GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN YEREL YÖNETİMLER BİRİMİ’NİN DÜZENLEDİĞİ BELEDİYE BAŞKANLARI TOPLANTISININ AÇILIŞINDA YAPTIĞI KONUŞMA - HALKIN HİZMETİNDE BAŞBAKAN DEĞİL, SARAYIN HİZMETİNDE BİR UŞAK ARIYORLAR (7 MAYIS 2016)  
07.05.2016
37180
Yazı Boyutu: A- A+
GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU:

-HALKIN HİZMETİNDE BAŞBAKAN DEĞİL, SARAYIN HİZMETİNDE BİR UŞAK ARIYORLAR


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,”Çıktı Davutoğlu gayet açık ve net bütün başarılarını anlattı. Kardeşim bu kadar başarılıysa neden kapının önüne koydun? Halkın hizmetinde Başbakan değil, sarayın hizmetinde bir uşak arıyorlar.”dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yerel Yönetimler Birimi’nin düzenlediği Belediye Başkanları Toplantısının açılışında konuştu.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkezde düzenlenen toplantının açılışındaki konuşması şöyle:


İki değerli arkadaşımızı dinledik. İki değerli arkadaşımızın da bir anlamda kaygıları ortak, tıpkı sizin kaygılarınız gibi. Hep soruyoruz Türkiye nereye gidiyor diye. Bu soruyu sormak her vatandaşın, her vatanseverin ortak görevi olmalı. Türkiye nereye gidiyor?



KİMİN AZMETTİRDİĞİNİ BİLİYORUZ
Bakın değerli arkadaşlarım, değerli belediye başkanlarımız, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım, değerli basın mensupları, bir gerçeğimiz var. Daha dün İstanbul’un göbeğinde, Adalet Sarayının önünde bir gazeteci kurşunlanıyor. Yargılanan iki gazeteci mahkemeye gidip savunmalarını yapıyorlar, karar çıkmadan önlerine birisi çıkıyor ve onları kurşunluyor. Adalet Sarayının önünde oluyor bu. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Soru şu; Türkiye’yi bu hale kim getirdi? Ve Türkiye’yi kimler yönetiyor? Ve Türkiye nasıl yönetiliyor? Saldırıya uğrayan gazeteci arkadaşımız diyor, “Kim olduğunu bilmiyoruz ama kimlerin cesaretlendirdiğini, azmettirdiğini biliyoruz.” Biz de biliyoruz. Kimin azmettirdiğini gayet açık ve net biliyoruz. Devletin tepesinde kin söylemleri olmaz arkadaşlar. Eğer bir ülkede devletin tepesinde kin söylemleri olursa, intikam söylemleri olursa o ülke abat olmaz. O ülkenin kurtuluşu başka şekillerde olur ancak.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir tabloyu 21.yüzyılın Türkiyesi hak etmiyor. Asla doğru bulmuyoruz. Düşünün bu olaydan daha birkaç ay önce bir mafya lideri çıktı Rize’de miting düzenledi. Ne söyledi? “Oluk gibi kan akacak” dedi. Tutuklandı mı? Hayır. Gözaltına alındı mı? Hayır. El üstünde tutuldu mu? Evet. Nasıl bir ülkede yaşıyoruz?

VATAN HAİNİ ORAYA SİLAH GÖNDERENLERDİR
Değerli arkadaşlarım, hatırlarsanız doğru haber yaptı diye iki gazeteci arkadaşımız önce tutuklandı, hapse atıldı, Anayasa Mahkemesi kararıyla serbest bırakıldılar ve bir kişi çıktı “Bunlardan intikam alacağım” dedi, “Bunlar vatan hainidir” dedi. Bu kadar açık, bu kadar net bir intikam söyleminde bulundu. Vatan hainliği doğru haber yapmak değildir arkadaşlar. Vatan hainliği Müslümanı Müslümana kırdırmak için Türkiye’den oraya silah gönderenlerdir. Vatan haini bunlardır. Vatan haini silahlı terör örgütlerine yardım ve yataklık yapanlardır. Törer örgütlerine yardım ve yataklık yapıyorlar bunlar. Bu vatana ihanet değil midir? Valilere talimat verip “Sakın bunlara dokunmayın” demek vatan hainliği değil midir? Bir ilçede kamyonların üstünde Kalaşnikoflar dağıtılırken polis müdahale etmek istiyorum diyor, jandarma müdahale etmek istiyorum diyor ama vali “Müdahale etmeyin Ankara’dan talimat geldi” diyor. Bu vatan hainliği değil midir? Vatan hainliği bunlardır.



SAYIN DAVUTOĞLU KAPININ ÖNÜNE KONDU
Bakın değerli başkanlar, meşru bir hükümetimiz vardı. Halkın oyuna gidilmiş, AKP ve onun Genel Başkanı Sayın Davutoğlu 23 milyon 531 bin 552 oy alarak Ankara’ya gelmişti. Anayasaya uygun, yasalara uygun, geleneklerimize uygun olarak geldi Başbakanlık koltuğuna oturdu. Peki değerli arkadaşlarım, ne oldu da 4 Mayıs’ta Sayın Davutoğlu kapının önüne kondu? Hangi demokratik kuralın gereği yapıldı bu? Hangi anayasal ölçüler içinde yapıldı bu? Bunlar daha düne kadar “Milli irade, milli irade” demiyorlar mıydı?

DARBEYE TESLİM OLDU
Değerli arkadaşlarım, 23 milyon kişinin iradesini kapının önüne koydular. Kim yaptı bunu? Bir kişi. Şimdi ben o 23 milyon vatandaşıma sesleniyorum. Senin oylarının bir kişinin gözünde değeri sadece kocaman bir sıfırdır. Sen inanarak sandığa gittin, kendi Genel Başkanını seçtin, onun Başbakan olmasını istedin. Başbakan olduğunda çıktın sokaklarda eğlendin, alkışladın. Ama bir kişi çıktı senin iradeni sıfırladı ve senin seçtiğin Başbakanı ertesi gün kapının önüne koydu.
Değerli arkadaşlarım, bu bir “Saray Darbesi”dir. Demokrasilerde yoktur böyle bir şey. Darbeyi hazırlayan bellidir, darbeye koşulsuz uyan da bellidir. “Yeter, seni kapının önüne koyuyorum” denen kişi buna direnmeliydi. Demokrasi adına direnmeliydi. Kendisine oy veren 23 milyon kişi adına direnmeliydi. “Beni sen seçmedin, beni 23 milyon kişi seçti ve bu koltuğa getirdi” demeliydin sen. O da darbeye teslim oldu. Böyle bir anlayışı asla kabul etmiyoruz.
Tabi değerli arkadaşlarım, bu arada Konyalı kardeşlerime de seslenmek isterim. Siz Sayın Davutoğlu’nu seçmek için gece gündüz çalıştınız, kapı kapı dolaştınız, Başbakan olduğunda çıktınız Konya’nın bütün caddelerinde şarkılar, türküler söylediniz, sevindiniz. Darbe sonrası Davutoğlu Konya’ya geldi onu kucakladınız. Şu soruyu Sayın Davutoğlu’na sorun lütfen, “Biz seni seçtik, gecemizi gündüzümüze kattık, seni Başbakan yaptık. Neden bir kişinin iradesine teslim oldun?” diye sorun lütfen. Bunu sorduğunuz andan itibaren demokrasinin kapısını açmış olursunuz. İşin özü budur.

BÜTÜN BUNLAR BİR DİKTATÖRE YASAL ZEMİN HAZIRLAMAK İÇİN YAPILIYOR
Saygıdeğer başkanlarım, bu olay bir partinin iç meselesi değildir. Bu bir demokrasi meselesidir, anayasa meselesidir. Eğer siz bunu bir partinin iç meselesi olarak yorumlarsanız veya yorumlanırsa bu doğru bir olay değildir. Bir Başbakan, seçimle gelen bir Başbakan bir meşru hükümete karşı sarayda oturan bir kişi darbe yapacak. Darbelerden bıkmadı mı bu millet? Ve daha acı olanı koskoca AKP, 14 yıldır ülkeyi yöneten parti bir kişinin iki dudağına kendisini hapseden parti. Sen mi bu ülkeye demokrasiyi getireceksin? Sen neden çıkıp milletin önüne “Ey Cumhurbaşkanı 23 milyon kişinin oylarıyla iktidar olan bir partinin Başbakanını kapının önüne koyamazsın” neden diyemiyorsun? Neden bu cesareti gösteremiyorsun? Eğer bir kişinin iki dudağına hapsetmişse bir parti, o parti parti değildir arkadaşlar. O partinin demokratik inançları da yoktur. O partide demokrasi de yoktur. Daha düne kadar “İleri demokrasi getireceğiz” diyorlardı. Onların söyledikleri ileri demokrasi bir diktatöre teslim olan bir siyasal partidir.
Neden yapılıyor bütün bunlar? Bu da önemli bir soru. Bütün bunlar niçin yapılıyor? Bir diktatöre yasal zemin hazırlamak için yapılıyor. “Ben anayasaya uymuyorum” diyor, “Ettiğim yemine de uymuyorum” diyor. “Her ne kadar namusum ve şerefim üzerine yemin ettiysem de namusu ve şerefi zaten çöp sepetine attım” diyor. Ha milletin değerleri… “Ne demek milletin değerleri? Değer sadece bana özgüdür diyor milletin hiçbir değeri yoktur” diyor. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Önce hükümeti halletti; çağırdı, “Gel” dedi, tıpış tıpış gitti, “Seni kapının önüne koyuyorum” dedi, “Emredersin” dedi.



ARKADAN HANÇERLEMEK SOYSUZLUĞUN BELİRTİSİDİR
Değerli arkadaşlarım, böyle bir tabloyu, böyle bir yapıyı askeri darbeler döneminde bile görmedik. 28 Şubat döneminde de benzer bir tabloyla karşılaştık. Ama bu tablo ondan çok daha ağır. Neden? Çünkü yol arkadaşı dediği, refiği dediği kişiler tarafından arkadan hançerlendi. Kim? Davutoğlu. Arkadan hançerleme bunların geleneğinde var zaten. Rahmetli Erbakan’ı da arkadan hançerlediler. “Kardeşim Esad” dediği Esad’ı da arkadan hançerledi, Kaddafi’yi de arkadan hançerledi. Arkadan hançerlemek soysuzluğun belirtisidir değerli arkadaşlarım.
Ne isteniyor değerli arkadaşlarım, halkın hizmetinde olan bir Başbakan mı isteniyor? Hayır. Çıktı Davutoğlu gayet açık ve net bütün başarılarını anlattı. Kardeşim bu kadar başarılıysa neden kapının önüne koydun? Halkın hizmetinde Başbakan değil, sarayın hizmetinde bir uşak arıyorlar. Umarım sarayın hizmetinde bir uşak çıkmaz.

KİMSE UNUTMASIN, O MECLİSTE KUVAYİMİLLİYECİ CHP VAR
Stratejinin birinci ayağı 64. hükümete darbe yapmaktı. Saray darbesi gerçekleşti. Ne zaman? 4 Mayıs’ta gerçekleşti. Şimdi sıra geldi TBMM’ye. Onun için de hazırlık yapıyorlar. Daha dün konuşuyor, bakın ne diyor? “İşte Meclis Genel Kurulunda olanları görüyorsunuz değil mi? Başkanlık sürecinin olduğu bir ülkede bunları göremezsiniz” diyor. Buradan açıkça ifade edeyim. O kavgayı çıkaranlar Recep Tayyip Erdoğan’ın yandaşlarıdır. Talimat almışlar kavga çıkarın ki ben meclisi yıpratayım. Ama hiç kimse unutmasın o diktatör bozuntusu da unutmasın, o mecliste Kuvayimilliyeci Cumhuriyet Halk Partisi var unutmasın bunu.

TUTTURMUŞ “İLLA BAŞKAN OLACAĞIM”
Türkiye’nin sanki hiçbir derdi yok arkadaşlar. Türkiye’nin hiçbir derdi yok, bir kişinin derdi var. Tutturmuş “İlla başkan olacağım.” 17 milyon fakirimiz var, 3 milyon 750 bin hanede çocuklar yatağa aç giriyor. 6 milyon işsizimiz var. Git süt üreticisine sor bakayım derdi nedir. Domates üreticisine sor bakalım derdi nedir, patates üreticisine sor bakalım derdi nedir? Şanlıurfa’da elektrik isyanları başladı, dertleri nedir? Bunlar unutulmuş vaziyette. “İlla ben başkan olacağım.” Sabah yatıyor, akşam kalkıyor 24 saat ben nasıl başkan olurum? “Milletin sırtına bineceğim diyor, ezeceğim milleti” diyor. “Ya beni başkan yaparlar ya da ben intikamımı alırım” diyor değerli arkadaşlarım.
Bakın, turizm mevsimi açıldı, gidin Kuşadası’na, gidin Marmaris’e, gidin Alanya’ya, gidin Antalya’ya otellerin büyük bir kısmı boş. 500 bin işçi turizm mevsimi açılacakta gidip otellerde çalışacaklar. Peki, bunların derdiyle ilgilenen var mı? Dertleriyle ilgilenen yok. Bir şey var, bir diktatöre nasıl zemini nasıl hazırlayacağız, onu tepemizde elinde sopayla nasıl tutacağız.
Değerli arkadaşlarım, esnafa sorun esnafın derdi var. Esnafın derdiyle ilgilenen var mı? Hayır. Öyle bir dertleri yok bunların.

SEN BU MEMLEKETİN BAŞINA BELA MISIN?
Değerli arkadaşlarım, et fiyatları almış başını gidiyor. Besicilerin derdini sorun. Bu ne diyor? “İlla ben başkan olacağım” diyor. Yatıyor başkan, kalkıyor başkan. 24 saat “Başkan olacağım” diyor. “Ben Başkan olursam bunların hiçbirisi olmaz” diyor. 14 yıl bu memleketi yönettin sen, büyük başarılara imza attığını söylüyordun sen. Ne oldu da Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduktan sonra bu sevda geldi başına, hangi gerekçeyle geldi? Neyin eksik senin? Oturuyorsun koltuğunda, kaçak sarayda oturuyorsun. Başbakanı atıyorsun, bakanları atıyorsun, valileri atıyorsun, hakimi, savcıyı, kaymakamı atıyorsun, büyükelçileri atıyorsun, her türlü görevin var. Ama “Yetmez” diyorsun. “Görevlerim az” diyorsun. “İkinci bir adam Türkiye’de istemem” diyorsun. “Ancak ve ancak Türkiye’de varsa ben varım” diyorsun. Kennedy’nin meşhur bir sözü vardır bürokratlar üzerinde. Bazıları demişler ki, “Bu bürokrat vazgeçilmez bürokrattır.” Kennedy’nin lafı bürokrasi tarihinin en önemli laflarından birisidir. “Amerikan mezarları vazgeçilmez bürokratlarla doludur” diye. Sen de gelip gideceksin. Hiç kimse vazgeçilmez değildir bu ülkede. “Her şeyi ben yapacağım” diyor. Ya arkadaş sen bu memleketin başına bela mısın? Yetmedi şimdi ülkeyi bölmeye kalkıyor. Bölücü başı diyordu. Bir numaralı bölücü başı kaçak sarayda oturan adamdır. Toplumu karpuz gibi ikiye böldüler. Birbirine düşman ettiler toplumu. Yazık günah değil mi? Pek çok hükümet geldi gitti. Farklı görüşte olan insanlar en azından bir arada oturup konuşuyorlardı, caddede, sokakta, parkta birbirlerine selam veriyorlardı. Şimdi neredeyse düşman haline geldi. Yazık günah değil mi bu memlekete? Atalarımız bize böyle bir Türkiye mi bıraktı? Biz çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağız?



BIKTIK SENDEN ARKADAŞ
Günün 24 saati bunu söylüyor. Bütün televizyon kanallarında, meydan meydan geziyor. Bir çöp kutusu bir yere konsa onun da açılışına gidiyor. Yetti, bıktık senden arkadaş. Bıktık otur yerine. Buradan istirham ediyorum, TRT Genel Müdürü’nden istirham ediyorum, arkadaşlarıma söylüyorum siz de bir kanun teklifi verin. TRT’de bir kanala Erdoğan Kanalı adını da koysunlar, Recep Bey Kanalı diye 24 saat tuvalete gidişinden tutun sabah uyanışına kadar versin arkadaş, biz de kurtulalım. 24 saat yayınını yapsınlar bizde kurtulalım. Versinler eline prompteri istediği kadar konuşsun. Yan tarafına koysunlar Meydan Larousse açsın sayfaları okusun. Böyle bir şey olabilir mi? Hangi ülkenin devlet başkanı, hangi ülkenin Başbakanı, hangi ülkenin Cumhurbaşkanı bu kadar konuşuyor. Her konuşmada kin, her konuşmada nefret, her konuşmada ayrımcılık. Hiçbir Cumhurbaşkanında görmedik. Cumhurbaşkanları milleti temsil eder. Adı üstünde cumhuru temsil eder. Hangi görüşten olursa olsun. “Ben diyor yemin ettim ama diyor ben bu partinin Genel Başkanıyım” diyor. “Davutoğlu benden ayrı konuşacak, ben ona gösteririm diyor” ve gösterdi. Böyle bir şey olur mu?

SEN MİLLİ İRADEYİ TEMSİL ETMİYORSUN
Değerli arkadaşlarım bakın, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyor, yetmiyor, Başbakanlık koltuğunda da oturuyor, o da yetmiyor, belediye başkanlığı koltuğunda da oturuyor, sizin koltuklarda da oturuyor. Hatırlıyorsunuz değil mi yerel yönetim, yerel yönetim, yerel yönetimler güçlendirilecek. Tuttular bir kanunla bütün belediyelerin yetkilerini bakanlığa bağladılar. Bir metrekarelik imar değişikliğini Ankara’dan yapabilirler. Sizin bütün yetkilerinizi gasp ettiler. Yetmiyor bunlar, ya arkadaş dünyanın yetkisi var sende. Cumhurbaşkanı sen, Başbakan sen, bakan sen, muhtar sen, belediye başkanı sen, yetmiyor mu arkadaş, yetmiyor mu? Güçler ayrılığı var. “Milli iradeyi, ben milli iradeyi temsil ediyorum.” Sen milli iradeyi temsil etmiyorsun kardeşim. Sen terör örgütlerine yardım ve yataklık yapan bir anlayışı temsil ediyorsun. Ama bir şey var. Oturduğu kaçak sarayın maliyetini dahi milletine açıklamaktan korkan bir adam, oturduğu sarayın maliyetini... Sizler sevgili belediye başkanları, sizler her kuruşun hesabını belde halkına veriyorsunuz. Sizi sosyal demokrat belediye başkanı yapan anlayış bu anlayıştır. Ama o oturduğu sarayın maliyetini, o parayı bu ülkenin fakir fukarası ödedi. Onlardan saklıyor kaça malolduğunu. Haram saraydır o saray.
Değerli arkadaşlar, sanki bütün bunlar yetmiyormuş gibi sıra geldi AB’ye. Bütün komşularımızla kavga ettik. Vize çıkacak dün başlamış konuşmaya “Ne vizesi?” diyor. “Sizin istediklerinizi mi yapacağız?” diyor. 1963 yılında Ankara Anlaşması imzalandı. Türkiye’yi uygar dünyanın bir parçası yapmak istiyoruz. Türkiye medeni bir dünyanın parçası olsun. Türkiye Ortadoğu bataklığının bir parçası olmasın diyoruz. Elbette ki, vatandaşlarımız vizesiz Avrupa’ya gitsinler. Efendim onların şartlarını kabul etmiyoruz. Niye gidip imza attın? Sana imza at diyen mi vardı? Gittin Başbakanken imzaladın. AB’nin şartlarına uymayacaksan seni nasıl üye olarak alacaklar? Medeni dünyanın parçası olmak istiyorsan o kurallara uyacaksın. “Ben kurallara uymam” diyor. Kimin adına söylüyorsun sen bunu? Milletin adına söylüyorsan yanlış söylüyorsun. Bu millet medeni dünyanın bir parçası olmak istiyor. Ortadoğu’nun bir parçası olmak istemiyoruz. Kan, acı, gözyaşı bu coğrafyada olmasın istiyoruz.

KAVGA HASTALIĞINA YAKALANMIŞ
Değerli arkadaşlarım, bu adam, bu zat kavga hastalığına yakalanmış bir zattır. Tedavisi gerekiyor. Parlamenter sistem elbette savunuyoruz. Güçlü bir parlamenter sistem. 150 yıllık tecrübemiz var. Yetmiyor mu? “Hepsini atalım, ben başkan olacağım.” Ne olacaksın sen başkan olunca? “Her şeyi ben yapacağım.” Nikah memurluğunu da yapacak herhalde. Başka ne yapacak? Bütün bakanlar ona ait. Böyle bir anlayış olabilir mi, böyle bir devlet yönetimi olabilir mi? Dünyada böyle bir yönetim örneği var mı? Hitler’de vardı, Mussolini’de vardı, Pinochet’de vardı, şimdi bu da hevesleniyor.
Sevgili diktatör, senin boğazında kalacak çünkü mecliste Cumhuriyet Halk Partisi var. Hiç endişe etmeyin.

TERÖR ÖRGÜTLERİNE YARDIM VE YATAKLIK YAPANLAR AKP’NİN ÜST DÜZEY YÖNETİCİLERİ
Sevgili başkanlarım, şimdi TBMM’de bir tiyatro oynanıyor. Tiyatronun adı Dokunulmazlık Tiyatrosu! Tuttular dediler ki, “Efendim dokunulmazlığı olan herkesin dosyasını yargıya göndereceğiz.” İyi. Nasıl yapacaksın? Anayasayı değiştireceğiz. Arkadaşlar, emin olun hayatımda bu kadar saçma bir şey görmedim. Bir kişinin dokunulmazlığını kaldırmak istiyorsanız diyelim ki, diyorlar ya efendim arabasıyla terör örgütlerine silah gönderdi. Kim? Falan adam... Şu şunu yaptı. İndir dosyasını aşağıya. 10 dakikada dokunulmazlığı kalkar. Anayasa değişikliğine gerek yok. Meclis çoğunluğuyla dosyası kalkar. Meclis çoğunluğu kimin elinde? AKP’nin elinde. İstediği zaman istediği kişinin dokunulmazlığını iki saat içinde kaldırır. Şimdi ne diyor? Anayasa değişikliği yapacağım diyor. Kaç oyla olması lazım? 376 oyla. 125 – 200 oyla bu kalkar. En fazla taş çatlasa 275 oyla kalkıyor. Senin 317 milletvekilin var niye kaldırmıyorsun? Neden kaldırmıyorsun? Şimdi vatandaşa gidiyorlar “Bu terör örgütlerine yardım ve yataklık yapanların dokunulmazlığını kaldıracağız” diye. Kaldırın niye kaldırmıyorsunuz! Biz de destek veriyoruz. Terör örgütlerine yardım ve yataklık yapanlar kimler? Birincisini söyleyeyim AKP’nin üst düzey yöneticileri. Defalarca söyledim, her şeyi de mahkemeye veriyorlar, bu konuya gelince mahkemeye vermiyorlar, veremiyorlar. Çünkü bütün delilleri mahkemenin önüne yığacağız.
Vatandaşlarıma da sesleniyorum. Bu Dokunulmazlık Tiyatrosu’na inanmayın. Yanlış yapıyorlar. Kimin dokunulmazlığını kaldırmak istiyorsan getir meclisten hemen geçer. Hatta bizim oyumuza bile ihtiyaç yok. Kendi oyları bile yeter. Ama biz de destek vereceğiz. Ama getirmiyorlar. Milleti kandırmak istiyorlar. Bunu gittiğiniz bütün beldelerde anlatın. Bütün kentlerde anlatın. Doğrusunu anlatın. Bunlar yanlış yapıyorlar.



BÜTÜN BELEDİYE BAŞKANLARIMIZLA ONUR DUYUYORUZ
Değerli arkadaşlarım, değerli Belediye Başkanlarımız, size açık ve net ifade edeyim. Bütün Belediye Başkanlarımızla onur duyuyoruz, gurur duyuyoruz. Nokta. Sizi seviyoruz. Bütün baskılara rağmen zor bir görevi yapıyorsunuz. İktidarın bütün baskılarına rağmen zor bir görevi yapıyorsunuz, kararlılıkla yapıyorsunuz, inanarak yapıyorsunuz. Önünüze engeller çıkarılıyor, engelleri de yeniyorsunuz, aşıyoruz o engelleri. O nedenle sizlerle onur ve gurur duyuyoruz. Eğer Türkiye’de demokrasi hangi beldede, hangi kentte, hangi büyükşehirde yaşanıyor diye bakmak istiyorlarsa gitsinler CHP’li belediyelerin olduğu yerlere baksınlar. İnsanlara saygı nasıl yapılıyor oraya baksınlar. Bana oy verdi, vermedi ayrımına gitmeksizin bütün vatandaşlara nasıl eşit davranıldığını görmek istiyorlarsa Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin olduğu yerlere gitsinler.
Değerli arkadaşlarım, kısaca size İzmir’den söz etmeyeceğim, Eskişehir’den de söz etmeyeceğim, Muğla’dan da söz etmeyeceğim, Aydın’dan da, Hatay’dan da söz etmeyeceğim size. Size Doğu Anadolu’da yıllar sonra aldığımız Erzurum’un Çat belediyesinden söz edeceğim size değerli arkadaşlarım.
Bütün imkansızlıklara rağmen, bütün zorluklara rağmen küçük bir Belediye Başkanımızın başarısından söz edeceğim. Kırsaldan kentin merkezine gelen kadınlar var. Kocası gidip bir şeylerle uğraşırken kadının oturacak yeri dahi yok. Küçük çocuğu varsa çocuğu emzirecek yeri dahi yok. Bunlar için Kadın Dinlenme Evi yaptı. Köyden gelen kadınlar dinlenme evinde oturdular, sohbet ettiler, çocuklarını beslediler, beslendiler. Yeri geldi ibadetlerini yaptılar. Ama yıllardır orayı yöneten AKP’li belediye başkanı bunu hiç bile düşünmedi. Çünkü onların kadınlara saygısı yok. Erzurum’da bir koordinasyon kurdu. Çatlı’lar hastalandığında Erzurum’a gidecekler, Tıp Fakültesi orada, hastaneler orada. Ama onlara orada yol gösterecek birisi lazım. Koordinasyon Merkezi’ni kurdu, açılışını da ben yaptım, Çatlılar oraya gittiği zaman bütün sorunlarıyla, devlet dairesinde, hastanede ne varsa bütün sorunlarıyla ilgileniyorlar. Hizmet binası yaptı, belediye binası. Çağdaş, olağanüstü güzel bir mimari örneği. Sosyal tesisler yaptı. İçinde kasabı, marketi, kuaförü, bilardo salonu, elişi atölyesi olan güzel bir sosyal tesis yaptı. Taziye Evi Projesi geliştirdi. Küçük çapta ilçe genelinde 25 taziye evi yaptı. Ve dolayısıyla insanlar acılarını o taziye evlerinde paylaştılar. Acılarını ortaklaştırdılar, acılarını azalttılar. Bir araya geldiler, sohbet ettiler. Sonra Çat gibi bir ilçede bir tek tuvalet bile yoktu. 4’ü kent merkezinde, 10’u da köylerde olmak üzere 14 tuvalet yaptı. Tuvaletlerde sıradan değil, 5 yıldızlı bir otelin tuvaleti nasılsa aynı koşullarda tuvalet yaptı. Yeşil alan ve park çalışmaları yaptı. 12 minarenin onarımını yaptı. Camilerin halılarını temizledi. İnsanlar daha temiz, daha güzel ortamda tıpkı sizlerin yaptığı gibi o da yaptı. AVM projesi yaptı. Önemli markaları Çat gibi küçük bir ilçeye getirdi. Hem borç ödedi, hem bütün bunları yaptı. Belediye Başkanlığını devralırken 3 milyon 350 bin lira borcu vardı belediyenin. Hem borcunu ödedi, şuanda borç 700 bin liraya düştü. Hem de bütün bu hizmetleri yerine getirdi.
İşte değerli arkadaşlarım, bütün bu hizmetleri de Çat Belediyesinin öz kaynaklarıyla yaptı. Neden diyorum ben Cumhuriyet Halk Partili belediyeler her kuruşun hesabını millete verirler. Her kuruşun hesabını belde halkına verirler? İşte bu güzel örnekleri onurlarıyla yaptıkları için. O nedenle söylüyorum ben ister doğu, ister batı, ister güney, ister kuzeyde olsun en zor şartlarda görev yapan bütün belediye başkanlarımızla onur duyuyoruz, gurur duyuyoruz.
Sizleri yürekten kutluyorum, saygıyla selamlıyorum değerli arkadaşlarım.

CHPnet

SİTELERİ