzına da saygı duyacağız. Bunu yaptığımız zaman zaten tasada ve kıvançta beraber olan bir toplumu yaşatabiliriz. Öbür türlü ayrışan bir toplum oluruz. Bugün geldiğimiz noktada ayrışan bir Türkiye’yle karşı karşıyayız.

KURTULUŞ İÇİN HEP BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ
Bakın, bu toplantıyı bir CHP toplantısı olarak düşünmeyin. Aynı kanaatteyseniz, aynı düşünceleri paylaşıyorsak, ben mücadele ediyorum siz de edeceksiniz. Sivil toplumda yöneticisiniz, siz de diyeceksiniz kardeşim bu 16 şart benim de 16 şartımdır, ben de basıyorum üstüne. Doğa hakları mı evet, hayvan hakları mı evet, sendikalar mı evet. Kendi logomu basacağım ve kendi üyelerime dağıtacağım. Ben bunları istiyorum diyeceksiniz. Sadece ben mi mücadele edeceğim arkadaşlar? Hep beraber mücadele edeceğiz, birlikte mücadele edeceğiz. Kurtuluş başka yerlerde değildir. Kurtuluşu beraber yapacağız, birlikte yapacağız, beraber mücadele edeceğiz. Buradan gideceğiz.

BAZILARININ AYRICALIĞINI KALDIRACAĞIZ
Kanun önünde eşitlik. Herkes kanun önünde eşittir. Bu anayasada öyle diyor. Hiçbir aileye, sınıfa, zümreye imtiyaz tanınamaz diyor. Anayasa böyle, evrensel hukukta böyle ama Türkiye böyle değil. Bazıları daha da eşit. Bazılarının ayrıcalığı var. Onu kaldıracağız.

TERÖR ÖRGÜTLERİNE YARDIM VE YATAKLIK YAPAN PARTİ, İKTİDARDAKİ PARTİDİR

Toplumsal barışımız, Kürt Sorunu, ister Güneydoğu Sorunu ne derseniz deyin. Bu sorunun çözülmesi lazım arkadaşlar. Bu sorunun bu hale gelmesi, 35 yıldır devam etmesi beceriksiz siyasetçiler yüzündendir. Bu sorunu kendi siyasi ikballeri için kullanmalarındandır. Bu sorunun çözülmesi lazım. Kim çözecek? Siyaset kurumu çözecek. Yani parlamento çözecek. En başından beri bu sorunun çözüm yeri olarak meclisi gösterdik. Gittim ziyaret ettim dönemin Başbakanını. Bu sorunu çözmek için bir yol haritası verdim. Biz buna uymayız. Olabilir. Biz çözeceğiz. Çözün. “Çözersen geleceğim senin alnından öpeceğim” dedim. Dedi ki, “Ben Kılıçdaroğlu’nun dudaklarıyla alnımı kirletmek istemiyorum.” Eyvallah itiraz etmem elini sıkarım, tokalaşırım, başarını tebrik ederim. Ben bir kişinin bile burnunun kanamasını istemem bu ülkede. Ne oldu? Doğu-Güneydoğu’da bütün kentler silah deposuna dönüştü. Size gayet açık ve gayet net söylüyorum. Terör örgütlerine yardım ve yataklık yapan parti iktidardaki partidir. Bu kadar açık, bu kadar net.
Bir şey söylediğimde koşa koşa mahkemeye giderler, bunu söylüyorum diye hiç kimse korkudan mahkemeye gitmiyor. Çünkü bütün delilleri getireceğim ortaya. Bu sorun yakıcı bir sorundur arkadaşlar. Bu sorun çözülmezse ucunda ölüm vardır. Bu sorunun çözülmesi lazım. Nasıl çözeceğiz? Çözecek insanın önce samimi ve dürüst olması lazım. Ben bu sorunu çözerim demesi lazım. Yeterli mi? Yeterli değil.
Kişisel gizli bir ajandasının olmaması lazım… Ben başkan olayım da şimdilik idare edelim. Böyle bir şey olmaz.
Üç; yeterli mi? Hayır! Millete hesabını veremeyeceğiniz vaatlerde bulunmayacaksınız. Millete hesabını verecek vaatlerde tamam.
Dört; meclis ve halka bilgi vereceksiniz. Vermezseniz gene bu sorun çözülmez. Bu sorunun çözümü parlamento ve toplumsal uzlaşmayla olur.

ÜLKEYİ KİM BU HALE GETİRDİ

Peki, anahtarı nedir? Tam demokrasi ve özgürlüktür. Batıda hangi demokrasi standartları varsa bizim ülkemizde de aynı standartlar olsun. Ne eksiğimiz var? Bu ülkenin insanı üçüncü sınıf demokrasiye mi layık? Hayır! Birinci sınıf demokrasiye layık. Doğu-Güneydoğu’da kan gövdeyi götürüyor. İyi de bu ülkeyi kim bu hale getirdi? Hangi gerekçeyle bu hale getirdiler? Sorunu çözmemiz gerekiyor.
En son sorunun çözümü için bundan iki hafta önce TBMM Başkanından randevu aldım grup başkanvekilleriyle kendisini ziyarete gittim. 1,5 sayfalık bir dilekçe verdim kendisine. Dedim ki, “Sayın Başkan bu sorun Türkiye’nin en temel sorunudur, bu sorunun çözülmesi lazım, sorunun çözüm adresi meclistir, sen lütfen 4 siyasi partinin liderini davet et ve onlara şunu söyle: Kardeşim bu sorunu çözmemiz lazım. Eğer bu sorunu çözebilirsek biz Türkiye’nin kalıcı bir sorununu en sonunda çözen bir meclis olarak tarihe geçeriz. Bunu yapalım” dedim. Eğer bir siyasi partinin lideri çıkıp çözüme katkı vermiyorsa sen de Meclis Başkanı olarak çık basının karşısına de ki, “4 siyasi partinin liderini davet ettim, şu partinin lideri diyor ki hayır ben bu sorunun çözümüne katkı vermem.” Açıkla onu millet de öğrensin. “Peki” dedi. Sonra cesaret edip 4 siyasi partinin Genel Başkanını davet edemedi. Çünkü eminim yukarıdan izin alamadı.

BİZ KENDİ SORUNUMUZU ÇÖZEBİLECEK İRADEYE SAHİBİZ

Bakın değerli arkadaşlar, sorunu çözmek zorundayız. Geçen gün Avrupa Parlamentosundan bir grup geldi ve benimle görüştü. Dediler ki, Doğu-Güneydoğu sorununun çözümü için uluslararası katkıya nasıl bakarsınız? Doğru bulmayız dedim. Kendi sorunumuzu çözebilecek iradeye sahibiz biz dedim. Ama bakın arkadaşlar, alkışlıyorsunuz da Türkiye’nin geldiği noktaya bakın. Bu teklifi yapabilme cesaretini gösterebiliyorlar. Siz bu sorunu çözemiyorsunuz diyorlar. Böyle bir anlayış olabilir mi? Meclis gösterdik meclise bir yasa teklifi geldi ve kabul edildi. Biz de kabul ettik, oy verdik evet olsun diye. Maddelerden birisi şunu söylüyor, çözüm süreciyle ilgili belli aralıklarla kamuoyu bilgilendirilecektir. Madde bu bilgilendirilecek, emredici hüküm. Hukukçu arkadaşlarım daha iyi bilirler. Kanun çıktığından bu yana topluma verilen hiçbir bilgi yok. Yani yasa askıya alınmış vaziyette, buna uymuyoruz diyorlar. Şu anda Doğu ve Güneydoğu’ya en fazla milletvekili gönderen parti yine biziz. Daha geçen hafta Şırnak’a, Hakkari’ye Sayın Budak’ın başkanlığında bir heyet gönderdik. Diyarbakır’a defalarca gönderdik, diğer yerlere de gönderiyoruz. Oradaki örgütlerimiz diyorlar burada kalsınlar, orada kalıyorlar. Diyarbakır’dan, Sur’dan göç edip Diyarbakır’ın diğer mahallelerinde yaşayan gerçekten ekmek bulamayan, yiyecek bulamayan, her şeyini bırakmış olan vatandaşlarımız var. Onlara yemek servisi yapıyoruz biz. Tırlarla gerekirse o yerinden, yurdundan edilmiş vatandaşlarımıza yardım paketleri gönderiyoruz. O insanlara sahip çıkmamız lazım, onlar bizim insanlarımız, bizim vatandaşlarımız. Emin olun onların çektiği acıyı burada yaşayanlar bilmiyorlar, görmüyorlar.

BÜYÜK İNSANLIK DRAMLARI YAŞANIYOR
Sur’dan bir kadın olaylar bittikten sonra gidiyor, valiye şunu söylüyor: “9 çocuğum oldu ve bir evde oldu, evimi bırakmak istemiyorum. Benim bütün hatıralarım o evde, izin verin ben o evimi bir gidip göreyim.” Evet gidip görüyor tabi. Ev diye bir şey yok. Kadınlar daha iyi anlarlar bunu. Bakıldığı zaman büyük insanlık dramları yaşanıyor. Ve hep söylüyorum, bu ülkeye bu dramı yaşatanlara lanet olsun diyorum. Yazık günah bu insanlara.
Biz ülkemizin birliğini ve dirliğini savunuyoruz. Toplumsal barışımızı savunuyoruz. Kendi ülkemizde kıvançta ve tasada beraber olmak istiyoruz. Üzüntülüysek hep beraber üzüntülü olalım, sevinçliysek hep beraber sevinçli olalım. Hani milli takımımız galip olduğu zaman hepimiz aynı heyecanı nasıl paylaşıyorsak hüzünlerimizi de paylaşıyoruz. Ama gönül ister ki, bu ülkede hüzün olmasın, hep barış olsun, hep birlikte kardeşçe yaşayalım, huzur içinde yaşayalım. En büyük arzumuz budur.
Bakın, Tahir Elçi öldürüldü, hep beraber bütün barolar ayağa kalktılar. Bu işin sağı solu yoktur arkadaşlar, insan hayatının sağı solu yoktur. Bunlara hep beraber göğüs germeliyiz ve sorunları mutlaka bir şekliyle çözmeliyiz.

DIŞ POLİTİKAYI İÇ POLİTİKANIN MALZEMESİ HALİNE GETİRDİLER
Dış politika; Suriyelilerden söz edildi. Bu dış politika Türkiye’yi felakete götüren bir dış politikadır. Dış politikanın özelliği şudur; dünyanın bütün ülkelerinde dış politika iç politikaya malzeme edilmez. Dış politikanın milli olması zorunludur. Bütün siyasi partilerin Türkiye’nin ortak çıkarlarında birleşmesi lazım, dış politika budur. Ama bunlar dış politikayı iç politikanın malzemesi haline getirdiler. Bir gün durup dururken bir sabah uyandık Esad bir numaralı düşmanımız olmuş. Niye düşmanımız oluyor? Efendim orada demokrasi yok. Silahla devireceğiz. Gideceğiz camide Şam’da namaz kılacağız. Ne zaman? 24 saatte istersek Şam’a gideriz. O lafın üzerine Süleyman Şah türbesini zor bela kaçırdılar. Oraya gideceklerdi sözde 2,5 milyon Suriyeli buraya geldi. Bunları anlatın arkadaşlar. Her gittiğiniz yerde anlatmak zorundasınız. Böyle bir düzen olabilir mi? Rusya’nın uçağını düşürdüler yarışa girdiler yok talimatı ben verdim, öbürü diyor ki talimatı ben verdim. Sonra baktılar ki bu lokmayı yutamıyorlar efendim uçağı paralelciler düşürdü. Akla mantığa bakın arkadaşlar. Ve bunlar Türkiye Cumhuriyetini yönetiyorlar. Bunun üzerine hep beraber düşünmek zorundayız. 5 büyük ülkede bizim büyükelçimiz yok. Hadi Suriye’yle kavga ettin, ta gittiler Mısır’la kavga ettiler. Mısır’da senin ne işin var kardeşim?
Bunları biz düzeltiriz bakın. Biz Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımızı Filistin’e gönderdik, İsrail’e gönderdik, Mısır’a gönderdik, Amerika’ya gönderdik, daha İran’a göndereceğiz. Biz Gazi Mustafa Kemal’in söylediği yurtta barış ve dünyada barışın temel ilke olduğuna inanıyoruz ve bu ilke çerçevesinde politikamızı sürdüreceğiz. Hiçbir ülkeyi düşman olarak görmeyeceğiz.
Suriyelilere elbette ki, kucak açmamız gerekir. Onları dışlamak doğru değil kucak açacağız. Ama söyledim Suriye’de bir an önce barışı sağlamak ve Suriyeli kardeşlerimizi de oraya göndermemiz gerekiyor. Dediler ki, “Nereye koyacağız bu Suriyelileri?” Adresi de söyledik devlet üretme çiftlikleri var, gitsinler yer açın oraya çalışsınlar, üretsinler, para kazansınlar. Ama Suriye barışından sonra ayrılsınlar ve kendi ülkelerine geri dönsünler.

İLK 4 MADDENİN NESİNİ DEĞİŞTİRECEKSİNİZ
Anayasa değişikliği konusu arkadaşlar. İlk 4 madde bizim için değişmez maddelerdir dedik. Ne diyor ilk 4 madde okuyayım. Diyorlar ki değiştireceğiz. Madde bir; Türkiye Devleti bir cumhuriyettir. Nesini değiştirecekler? Çıkıp söylesinler değiştireceklerini ne? Türkiye Cumhuriyeti bir hilafet midir diyecekler, nedir yani?
İki; Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, milli dayanışma, adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir diyor nesini değiştireceksiniz? Evet demokratik, evet laik, evet sosyal hukuk devleti olmak zorundadır. Neyini değiştireceksiniz?
Türkiye devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür dili Türkçedir. Nesini değiştireceksiniz arkadaşlar? Bayrağı şekli kanunda belirtilen beyaz al yıldızlı al bayraktır. Nesini değiştireceksiniz? Milli marşı istiklal marşıdır. Neyini değiştireceksiniz? Başkenti Ankara’dır. Neyini değiştireceksiniz? Efendim bunları değiştirmeyeceği de 4.maddeyi sadece değiştireceğiz. Ne diyor 4.madde? İlk 3 madde hakkında değişiklik önergesi dahi verilemez diyor. Bunu kaldıralım diyor, önce onu koyalım, nasıl olsa milleti kandırırız arkadan 4.madde ya öyle bir şey yok biz önergeyle değiştiririz. Yerler mi? Yemezler.
Biz parlamentoda olduğumuz sürece öyle yok başkanlık sistemi, yok bilmem ne sistemi. Bunlar sadece toplumu başka bir yöne kanalize etmek, toplumun içinde bulunduğu sorunlardan onların sorunları düşünmemesi noktasına getirmek için yapıyorlar. Tam bir vatandaşa karşı yapılmış tam bir kumpas. Biz parlamentoda olursak, olduğumuz sürece ve devam ettiği sürece hiç endişeniz olmasın.

YOLSUZLUK YAPANLARIN İHALEYE FESAT KARIŞTIRANLARIN MECLİSTE NE İŞİ VAR
Dokunulmazlıklar konusuna da değineyim kısaca. Bizim partimizin programında yazar, kürsü dokunulmazlığı hariç, ki kürsü dokunulmazlığı sadece meclisteki kürsü değil, Türkiye’de parlamentoda bir milletvekili çıkıp düşüncesini özgürce söylemeli. Bunun dokunulmazlığı olmalı. Düşünce dolayısıyla insanlar hapse atılmamalı. Ama onun dışında yolsuzluk yapan, hırsızlık yapan, ihaleye fesat karıştıran, bu adamların mecliste ne işi var. Bunları istemiyoruz. Dokunulmazlığı bu anlamda biz, bu bağlamda bir dokunulmazlığı savunuyoruz. Biz hiçbir zaman bizimle ilgili efendim işte fezlekeler var aman sakın ha kalkmasın efendim bizi hapse atarlar. Hiç bunları düşünmüyoruz, düşünmek de istemiyoruz, fezlekemiz varsa zaten biz dilekçe vermişiz bizim dokunulmazlığımızı kaldırın diye. Ben gidip aklanmak istiyorum diyorlar ki hayır sen aklanma. Niçin? Ben karayım sen de yanımda dur. Biz aklanmak isteriz. Dokunulmazlıklar konusunda kararımız gayet açık ve gayet nettir. Ama gelirken bakanların dahil olması lazım. Davutoğlu’na sordum, dedim ki, Sayın Davutoğlu bak ben dokunulmazlığımın kaldırılması için gayet açık ve net söylüyorum. Sen neden dokunulmazlığının kaldırılmasını istemiyorsun? Diyor ki, “Yani suç mu işleyelim?” O zaman akla şu geliyor, yani mecliste fezlekesi olanların tamamı suçlu. İyi de çok güzel bir laf etti aslında, demek ki kalpazanlıktan dosyası olan da suçlu. E o kim? O da Recep Tayyip Erdoğan. Söyleyen kim? Yine Davutoğlu. Evet o da Davutoğlu. Çıktı bunlar, “Ben suç mu işleyim?” diyor. Bunu söylediğine göre fezlekesi olan herkes suçludur tanımına girdi. Dokunulmazlığını kaldırmak, hele hele bakanların dokunulmazlığını kaldırmak bir erdem ve ahlak işidir. Adı yolsuzluğa, rüşvete bulaşmış kişilerin rüşvet aldıkları rakamlarla belgelerle ortaya konmuş kişilerin dokunulmazlıklarının kalkması lazım.
Şimdi bakanların dokunulmazlığı şöyle; milletvekilinin dokunulmazlığı aslında sürecin ertelenmesi demektir. Yani milletvekilliği bittikten sonra savcı çağırıyor zaten gidip ifade veriyorsun. Ama bakanlar için öyle değil. Bakanlığı da bitse, milletvekilliği de bitse bakan hakkında soruşturma açmak için meclisin karar alması lazım. Meclis karar alamazsa onların dokunulmazlığı kalkmıyor. O nedenle diyor ya, “Dokunulmazlığı kaldıracağız.” Hadi canım sen de hırsızların dokunulmazlığını koruyorsun, diğerlerini kaldıracağım diyorsun. Adam gibi adamsan bakanların da dokunulmazlığını kaldırırsın. Ben de derim ki, helal olsun işte. Siyasette ahlak budur. Buna cesaret edemiyorlar.
Az önce söyledim ve sözlerimin başına tekrar dönüyorum. Bunu nasıl yapacağız diyorlar, kim yapacak bunu diyorlar. Bunu beraber başaracağız ve birlikte yapacağız. Ahlakı topluma getireceğiz, ahlakı toplumda egemen kılacağız ve bunun mücadelesini yapacağız.
Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum değerli arkadaşlarım.


CHPnet

SİTELERİ