CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU HABERTÜRK TV’DE KATILDIĞI “GÜNDEM SİYASET” PROGRAMINDA GAZETECİLER VEYİS ATEŞ, BÜLENT AYDEMİR VE YAVUZ SEMERCİ’NİN SORULARINI YANITLADI-CUMHURBAŞKANI AKP’NİN EŞ GENEL BAŞKANI POZİSYONUNDA (28 NİSAN 2016)  
28.04.2016
20943
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU HABERTÜRK TV’DE :

-CUMHURBAŞKANI AKP’NİN EŞ GENEL BAŞKANI POZİSYONUNDA

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bir Cumhurbaşkanı tarafsız davranacağına namusu ve şerefi üzerine yemin ettikten sonra, o yemine uymalı. Namus ve şeref kavramının bu topraklar için değerine inanıyorsak ona herkesin uyması lazım. Bu hassasiyeti öncelikle Sayın Cumhurbaşkanının koruması lazım. Şimdi kim hatırlatacak? Tarafsız davranmıyor, kendisini taraflı konuma açıkça koyuyor. "Tarafsız davranmıyorsun Sayın Cumhurbaşkanı" kim diyecek? Herkes korkuyor. Mecburen ben söylüyorum.” dedi.


CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Habertürk TV’de “Gündem Siyaset” programında gazeteciler Veyis Ateş, Bülent Aydemir ve Yavuz Semerci’nin sorularını yanıtladı, gündemi değerlendirdi. CHP Genel Merkezinden canlı yayınlanan programda Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun değerlendirmeleri şöyle:

KÜRSÜ DOKUNULMAZLIĞI DIŞINDA DOKUNULMAZLIK OLMASIN

Veyis ATEŞ- Mutlu akşamlar sevgili seyirciler. Gündem Siyaset yayına hoşgeldiniz. Siz bizim ekranlarımızda, biz de Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Merkezinde misafiriz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun.
Gazeteci arkadaşlarımla bu akşam Gündem Siyaset yayınını Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde ve hasleten Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun has odası da diyebiliriz, özel odasında ve kitaplığını bir koleksiyon şeklinde topladığı ve yazarlarının imzaladığı kitaplığının da olduğu özel odasında bizi ağırlıyor. Ve Habertürk Gazetesi yazarı Yavuz Semerci ve Gazete Habertürk Ankara Temsilcisi Bülent Aydemir’le birlikte Sayın Kılıçdaroğlu’nun konuğuyuz, o da bizim yayın konuğumuz. Yayınımıza hoşgeldiniz efendim.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Siz de hoşgeldiniz. Aman has oda falan dediniz, birileri imrenir ya şu has odaya biz gitsek diye.
Veyis ATEŞ- Bir kez daha Sayın Genel Başkanın arkasındaki kitaplıktaki bulunan kitapların da hepsi yazarlar tarafından size özel imzalanmış kitaplar.
Yavuz SEMERCİ- Çok güzel bir çalışma odası olduğunu söyleyelim.
Veyis ATEŞ- Hızlıca sıcak siyasete girelim isteriz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Zaten yeteri kadar sıcak siyaset.
Veyis ATEŞ- Şimdi bugün seyircilerimiz de, haber izlemeye duyarlı, ilgili seyircilerimiz de TBMM çatısı altında asla hoş olmadığını söyleyeceğimiz, herkesin bu konuda mutabık kalacağı görüntüler izledi. Bütün mesele dokunulmazlık idi ve dokunulmazlık kalksın meselesinde de kamuoyuna baktığımızda evet canım milletvekillerinin dokunulmazlığı kalksın, evet onlar da bizim gibi olsun. Kabaca tarif ediyorum anlamında bir şey vardı ve sizin zatıalinizin dokunulmazlık mevzuunda bir talebi vardı ve birden AKP’den hepsini kaldıralım yönünde bir talep geldi ve sizden iki sürpriz çıkış yani sürpriz diye tanımlandı. Bunun iki nedeni var. Gelsin biz dokunulmazlıklara evet diyeceğiniz yönünde açıklamanız. İkincisi de anayasaya aykırı olmasına rağmen biz buna evet diyebiliriz yönündeki çıkışınız sürpriz anlaşıldı. Bunlara nasıl evet diyeceksiniz önce buradan başlayalım.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi şunu söyleyeyim, dokunulmazlıklar konusunda parti programımızın temel bir ilkesi var. Kürsü dokunulmazlığı dışında dokunulmazlık olmasın deniyor. Biz bu ilkemizi her zaman savunduk. Zaten kurultayımızın kabul ettiği bir ilke bu. Yani kürsü dokunulmazlığı dediğimiz sadece TBMM kürsüsünü kastetmiyoruz biz. Milletvekili Kars’ta da, Trabzon’da da, Ardahan’da da, Hakkari’de de, Tekirdağ’da da konuşabilir. Düşünce özgürlüğü bağlamında, siyaset bağlamında dokunulmazlık olmalı. Hatta bunun sadece parlamenter olduğu dönemle sınırlı olmasını da gerekirse kabul etmeyiz. Yani bütün bir dönem milletvekilleri rahatlıkla düşüncelerini ifade etmeli. Biz bunu ilke olarak kabul ediyoruz.

DAVUTOĞLU NİÇİN DOKUNULMAZLIKLARIN ARKASINA SAKLANIYOR

Şimdi birdenbire dokunulmazlıkların gündeme gelmesi ve bizim de “Evet getirin dokunulmazlığı” dememizin arkasında başka bir düşünce yatıyor. Yani iktidar partisi böyle belli konularda belli kişileri hedef alarak onların dokunulmazlıklarını kaldırmak için önce, o çerçevede bir yola çıktı. Fakat sonra kendi içlerinde tartıştılar herhalde dediler ki, “Buna gerek yok, biz bütün dokunulmazlık dosyalarını yargıya gönderelim.” Gönderebilirler tabi. Bize önerilerini getirdiler. Dediler ki, “Biz bu çerçevelerde bir düzenleme yapmak istiyoruz.” Biz de onlara farklı seçeneklerde bir öneri götürdük. Dedik ki, “Dokunulmazlıklar öteden beri kamuoyunda tartışılıyor ve milletvekilleri dokunulmazlığının belli konularla sınırlanması gerekir. Yani adı yolsuzluğa karışan, adı şu veya bu şekilde ihaleye fesat karıştırmaya karışan, yani bunları gelin ayıklayalım. Bunlar dokunulmazlık kapsamından çıksın, 83.maddeyi yeniden düzenleyelim.” Ve bu çerçevede oturup bir hazırlık yaptık, bu hazırlığımızı bazı anayasa hukukçularıyla görüştük ve kendilerine ilettik. Arkasından geçici madde... Geçici maddeyi de düzenledik. Bize göre olabildiğince anayasaya uygun ve anayasaya aykırı olmayan bir düzenleme için de ön hazırlıklarımızı yaptık, çalışmalarımızı yaptık geçici maddeyi de kendilerine aktardık.
Bizim aradığımız şu, şimdi ben merak ediyorum. Mesela şu sorunun cevabını ben Davutoğlu’ndan duyamadım. Mesela benim dokunulmazlığım kalkıyor gelen öneriye göre. Diğer siyasi parti liderlerinin de kalkıyor, ama Davutoğlu’nun dokunulmazlığı kalkmıyor. Şimdi Davutoğlu niçin kendisi gidip de dokunulmazlıkların arkasına saklanıyor?


DAVUTOĞLU VE BAKANLARI HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK

Yavuz SEMERCİ-
Tam bu noktada araya girebilir miyim? Sayın Davutoğlu bu soruya bir cevap verdi. “Yani ben de suç mu işleyim ki? Yani benim hakkımda da fezleke mi olsun? Benim hakkımda fezleke yok.” dedi.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama yarın çıkabilir bir fezleke. Örneğin biz suç duyurusunda bulunduk. Kendilerinin ve bakanların terör örgütlerine yardım ve yataklık yaptıklarına dair suç duyurusunda bulunduk, delillerimizi ekledik. Yarın bu dosya şu veya bu şekilde bakarsınız Meclis’e gelecek. Ama kendisinin dokunulmazlığı kalkmıyor.
Veyis ATEŞ- İcra kitlenmez mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim niye icra kitlensin. Sadece onun değil bakın, şu anda geçmişte bakanlık yapan, adı yolsuzluklara karışan ama şu anda bakan olmayan ve milletvekili olmayan kişilerin de dokunulmazlığı korunuyor. Niçin korunuyor? Geçmişte milletvekili olup, bugün milletvekili olmayanların dokunulmazlıkları kalkıyor otomatikman ama bakanların dokunulmazlığı aynen devam ediyor.
Şimdi bunun oturup bana mantıklı bir gerekçesini söylemeleri lazım.

BUGÜN PARLAMENTODAKİ KAVGALARDAN EN ÇOK ÜZÜLENLERDEN BİRİSİ DE BENİM

Yavuz SEMERCİ-
Yani fezlekesi olsa da, olmasa da dokunulmazlıkları…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakanlar için özel statü var. Bakanlar bakanlık dönemleri de bitse, milletvekilliği dönemleri de bitse dokunulmazlıkların kalkması için parlamentodan ayrıca karar alınması lazım. Bakanlıkların böyle bir özelliği var. Kendilerine söyledik. Çünkü bakanlarla ilgili düzenleme anayasanın 100. maddesinde özel bir koruma getirmiş. Adı zaten yolsuzluklara karışmış, dünyanın bildiği gerçekler. Neden siz bunların dokunulmazlığını kaldırmıyorsunuz? Şimdi önyargıdan yola çıkarsanız baştan bir sakatlığa zemin hazırlamış olursunuz. Bugün parlamentoda kavga oluyor. Bu kavgalardan en çok üzülenlerden birisi de benim.
Bakın, bizim milletvekillerimiz asla kavga etmiyorlar. Sağduyu çağrısı yapıyorlar, taraflar kavga ediyorsa araya giriyorlar, ayırmaya çalışıyorlar. Şunu sormamız lazım. Parlamentoyu bu noktaya kimler getirdi? Öyle ya, bu sorunun sorulması lazım… Bu noktaya parlamentoyu kimler getirdi? Neden parlamento sürekli kavga eder bir görünümde? Bunun oturulup konuşulması lazım.
Veyis ATEŞ- Bu konuşulsun, bu sürpriz dediğiniz mevzuda madem öyle mesela bakanlara dokunulmasın, yani AKP’nin getirdiği pakete rağmen yine de niye dokunulmazlıklar kaldırılsın bu pakete evet diyeceğiz?
Bülent AYDEMİR- Ek olarak, siz bu konuda bir endişe taşımıyor musunuz? Yani yargının vesayet odaklarının emrine girdiği, siyasallaştığını ifade etmiştiniz. Hem kendiniz açısından bir endişe taşımıyor musunuz? Hem de grubunuzu nasıl ikna edeceksiniz bu konuda? Evet oyu verme konusunda? Fire vermeniz içten bile değil.

GRUP KARARI ALMAYACAĞIZ

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Şimdi bakın, anayasa değişiklikleri konusunda siyasi partiler grup kararı alamıyorlar. Bu anayasaya değişiklikleri için öngörülen kuraldır. Ne biz, ne de diğer siyasi partiler gelin hep beraber şu kararı alalım diyemiyorlar. Ayrıca gizli oylama var. Dolayısıyla sen nasıl oy vereceksin, artı mı, eksi mi ya da kabul mu veya red mi vereceksin o konuda da zaten bizim soru sorma hakkımız yok. Ama bizim programımızda belirlenen ilkeler var az önce söyledim. Yani biz kürsü dokunulmazlığı hariç adi suçlarla ilgili bütün dokunulmazlıkların kaldırılmasını istiyoruz. Bizim milletvekillerimiz kendi parti programlarına bağlı olduklarına göre o çerçevede hareket edeceklerdir. Ama benim bugünden kalkıp sen evet diyeceksin, ya da sen hayır diyeceksin diye bir söylemde bulunmam doğru değil. Hem hukukun üstünlüğünü savunacaksınız hem de hukuka karşı olacaksınız. Bunu doğru bulmuyorum.
Yavuz SEMERCİ- Milletvekilleri gidip çıktıktan sonra duyuyoruz biz mesela evet oyunu verip hayır oyunu başka vekiline veriyorlar. Öyle bir şey yapmıyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır biz asla onu yapmıyoruz. Onu geçmişte iktidar partisi yapmıştı ve biz bunu doğru bulmuyoruz.
Yavuz SEMERCİ- Kim evet, kim hayır verdi diye bir sayım yapmayacaksınız ya da bir inceleme yapmayacaksınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, hayır. Bu doğru da olmaz zaten böyle bir şey yapmak.
Bülent AYDEMİR- Bu konuda sizin daha önce bir ifadeniz vardı “AKP bunu stratejik olarak terörle işbirliği yapıyorlar deyip istismar edebilir ilk gelen haliyle” demiştiniz. Bu bir istismar mı olacak size? Yani sizin buradaki tavrınız ilkesel bir tavır mı, yoksa stratejik olarak siyaseten bir hamle mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır ilkesel bir tavır. Yani parti programımız bunu derken biz nasıl dokunulmazlıkları savunabiliriz. Parti programımız gayet açık, gayet net zaten.
Şimdi buradaki temel sorun az önce söyledim sağlıklı bir düzenleme yapılmamış olmasıdır.
Bülent AYDEMİR- Başında siz anayasaya aykırı olduğunu ifade etmiştiniz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıldönümünde Sayın Ahmet İyimaya’yla kısa bir konuşmamız oldu. Ben bu değişikliğin anayasaya uygun bir değişikliğe dönüştürülmesi gerektiğini kendisine söyledim. Kendisi de bu konuda çalışacaklarını ifade etti. Tabi ne kadar çalışacaklar, nasıl olacak onu şekillenmedi. Son şekli şekillenmedi.
Bülent AYDEMİR- Bu haliyle aykırı olduğunu düşünüyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu haliyle aykırı tabi. Ama dediğim gibi komisyonlarda görüşürken anayasaya uygun hale dönüştürülebilir.
Veyis ATEŞ- Peki bu haliyle geldi 367’yi bulmadı ki herhalde bulunması da pek muhtemel görünmüyor. Geldi 330, yani referandum bandında takıldı. Cumhurbaşkanı da referandum dedi. Sizce böyle bir ortamda sandığa nasıl gidilir?

DOKUNULMAZLIKLAR KONUSUNDA 4 SİYASİ PARTİNİN LİDERİ BİR ARAYA GELEBİLİRDİ

Kemal KILIÇDAROĞLU- Siyasi iktidarın yani Türkiye’yi yöneten kadroların, Türkiye’nin geleceğini düşünmeleri gerekir. Toplumdaki aşırı kutuplaşmanın bizim insanımıza çok büyük zarar vereceğini kimsenin unutmaması gerekir. Toplumda derin yaralar, derin travmalara yol açabilir. Hepimizin oturup sağduyuyla düşünmesi lazım. Keşke şöyle olabilseydi, evet dokunulmazlıklar konusunda 4 siyasi partinin lideri bir araya gelebilirdi. Bu dokunulmazlıklar konusunda öteden beri kamuoyundan gelen bir rahatsızlık var. CHP’nin düşüncesi bu, işte MHP’nin, HDP’nin veya AKP’nin düşüncesi bu. Oturalım hep beraber buna bir çözüm bulalım denebilirdi.
Bakın, anayasa değişikliği sadece bir partinin isteğiyle değil, bütün partilerin keşke olabilse, oy birliğiyle gerçekleşebilse. Bülent Ecevit döneminde anayasanın 65 maddesi değişti. Düşünün bir koalisyondu ve bu maddelerin değişikliğinin büyük bir kısmı oy birliğiyle sağlandı. Yani uzlaşma kültürünü ki, demokrasinin özüdür aslında uzlaşma kültürü, bunu oturtamadık kendi ülkemizde. Sürekli bir gerilim, sürekli bir kavga…
Veyis ATEŞ- Neden efendim?
Kemal KILIÇDAROĞLU- İktidar bunu böyle istiyor da onun için.
Veyis ATEŞ- İktidar buradan besleniyor mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Oradan besleniyor zaten. Kendileri de söylüyorlar zaten.
Veyis ATEŞ- Sizin geçenlerde ben kabaca ifade edeyim hani bu “Cumhurbaşkanına karşı açıklamalarda daha da sertleşeceğim” açıklamanız…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Devam ederse.
Veyis ATEŞ- Devam ederse sertleşeceğim açıklamanız yani buna bir yeter anlamında mı yoksa siyaseten bir tarz, bir strateji olarak mı yapacaksınız? Daha da gerilmiş olmayacak mıyız?


HERKES KORKUYOR

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Cumhurbaşkanını anayasal sınırlara çekilmeye zorlamamız lazım. Bu benim görevim değil bakın sadece. Eğer bu ülkede demokrasi olacaksa, herkes hukukun üstünlüğüne inanacak ve gereğini yerine getirecek.
Yavuz SEMERCİ- Anayasaya aykırı ne yapıyor efendim?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Tarafsızlığını korumuyor, tarafsız değil. Açıkça AKP’nin Eş Genel Başkanı pozisyonunda şu anda. Şimdi anayasada ne diyor? “Tarafsız davranacağıma dair namusum ve şerefim üzerine ant içerim” diye yemin etti. Ben de yemin ettim. Ama onun yemini daha farklı. Şimdi tarafsız davranacağına dair namusu ve şerefi üzerine bir Cumhurbaşkanı yemin ettikten sonra, namus ve şeref kavramının önemine ve bu topraklar için değerine inanıyorsak ona herkesin uyması lazım. Namus ve şeref üzerine cinayet işleyen bir sürü adamımız var. Herkes bu konuda son derece hassastır. Bu hassasiyeti öncelikle Sayın Cumhurbaşkanının koruması lazım. Şimdi kim hatırlatacak? Tarafsız davranmıyor, kendisini taraflı konuma açıkça koyuyor. "Tarafsız davranmıyorsun Sayın Cumhurbaşkanı" kim diyecek? Herkes korkuyor. Mecburen ben söylüyorum.
Veyis ATEŞ- Herkes korkuyor derken MHP, HDP anlamında mı korkuyorlar AKP mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kimse seslendirmiyor bunu.
Yavuz SEMERCİ- Ama ortada bir garabet durumu da yok mu? Yani Cumhurbaşkanını halka seçtiriyoruz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Başka ülkelerde de halkla seçilen var. Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı var.
Yavuz SEMERCİ- Yani bu bir şey durum yaratmaz diyorsunuz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Halk seçiyorsa halkın iradesi, o anayasayı da bu halk kabul etti. Üstelik o %51’le seçildi, anayasa %92’yle kabul edildi. O zaman eğer halkın iradesine saygıysa, milli iradeye saygıysa tarafsız davranacak. Bugüne kadar baksın. Diğer bütün Cumhurbaşkanları da tarafsızlığını olabildiğince korudu. Tarafsızlığını koruduğu sürece hiçbir zaman biz bir Cumhurbaşkanına neden şunu yaptın, neden bunu yaptın diye bir soru da sormadık.

BİZ DEVLET TERBİYESİ GÖRDÜK, MAKAMA SAYGILIYIZ

Veyis ATEŞ- Anayasa Mahkemesinde Sayın Cumhurbaşkanının elinizi sıkmasını bekler miydiniz, beklediniz mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır.
Veyis ATEŞ- Zaten beklemiyordunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır zaten beklemiyordum tabi.
Yavuz SEMERCİ- Uzatsaydı herhalde siz sıkmam demezdiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Biz makama saygılıyız. Devlet terbiyesi gördük biz. Eleştiririz, “Sayın Cumhurbaşkanı geliyor” dendiği zaman doğal olarak ayağa kalkıyoruz, ülkenin Cumhurbaşkanı geliyor biz de saygıda kusur etmiyoruz. Ama bir kişi kininin tutsağı olursa bu tür tablolar ortaya çıkar. Biz de zaten Erdoğan’ın kendi kininin tutsağı olduğunu gayet iyi bildiğimiz için yani onun gelip geçeceğini hepimiz biliyorduk zaten. Gazeteciler de tahmin ediyorlardı. Çünkü onlar da bu tabloyu fotoğraflamak istiyorlardı. Zaten fotoğraf çekmek için konuşlandıkları yer de farklı bir yerdeydi yani.
Yavuz SEMERCİ- Belki gazeteciler bir el sıkışma bekliyorlardı. Yani o da olabilir.

TARAFSIZLIĞINI KORUDUĞU SÜRECE BİR SORUNUMUZ YOK


Bülent AYDEMİR- Şimdi siz Ana Muhalefet Partisinin liderisiniz ve seçilmiş bir Cumhurbaşkanı. Ülke meseleleri, terör, diğer konular, kronik meselelerde sonuçta Ana Muhalefet Partisinin de yapacağı katkılar olabilir. Cumhurbaşkanının Ana Muhalefet Partisiyle ilişkisi böyle mi olmalı? Sizce bu sürdürülebilir bir şey mi? Ya da nasıl aşılır?

KALPAZANLIK SUÇLAMASINI YAPAN BEN DEĞİLİM, BU ÜLKENİN SAVCISI

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Hayır, tarafsızlığını koruduğu sürece bir sorunumuz yok zaten. Sayın Cumhurbaşkanıyla bir sorunumuz yok zaten bizim. Hatta ben “Sayın Cumhurbaşkanı siyasette bizim muhatabımız değildir” dediğimiz zaman kendisi alındı. Oysa bizim muhatabımız Sayın Davutoğlu. Yani AKP’nin Genel Başkanı o. Dolayısıyla Başbakan da o. Benim muhatabım da doğal olarak odur. Sayın Cumhurbaşkanı tarafsız davrandığı sürece doğrudan bizim muhatabımız olmaz ki. Bu soru soruluyor Sayın Cumhurbaşkanına. Deniyor ki, “Kılıçdaroğlu’nun elini niye sıkmadınız?” Efendim diyor “Kalpazanlıkla beni suçladı, o nedenle ben onun elini sıkmadım.” Bu defalarca dile getirilen bir olay. Geçmişte de ben aynı şeyleri söylemiştim, ondan sonra biz defalarca tokalaştık. Ama kendisine şimdi bir gerekçe yaratmak istiyor. Kalpazanlık suçlamasını yapan ben değilim. Bu ülkenin savcısı yapıyor onu.
Bakın, bir belge. Yakından çekebilir misiniz bilmiyorum, çekmenizi de isterim. TBMM Başkanlığına yazılan bir yazı. Yazan kim? Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü. Okuyorum: “Zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrak ve kayıtlarda sahtecilik vs. diye iddialar var” diyor. Dokunulmazlık dosyası var ve TBMM’ye gönderiyorlar. Alttaki imza kimin? Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan... Bu belge nerede? Bir örneği Adalet Bakanlığında, bir örneği TBMM’de… Ben mi söylüyorum bunu? Hayır. Kim söylüyor? Kendi yazısı var. Kendi yazısını imzalıyor, o suçu da bize atıyor. Yani pes diyorum. Bazen kendi kendime bunlar acaba bu belgeleri görmüyorlar mı? Ama sen imzalamışsın. Bunu imzalıyor TBMM’ye gönderiyor “Kalpazanlıkla beni suçluyor” diyor. Suçlayan ben değilim. Türkiye Cumhuriyetinin Cumhuriyet Savcısı dosyanı almış, suçlamış, kalpazanlık yaptığına dair…
Yavuz SEMERCİ- Kaç yılına ait?
Kemal KILIÇDAROĞLU- 23 Ocak yıl tam görünmüyor ama 2004 olabilir. 23 Ocak 2004.
Veyis ATEŞ- Şimdi efendim siz zaten siyasetteki ilk yıldızınızın diyelim parlaması belgelerle ortaya çıkmanız, konuşmanız idi…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Dolayısıyla söylediğimiz her şeyin mutlaka belgesi vardır, bir dayanağı vardır.
Veyis ATEŞ- Şimdi siz bizden daha fazla halkın içindesiniz, zaten halkın temsilcisisiniz, milletvekilisiniz ve Parti Genel Başkanısınız. Biz de gazeteciler olarak da sizin kadar olmasa da halkın nabzını tutmaya çalışıyoruz. Buradan şuraya varmaya çalışacağım. Şimdi ülkenin Cumhurbaşkanı ile ülkenin Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı tokalaşmaktan imtina ediyor. Şu veya bu nedenle orayı konuştuk onu geçiyorum. Gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan haberler, az önce sizde duyurdunuz insanlar namus, şeref falan vs. mevzular için birbirini öldürüyor filan. Devletin zirvesinde hal böyle iken dönüp vatandaşa ne diyeceğiz? Gerginlik tepeden başlıyor.
Bülent AYDEMİR- Yani tepede böyle bir gerilim varken sokağın sakin olmasını nasıl bekleriz?

DEVLETİN ÇIKAN ÇİVİSİNİ YİNE BU MİLLET ÇAKACAK

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devletin çivisi çıkmış zaten. Başbakanın etkisiz eleman konumuna geldiği bir ülkede devlet mi var Allah aşkına? Terör örgütü şehirleri silah deposuna döndürürken valilere “Dokunmayın” diyen bir devlet olabilir mi? Hangi devletten söz ediyoruz biz? Hukukun üstünlüğüne inanan bir devletten mi, yoksa benim dediklerime uymadınız, benim dediklerimin gereğini yerine getirmediniz diye insanların sabah evlerini basan bir devlet mi? Hangi devletten söz ediyoruz biz? Hukukun üstün olduğu bir devletten mi? Herkesin anayasaya saygı duyduğu bir devlette, yasalara saygı duyduğu bir devlette bu rezilliklerin hiçbirisi olmaz. Tam bir rezalet!
Vatandaşın şikayet etmesi. Sonuna kadar şikayet etme hakkı var. Ama vatandaşımdan da ben şunu isterim. Kim haklı, kim haksız bunu da yerli yerine koysun. Vatandaşa sorsunlar, otursun kendileri anket yapsınlar. Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı mı, yoksa taraflı mı olmalı? Eminim vatandaşların büyük bir kısmı diyecek ki, Cumhurbaşkanının tarafsız olması lazım. Ama olmuyor. Hangi gerekçeyle olmuyor?
Veyis ATEŞ- Sizin metaforunuzla sorayım o çıkan çiviyi kim çakacak peki?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Gene bu millet çakacak.
Veyis ATEŞ- Sandığa giderek?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani başka çaresi yok ki.
Veyis ATEŞ- Sandığa da 4 sene var efendim.
Yavuz SEMERCİ- Bir erken seçim bekliyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şu aşamada Sayın Davutoğlu’nun bir açıklaması oldu erken seçimden söz etmek ihanettir diye. Yani Sayın Davutoğlu bunu söylüyorsa biz de erken seçim olacak diye kalkıp bir özel…
Yavuz SEMERCİ- Sayın Davutoğlu’nun etkisiz eleman diye nitelendirdiniz onun sözüyle yani siyasi gelişmeler oraya götürüyor mu Türkiye’yi götürmüyor mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Onun işaretleri de var. Erken seçimin işaretleri de var.
Veyis ATEŞ- Türkiye bir erken seçime gidebilir?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Gidebilir tabi. Yani sonuçta eğer bu tablo, bu yönetim tarzı Türkiye’yi farklı bir noktaya taşıyabilir her an için.
Bülent AYDEMİR- Siz hazırlık yapıyor musunuz böyle bir erken seçime?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz zaten çalışıyoruz. Gidin, Rize’ye de giderim ben, Trabzon’a da giderim, Mersin’e de giderim, Tekirdağ’a da giderim. Her hafta sonu doludur.
Yavuz SEMERCİ- Sizin çalıştığınızı biliyoruz da partiniz çalışıyor mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Parti de çalışıyor, milletvekillerimiz de bölgelere gidiyorlar, çalışıyorlar. Sadece biz çalışmıyoruz tabi. Ankara’da büyük buluşmayı gerçekleştirdik sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, meslek kuruluşlarının katılımıyla ve Türkiye’nin aydınlığa çıkması için 16 madde üzerinde bir görüş birliği sağlandı. Onlar bizim Türkiye’nin hukuk sisteminin güçlenmesi ve parlamenter sistemin güçlenmesi için zorunlu gördüğümüz değişiklikler. Bunu da bütün gittiğimiz her yerde vatandaşlarla paylaşıyoruz.
Yavuz SEMERCİ- Velev ki, Sayın Cumhurbaşkanı dedi ki, ülkemizde, Kilis’te, şurada burada biraz sonra herhalde o konuya da değineceğiz, Parti başkanlarını saraya davet ediyorum oturup bu konuyu konuşacağız, konuşmak istiyorum gider misiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hangi konuyu?
Yavuz SEMERCİ- Terör veya Kilis.


SORUNUN KAYNAĞI OLAN YERDE SORUN ÇÖZÜLMEZ

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Türkiye’nin temel sorunlarını çözme konusunda ana aktörün TBMM olması lazım ve bu konuda da ana aktörün TBMM Başkanı olması lazım. Mademki bu meclise biz gazi meclis diyoruz, mademki kurucu meclis diyoruz, mademki sorunun çözümünde ta en baştan beri biz parlamento olmalıdır dedik. Parlamento başkanının bu konuda aktif rol üstlenmesi lazım. Gittim kendisini ziyaret ettim. Sayın Başkan dedim siz 4 partinin Genel Başkanını çağırın ve deyin ki, bu sorun bir partinin sorunu olmanın ötesinde Türkiye’nin temel bir sorunudur. 35 yıldır çözülmüyor bu sorun. Gelin hepimizin sorumluluğu var. Benim Meclis Başkanı olarak sorumluluğum var, Sayın Davutoğlu’nun hem Başbakan, hem AKP’nin Genel Başkanı olarak sorumluluğu var. HDP’nin, MHP’nin ve CHP’nin sorumlulukları var. Gelin bu sorunu çözelim. Herkes sorunun çözümüyle ilgili düşüncesini koysun ortaya. Eğer bir Genel Başkan sorunun çözümüne katkı vermiyorsa oturun basın toplantısı yapın, deyin ki siyasi parti liderlerini davet ettim, sorunun çözümü konusunda düşüncelerini almak istedim, falan partinin Genel Başkanı sorunun çözümüne yanaşmadı. Söyleyin de bunu kamuoyu bilsin. Bu çağrıyı da yaptım.
Veyis ATEŞ- Bu dediğinizden şunu mu anlayalım? Beştepe’den, Sayın Cumhurbaşkanından davet gelirse gitmezsinizi mi anlayalım?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim şu anda Beştepe sorunun kaynağı. Şimdi sorun kaynağı olan bir yerde siz sorunun çözümünü bekleyemezsiniz. Parlamento ayrı bir organ değil mi, yasama organı değil mi? Yasama organı. Yasama organı üstüne düşen görevi yapacak mı? Yapmak zorunda. Peki, yasama organını çalıştıracak olan kim? Hükümet ve TBMM Başkanı. Biz gayet açık ve net söylüyoruz. Sorunu çözelim mi? Evet çözelim. Nasıl çözelim? Oturalım konuşalım. Yani her birimizin elbette dünya görüşü farklıdır. Ama bu sorun Türkiye’nin temel sorunudur ve bunun çözülmesi lazım. Biz gayet açık, gayet net bunları ifade ediyoruz.
Veyis ATEŞ- Siz zaten bu konuda hep yani çözüm süreci başladığında da hep meclis çatısı, meclis çatısı aynı şeye vurgu yapıyordunuz…
Bülent AYDEMİR- Belki buna ilave olarak siz parti programınızda da aslında buna yer verdiniz parlamento çatısı altında olsun diye. Seçim beyannamenizde de var. Şimdi gelinen noktada 20 Temmuz Suruç saldırısı, sonradan silahlı kuvvetlerin sınır ötesine yaptığı operasyonlar ve terör örgütünün sokağı terörize eden, silahlı kalkışmaya teşvik eden eylemlerine tanık olduk. İşte hendekler, barikatlar, çukurlar kazıldı ve bununla şehirlerde meskun mahalde silahlı kuvvetler, polis birlikte eşgüdüm içinde mücadele veriyor. Siz bu başlangıçtaki referans aldığımız az önceki konuyla birlikte değerlendirirsek gelinen noktada görüşünüzde bir değişiklik oldu mu? Yani yürütülen mücadeleyi, bu tarz bir mücadeleyi destekliyor musunuz güvenlik açısından?

BUNUN ADI AÇIKÇA VATANA İHANETTİR

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Bakın, güvenlik açısından şunu bir sefer herkesin kabul etmesi lazım. Gayri meşru bir organın veya kişinin eline silah alıp şu veya bu şekilde birilerine veya devlete meydan okumasını asla kabul etmeyiz. Bu doğru değil. Olur mu öyle şey? Şu söyleme de karşıyım. Efendim taraflar silahları bıraksınlar. Birisinin adı zaten Silahlı Kuvvetler. Silahlı kuvvetler nasıl silah bırakacak? Dünyanın hangi ordusu silah bırakmış? Gayri meşru zeminle meşru zemini bir araya getirirseniz işte bu sonuçlar ortaya çıkar. Baştan beri söyledik “Yaptığınız yol yanlıştır, bu yol sorunu çözmez, sorunu büyütür” dedik. “Siz anlamazsınız” dediler. Peki, kredi açıyoruz buyurun çözün. Sizin kredinize ihtiyacımız yok. “Sorunu çözersen vallahi billahi gelip seni tebrik edeceğim” dedim “Biz çözeceğiz” dediler. Buyurun hangi noktaya geldik.
Daha vahim olan bir şey var değerli arkadaşlar. Şimdi terör örgütü orada vergi daireleri kurdu. Resmen makbuzla kendi kaşesiyle vergi topluyordu. Mahkemeler kurdular, adalet dağıtıyorlardı. Bir işadamı geldi “Benim sorunumu 15 dakika içinde çözdüler. Gitseydim devletin mahkemesine belki 7 yıl, 5 yıl, 6 yıl sürecekti.” dedi. Sen ödeyeceksin diye, ödemezse çekip vuracak. Arkasından askere alma daireleri kurdular. Ailelerin çocuklarını askere aldılar. En belirgin tavrı da trafik kontrollerini, yol kontrollerini yapıyorlardı bunlar. Televizyonlarda sizler de izliyordunuz, ben de izliyordum. Peki, ülkeyi bu hale getirirken bu ülkeyi kim yönetiyordu, kim vardı? Valilere sakın bunlara dokunmayın. Bir ilçede kamyon üzerinde halka Kalaşnikof dağıtıldığını biliyoruz. Peki Kalaşnikof dağıtılırken jandarma diyor ki, “İzin verin müdahale edeceğiz”, polis “İzin verin müdahale edeceğiz”, vali diyor ki, “Sakın müdahale etmeyin.” Niçin? “Ankara’dan talimat aldık...” Bunun adı vatana ihanettir. Bakın açık söylüyorum bunun adı vatana ihanettir. Hani biz boşuna “Terör örgütlerine yardım ve yataklık yapıyor bu hükümet” demedik. Bildiğimiz için söylüyoruz.
Bülent AYDEMİR- Çözüm sürecinde bunları tespit ettiniz yani?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette. Sadece ben değil bakın, bu konuda devletin arşivinde yüzlerce dosya vardır. Söylüyorum bakın bundan ötürü bizim hakkımızda bir suç duyurusunda bulunmuyorlar, korkuyorlar. Çünkü mahkemeye dava açıp suç duyurusunda bulunsalar ki ağır bir iddiadır bu, çok ağır bir suçlama. Ben bir iktidara diyorum ki “Sen terör örgütüne yardım ve yataklık yaptın.” İki kişiye de söylüyoruz, Erdoğan’a da söylüyoruz, Davutoğlu’na da söylüyoruz, İçişleri Bakanına da söylüyoruz, Adalet Bakanına da söylüyoruz. Korkudan bizi mahkemeye vermiyorlar. Çünkü mahkemeye verseler bütün o dosyaları mahkemeye getireceğiz. Vermiyorlar.
Veyis ATEŞ- İlk bölümde Yavuz Semerci açtı konuyu erken seçim olur mu olmaz mı meselesini. Şimdi hatta dedim ki yayına gelirken İstanbul’dan. Sayın Genel Başkanla yayına başlarken işte havalimanında falan düşünürken ilk şununla başlayım dedim ama şu an tam yeri geldi. 7 Haziran’daki beyanname toplantınızı kişisel olarak çok etkileyici bulmuştum. O toplantıdaydım, oradan da yayın yapıyorduk. Hiç polemiğe girmediniz, hatta yanlış hatırlamıyorsam ne Sayın Davutoğlu’nu andınız, ne Sayın Erdoğan’ı andınız, projeleriniz, vaatleriniz filan çok etkileyiciydi, büyüleyiciydi ve sonra AKP’den asgari ücret konusunda, pek çok konuda 1 Kasım’a AKP bunlarla gitti ve günün sonunda oyu AKP aldı.
Buradan şuraya varmak istiyorum. Türkiye’de sosyopolitik, sosyolojik bir mesele midir veya sorunsal mıdır ki bir Ana Muhalefet Partisi diyor ki, “Asgari ücret 800 – 900 TL, bizi iktidar yapın, biz size bu kadarını vereceğiz. 1500 TL vereceğiz.” İktidar partisi diyor ki, “Bizi iktidar yapın biz size 1300 TL vereceğiz.” Şimdi burada bir söylem analizi mi, pek çok analiz yapılabilir ama Türkiye’de sağ, sol, sosyal demokrat, muhafazakar, dindar filan. Muhafazakar dindar meselesinde de aslında partiyi çok geniş bir yelpazeye açtınız Genel Başkanlığınız sonrası. Fakat ne oluyor, ne bitiyor? Bunca etkileyici vaatlere rağmen Cumhuriyet Halk Partisi %25 bandında geziniyor. Biraz önce Yavuz Semerci de teşkilatlarda çalışıyor mu filan. Biraz da bu bağlamda soruyorum. Neden?
Bülent AYDEMİR- Ek olarak, tabi vaatler aslında sizin verdiğiniz asgari ücret daha fazlaydı iktidar partisi 1300 lira teklif etmişti ve bunu da hayata geçirdi. Şöyle bir algı oluştuğu söyleniyor buna katılır mısınız? Denenmiş bir parti var, riske girmeyelim AKP bunu verir. CHP’de belki sizin bu şeyleriniz teşvik edici oldu bu tür vaatleriniz AKP açısından da. Cumhuriyet Halk Partisine verirsek oyumuzu riske atmış oluruz alamayız gibi bir algı oluştuğu söyleniyor.

7 HAZİRAN’LA 1 KASIM ARASINDA TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİ FARKLI BİR ALANA YÖNELDİ

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Tabi algıyı bilemiyorum. Ama şu gerçeği herkesin kabul etmesi lazım. Türkiye’nin en temel sorunlarına en sağlıklı çözümleri getiren parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Taşeron konusu; biz gündeme getirdik. Kimsenin taşeron işçiden haberi bile yoktu. Ama onlara kadro vereceğiz diye söz verdik. Asgari ücret; asgari ücretin rakamını bile bilmiyorlardı. Asgari ücreti 1500 lira yapacağız dedik. Onlar 1300 dediler. Ama bizim belediyelerde şuanda 1500 lira. Biz bunu kendi programımız çerçevesinde kendi belediyelerimizde hayata geçirdik. Kadro verirlerse tamamını kadrolu halede getireceğiz hiçbir sorunumuz yok. “Esnaftan kesilen sosyal güvenlik destek primini kaldıracağız” dedik geldiler bunlar da sonra koydular “Biz de kaldıracağız” dediler. Ama işçiler için henüz kalkmadı. İşçiler için de kalkması lazım sosyal güvenlik destek primi. Bir çifte standarda niye izin veriyorlar?
Şimdi bir toplumu böyle kısa bir süre içinde dönüştürmek ya da değiştirmek kolay değildir tabi yani. Bunu kabul etmemiz gerekiyor. 7 Haziran’la 1 Kasım arasında ise Türkiye’nin gündemi farklı bir alana yöneldi. Yani güvenlik çok öne çıktı. 103 kişinin Ankara’da hayatını kaybetmesi, Suruç’taki olaylar, başka patlamalar, terörün birden bire tırmanması, kentlerin bir terör batağı haline dönüşmesi, kan gölüne dönüşmesi doğu güneydoğunun. Her gün şehitlerimizin gelmesi, ki bugün de iki şehidimiz var. Tabi yani sonuçta ateş düştüğü yeri yakıyor yani biz siyasetçi olarak “Başınız sağolsun, acınızı paylaşıyoruz, Allah başka acılar vermesin, evlat acısı kimseye vermesin” diyoruz ama bu aileyi ne kadar tatmin eder? Gittiğimiz her yerde anneler şunu söylüyorlar: “Bu sorunu çözün. Tamam bizim başımıza geldi ben ağlıyorum ama başka anneler ağlamasın” diyorlar. Bu acı. Ve çoğu yerde anneler artık şehit haberlerini duymak istemiyorlar. Yani “Televizyon haberi olunca biz kapatıyoruz” diyorlar. “Duymak bile istemiyoruz…”
Şimdi bu tablo 1 Kasım’a damgasını vurdu ve bu 1 Kasım içerisinde farklı bir sürecin içine toplum girmiş oldu. Doğru, bizim söylemlerimizi onlar kopya ettiler. Sadece onlar değil, diğer üç parti de kopya etti. Ama bizim bir ‘Merkez Türkiye’ projemiz de vardı. Ekonomi sorusu soracak mısınız bilmiyorum ama Anadolu’nun içi boşalıyor şu anda. Her şey İstanbul için düşünülüyor. Kayseri için yok, Sivas yok. Oradaki fabrikalar çalışmıyor.
Şimdi biz toplumun her kesimine gidip, her kesimi aydınlatmak zorundayız. Şimdi şöyle bir çalışma yapıyoruz. Gittiğimiz illerde bölge toplantıları yapıyoruz. 5 Mart’ta bir ‘Büyük Buluşma’ yaptık. Şimdi bölgeler itibariyle yapıyoruz. Orada sivil toplum örgütlerinin görüşlerini dinliyoruz ve ondan sonra biz kendi düşüncelerimizi aktarıyoruz. Ayrı bir toplantı yapıyoruz iş dünyasıyla. İş dünyası da kendi sıkıntılarını anlatıyor ve biz o sorunların hangi projelerle ve hangi vizyonla çözülebileceğini onlara anlatıyoruz. Sadece iş dünyasıyla…


CESARET EDİP BİZİ KENDİ TELEVİZYONLARINA DAHİ ÇIKARAMADILAR

Dolayısıyla biz çalışmalarımızı yapıyoruz ve eminim Türkiye bu gerçekleri görecek. Bu acıyı, bu tabloyu bizim insanımız hak etmiyor. Burada çok ciddi bir sorun var. Yeni projelerle elbette çıkmamız lazım, projelerimizi anlatmamız lazım. Şimdi siz diyorsunuz mesela çok iyi, çok güzel, parti programı açıklandı, seçim bildirgesi açıklandı. Ama 78 milyonluk bir kitleye sizin kendi programınızı birebir anlatmanız hemen hemen imkansız. Örgütler anlatmaya çalıştılar ama bir de televizyon dediğimiz bir aygıt var ve bu her evde var. Her evde oturuluyor ve dinleniyor. Biz belli yerlere girmekte zorlanıyoruz. Ben mesela şu çağrıyı seçim meydanlarında da yaptım. Dedim ki, “AKP’yi açık ve net destekleyen kanallar var.” Yani CHP haberlerini hiç vermeyen ama sadece AKP haberlerini veren ve sürekli de CHP’yi kınayan, kötüleyen, haberleriyle CHP’yi farklı gösteren kanallar da var. O kanallara açık, net çağrı yaptım, “Siz istediğiniz gazetecileri çağırın ben geleceğim.” Yani sabah akşam bizi kötüleyeceğinize bizim yüzümüze karşı bunları söyleyin, biz de size söyleyelim yani neyin doğru, neyin yanlış olduğunu. Cesaret edip bizi kendi televizyonlarına dahi çıkaramadılar.
Bakın bu kadar açık. İstediğiniz gazeteciyi getirin dedik anlatalım. Yani o kanalı izleyen vatandaş CHP’nin ne olduğunu görsün.
Veyis ATEŞ- Türkiye’nin en eski partisisiniz, en köklü kurucu parti. AKP hepi topu 12 - 13 yıllık parti. 12 – 13 yıllık iktidarda işte adına yandaş, havuz, pek çok vasıfla tavsif edilen medyası oluştu yani. Ve sizde diyorsunuz ki işte onlarında medyasında yer alalım. Aslında bir özeleştiri olarak Cumhuriyet Halk Partisinin yani sosyal demokrat geleneğin son 12 yıla göre AKP’nin medya kuruluşlarını daha etkili, nicel olarak daha fazla medya gücü olması gerekmez miydi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- İktidar partisi bunu nasıl yapıyor? Devleti kullanarak yapıyor. Baskı unsuru oluyor. RTÜK’ü kullanıyor. Kimse kusura bakmasın ama yanına MHP’yi de almış durumda. MHP’nin temsilcilerini de almış durumda. Ne istiyorlarsa yapıyorlar. Gözdağı, ceza, baskı, ilan verip vermeme bütün bu baskıları uyguluyorlar. Bunların tamamı yasadışı, tamamı hukuka aykırı! Biz hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Biz medyanın bir yandaş medya, bir havuz medyası olmasını istemeyiz. Çünkü bizim övgüden çok eleştiriye ihtiyacımız var. Varsa bir yanlışımız biz medyadan öğreneceğiz. Onlar hani siz halkın gözü, kulağı ve sesiyse medya siz de halkın arasına giriyorsunuz. Belki bizim yanımıza gelen bir vatandaş bize eleştiri getirmeyebilir. “Acaba söylersem Genel Başkan üzülür mü?”diye düşünebilir. Ama siz gittiğiniz zaman bir gazeteci olarak size rahatlıkla partiler konusunda görüşünü bildirir, şikayetini söyler, siz yazarsınız biz de öğreniriz. Bugüne kadar hiçbir iktidar, ki bir dönem 1950 sonrası dönemi hariç tutarsak, medya üzerine bu kadar ağır baskılar uygulamamıştır. Bir de sıkıyönetim dönemleri, uygulamamıştır.
Bazı gazeteler var ki, ki bunlardan birisi de Habertürk’tür onu söyleyeyim. Birinci sayfadan mesela CHP haberi vermezler.
Yavuz SEMERCİ- Vermiyor muyuz biz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben okuyorum efendim. Tabi hiç vermiyoruz demek yanlış olur. Ama yani…
Yavuz SEMERCİ- Sizi eleştiren haberleri filan vermiyor muyuz CHP diye geçmiyor mu orada?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın, bizimle ilgili haberler biz isteriz ki, gazetede bir bölüm var. Yani içeride bir bölüm var. Orada haber veriliyor. Yani bazen çok da güzel veriliyor. Ama biz isteriz ki, birinci sayfadan anons edilsin o haberimiz. Ama bu yapılmıyor mesela.
Yavuz SEMERCİ- Bu büyük bir ihtimalle bir yanlış anlama olması gerekir. Çünkü sonuçta Habertürk ekranları her zaman size açılmıştır.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben televizyon için demedim bakın gazete için söyledim durumu.
Veyis ATEŞ- Gazetenin muhtelif yerlerinde ben sizi gördüğümü ve CHP’yle ilgili haberler gördüğümü hatırlıyorum. Nicel olarak belki az olabilir falan ama iç sayfasında da…
Kemal KILIÇDAROĞLU- İç sayfadan şeyim yok.
Bülent AYDEMİR- Parti haberlerinden, partiyle ilgili haberlerden bahsediyorsunuz. Ama hani grup konuşmalarınız, sizin demeçleriniz, programlarınız dengeli bir şekilde Cumhurbaşkanı, Başbakan, ana muhalefeti birinci sayfada da veriyoruz.
Yavuz SEMERCİ- Şunu da kabul edin ki, yani siz icraatın içinde değilsiniz. Siz muhalefet partisisiniz bir şeyler söylüyorsunuz. Zaten biz de gazete olarak, yani gazeteci olarak her hâlükârda yanlış olanı söylememiz gerekiyor. Dolayısıyla hükümet icraatta olan insanların görüşleri ve onların icraatları daha fazla gazetelerde yer alıyor. Bunu bir masumiyet şeyi olarak söylemiyorum ama buradan da bir yanlış çıkarım yapmamak lazım. Onu vurgulamak için söylüyorum.

BİR DARBE DÖNEMİNİ ARATMAYAN BÜTÜN BASKILAR VAR

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Bakın, gazetecilik mesleği zaten doğal olarak bir muhalefet mesleğidir. Yani iktidarı sürekli olarak bakar -tabi iyi yönleri varsa hiç yazmayacaktır dersek o da haksızlık olur- ama genelde eleştiri üzerine odaklanır ve sürekli eksiklikler, hatalar varsa onlar sürekli dile getirir, ta düzeltinceye kadar. Fakat bu tablo özellikle son 4 yılda süratle kayboldu. Hükümeti eleştiren gazeteciler işinden oldu, işinden atıldı, köşe yazarları işinden atıldı, televizyon kanalları kapatıldı. Yazarlar üzerine baskı kuruldu. Hatta internet sayfaları üzerindeki yazarlar üzerine baskı kuruldu, gazeteciler yargılandılar, hapse atıldılar. Baktığımız zaman bir darbe dönemini aratmayan bütün baskılar var. Ben mesela merak ediyorum hükümetin eline Türkcell geçtikten sonra Türkcell belli gazetelere hiç ilan vermiyor. Oysa bunun her okuyucuya ulaşması lazım, yani ilan vermesi lazım. Ama diyorlar ki “Vermeyeceksiniz.” Ben bunu Sayın Meclis Başkanına da söyledim. “Böyle bir demokrasi olmaz” dedim. Kamu bankaları var. Kamu bankaları niye sadece havuz medyasına ilan veriyorlar diğer gazetelere vermiyorlar? Hangi gerekçeyle vermiyorlar?
Veyis ATEŞ- Sorudan cevap olarak şunu anlayım. Biz Türkiye’nin en eski partisiyiz ama mevcut iktidar kadar baskı yapmadığımız için…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç yapmadığımız için.
Veyis ATEŞ- Böyle bir medya gücümüz yok ama mevcut iktidar çok baskı uyguladığı için de…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bütün gazeteler aslında bizim gücümüz olmak zorunda. Bizim derken demokrasinin gücü olmak zorunda. Yani bütün gazeteler. Bizi eleştirebilirler. Elbette eleştirmeye hakları var. Överlerse başımızın üstünde yeri var övebilirler. Ama biz kalkıp sadece ve sadece iktidara odaklanan ve iktidarın çok açık örneğini vereyim size yani son zamanlardaki: Ergenekon’da herkes neredeyse müebbete mahkum edildiği zaman o gazetelerin manşetlerini gayet net hatırlıyoruz. Bir de kumpas çöktü diye ondan sonraki manşetleri de aynı gazeteler. Yani havuz medyası dediğim aynı gazeteler. Bir gün A diyorlar, bir süre geçiyor bu seferde Z demeye başlıyorlar. A’yla Z arasında…
Bülent AYDEMİR- Burada bizim hakkımızı teslim ediyorsunuz değil mi efendim?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bunu ben havuz medyası diye özellikle… Yani bu kadar önyargılı olmamalı. Yani iktidarı elbette ki kendilerine göre övebilirler. Siyasi olarak da destekleyebilirler. Ama bunun da bir denge içinde olması lazım. Bu denge tamamen kaybolmuş vaziyette. Hadi bırakalım biz özel gazeteleri veya özel televizyonları eleştiririz ama sonuçta onların patronları var yaparlar. Peki, TRT’ye ne diyeceksiniz? Benim vergimle çalışıyor. Benim tükettiğim elektrikle çalışıyor, yasasında “Tarafsız olması gerekir” diyor ama açıkça net iktidardan yana tavır alıyor. Bunu biz kabul edemeyiz.
Veyis ATEŞ- Sorunun cevabı olarak şöyle toparlayayım o zaman anladığım değilse düzeltin lütfen. Biz anlatıyoruz, konuşuyoruz ama halka ulaşacağımız mecralarımız az. Ben de size niye peki eski parti olmanıza rağmen, en eski parti olmanıza rağmen neden yok. Çünkü biz baskı uygulamadığımız için böyle dediniz. Bu cümleyle isterseniz bir arada gidelim.
Geçtiğimiz iki bölümde bugün sıcağı sıcağına ekranlara gelen Anayasa Komisyonundaki tartışmalar, dokunulmazlık meselesi. Cumhuriyet Halk Partisi ve içindeki konulara değindik. Yine muhtelif konulara değineceğiz ama Sayın Genel Başkana bu bölümde laiklik meselesiyle ilgili başlamak isteriz.
Aslında konu biraz demlendi. Yani Meclis Başkanına iktidar kanadından da, Cumhurbaşkanlığı kanadından da destek gelmedi ve böyle bir çıkışta da herkes döndü partinize ve size baktı. Çünkü bu konu sizin için önemli bir konu. Geriye ne kaldı bu konudan sizce?

MECLİS BAŞKANI ARTIK O MAKAMDAN AYRILMALI

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Geriye bir şey kalıyor. Mademki hiçbir çevreden destek almadı o makamdan ayrılmalı artık. Meclis Başkanlığı koltuğu artık bir güven sorunu koltuğu haline gelmiştir. Düşünün bir şey söylüyorsunuz “Anayasa dindar bir anayasa olmalıdır” diyorsunuz, ne Cumhurbaşkanı, ne Davutoğlu, ne kendi partisi, ne de muhalefet partileri hiçbirisi buna evet demiyor. Arkasından diyor “Laikliğin olmaması lazım, laikliğin tanımına gerek yoktur” diye bir açıklaması oluyor ve bu çok bilinçli, bilinen bir toplantıda dile getirilen bir açıklama oluyor. Buna da toplumun her kesiminden “Bu böyle olmaz, doğru değildir” diye yanıt gelince o koltuktan çekilmesi lazım, ayrılması lazım. Ayrılırsa saygınlığını “Belki” diyorum korur. Hangi gerekçeyle mesela TBMM’ye gelecek ve hangi gerekçeyle TBMM’ye başkanlık yapacak?
Yavuz SEMERCİ- Peki sonra düzeltmeleri sizin için tatmin edici oldu mu? Amacından saptırıldı dedi.
Bülent AYDEMİR- Yani bu konuda görüş açıklamış olamaz mı? Cumhurbaşkanı Erdoğan da görüşünü açıkladı dedi.


TÜRKİYE’NİN TEMELDE CİDDİ BİR AHLAK SORUNU VAR

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Şimdi görüş açıklayabilir ama o koltuktan ayrılmak kaydıyla. Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek bir maddesi konusunda açık ve net “Burada bu sözcük olmamalıdır” diye bir düşünce ifade ediyorsa o koltuktan ayrılması lazım. Bir başkası da bunu söyleyebilir. Bulunduğu konum bunu söylemeye uygun bir konum değildir.
İki; bu lafı ettiği zaman aynı zamanda Cumhurbaşkanını temsil ediyordu. Cumhurbaşkanı buna katılmıyorsa temsil yeteneğini de kaybetmiştir. Dolayısıyla normal demokrasilerde bunun ayrılması lazım. Ama Türkiye’de demokrasi olmadığı için, ahlak alabildiğince yozlaştığı için o da diyecek ki ben bunu söyledim ben de burada kalayım. Yani Kuran-ı Kerim’deki ayetlerle “Bakara makara” diye dalga geçen adam nasıl yerinde kaldıysa, nasıl aldı Cumhurbaşkanı bunu ta Suudi Arabistan’a kendi uçağında götürdüyse, hiçbir şey demediyse, o dedi mi Cumhurbaşkanı “Bakara makara diyor ama o kendi görüşüdür” diye dedi mi? Demedi. Bir yorum yaptı mı? Yapmadı. Bu yanlıştır dedi mi? Demedi. O da yerinde kaldı. Ne oldu yani?
Dolayısıyla dediğim gibi Türkiye’nin temelde bir ciddi ahlak sorunu var. Ahlak sorununu Türkiye’nin yeniden inşa etmesi lazım… Ahlak kavramına uygun yeni bir inşaya ihtiyacımız var bizim.
Peki efendim tekrar laiklik merkezine, odağına dönersek şimdi “Anayasanın ilk 4 maddesi gerçekten değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” deniliyor ama laiklik ilkesini tanımlayan 24. madde. Elbette anayasa hazırlık, bir uzlaşma komisyonu yok siz de orada çalışmıyorsunuz. Kendi partiniz olarak bir hazırlık yapıyorsunuzdur diye düşünüyorum. Onu da yeri gelmişken ne aşamada olduğunu söylerseniz sevinirim. Bu 24. maddede yapılması gereken değişiklik var mı size göre? Böyle bir ihtiyaç var mı? Çünkü orada 24. madde de ben anayasa değişiklik tekliflerinde hep görüyorum ki 24. maddede bazı devletin katı laikçi anlayışını ortadan kaldıracak nitelikte bazı ifadelerle alternatifler hazırlandığını görüyorum. İnternete girerseniz de görürsünüz.

GEÇMİŞTE, LAİKLİĞİ TOPLUMA HEP DİNSİZLİK OLARAK TANITTILAR

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Pek çok hazırlık yapılmıştır, pek çok çalışmalar vardır. Biz yani laiklik konusunda yapılan çalışmalara, dünya örneklerine, bunların Türkiye’de gündeme getirilmesine itiraz etmiyoruz. Yani neden böyle düşünüyorsunuz veya neden bu ülkedeki laiklik uygulamasını Türkiye’ye getirmiyoruz diye insanlar düşünebilirler. Ama sonuçta bu ülkede hiç kimse inancından ötürü ötekileştirilmiyorsa, herkes ibadetini özgürce yapabiliyorsa bizim için bir sorun yok.
Şimdi sorun şuradan kaynaklanıyor. Geçmişte hep laikliği dinsizlik olarak topluma tanıttılar. Kapalı kapılar ardında bunu söylediler. Oturdular belli yerlerde toplantılar yaptılar. “CHP laiklik diyor bu laiklik dinsizliktir sakın ha, işte CHP’de dinsiz partidir sakın bunlara oy vermeyin” diye defalarca, defalarca söylediler. En sonunda bir MHP’li milletvekili galiba çıktı bunu açık açık söyledi. “CHP’ye dinsiz parti diyorlar” falan diye bir suçlama getirdi. Din insana ait bir şeydir. Tüzel kişiliği olan kurumların dini olmaz ki zaten. Merkez Bankasının dini var mı Allah aşkına, böyle bir kavram var mıdır yani?

LAİKLİK BÜTÜN İNANÇLARIN GÜVENCESİDİR

Biz insan olarak da hiç kimsenin, din aynı zamanda bir insanın manevi dünyasının zenginliğidir ve o zenginliğe dışarıdan birisinin müdahale etmesini asla doğru bulmayız ve doğru da değil. Peki, laiklik nedir? Laiklik bütün inançların güvencesidir. Herkes istediği şekilde, istediği yerde, ortamda ibadetini yapabilir. Bunun kuralları vardır o kurallar çerçevesinde yapar. Yani kimse buna itiraz etti mi? Hayır. Günde 5 vakit ezan okunuyor karşı çıkan mı oldu? İbadet yapıyor, namaz kılıyor diye karşı çıkan mı oldu? Kilisemiz de var, havramız da var, cemevimiz de var, camimiz de var. Sadece burada değil ki Osmanlıda da vardı. Osmanlıda aslında şu veya bu şekilde bakarsanız orada bir laik düzen vardı. Yani Osmanlı kalkıp insanları inançlarından ötürü sen zorla Müslümanlığı kabul edeceksin diye bir şey yapmamış. Hatta insanların günlük yaşamlarına bile hiç müdahale etmemiş. Şimdi kalkıyorsunuz siz bunu geçmişte dinsizlik olarak tanımladığınız için bunun arkasına sığınarak yeni bir süreç başlatmak istediler anayasa değişikliğiyle ilgili. Ama tabi top ellerinde patladı. Çünkü bütün inançların güvencesi olan bir laikliğe neden karşı çıkacağız?
Bülent AYDEMİR- Bu konu kapandı mı yoksa gündeme gelebilir mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır bir şey daha var. Bunun daha tartışılması lazım. Toplumun bunu iyi öğrenmesi lazım. Bakın, ortaçağda yüzyıl savaşları vardır. Farklı mezheplerden insanlar Hristiyan ama farklı mezheplerdeler. 100 yıl birbirlerini öldürdüler farklı mezheplerden olduğu için. Ortadoğu bataklığına bakın şimdi. Laik bir düzen olmadığı için Ortadoğu bu haldedir. Ölenler kim? Hepsi Müslüman ama Müslümanlığı farklı yorumluyorlar. Ama Türkiye’de insanlar rahatlıkla farklı yorumlasalar bile bizde de mezhepler var. Değişik mezheplerde insanlarımız var. Şimdi bunlar kalksın birbirlerini öldürsünler mi? Veya bir mezhebe sahip olan diğer mezhebe “İlla gel benim mezhebimi kabul et yoksa ben seni kabul etmeyeceğim” mi diyecek? Eğer Türkiye Cumhuriyetini çağdaş kılan, uygar kılan, saygın kılan bir kural varsa o kuralın özünde laiklik vardır. Laiklik insan olmaktır, insana saygı duymak demektir. Sizin inancınıza ben müdahale ettikten sonra böyle bir şey olabilir mi? Asla olmaz. Benim insana duyacağım saygının özünde onun inancına saygı göstermektir. Bunun adı da laikliktir. Ben o insanın ibadetine, inancına saygı göstermiyorsam Allah aşkına nasıl Müslüman olacağım ben? Zaten Müslümanlığın gereği de budur. Başkasının inancına müdahale etmemektir. Niye ben müdahale edeceğim onun inancına.
Bülent AYDEMİR- Bununla ilgili bir tarife gerek olmadığını düşünüyorsunuz siz anayasada?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi yani zaten özel bir tanımlama yapmamış zaten. Mevcut tanımı var, devletle devletin işleyişi din kurallarına dayandırılmaz. Devletin işi ayrı, din işi ayrıdır. İç içe geçmemeli. Çünkü devletin şöyle bir özelliği var. Yani Türkiye Cumhuriyeti devleti düşünün şimdi bir vatandaşımız geldi Hristiyan kökenli, şimdi sen Hristiyan’sın ben sana nüfus cüzdanı çıkarmam diyebilir misiniz? Tapu almazsın diyebilir miyiz? Ya da sen işte geldin hastaneye en sonda kal diyebilir miyiz? Hayır. Devlet herkese eşit davranmak zorundadır. Laikliğin özü budur zaten.
Yavuz SEMERCİ- O zaman Sayın Cumhurbaşkanının laiklikle ilgili açıklamaları ve yeni anayasa hazırlık çalışmalarında ya da yeni anayasada bir din tanımı yapılmasını doğru bulmadığı yönündeki yaklaşımı sizi memnun etmiş olması lazım.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Doğru. Doğruya doğru demek lazım...
Bülent AYDEMİR- Özel hazırlığınızda nasıl düzenliyorsunuz? Sizin de bir teklifiniz olacak?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Olacak mutlaka.
Bülent AYDEMİR- Orada sadece tanım olarak mı olacak? Yani mevcut haliyle mi olacak?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şu anda üzerinde çalışılıyor. Yani bütün anayasa baştan sona yeniden yazılıyor. Bir grup akademisyen şu anda bunu yapıyor. Ana iskelet çıkacak ortaya. Ortaya çıktıktan sonra partimizin yetkili organlarında bunları görüşeceğiz, tartışacağız o çerçevede. Yani inanca saygının, din ve vicdan özgürlüğünün olduğu bir anayasa. Laiklik de bunun içinde temel bir unsur olarak kalacak zaten.

KÜLTÜRÜMÜZÜ ANCAK LAİKLİKLE KORUYABİLİRİZ

Bakın, tasavvuf dünyası Anadolu’da çok zengindir. Tasavvuf dünyasının özü ahlaki temellerde dini farklı yorumlayabiliyorsunuz, inancı farklı yorumlayabiliyorsunuz. Tasavvufun böyle bir özelliği vardır. Bunu Mevlana’da görürüz, bunu Hacı Bektaşi Veli’de görürüz. Bunu Anadolu’da tasavvuf geleneğinden gelen çok alanda bunu görürüz. Laiklik aynı zamanlarda bunların da güvencesidir.
Şimdi siz eğer bu geleneğini korursanız, çünkü bu bir alanda derinleşme demektir. Dünyayı daha farklı, daha sevecen, daha hoşgörülü gören bir Anadolu Müslümanlığı vardır bizde. Hoşgörü üzerine inşa edilmiştir. İşte Mevlana’nın sözleri vardır, Hacı Bektaş’ın sözleri vardır. Baktığınız zaman Anadolu ozanlarının sözleri vardır. Birisini söylemek isterim mesela. Bir Anadolu ozanı şöyle söyler, “Cehennem dediğin dal odun yoktur herkes ateşini buradan götürür.” Bu nedir? Bu Anadolu’nun, Anadolu kültürünün, bizim Müslümanlık anlayışımızın sevgi üzerine inşa edilmesi demektir. Sen kimseye kötülük etmediysen, kimsenin hakkını yemediysen, kul hakkı yemediysen senin cehennemle işin yok ki. Eğer sen cehenneme gidiyorsan zaten ateşini buradan götürüyorsun. Neden? Bu olaylar yüzünden. Hırsızlık yaptın, yolsuzluk yaptın, kul hakkı yedin cehenneme gideceksin. Ama diyor ki, dal odun yoktur ama herkes ateşini buradan götürür. Senin yaptığın eyleme bağlıdır. Şimdi Anadolu kültürü böyledir. Yani bu kültürün özünde bu vardır. Erzurumlu Emrah’a gidin aynı kültürden beslenmiştir. Pir Sultan Abdal aynı kültürden beslenmiştir. Yunus Emre sevgi bakın, onun söylediği şiirlere bakın. Allah’a bakış tarzına bakın, sevgisine, aşkına bakın. Tamamen Anadolu kültürü budur. Yani biz bu kültürü ancak laiklikle koruyabiliriz.
Şimdi Vahabi anlayışı Türkiye’ye getirilmek isteniyor ve hükümet de buna pencere açıyor. Üzülerek ifade ediyorum pencere açıyor. Bizim mezarlarımız var babalarımızın, dedelerimizin mezarları var. Gideriz dini bayramlarda ibadet ederiz, anarız onları, çiçek bırakırız, dua ederiz. Vahabilikte mezar diye bir şey yoktur, türbe diye bir şey yoktur. İşte örneğini gördük IŞİD’ın yaptığını. Türbeler, camiler hepsi bombalandı. O Müslümanlıkla bizim inandığımız Müslümanlık arasında dünya kadar fark var. Yani biz olayı sevgi ve hoşgörü üzerine inşa etmişiz. Böyle bakmak gerekiyor.
Veyis ATEŞ- Sevgi, hoşgörü son bölümde kullandığınız kelimeler ahlak. Bütün bu bağlamda anmaktan ve bir gazeteci olarak sormaktan imtina ettiğim fakat ve ama hala kamuoyunun gündeminde olan kaset meselesi. Dün Sayın Baykal CNNTÜRK’te katıldığı televizyon programında dedi ki, gidin sorun bu konuda sorulacak iki kişi var. Bir; o dönem bu kaseti daha önceden izleyen dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan ve birde Sayın Erdoğan’ın bu kaseti izlediğini gördüğünü söyleyen şimdiki Sayın Genel Başkan yani sizi işaret etti. Yani Sayın Baykal diyor ki, Sayın Kılıçdaroğlu Sayın Erdoğan’ın bu kaseti izlediğini gördü. Önce bu iddia için ne dersiniz?


ERDOĞAN MİT’E TALİMAT VERMEDİ

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Doğru. Bakın, kaseti gördüm, kaseti izlerken fotoğrafı bu. Erdoğan’ın fotoğrafı bu. Kasetin başında, gözlüğü masada, gözlüğünü alıyor takıyor ve kaseti izliyor. Yanında bir başka kişi daha var. Kaseti izlerken, dizüstü bilgisayarda izliyor. Biliyorsunuz dizüstü bilgisayarların tam ortasında bir kamera vardır. O kamerayla Erdoğan videoya çekiliyor. Konuşmaları da var orada.
Bülent AYDEMİR- Onu videoya çeken kim o görüntüyü izlerken?
Kemal KILIÇDAROĞLU- İzin verirseniz o konuda yani kendisine o kasetleri servis edenler aynı zamanda Erdoğan’ı da videoya alıyorlar.
Bülent AYDEMİR- Yani paralel yapıyı mı kast ediyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın, ben paralel yapılanma bunu yapanın yani kaseti Erdoğan’a izletenlerin paralel yapı olduğuna inanmıyorum. Farklı bir…
Bülent AYDEMİR- Görüntüleyen dediniz ya onun için soruyorum. Bir anlamda görüntülüyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kim görüntüledi onu bilmiyorum ama bu görüntülerin Erdoğan tarafından izlendiğini gayet net, açık gördüm. Dediğim gibi fotoğrafı da bu.
Veyis ATEŞ- Gördüğünüzde Genel Başkan mıydınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Genel Başkandım. Böyle bir kaset olduğu söylendi bana, ya gerçekten var mı dedim. Evet var dediler, getirdiler koydular ve ben izledim onu. Erdoğan’ı bunu seyrederken. Şimdi Erdoğan burada samimi değil.
Bakın ben size bir şey daha göstereyim. Dönemin Hürriyet gazetesi, MİT’e bu emri vermiş Erdoğan, yani “Bu kaseti kim yaptı bulun” talimatı veriyor. Böyle bir talimatın verilmediği sonra açığa çıktı. Çünkü bu talimat MİT’e verilse MİT herhalde bunu bulur. Ama bu talimat MİT’e verilmedi. Bakın, gayet açık, gayet net söylüyorum. İkili oynandı.
Veyis ATEŞ- Burada hem zatıaliniz kişi olarak, hem kurum olarak partiniz sürekli bu yıpratıcı bir şey. Sık sık Erdoğan kasetle geldi, kasetle geldi sizi de yıpratmaya çalışılıyor bu mevzu.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kasetleri izliyor zaten Erdoğan. Yani bu nedir? Çok özür dilerim ama şimdi az önce ahlaktan bahsettik. O dönem Başbakandı. Bir Başbakana yakışır mı böyle kaset izlemek? Ve diyor orada başka şeyler de var diyor. İki gün sabredin diyor, iki gün sonra daha net görüntüler elde edeceğiz diyor. Bunu Başbakana söylüyor, yanındaki kişi söylüyor. Bunu bilmiyor mu Erdoğan?
Yavuz SEMERCİ- Yani birileri kasete almış Sayın Erdoğan’a bunu gösteriyor, gösterirken de kayda alıyorlar. Sizde o kaydı seyrettiğinizi söylüyorsunuz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.
Veyis ATEŞ- Tam da bende şunu sormak istiyorum. Bu sizi de, kurumunuzu da, CHP’yi de yıpratan bir şey. Bunun için mesela bir şey yaptınız mı, yapıyor musunuz? Bunu kim yaptı, Başbakana kim gönderdi, kim servis etti? Nihayetinde Genel Başkan…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Başbakanın talimatıyla bunlar oluyor. Başbakanın talimatı olmasa birisi gelip o görüntüleri Başbakana servis eder mi? Başbakana servis ederken Başbakan iki gün geçtikten sonra daha net görüntüler elde edeceğiz diye Başbakana söyler mi?
Veyis ATEŞ- Bunu kim servis etti ve kim yaptıyla ilgili bir soruşturma, bir araştırma, bir şikayet?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Devlet bizim emrimizde değil ki.
Veyis ATEŞ- Savcılığa suç duyurusu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim savcı zaten soruşturuyor.
Bülent AYDEMİR- Sayın Baykal neden sizi işaret ediyor?
Yavuz SEMERCİ- Sayın Baykal ne demek istiyor?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Baykal’ın söylemek istediği, yani bir kumpas var ortada doğru. Ama bu kumpas Erdoğan’ın bilgisi dahilinde gerçekleşen bir şey. Erdoğan böyle bir kaset yoktur diyebilir mi merak ediyorum? Şu fotoğraf dediğim gibi kasetin başında bu kaseti izlerken bilgisayarın başında bu kaseti izlerken fotoğrafı bu.
Veyis ATEŞ- Sayın Baykal sizinle ilgili bir şey mi ima ediyor dün söylemiyle?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır. Bu olayı Sayın Baykal da biliyor. Yani kasetin Erdoğan tarafından Erdoğan’ın bilgisi dahilinde kendisine servis edildiğini Sayın Baykal da biliyor. O nedenle diyor ben gördüm, Erdoğan daha önce bunu gördü ve bu tablonun diyor asıl sorumlusu Erdoğan’dır diyor.
Bülent AYDEMİR- Sizin aydınlatabileceğinizi düşünüyor. Tam cümlesi şu; kaset olayını aydınlatacak iki isim var diyor Sayın Erdoğan’ı ve sizi söylüyor. Yani sizin bunu aydınlatabileceğinizi ifade ediyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben açık ve net söylüyorum. Erdoğan’ın bilgisi dahilinde bu yapılmıştır, Erdoğan’a servis edilmiştir. Eğer bir Başbakan ahlaklı birisi olsa bu servisi kendisine getirenleri aynı gün görevden alır.
Yavuz SEMERCİ- Efendim siz o kaseti seyrettiğinizde Sayın Baykal’a da bunu anlattınız mı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Anlattım. Sayın Baykal’ın da bilgisi var.
Yavuz SEMERCİ- Yani o gün taze taze, o gün şey yaptınız.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynı gün değil, sonrasında kendisine anlattım. Yani kısa süre içinde.
Veyis ATEŞ- Üstünden o kadar zaman geçti şöyle bir adım geriye çekilip bakıldığında sizce bu hem Sayın Baykal’ın üstüne ve şüphesiz partinize buna ne diyelim operasyon mu? Bu operasyon niye yapıldı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Onu Erdoğan’a sormak lazım.
Veyis ATEŞ- O yaptırdı CHP’ye?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani başka kim olabilir? Şimdi düşünelim siz Başbakansınız, ben size geliyorum bir kaset izletiyorum, siz de seyrediyorsunuz. Sizin bilginiz olmadan birisi gelip bir Başbakana böyle bir şey izletebilir mi? İzletemez, mümkün değil. Ben Başbakan olsam birisi gelip bana herhangi bir kişiyle ilgili böyle bir kaset izletirse onu derhal görevden alırım. “Kim yaptı bunu derhal çıkarın”” derim. MİT’e talimat verdim diyor talimatın verilmediğini de ben söylüyorum. Böyle bir talimat verilmemiştir MİT’e. Bunu bana en yetkili kaynak söylemiştir. En yetkili kişi. “Böyle bir talimat gelmedi bize” demiştir. Yani her şey bu kişi tarafından tezgahlanmıştır. Bu kadar açık, bu kadar net.
Veyis ATEŞ- Başbakan bizzat CHP Genel Başkanını yıpratmak için bu işi tezgahlamıştır diyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.
Veyis ATEŞ- Neden?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu da güzel bir soru. Neden olabilir? Sözle yenemediğiniz, akılla, mantıkla yenemediğiniz bir olayı nasıl yaparsınız? Bel altına inerek yapmaya çalışırsınız. Ben niye diyorum Türkiye’de siyasi ahlakta ciddi bir yozlaşma var diye. Bu yozlaşma aşama aşama toplumu etkilemeye başladı niye diyoruz? Bu tür ahlaksızlıklar yüzünden diyoruz. Olmaması lazım. Bir Başbakana dediğim gibi birisi gelecek servis yapacak. Başbakan talimat vermese hangi kamu görevlisi cesaret edip böyle bir olayın içine girebilir?
Yavuz SEMERCİ- Belki şeyi de hatırlatmamız lazım. MHP milletvekili adayları içinde buna benzer kasetler yayınlandı ve onunla ilgili de bir soruşturma yürütülüyor. O soruşturmada da o işi yapanlara ilişkin bir… birlikte mi yapılıyor? Yani aynı grup mu bir bilginiz var mı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Zamanlamayı bilmiyorum. Ama bu kasette başka birisinden de söz ediliyor. O kaset de veriliyor ona. Orada söylüyor yani iki gün daha beklersek daha net görüntüler elde edeceğiz diyor. Erdoğan’a söylüyor bunu.
Yavuz SEMERCİ- İsmi siz duyuyorsunuz kim olduğunu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi.
Yavuz SEMERCİ- O da siyasetçi mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- O da siyasetçi tabi.
Yavuz SEMERCİ- O da sizin partinizden mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben onlara girmek istemem.
Veyis ATEŞ- Bu mesele bir paralel yapı operasyonu değildir diyorsunuz.

ORTAKLIK 17-25’TEN SONRA BOZULDU

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Efendim o zaman zaten bunlar paralel çalışıyorlardı. Bilemem ki ben onu. Zaten beraber değiller miydi? Söylüyor şimdi kendisi efendim diyor bunlar devlette nasıl yuvalandılar. 14 yıldır valiyse sen atadın, kaymakamsa sen atadın, yargıçsa sen atadın, genel müdürse sen atadın, daire başkanıysa sen atadın. Kim atadı bunları? Sanki uzaydan birileri geldi bunları atadı, bunların hiçbir günahı yok. Ne zaman bu ortaklık bozuldu? 17 – 25’ten sonra bozuldu. Yolsuzluklar ortaya çıktı, oğlunun kasası çıktı, bakanların kasası çıktı, kul hakkı yedikleri ortaya çıktı ondan sonra ilişkiler bozuldu. Olay budur yani.
Bülent AYDEMİR- Sayın Genel Başkan, bu konuyla bağlantılı 7 Haziran seçimlerinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal Beştepe’ye gidip Sayın Cumhurbaşkanıyla bir görüşme gerçekleştirdi. Sonrasında da…

KİŞİLERİN ÖZEL HAYATI BİZİ İLGİLENDİRMEZ

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Beştepe’ye gitmedi.
Bülent AYDEMİR- Konutta görüştüler pardon düzeltiyorum. Sonrasında da siz kendisini Meclis Başkanı adayı gösterdiniz. Bu görüşmeye ilişkin bir rahatsızlığınız oldu mu? Yine bu konuyla bağlantılı yani Sayın Cumhurbaşkanı, yani orada kendisine sonrasındaki görüşmenizde bu konuda gündeme gelmiş midir? Sordunuz mu siz onu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır onu bilmiyorum. Yani Erdoğan’la Sayın Baykal arasında bu konu gündeme geldi mi, gelmedi mi onu bilmiyorum tabi yani. Onu sormadım da zaten. Ben kişilerin özel hayatına özenle girmemeye çalışıyorum. Kişilerin özel hayatı bizi ilgilendirmez. Bizi onun siyasetçiyse topluma bakışı, izlediği politikalar, bunlar bizi ilgilendirir. Ama eğer bir yolsuzluk yapıyorsa, hırsızlık yapıyorsa, adam kayırmacılık yapıyorsa, devlet yönetiminde aksaklıkları varsa bunları da dillendirmek bizim görevimizdir. Ama onun özel hayatına girmek vs. beni ilgilendirmez. Mesela bir bakanın çocuğunun kumar oynarken gazetelerde yer aldı. Bakın ben hiç o konuda konuşmadım. Neden? Çocuğu yani onun özel hayatıdır. Gider mi, gitmez mi bizi ilgilendirmez. Ama o bakanın yaptığı hata beni ilgilendirir. Ben oraya girerim, ben onu söylerim. Biz kasetleri de yayınladık, grupta kasetleri de yayınladık mesela. Orada özel hayatla ilgili bölümleri ben özellikle çıkardım. Onları yayınlamadık. Çünkü o farklı bir olay. Yani özel hayata girdiğiniz zaman siz itibar kaybedersiniz, doğru olmaz bu.
Bu olayda Erdoğan birinci aktördür. Erdoğan’a bu bilgiler servis edilmiştir. Erdoğan’ın bilgisi dahilinde bütün bunların tamamı yapılmıştır. MHP’yi bilmiyorum bakın, orada bir şey söyleyemiyorum. Çünkü bu olay farklı bir olay. Erdoğan’a gidiliyor açıkça bilgiler servis ediliyor.
Veyis ATEŞ- CHP’ye bir operasyon yapılıyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yapılıyor tabi.
Bülent AYDEMİR- Bu Sayın Cumhurbaşkanıyla görüşmesinden sonra Sayın Baykal’ın Meclis Başkanı adayı gösterdiniz.


BAYKAL, TÜRK SİYASETİNDE ÖNEMLİ BİR AKTÖRDÜR

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Gösterdik.
Bülent AYDEMİR- Bu görüşme sizde bir rahatsızlık yarattı mı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle; Sayın Baykal görüşeceği konusunda izin istedi. Tabi yani sarayda olmaması gerekiyor bu görüşmenin. Tabi ne görüşüleceğini de bilmiyoruz yani doğrusunu isterseniz. Ama toplum bundan bir rahatsızlık duydu. Ben bu tür bir görüşmenin kendisine zarar verebileceğini de ifade ettim. Ortaya çıkan tablo şu; Baykal’ın Meclis Başkanlığına aday gösterilmesi. Baykal Türk siyasetinde önemli bir aktördür, eğri oturup doğru konuşalım. Kendisi ilkeleri olan, doğruları olan bir siyasetçidir. Bakıldığı zaman saygınlığı olan bir siyasetçidir. Parlamentonun en deneyimli siyasetçisidir aynı zamanda. Bunun Meclis Başkanı olarak gösterilmesi kadar doğal bir şey de olamaz. Yani biz bu çerçevede hareket ettik.
Veyis ATEŞ- Şimdi o veya bu nedenle paralel veya değil neyse bir operasyon yapıldığını söylüyorsunuz CHP’ye.

PARALEL DEYİNCE BİZİM AKLIMIZA AKP GELİYOR

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Paralel deyince zaten bizim aklımıza AKP geliyor. Paralel zaten iki doğru gidiyor, bunlar hiçbir zaman kesişmiyorlar. Bizim aklımıza gelen AKP’nin kendisidir zaten.
Veyis ATEŞ- Şimdi benzer bir jargonla literatürle de MHP’de aynı mesele konuşuluyor. Sen paralelsin, ben paralelim, sen baş paralelsin filan. Sizce adaylardan, isimlerden filan bağımsız bir soru olarak soruyorum. MHP’de adı paralel veya başka bir şey bir operasyon yapıldığı kanaatinde misiniz? Başka bir partinin iç meselesi bunu biliyorum. Sadece vatandaş olarak.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben başka partinin içişlerine girmek istemiyorum.
Bülent AYDEMİR- Ama süreci izliyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette yani normal her vatandaş izliyor. Bende tabi izliyorum süreci. Kendi aralarında tartışmalar var. Demokrasinin gereği neyse kendi aralarında yapıyorlar. Yani işin bir ucu yargıda biliyorsunuz. Kurultay için kayyum belli bir tarih belirledi. Farklı tartışmalar var. Bizde dikkatle izliyoruz. Yani umuyoruz tabi sağduyuyla bu süreçte atlatılmış olur.
Bülent AYDEMİR- Bu paralel yapılanmayı bir milli güvenlik sorunu, devletin beka sorunu olarak görüyor musunuz? Çünkü milli güvenlik siyaset belgesine girdi, topyekûn mücadele başladı.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Devletin içinde paralel yapı olmaz. Devletin bir yapısı vardır anayasa çerçevesi içinde Cumhurbaşkanı, bakanlar kurulu, yasama, yargı, yürütme, medya, medyanın özgürlüğü, yargının bağımsızlığı. Bunlar genel demokraside olması gereken temel kurallardır. Bunun için de farklı bir yapılanmaya hiçbir devlet izin vermez ve doğru da olmaz.
Yavuz SEMERCİ- Efendim MHP’yle içişlerine karışmak istemiyorsunuz ama bir soru sormak istiyorum. Şimdi MHP’de lider değişimi üzerine pek çok anketler yapılıyor. Hatta en son bir ankette MHP’de lider değişmesi ve bir kişinin üzerinden lider olması durumunda oy oranlarını %23’e, 24’e çıkardığına dair anket çalışması var. Geçmişte seçimlerde de anketlerde başarılı olmuş anket şirketlerinden birisi. Şimdi bu bağlamda şunu sormak istiyorum. Velev ki, CHP’de sizden daha iyi yapacağına inanılan birisi çıktı ve baktığınız ki anketler %30 – 35’e gidiyor. Tavrınız ne olur?
Veyis ATEŞ- Yani ana muhalefete dolayısıyla MHP aday olmuş olacak bu hesaba göre değil mi?
Yavuz SEMERCİ- Şimdi o anketler öyle gösteriyor da ben sizin şeyinizle bir başkan adayı şüphesiz değişme koşulları var genel kuruldur, kurultaydır. Böyle bir şey çıkması durumunda partiyi hemen o zaman götürelim olağanüstü genel kurula yahut kurultaya der misiniz?

BENİM “İLLA BEN BURADA KALACAĞIM” DİYE BİR DÜŞÜNCEM YOK

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Koşullar uygun olursa götürürüz niye götürmeyelim yani. Çok daha yetenekli, iyi bir arkadaşımız çıkarsa niye engel olalım. Benim öyle bir koltuk, illa ben burada kalacağım, adayların tamamının kellesini alacağım, onları işte disipline sevk edeceğim. Böyle bir düşüncem yok. Biz demokrasiyi mademki savunuyoruz parti içinde de demokrasi olmalı, kurallar olmalı. Genel Başkan nasıl seçilir, kuralları ne olur? Geçmişte biliyorsunuz Genel Başkanlığa aday olmak bile hemen hemen imkansızdı. Biz tüzüğümüzü değiştirdik, daha makul sınırlara çektik. Dolayısıyla arzu edenler delegeler giderler kurultayı toplarlar.
Yavuz SEMERCİ- Yani mahkemeye gitmezsiniz yeterli şey çıkarılırsa?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim niye mahkemeye gidelim. Kural neyse kuralı yerine getiririz, adaylar çıkarlar ortaya demokratik bir seçim yapılır adaylarda belirlenir. Yani biz öyle ben işte daha önce de adaylar çıktı, seçimler yapıldı. Ben adayı da kürsüye davet ettim, geldim. Beraber oturduk. Yani herhangi bir sorunumuz yok yani.
Bülent AYDEMİR- Bir tüzük kurultayı yapacak mısınız yakında?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hazırlıklar devam ediyor.
Bülent AYDEMİR- Neler değişecek?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şu anda emin olun tam bilmiyorum. Çünkü örgütlerden görüşler geldi, bir özel çalışma yapılıyor, o görüşlerin tümü ne kadar karşılanır veya karşılanmaz onlara bakılıyor. Tabi yapılacak onun süresi…
Veyis ATEŞ- Geçenlerde yine bir anket yayınlandı. Hatta pek çok sosyal demokrat çok kızdı, nedir bu işte Kilis’te patlayan bombalar, ekonomideki sıkışma, buna rağmen AKP %50 küsur alıyor. Niye işte böyle filan. Buradan hareketle şunu sorayım. Türkiye’de bir muhalefet etmeme, edememe, her şeye rağmen bir AKP’ye tevessül mü var? Hayır bunun başka gerekçeleri mi var?

CHP DIŞINDA MUHALEFET EDEN YOK

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Gayet açık bu. CHP dışında muhalefet eden kim var? Sendikalar mı muhalefet ediyor? Bana sorar mısınız Türk-İş ne oluyor? Kıdem tazminatı kaldırılacak deniyor ne yapıyorlar? Hak-İş ne yapıyor?
Veyis ATEŞ- Niye etmiyorlar sizden başka muhalefet?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet niye etmiyorlar? Ben onlara da soruyorum niye etmiyorsunuz? İşçinin hakkını niye savunmuyorsunuz sonuna kadar? Medyaya bakın. Yani medyanın halini görüyorsunuz. Basın özgürlüğü var mı? Sadece bu yıl iki sıra daha geriledik. Felaket bir tablo var önümüzde bakıldığı zaman. Şimdi bakıyorsunuz Cumhurbaşkanından tutun bakanlara kadar koro halinde günün 24 saatinde neredeyse konuşuyorlar. Bize gelince, biz toplantılar yapıyoruz vs. işte akşam 7 – 8 saniye buluyorsa haberlerde ayıp olmasın diye konuyor o kadar yani. Bir de işte bu tür programlar çıkarsa çıkıp konuşuyoruz. Onun dışında yok. Ne yapacağız söyler misiniz?
Veyis ATEŞ- Muhalefet halka yetirince ulaşamadığı için AKP bu kadar yüksek böyle mi anlayalım?


BÜTÜN TEZGAH BAŞKANLIK SİSTEMİ ÜZERİNE KURULU

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Hayır sadece o değil yani birden fazla unsur var, birden fazla faktör var. Yani Türkiye’de din eksenli siyaset yasaktır yasalara göre. Din eksenli siyaset yapılıyor. Cami avlusunda miting düzenlenir mi? Cami avlusunda miting düzenliyorlar ve bir de “Biz dine saygılıyız” diyorlar. Dine yapılan en büyük saygısızlık odur. Bu yapılıyor, biz bunları görüyoruz. Normalde bunun eleştirilmesi lazım. Normalde bu ülkenin samimi Müslümanlarının ya siz nasıl oluyor da Müslümanlığı kendi inancınıza, kendi siyaset ahlakınıza alet ediyorsunuz diye söylenmesi lazım. Şimdi her şey bakın şu anda CHP dışında muhalefet eden emin olun başka bir şey yok. AKP bütün gücünü şu anda CHP üzerine odaklamış durumda. Nasıl biz bunları yeneriz, nasıl bunları yok ederiz. Bütün amaçları bunun üzerine kurulmuş vaziyette. Her kanaldan bize saldırı geliyor, her alandan saldırı geliyor bize. Yargı diyorsunuz. Bu kadar ahlaksızlığın yapıldığı bir ülkede, bu kadar yolsuzluğun yapıldığı bir ülkede, devletin açıkça soyulduğu bir ülkede TBMM dosyayı kapatıyor. Kimin oylarıyla? İktidar kanadının oylarıyla! Bana söyleyin Plan Bütçe Komisyonu dışında hangi komisyon çalışıyor şu anda, siz gazetecisiniz. Meclis Başkanı hiçbir komisyonu çalıştırtmıyor. Niye çalıştırtmıyor? Niye yazmıyorsunuz, neden söylenmiyor? Bu parlamentoyu neden işlevsiz hale getiriyorlar? Çalışsın diyoruz.
Bakın yazı yazıyor Meclis Başkanı. Efendim size tasarıyı gönderiyoruz bunu şu kadar saat içinde inceleyin Plan Bütçe Komisyonuna bildirin. O da yazı yazıyor bu kadar süre içinde biz bu tasarıyı görüşemeyiz. O da hemen alıp Plan Bütçe Komisyonuna gönderiyor. Böyle bir şey olur mu?
Bülent AYDEMİR- Ne amacı olabilir bunun?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Meclis tarihinde böyle bir şey yok. Amaç şu; efendim görüyorsunuz ya bu Meclis de çalışmıyor. Nasıl çalışacak? Başkanlık sistemi olursa bunlar çalışacak. Bütün tezgah başkanlık üzerine kurulu. Meclis çalışıyor, gece 24.00’e kadar çalışıyor. Biz çalışmıyor diye Meclis’ten şikayet mi ettik? Hayır, hiçbir şikayet etmedik. Baktığınız zaman, Meclis Başkanı dahil, bir kişiyi yani Erdoğan’ı tanrısal bir güçle konumlandırıyorlar. Çünkü “Dokunmak ibadettir” diyen var ve onun arkasından akıllarını ona kiraya vererek gidiyorlar. Böyle bir yapı var. Bakın, bunu çok net söylüyorum. Bir kişi aklını başka birisine kiraya verirse ve onun söylediğini değiştirilmesi mümkün olmayan kural olarak kabul ederse orada demokrasi yoktur. Bizim ülkemizde demokrasi sorunu var her şeyden önce.
Veyis ATEŞ- Milletvekilleri için mi diyorsunuz aklını Erdoğan’a?
Kemal KILIÇDAROĞLU- AKP’nin milletvekilleri için söylüyorum evet. Hiçbir AKP milletvekili Erdoğan’ı eleştirmeye asla cesaret edemez. O nedenle Türkiye’de güçlü bir parlamenter sisteme ihtiyacımız var.
Veyis ATEŞ- Çok seviyorlarsa?
Kemal KILIÇDAROĞLU- O ayrı bir şey. Sevdiğiniz insanın yanlışını eğer dostsanız önce siz söyleyeceksiniz. Aksi halde ona düşmanlık ediyorsunuz demektir. Beni seven insan benim eksikliklerimi gelip bana söyleyen insandır. Ben o insanı takdir ederim.
Veyis ATEŞ- Vekiller size söylüyorlar mı mesela?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.
Veyis ATEŞ- Kızmıyor musunuz?

AKP’DE BİR DİKTA YÖNETİMİ VAR

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Hayır, niye kızayım? Söylerler de, eleştirirler de, “Bu konuya dikkat et” derler de. Ben bunlara saygı gösteririm. Neden? Benim eksikliğimi bana söyleyen kişi beni gerçekten seven kişidir. Benim hata yapmamı istemeyen kişidir. Partinin kurallarına uyan kişidir. O nedenle bizim demokrasi anlayışımızla onlar arasında fark var. Orada bir dikta yönetimi var. Zaten dikta yönetimi olduğu için Türkiye’de demokrasi sorunu var. Kalkıp siz Cumhurbaşkanını eleştirin kıyamet kopuyor “Nasıl eleştirirsin?” diye. Niye eleştirmeyeceğim, hangi gerekçeyle eleştirmeyeceğim? Sanki dünyada eleştirilmesi mümkün olmayan makamlar varmış gibi. Demokrasilerde böyle bir şey yoktur. O dini kurallar için geçerlidir. Demokrasilerde dini kurallar geçerli değildir. Benim dünya görüşüm farklıdır, bir başka partinin dünya görüşü farklıdır, bir başka partinin dünya görüşü farklıdır ve hepimiz birbirimize saygı gösteririz. Halka kendi dünya görüşümüzü gider anlatırız. “Senin şu sorunun var ben böyle çözeceğim.” Bir başkası der ki “O yanlıştır, ben böyle çözeceğim.” Biz buna saygı gösteririz.
Yavuz SEMERCİ- Kısa kısa beş tane soru soracağım. Kısa yanıt alırsam sevinirim. Bir; Karaman’daki çocuk istismarı diyeceğim, daha fazlasını diyemiyorum. Daha fazlasının olduğunu biliyoruz ama. Sanık hakkında bir celsede daha ilk gün karar verilmiş olmasını nasıl karşıladınız? Sevindiniz mi?

BİZ İKTİDAR OLSAYDIK ORTADOĞU’DA BU SORUNLARIN HİÇBİRİSİ OLMAZDI

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Karar sorun değil ama Ensar’ın yıpranmaması için yargıya yapılan baskı açıkça görülüyor.
Yavuz SEMERCİ- Suriye’yle masaya oturur muydunuz şuanda Başbakan olsanız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Başbakan olsaydım bütün Ortadoğu’da sorunları çözerdik. Suriye dahil. Suriye, Irak, Mısır, Libya, İsrail, Filistin.
Yavuz SEMERCİ- PYD terörist bir örgüt müdür?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Devletin elindeki istihbarata göre terörist bir örgüttür.
Yavuz SEMERCİ- Siz de böyle mi görüyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani sonuçta biz devletin istihbaratına güvenmek zorundayız.
Yavuz SEMERCİ- Kilis’te bugün yaşananlarda siz nasıl bir tavır alırdınız? Yani bugün orada hükümet ne yapmalıdır?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz iktidar olsaydık Ortadoğu’da bu sorunların hiçbirisi olmazdı.
Yavuz SEMERCİ- Varsayalım ki yarın sizi iktidar yaptık sorunda devam ediyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bütün ülkelerle temasa geçeriz. Barış içinde yaşama sözü veririz, dostluk sözü veririz. Asla düşmanlığın olmayacağını söyleriz. Mısır’ı dahil, Filistin’i dahil, Rusya’sı dahil asla terör örgütlerine silah göndermezdik. Türkiye’yi gayri meşru bir zeminin içinde tartışmaya açtırmazdık. Bunların hiçbirisini yapmazdık. Ortadoğu’da Türkiye’nin ekonomik anlamda gücü çok yüksek olurdu.
Yavuz SEMERCİ- Rusya’yla ilişkilerimizi biliyorsunuz. Rusya’yla ilişkilerimizin düzelmesi için Rusya’nın öne sürdüğü özür şartını yerine getirir miydiniz şu anda?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi devletin bütün bilgilerine bakacaktık. Yanlışımız varsa tabi özür dileriz. Ama yanlışımız yoksa kusura bakmayın dersiniz. Angajman kurallarını ihlal ettiyseniz ihlal etmemeniz lazım. Yani siz Türkiye Cumhuriyeti devleti belli kuralları almış ve bu kuralları eğer hayata geçirmek istiyorsa kurallara kim aykırı davrandıysa gereği yapılacaktır.
Yavuz SEMERCİ- Genelde bu laiklik tartışmalarında “CHP’nin kırmızı çizgisidir” dediniz. Ben çok merak ediyorum CHP’nin kırmızı çizgisi varsayalım ki, gene velev ki “Laiklik kaldırılmalıdır” dedi AKP de. “Dini ibareler de konmalıdır” dedi. O kırmızı çizginizle ne yapacaktınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Parlamentoda mücadele edeceğiz yani. Başka elimize silah alıp gidecek…
Yavuz SEMERCİ- Hiç şüphesiz onu kastetmiyorum ama yani sokak gösterileri, sokağa çıkmak?
Kemal KILIÇDAROĞLU- O sadece bizim sorunumuz olmanın ötesinde bir Türkiye sorunu bu ve dolayısıyla Türkiye’de hangi görüşte olursa olsun, hangi inançta olursa olsun bütün insanların ortak tepki vermeleri gerekir. Nitekim Meclis Başkanının söylemi üzerine Türkiye’nin bütün kesimlerinin ortak tepkisi çıktı ortaya.
Yavuz SEMERCİ- Bir de 1 Mayıs’ta Taksim inadından vazgeçilmiş olması ya da Taksim’den vazgeçilmiş olmasını nasıl karşıladınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben normal karşılıyorum. Yani sonuçta bu bir bayramsa Taksim Meydanı’nı açmayanların utanması gereken bir bayramdır. Gidip Bakırköy’de kutlayacaklar, kutlasınlar, bir şenlik havası içinde kutlasınlar. Büyük bir ihtimalle valilikten izin alıp Taksim’deki anıta, hayatını kaybeden 34 insanımız vardı, onlar için bir karanfil bırakılacaktır. Belki gidip onu yapacaklardır. Ama Bakırköy’de veya diğer illerde, diğer sendikalarda yapıyorlar.
Yavuz SEMERCİ- Siz katılacak mısınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Daha henüz bir karar vermiş değiliz.
Bülent AYDEMİR- Sayın Genel Başkan, Doğu ve Güneydoğu’da operasyonlar devam ederken askerin de yer aldığı, bazı köşe yazarları TSK içinde paralel yapıya mensup subayların, mensupların darbe hazırlığı içinde olduğunu yazdı. TSK, Genelkurmay bir açıklama yaptı. Ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu da “Ben arkasındayım bu açıklamanın, istişareyle yapıldı” dedi. Siz Türkiye’de bir darbe ya da vesayet tehdidi görüyor musunuz?


ÜLKE DARBELERDEN ÇOK ÇEKTİ

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Hangi gerekçeyle darbe olacak? Yani darbelerden bu ülke çok çekti. Eğer demokrasimiz geriye gittiyse, bugün parlamenter sistemde aksaklıklar varsa nedeni de darbe döneminin yasaları. Biz zaten iktidara teklif ettik, “Sen bu ülkeye demokrasiyi getiriyorsan gel hep beraber şu darbe hukukunu değiştirelim. Batı Avrupa’da yani AB’ye biz üye olmak istiyoruz, onların hangi standartları varsa onlar dayatmadan biz oturup kendi irademizle bu standartlara geçelim.” Biz bunu savunuruz. Şuna yalnız dikkat etmek lazım; bürokrasinin bir yapısı vardır bizim gibi ülkelerde, Türkiye’de 27,5 yıl bürokraside harcamış olan bir kişi olarak ifade edeyim, iktidarlar değişince bürokratlar farklı görüşlerle, anlayışlarla Bakana şikayet ederler, ihbar mektupları gider, yağmur gibi yağar. Siz birisini beğenmiyor musunuz, iktidar kime kızıyor? Paralelcilere. Hemen o paralelcidir diye mektubu gönderirsiniz, ihbarları yaparsınız. Ben çok Bakanla çalıştım. Yani bunların içinde CHP’li Bakan vardı, Anavatan Partisinden vardı, Doğru Yol Partisinden vardı. Bakana göre, benimle ilgili ihbarlar giderdi. Bakan sağcıysa işte “Kemal Kılıçdaroğlu komünisttir” diye giderdi, Bakan solcuysa “Kemal Kılıçdaroğlu faşisttir” diye giderdi. Emekli olduktan sonra da bir ihbar daha çıktı ortaya. Benim Aczmendi olduğuma dair bir ihbar da gitmişti.
Yani devletin bütün bunları sağduyuyla değerlendirmesi lazım… İktidar buna kızıyor diye ona yağmur gibi ihbar dilekçeleri gider. Bunlar işte şu anda paralelcidir diye. Hayatında hiç paralelle yan yana gelmemiş insanlarda bakarsınız ki bu tür suçlamalarla karşı karşıya kalırlar. Burada çok dikkatli davranmak lazım, maalesef bu ihbar olayı bir hastalıktır. Bu hastalığa çanak tutanlar da var. Muhtarları çağırıp da “Siz işte ihbar edin” derseniz bu olmaz. Yani muhtar muhbir midir? Halkın seçtiği, demokrasinin en saf ve en güzel tecelli ettiği bir seçimle gelip koltuğa oturan bir insana “Kendi mahallendeki adamı ihbar et” denir mi?
Yavuz SEMERCİ- Muhtarlar rahatsız gibi gözükmüyor orada anladığım kadarıyla.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Rahatsız olmalıyız. Kimse bana gel muhbirlik yap dememeli. Hele seçimle gelen birisine ve üstelik en tepede oturan birisi sen vatandaşını mahalledeki adamı gel ihbar et, muhbirlik yap. Bu olacak şey değil yani. Hangi çağda yaşıyoruz? 21.yüzyıldayız biz. Eline silah aldıysa, birisini öldürdüyse polis gidip bulacaktır. Bu devletin istihbarat örgütlerinin çalışmadığını gösterir aynı zamanda. Devletin istihbarat örgütü yok mu? Var. Emniyetin var mı? Var. Askerin var mı? Var. MİT var mı? Var. Nerede bu MİT?
Bülent AYDEMİR- Bu Balyoz, Ergenekon Yargıtay’ın bozma kararı. Cumhurbaşkanı Erdoğan dedi ki, “Ortada bir şey yoktur diyemem” dedi. “Haksız yargılananlar olduğu kadar haklı yargılananlar da oldu” ifadesini kullandı. Bu davalar tamamen haksız mıydı, yoksa içlerinde gerçekten böyle vesayetler var mıydı?

KEŞKE ERDOĞAN’A “SAVCI OLARAK BİR ÜZÜNTÜ DUYUYOR MUSUNUZ?” DİYE SORULSAYDI

Kemal KILIÇDAROĞLU-
Keşke şu soru sorulsaydı: “Siz bu davaların savcılığını üstlendiniz ve sonunda hepsi beraat etti. Savcı olarak bir üzüntü duyuyor musunuz?” diye bir soru sorulsaydı. Efendim haklısı da vardı, haksızı da vardı. Yani savcıysa çıksın kim haklı, kim haksız onu açıklasın kamuoyuna. Çünkü bu aynı zamanda beraat edenlerin tamamının suçlu olarak ilan edilmesi gibi bir sonuç doğuruyor. Yani kim bunların içinde suçlu şimdi ismini versin o zaman.
Yavuz SEMERCİ- Beraat mi ettiler, yeniden mi yargılanacaklar?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Delillerin doğru olup olmadığı…
Yavuz SEMERCİ- Bozmaya baktığımız zaman oraya doğru gidiyor ama peki hiç ortam değişirse tekrar böyle tekrar aynı duruma dönebilir mi? Böyle bir endişe hiç duyuyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye’de yargı çalışmadığı için her şeye rağmen dürüst hakimler bu olayları gün yüzüne çıkardılar. Artık aşağıdaki yargıcın her ne kadar bazı olaylarda hakim Anayasa Mahkemesi kararına karşı dirensin diye söylendiyse de yani bazı hakimler diyelim hukukun gereği neyse onu yapıyorlar.
Veyis ATEŞ- Avrupa Parlamentosunda Sayın Baykal’ın Davutoğlu’nu alkışlamasından rahatsız oldunuz mu, hoşunuza mı gitti?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Alkışlayıp alkışlamadığını bilmiyorum.
Veyis ATEŞ- Tebrik etti.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani sonuçta Baykal çok yakın bir yerde yani giderken tabi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı yani onu kutlaması kadar gayet doğal bir şey olamaz. Ama bir şey söyleyeyim, orada bindirilmiş kıtalarla Avrupa Parlamentosuna gelindi ve Avrupa Parlamentosunun bütün gelenekleri yerle bir edildi. Türkiye’de medya bunu bir zafer olarak verdi ama Avrupa’daki algı tam bunun tersine. Bizim TBMM’de dinleyiciler asla alkışlamazlar, bağırmazlar, slogan atmazlar. Orada bağırıldı, slogan atıldı ve kapalı oturumlarda başta parlamento başkanı olmak üzere çok ağır eleştirildi neden böyle bir ortaya izin verdiniz diye.
Veyis ATEŞ- Tüzük kurultayında Parti Meclisini yenileyecek misiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Çünkü tüzük kurultayında Parti Meclisi seçilmiyor.
Veyis ATEŞ- Seçilmiyor da böyle Parti Meclisi seçimi de yapılacak yönünde bir…
Bülent AYDEMİR- Akademisyenlerle bir toplantı yaptınız parti programı için. O konuda bir değişiklik öngörüyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Akademisyenlerle toplantı yaptık doğru. Cumartesi günü bir grup aydınla da yine toplanacağız doğru. Zaman zaman akademisyenlerle bir araya geliyoruz. Onların tabi bilgi birikiminden siyasetçi olarak yararlanmak bizim hakkımız. Onlar bilgilerini bize aktarıyorlar ve ciddi katkıda da bulunuyorlar. Parti Meclisi ancak kurultay yapılırsa o zaman seçilebiliyor. Kurultay yapılmadığı sürece Parti Meclisinde herhangi bir seçim yapılmıyor.
Bülent AYDEMİR- Van’a gideceksiniz galiba 14 Mayıs’ta il başkanları için.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Almanya’ya gideceğim, Almanya’dan döneceğim.
Bülent AYDEMİR- Yeni bir açılım mı Kürt meselesi konusunda olacak mı acaba?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani bizim söylediklerimiz aşağı yukarı belli zaten. O konuda kitapçıklar hazırladık, dokümanlar hazırladık. Sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin düşüncelerimizi ifade ettik. Belki aynı konuları, benzer konuları yine paylaşırız ama benim düşüncelerimden çok biz bir başka toplantı daha yapacağız. Bölgenin bütün iş dünyasını da davet ediyoruz biz. Onlarla da özel bir toplantı yapıp onların da görüşlerini alacağız. Yani hem sorunun çözümü konusunda onların görüşlerini alacağız, hem onların ekonomik olarak karşılaştıkları sıkıntılar nelerdir o çerçevede de görüşlerini alacağız.
Veyis ATEŞ- Çok teşekkürler yayın davetimizi kabul ettiğiniz ve bizi de Genel Merkezinizde ağırladığınız için.
Kemal KILIÇDAROĞLU- İkramlarımız çay ve bitki çayıyla sınırlı olduğu için kusura bakmayın.
Veyis ATEŞ- Estağfurullah, çaylar da, bitki çayı da çok güzeldi. Çok teşekkürler bir kez daha efendim.

CHPnet

SİTELERİ