CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, HABERTÜRK VE BLOOMBERG HT ORTAK YAYININDA GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU, SORULARI YANITLADI  
23.03.2017
14124
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, HABERTÜRK VE BLOOMBERG HT ORTAK YAYININDA GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU, SORULARI YANITLADI

-"Bu uyarı ciddi bir uyarı. Türkiye’nin güvenli bir ülke olmadığı algısını pekiştiren bir uyarı, bunu doğru bulmuyoruz. THY, Türkiye’nin göz bebeği kuruluşlarından biridir. Dünyanın her tarafına uçan, güvenli bir havayoludur"
- "Önerimiz, süratle Suriye ile işbirliği yapıp, Suriye’deki savaşı bitirmeleri"
- "BM, Kerkük’te dalgalanan bayrak için açıklama yapıyor, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti açıklama dahi yapamıyor"
- "İngiltere’de böyle bir olayın olması ve bir kişinin hayatını kaybetmesi üzücü. En büyük arzumuz barışın, huzurun egemen olduğu bir dünya"
- "(TSK’nın posterlerinde Atatürk’ün olmaması) Beni derinden yaralamıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale’de neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Kurtuluş Savaşımızın ön sözüdür Çanakkale. Gerçekten yedi düvele karşı mücadele etmiştir. Beni derinden yaralamıştır"
- "Tek başınıza bir kararla TBMM’yi feshediyorsanız, tek başınıza istediğiniz kadar başkan yardımcısı seçiyorsanız, tek başınıza istediğiniz kadar bakanlık oluşturuyorsanız, tek başınıza bütün ekonomik ve sosyal kararları almaya yetki sahibi kılınıyorsanız, bu tek adamlık değil midir"
- "Evet’in anlamı şudur, 80 milyon vatandaş, freni olmayan bir otobüse binmiş olacak. Yokuş aşağı hep beraber gideceğiz. Nereye gideceğimizi hep beraber de göreceğiz"


Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk TV ve BloombergHT ortak yayınında "Özel Röportaj" programında Ciner Medya Grubu Ankara Temsilcisi Ali Can Türkoğlu, Gazete Habertürk Ankara Temsilcisi Bülent Aydemir ve Hürriyet Gazetesi Yazarı Deniz Zeyrek’in sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 




GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU HABERTÜRK “ÖZEL RÖPORTAJ” (22 MART 2017)

 

Alican TÜRKOĞLU-İyi akşamlar değerli izleyiciler. Habertürk televizyonu Bloomberg HT ortak yayında değerli bir konuğu ağırlıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bugün konuğumuz. Sayın Genel Başkan hoşgeldiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim, sağ olun.

Alican TÜRKOĞLU-Kolay gelsin. Tabi gündem oldukça yoğun, bu önemli röportajda bana eşlik edecek değerli isimler var. Hürriyet Gazetesi Yazarı Sayın Deniz Zeyrek hoşgeldiniz. Gazete Habertürk Ankara Temsilcisi Sayın Bülent Aydemir hoşgeldiniz.

Sayın Genel Başkan Konya’dan ayağınızın tozuyla geldiniz çok teşekkür ediyoruz öncelikle. Tabi gündemde çok yoğun başlıklar var. Dış politikada, iç politikada, yaklaşan referandum hepsini konuşacağız ama sıcak gelişme Londra’daki terör saldırısı. Daha detayları belli değil, açıklamalar yapılacak ama Londra’da bir terör saldırısıyla karşı karşıyayız. Tam da dünden itibaren tartıştığımız ABD ve İngiltere’den gelen kabin içinde elektronik cihaz taşımaya yönelik kısıtlamalar sonrası yapılan bir terör saldırısı. Bununla başlayalım. Terör saldırıları tekrar Avrupa’da başlayacak mı? Bunu mu öngörüyorsunuz, nedir sizin düşünceniz bu son olayla ilgili olarak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Terör saldırılarının olmadığı bir dünyayı aslında hepimiz özlüyoruz ve istiyoruz. Yani ne Türkiye’de, ne Londra’da, ne Amerika’da, ne Almanya’da keşke hiç terör saldırıları olmasa. Bu olay şunu da gösteriyor. Teröre karşı uluslararası ortak bir mücadele gerekiyor ve bu mücadelenin ulusların kendi bilgilerini karşılıklı birbirine aktararak veya diplomatik açıdan birbirlerine destek vererek, istihbarat örgütlerinin yine terörle mücadele konusunda işbirliği yaparak bu olayı sonlandırması lazım. İngiltere’de böyle bir olayın olması ve bir kişinin hayatını kaybetmesi üzücü bir olay. En büyük arzumuz terörün olmadığı, barışın egemen olduğu, huzurun egemen olduğu bir dünya.

Tabi sizin de ifade ettiğiniz gibi Türk Hava Yolları uçaklarında belli elektronik cihazların taşınmasının yasaklanması, Amerika’ya sokulmaması, uçaklarda bunların kullanılmaması, bu aygıtlarla Amerika’ya girilmemesi şeklindeki uyarı ciddi bir uyarı. Türkiye’nin güvenli bir ülke olmadığı algısını pekiştiren bir uyarı. Onu doğru bulmuyoruz. Türk Hava Yolları gerçekten de Türkiye’nin gözbebeği kuruluşlardan birisidir. Dünyanın her tarafına uçan bir havayolu, güvenli bir havayolu. Ama böyle bir kararın alınmış olmasının arkasındaki düşünceyi bilmiyoruz. Kendilerine ulaşan başka bilgiler var mı, yok mu onu da bilmiyoruz. Ama sonuçta Türkiye’nin güvenli bir ülke olmadığı şeklindeki bir algı hepimizi rahatsız ediyor. Tabi bu algıyı yaratanlar üzerinde de ayrıca oturup…

Alican TÜRKOĞLU-Bilinçli yaratılan bir algı mı tüm bu detayları konuşuruz ama…

Bülent AYDEMİR- Burada bir kategorizasyon sözkonusu. İşte 10 ülke arasında sayılıyor, ama bir yandan da ticari kaygılar işte mesela Lufthansa’ya yok, başka bir havayolu şirketine yok. Sizce bu Trump yönetiminin yeni bir yaklaşımı mı? Arkasında ticari bir kaygı mı olabilir? Bunun gerekçesi nedir sizce?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben ticari bir kaygı olduğunu sanmıyorum.

Bülent AYDEMİR- İşte VİP yolcularla ilgili bir mücadele. Çünkü onları geri kazanmak istiyor Amerikan yönetimi. Trump’ın da hem ekonomide, hem siyasette…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Amerikan ekonomisine baktığımızda zaten devasa bir ekonomi. Almış olduğu ekonomik kararlar bütün dünya ekonomilerini yakından etkileyen bir süreç. Dolayısıyla Amerikan ekonomisinin Türk Hava Yollarını, ya da Amerikalıların Türk Hava Yollarını hedef alıp Türk Hava Yollarının en azından hem prestij açısından, hem de uçuş açısından bazı kısıtlar getirmeleri Amerikan ekonomisine bir şey katmaz. Ama bu Türkiye’nin güvenli ülke olmadığı algısını pekiştirmiş olur az önce ifade ettiğim gibi. Normalde hükümetin bu konuda Amerikan yönetimiyle görüşüp bu kararın arkasındaki gerekçeleri öğrenmesi ve kamuoyuyla paylaşması lazım.

Deniz ZEYREK- Ne yapmak lazım sizce?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Amerikan yönetimiyle görüşmesi gerekiyor. Büyükelçiliğimizin görüşmesi gerekiyor. Türk Hava Yollarının bugüne kadar uçuşlarında böyle bir olayın olmadığını, terörle bağlantılı herhangi bir olayın olmadığını aktarması gerekiyor ve bu kararın hangi gerekçelerle alındığını öğrenmesi gerekiyor. Bu kararlar gerçekten bizim bilmediğimiz örneğin istihbarat örgütlerine ulaşan bilgiler olabilir. O bilgiler Türk istihbarat yetkilileriyle paylaşılırsa, en azından önlemler karşılıklı olarak alınmış olur. Yani burada asıl görev düşen kurum Türkiye Cumhuriyeti hükümeti oluyor ve bizim Amerika’daki temsilcimiz olan büyükelçilik oluyor. Bu konuda girişimlerde bulunup alınan kararın hangi gerekçelere dayandırıldığını bir şekliyle Türkiye’nin öğrenmesi gerekiyor.

Alican TÜRKOĞLU-Tabi ABD ile Türkiye arasındaki tek konu da bu elektronik cihazların taşıma yasağı değil. Yani işte FETÖ liderinin iade süreci var ki, Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanının bu konuyla ilgili görüşmeler yaptığını da biliyoruz, ama asıl konu aslında Suriye’deki gelişmeler. Buradan da devam edelim. Hani AB’yi de konuşacağız ama Suriye’deki gelişmeler ışığında özellikle…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi Bülent Bey’in söylediği bir şey önemliydi. Yani aslında belli ülkeler için bu karar alınmış ve bu ülkelerin bir kısmı daha önceden de Amerikalılar tarafından listeye alınan ülkelerdi. Özellikle Müslüman ülkelerden Amerika’ya olan girişler konusunda sınırlama getirilmişti. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak buna karşı çıkmıştık. Bir ülkeyi, o ülkede yaşayan bütün yurttaşları potansiyel olarak terör örgütünün üyesi gibi kabul eden bir düşünceyi doğru bulmadığımızı ifade etmiştik. Şimdi Türk Hava Yollarına daha sınırlı fakat yine güvenli ülke olmayacak algısını pekiştiren bir düzenleme yapılıyor ve bu düzenleme bizi rahatsız ediyor.

Alican TÜRKOĞLU-Suriye’deki gelişmeler. ABD’nin halen muhtemel Rakka operasyonunda PYD’yle gidecekmiş gibi bir izlenim yaratması, en azından sunulan raporlar bu ölçüde şu an itibariyle ve yine Mümbiç’de de yine PYD, YPG’ye verilen destek. Yani Türkiye’yle ABD arasında dış politikada bazı fikir uyuşmazlıkları had safhada gibi gözüküyor. Bu taraftan Türkiye – Amerika ilişkilerini nasıl değerlendireceksiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye’nin Ortadoğu politikası iflas etmiştir. Türkiye’nin Suriye politikası iflas etmiştir. Türkiye’nin Mısır politikası, Libya politikası iflas etmiştir. Neresinden bakarsanız bakın tutarsız bir politikadır. Suriye yapmayın dedik yaptılar, girmeyin dedik girdiler. PYD’ye kızıyorlar, kızabilirler, kızıyorlar, haklılar ama şunu söylemekten kendimi alamıyorum. O zaman siz PYD’nin araçlarını neden Türkiye üzerinden başka bir bölgeye girmesine izin verdiniz? Bu bir dış politika mıdır? Bunun bana mantıklı bir gerekçesi açıklanmak zorundadır. Nedir bu olay? Bunu yaptılar.

Deniz ZEYREK- Kobani olayını mı kastediyorsunuz? Kobani’deki şeyi mi kastediyorsunuz, o yani PYD’ye giden araçlar Türkiye üzerinden geçti dediniz ya.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye üzerinden geçti.

Deniz ZEYREK- Yani Irak’tan çıkıp Kobani’ye giderken…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, Irak’tan çıktılar, Türkiye üzerinden geçtiler, Kobani’ye gittiler,  şimdi kıyameti koparıyor. İzni veren sensin kardeşim. Sen bu izni verirken düşünmedin mi? Şimdi dış politikada eğer geleceği görerek karar vermezseniz veya geleceği hiç tahmin etmeyip günü birlik kararlar peşinde koşarsanız böyle bir tabloyla karşılaşırsınız.

Kandırılan, açıkça söylüyorum, altını da çiziyorum kandırılan bir hükümet var. Suriye’ye girin dediler, girdiler. Esad’la çatışın dediler, çatıştılar. Sonra kalktı dönemin Başbakanı dedi ki, bizi desteklemediler, bizi yalnız bıraktılar. Bu şunu gösteriyor; yani siz girin biz sizi destekleyeceğiz dediler, siz girdiniz her türlü karışıklığı yaptınız ama şimdi biz buna karışmıyoruz. Bunun itirafıdır. Bu doğru bir uygulama değil. Yani dış politikada siz 3 adım sonrasını, 4 adım sonrasını görebilseydiniz bu kararların hiçbirisini almazdınız. Amerika ve Rusya PYD konusunda neredeyse ortak hareket ediyorlar. Bir de düşünün, bir ay öncesini düşünün, hani böyle bir yıl öncesini değil bir ay öncesini düşünün. Putin neredeyse Türkiye’yle beraber ortak hareket eden bir devlet adamı görünümündeydi. Öyle sunuluyordu Türkiye’ye. Oysa gerçek öyle değildi, biz bunu biliyorduk. Trump’ın hemen seçilmesinden sonrasını bir de düşünün. Ortadoğu’da barışı sağlayacak olan ve Türkiye’nin çıkarlarını Ortadoğu’da savunacak olan bir Trump figürü bütün havuz medyasında yer almaya başladı. O da gerçek değildi. Yani bir hükümeti düşünün, bir taraftan öbür tarafa savurulan, sağlıklı ve tutarlı kararları olmayan, karar oluşturamayan, dünya dengelerini iyi okuyamayan ve gitgeller yaşayan bir hükümet.

Şimdi Mümbiç’e gireceğiz diyor değil mi? Defalarca söylendi. Dışişleri Bakanı söyledi, Sayın Başbakan söyledi mi onu tam bilemiyorum, ama en azından girmeyeceğiz demedi. Sayın Cumhurbaşkanı defalarca Mümbiç’e gireceğiz, Rakka’ya gireceğiz, işte haber verdik, planlar gönderdik vs. falan. Ne Mümbiç, ne Rakka, ikisi de başkalarının kontrolünde. Rusya’nın oraya yerleştiğini görüyoruz, Amerika’nın oraya yerleştiğini görüyoruz ki bugün Hürriyet Gazetesinin manşetinde vardı bu haber. Bütün bunların hepsini görüyoruz. Bölgesinde yalnız, itilen bir Türkiye var. Sözüne güven duyulmayan, yöneticilerinin söylediği boş olan, cümleler kurup söylüyor, hamaset yapıyor ama gereğini asla yapmayan, yapamayan, yapma gücü olmayan bir Türkiye imajı çıkıyor ortaya. Bu bizi rahatsız ediyor.

Deniz ZEYREK- Fırat Kalkanı operasyonuna başlangıçta destek verdiniz Türkiye’nin 100 kilometrelik bir sahada…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güvenli bölge oluşturması açısından destek verdik.

Deniz ZEYREK- O sizin destek verdiğiniz sınır aşıldı mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- El Bab’ın ötesine gitmeyeceklerdi. El Bab’a kadar gideceklerdi ve orada duracaklar, güvenli bölgeyi oluşturacaklar, o güvenli bölgeye de Türkiye’deki Suriyelileri götürüp yerleştirecekler.

Bülent AYDEMİR- El Bab’ın ötesine geçilmedi zaten. Halep-Mümbiç otobanının güneyini…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niyetleri vardı, gitmek istiyorlardı…

Deniz ZEYREK- Cumhurbaşkanı daha güneye gidilmez dedi.

Bülent AYDEMİR- Mutabakatın gereği şuydu yerine getirildi. Ben şunu merak ediyorum Sayın Genel Başkan. Şimdi Suriye politikasıyla ilgili hükümet sözcüsünden, hükümetin çeşitli yetkililerinden açıklamalar geldi. Bu restore edileceği, bu politikanın değiştiği, değişmesi gerektiği yönünde. Bununla ilgili adımlar atılıyor. Sahada çok farklı. Az önce sizin ifade ettiğiniz gibi Amerika var, YPG, PKK’yla iş tutan Rusya henüz tam olarak istenilen seviyeye gelmiş değil ilişkiler. Bu sarmaldan peki nasıl çıkılacak? Sonuçta bir kararlılık da var iktidarda, hükümette. Nasıl değişecek bu politikalar? Sizin öngörünüz ya da öneriniz nedir bu konuda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bülent Bey, iktidarda kararlılık olması için iktidarın bir hedefinin olması lazım. Yani bir hedef belirlersiniz ve hedefe kararlılıkla yürürsünüz, yani gereğini yaparsınız. Hedef yok ki kararlılık olsun. Örneğin şu ifade kararlı bir ifadedir, “Biz Mümbiç’e gireceğiz”, doğru hedef konmuş. Giriliyor mu? Hayır.

Bülent AYDEMİR- Girilmesi gerekir mi sizce? Yani girmemiz gerekir mi Mümbiç’e? Orada Amerika var, Rusya var, rejim var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben hükümet değilim, ama hükümet olanlar eğer bir yere karar veriyorlarsa herhalde bunu oturup düşünmüşlerdir, MİT, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı oturulmuştur, konuşulmuştur, ne yapalım, ne edelim ve ondan sonra sözümüzü söyleyelim.

Şimdi ortada arkası gelmeyen bir laf var, sözü havada kalan bir süreç var. Ben hep şunu söylerim. Rahmetli Ecevit’in Kıbrıs çıkarmasını örnek veririm. Kıbrıs soykırımı yapıldığı zaman,  oradaki Türklere yönelik soykırım yapıldığı zaman, siviller, çocuklar öldürüldüğü zaman oturuldu, karar verildi, Türk askeri Kıbrıs’a çıktı, Kıbrıs’a çıktıktan sonra rahmetli Bülent Ecevit, sizler de o kareleri hatırlarsınız, Başbakanlıktan çıktı ve basına şu açıklamayı yaptı: “Türk askeri barış için şu anda Kıbrıs’tadır. Allah Türk milletinin yardımcısı olsun…” gibi bir cümle kullandı. Kararlılık budur. Söyledi mi? Söyledi. Ne zaman söyledi? Gereği yapıldıktan sonra söylendi. Şimdi ben buraya gideceğim diyorsunuz. Siz gidiyorsunuz bir bakıyorsunuz Mümbiç çevrilmiş, Suriye ordusuna teslim edilmiş, sizin eliniz, kolunuz bağlanmış, sizin söylediğiniz bütün laflar havada. Nedir? Çünkü siz hükümet değilsiniz, hükmedemiyorsunuz. Kararlılık ifadeniz yok. Yani söylüyorsunuz ama sadece laf söylüyorsunuz. Gerek? Gereği hiç yapılmıyor.

Bülent AYDEMİR- CHP’nin önerisi nedir Suriye konusunda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öneri, süratle Suriye’yle işbirliği yapıp Suriye’deki savaşı bitirmeleri.

Bülent AYDEMİR- Suriye’yle işbirliği derken rejim yani şu andaki?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Rejimle yapar, kimle yapacaksınız? Suriye’nin bütünlüğünü kimle koruyabilirsiniz? Rejimle koruyabilirsiniz. Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyor muyuz? Savunuyoruz. Suriye’yle işbirliği yapmadığınız sürece toprak bütünlüğünü sağlayamazsınız. Bu Türkiye’nin aleyhine oluyor.

Deniz ZEYREK- Ama Astana’da zaten şu anda rejimle bir görüşme de sürdürülüyor. Yani bu dediğiniz noktaya gelindi gördüğüm kadarıyla. Yani Astana’da Kazakistan’da barış görüşmeleri, ateşkes görüşmeleri var o masada…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Astana’da görüşmeler yapıldı. Suriye’nin iç barışına hizmet edilmesi gerektiği yönünde kararlar da alındı. Güzel kararlar, biz barışın olmasını isteriz yani. Suriye’de kan akmasını kim ister? Kimse istemez. Ama bugün görünen nokta şudur; Ortadoğu politikasından kaybeden tek ülke Türkiye’dir. Suriye’de kaybedenler de sadece Türkmenlerdir. Kendi toprağını koruyamayan, Süleymanşah Türbesini koruyamayan kimdir? Kendi toprağımız değil miydi? Kendi topraklarımızdan çekildik yani. Sözde 24 saatte gidip Emevi Camii’nde namaz kılacaktık. Nereden nereye geldik?

Deniz ZEYREK- Efendim şöyle bir şey var. Şimdi hükümetin bu konudaki görüşü çok net. Fırat Kalkanıyla bir kere sınırımızda 20 kilometreden fazla derinlikte bir güvenlik alanı oluştu. Artık Kilis’e havan topları düşmüyor. Afrin’le Kobani arasında, Mümbiç arasında haritada bir PYD koridoru da oluşmadı, bunun da önüne geçildi El Bab alınarak. İşte dönüşler başladı,  Cerablus’a Suriyeliler gitti, dün El Bab’a gidiyordu. Bunlar başarı hanesine yazılamaz mı? Yani bir takım sonuçlar alınıyor netice itibariyle.


Kemal KILIÇDAROĞLU-
Buna başarı denemez ki, neresine başarı diyeceksiniz. Yani bilmiyorum acaba iktidar kanadı bunu başarı olarak görüyor mu? Emin olun yani eğer buna başarı deniyorsa başarı sözcüğünün anlamını değiştirmemiz lazım. Güvenli bölge oluşturma? Oluşturmalıyız. Yeni mi? Çok önceden oluşturulmalıydı. Ne diyorlardı? “Fırat’ın batısı kırmızıçizgimizdir” diyorlardı değil mi? Kaldı mı kırmızıçizgi? Kalmadı. Neresi kırmızıçizgi? Yok ortada bir şey yok yani.

Bülent AYDEMİR- Sahada süper güç ülkeler var, Rusya var, ABD var, rejim var, İran var. Yani çok girift bir hal almış durumda bu mesele. Bir de tabi PKK’nın oradaki varlığı, PKK, YPG’nin elinde sığ güdümlü füzeler çıkıyor, ağır silahlar almaya başladı, militan sayısını artırıyor. İşte bugün mesela bir haber bunu da değerlendirmenizi rica edeceğim. Rakka’nın Tabya bölgesine Amerikalılarla birlikte Suriye demokratik güçleri yani çoğunluğunu YPG’nin oluşturduğu, PKK’nın oluşturduğu Suriye demokratik güçleri havadan paraşütle indirildi. Yani bu denklemin içinden çıkmak nasıl bir şey? Bir de tabi bu PKK, PYD’nin burada bulunması Amerikalıların taslak anayasasına koyduğu bir şey. Ruslar da bu anayasaya koydular. Otonom bir Kürt yapısı orada, federe bir yapı… Buradan nasıl çıkılacak? Mesele de bu. Siz bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? PKK işi, YPG işi nereye gidiyor Suriye’de? Bir federatif yapıya mı gidiyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye Suriye politikasıyla başına bela aldı. Türkiye Suriye politikasıyla bir oyuna geldi. Çünkü dış politikayı okuyamayan, Türkiye’de hayaller peşinde koşan bir iktidar vardı. Suriye demek Rusya demektir. Eğer siz Tartus Limanının Suriye’nin Rusya için ne kadar önemli olduğunu bilmezseniz, sizin Dışişleri Bakanlığınız bilmez, sizin bürokratlarınız sizi uyardığı halde, siz siyaset olarak bürokratları dinlemez de başınıza buyruk hareket ederseniz böyle bir tabloyla karşılaşırsınız. Rusya çok daha güçlü bir hale geldi. İran Ortadoğu’da çok daha güçlü bir hale geldi. Amerika Suriye’de çok daha güçlü bir hale geldi. Kaybeden sadece Türkiye. Siz eğer bunları okuyamazsanız Türkiye kaybetmeye mahkumdur. Bütün bu hataların faturası bize çıktı, Türkiye’ye çıktı. Normali neydi, neden biz Ortadoğu’da savaş olmasın, Ortadoğu’da barış olsun diye yıllar yılı, bakın yıllar yılı hep söylendi. Pek çok iktidar geldi gitti ama yıllar yılı bunlar söylendi. Bunlar bir fetih heyecanı içinde biz gideceğiz Suriye’yi de alacağız, Şam’a zaten 24 saat içinde gideriz, her şeyi alırız. Buyurun ne oldu? Tam bir hayal kırıklığı. Vatandaşın bunu düşünmesi lazım. Bakın bunu çok samimi söylüyorum. Bu hükümet, mevcut hükümet dış politikada Türkiye’nin itibarına çok ama çok büyük darbeler vurmuştur. Türkiye sözü dinlenmeyen, Türkiye dışlanan bir ülke konumuna gelmiştir. Buyurun Irak’a bakın, Kerkük’te kimin bayrağı dalgalanıyor? Birleşmiş Milletler Kerkük’te dalgalanan bayrak için açıklama yapıyor, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti açıklama dahi yapamıyor. İsrail’de ezanın okunmamasıyla ilgili parlamentoda görüşmeler yapılıyor yasaklanmasıyla ilgili, biz açıklama yapıyoruz, hükümet bir cümle dahi kuramıyor. Nasıl bir hükümettir bu? Nasıl bir Ortadoğu politikasıdır bu? Nasıl bir anlayıştır bu anlamak mümkün değil. Emin olun anlamakta zorlanıyorum. Böyle bir dış politikayı hiç yaşamadık. Bakın, cumhuriyet tarihinde hiç yaşamadık ilk kez yaşıyoruz. Tam bir iflasla karşı karşıyayız.

Alican TÜRKOĞLU-AB’yle ilişkiler tarafına geçelim eğer yoksa Ortadoğu’yla ilgili sorunuz. AB ülkelerinin bir kısmıyla yani Avusturya’yla başladı, Hollanda’yla devam etti, şu anda Almanya’yla bir en azından söylem konusunda kriz yaşanıyor. Bunu da değerlendirmenizi rica edeceğim. Öncelikle isterseniz son gelişme olduğu için Almanya’yla başlayalım. Almanya İstihbarat Başkanından gelen, 15 Temmuz’da biz FETÖ’yle ilgili henüz bir intibamız yok açıklaması ve Alman makamlarıyla Türkiye arasında gidip gelen sertleşen söylemler.

Deniz ZEYREK- Bir de PKK bayraklarının, Öcalan posterlerinin bir gösteri yapıldı Almanya’da ona da tepkiler vardı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi önce şunu rahatlıkla ifade edebilirim. Ben bunu Brüksel’de de, Strazburg’da da, Berlin’de de ve diğer pek çok yerde de, Londra’da da açıkladığım için burada da rahatlıkla açıklayabilirim. AB Türkiye’ye karşı çifte standart uyguluyor nokta. Bakın bunu çok rahatlıkla her yerde söyledim. Üstelik bunu hani böyle Türkiye’de değil, ben bunu Brüksel’de parlamentoda dile getirdim, ben bunu Londra’da dile getirdim, ben bunu Almanya’da dile getirdim. Türkiye’ye karşı AB çifte standart uyguluyor.

Alican TÜRKOĞLU-Niye?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ve ben bu cümleden sonra şunu da söyledim. Bu Avrupa’nın etik değerleriyle bağdaşmıyor. Siz herhangi bir ülkeyi birliğe alırken belli kurallar söylüyorsunuz yerine gelsin diye. Türkiye’de aynı kuralları yapıyor. Ama siz ek kurallar istiyorsunuz, ek koşullar getiriyorsunuz. Bunlar doğru değil. Bunu söyledim. Ben şunu kabul ederim, Türkiye bir Bulgaristan gibi ya da diğer Avrupa’nın küçük ülkeleri gibi, Romanya gibi rahatlıkla AB’ye uyum sağlayacak bir ülke olarak görmeyebilirler. Türkiye’yi daha farklı görebilirler. Doğru Türkiye büyük bir ülkedir, kolay hazmedilecek bir ülke değildir. Ama Türkiye’nin AB’ye uyumu konusunda çifte standarda değil ek teşviklere, daha iyi imkanlara kavuşması ve bununla ilgili politikaların geliştirilmesi gerekirdi bize yönelik olarak. Bunlar yapılmadı. En son geldiklerindeki geçen yıl ve bu yıl görüştük. Yeni fasılların açılmasını istedik, özellikle hukuk açısından yeni fasılların açılmasını istedik, bu fasıllar açılırsa Türkiye’de demokratikleşme açısından yeni adımlar atılabilir ve Türkiye’ye katkı vermiş olursunuz. Bunu da söyledik ama bunu da yapamadık yani fasılları açmadılar.

Dolayısıyla ben Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik olarak samimi davranmadığını ve çiftte standart uyguladığını kabul ediyorum ve baştan söylüyorum. Ama hükümetinde AB politikalarının tutarlı olduğu kanısında değilim. Neden değilim? Ben Sayın Davutoğlu’na da, Sayın Binali Yıldırım’a da şunu söyledim. Niye Avrupalılar bizden istedikleri zaman yapıyoruz? Bizim irademiz yok mu? Biz oturalım kendimiz yapalım hiç Avrupa’yı beklemeyelim. Yani demokrasiyi onlar dayattığı zaman mı getirelim? Oturalım iktidar, muhalefet hep birlikte AB’nin standartları neyse demokratik standartları hepsini kendi ülkemize getirelim. Yani bizim ülkemizin vatandaşı üçüncü sınıf bir demokrasiye mi layık? Yapalım ve dönüp şunları söyleyelim AB’ye, “Kardeşim bırakın dayatmaları biz hepsini yaptık. Buyurun şimdi Türkiye’yi AB’ye tam üyeliğe alın.” Biz diyelim bunu. Ama maalesef bu olmuyor, yapmıyorlar.

Bülent AYDEMİR- Sayın Cumhurbaşkanının bir ifadesi oldu bu AB’yle yaşanan krizden sonra. Dedi ki, 16 Nisan’dan sonra oturup bir karar vereceğiz dedi. İradeli bir açıklama gibi duruyordu. Şimdi geçmişe baktığımızda batı perspektifi açısından rahmetli Adnan Menderes’ten tutun Süleyman Demirel, Turgut Özal, Erbakan, Ecevit, Sayın Yılmaz, Çiller bunlar hep AB perspektifini destekleyen, batı perspektifini destekleyen isimlerdi. Siz de öyle CHP’nin lideri olarak. Aynı zamanda bu saydığım isimlerin önemli bir bölümü başkanlıkla ilgili de destekleri vardı. Şimdi referandum sürecinde bu AB’yle tam da referandum gerekçesiyle Türkiye’de önemli bir halk oylamasına giderken bu krizin yaşanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 57 yıllık, 60 yıllık bir hikaye Türkiye’nin Avrupa serüveni. Onun da bu referandum nedeniyle bitiyor olması ya da biteceği yönünde mesajlar vermesine nasıl bakıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hollanda krizini mi?

Bülent AYDEMİR- AB’yle genel olarak yaşanan?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Genel olarak yaşanan kriz şu; Türkiye’de demokratik standartlar geriledikçe belli tepkiler geliyor. İnsan hakları ihlalleri oldukça belli tepkiler geliyor. Artık insan hakkı ihlallerini bir ülkenin kendi iç sorunu olarak dünya görmüyor. Bugün dünyanın herhangi bir ülkesinde insan hakkı ihlalleri olduğu zaman Türk hükümeti de diyor ki, bu yanlıştır diyor. Burada insan hakkı ihlalleri olmaz. Zaten Suriye’ye müdahalenin biraz altında da o yatıyordu. Orada insan hakkı ihlalleri var, tek adam rejimi var, burada insanlar öldürülüyor, katlediliyor, demokrasi yok. O halde biz demokrasiyi getirelim diye her türlü müdahaleyi bir şekliyle yaptık.

Şimdi bu çerçeveden baktığınız zaman biz insan hakkı ihlallerini bir şekliyle sıfırlamalıyız demokrasiyi savunuyorsak. Nedir bunlar? Medya özgürlüğü aramızda sorun yaratıyor, 150’nin üstünde gazeteci hapiste. Niye hapiste? Şimdi bunu anlatamıyorlar. Anlatamazlar da zaten. Hele Cumhuriyet Gazetesi yazarları kaç aydır hapiste iddianame yok bir türlü ortada. Şimdi savcı ne yazacak iddianame biz de merak ediyoruz ne yazacak diye. FETÖ’cü diye içeri atıldılar, gazetenin bütün hayatı FETÖ’yle mücadeleyle geçmiştir. Ahmet Şık bunlardan birisidir mesela. Aklın alamayacağı şeyler. İnsan hakkı ihlalleri var, hapishanelerde var. Bunlara tepki gösteriyor Avrupalı, bunları düzeltin diyor.

Şimdi gelelim son Hollanda olayına. İki yönlü bakmamız lazım Hollanda olayına. İki ayrı pencereden ve dürüstçe bakmamız lazım. Birincisi şu; bir sefer bir ülkenin bakanı bir başka ülkeye gidiyorsa sınırdan geri çevrilmesi asla kabul edilemez, doğru değildir ve buna hepimizin ortak tepki vermesi lazım. Nitekim verdik. Bir başka bakanımızın sınır dışı edilmesi o da doğru değildir ona da tepki verdik. Hep beraber tepki verdik. Ama dönüp bir de kendimize şu soruyu sormamız lazım. 2008’de parlamentodan bir yasa çıktı. Ne diyor yasa? Yurtdışındaki vatandaşlarımız oy kullanırlar, doğru oy kullanıyorlar, referandumda da oy kullanırlar, evet oy kullanırlar. Ama yurtdışında propaganda yapılamaz. Biz demişiz. Türkiye Cumhuriyetinin parlamentosu bir kanun çıkarmış 2008 yılında. Şimdi yurtdışında propaganda yapılmaz diye bir kanun çıkaracaksınız, kanunu çıkaran parlamentoyu bir tarafa bırakıyorsunuz, iradesini bir tarafa bırakıyorsunuz ben yurtdışına büyükelçiliklerde, konsolosluklarda propagandaya gidiyorum diyeceksiniz. Bu olmaz, bu doğru değil. Ben gidip Türkiye Cumhuriyetinin Paris Büyükelçiliğinde propaganda yapabilir miyim? Doğru değil yanlış. Bırakın yurtdışını Maliye Bakanlığında veya Ankara Valiliğine gidip ben propaganda yapabilir miyim? Yapamam, doğru değil, yasalar izin vermiyor buna. Ama siz yapıyorsunuz.

Şimdi öyle bir şey ki, iki arada bir derede kaldı Türkiye. Yaptığı suç, öbür tarafın yaptığı da en azından diplomatik açıdan tam bir rezalet, skandal, doğru değil. Fatura kime çıktı? Hollanda’da, Almanya’da yaşayan Türklere çıktı. Sizin tutarsız bir davranışınız bizim Türklere faturayı çıkardı. Çok sayıda işçinin işine son verildi. Öğretmenin okullarda işine son verildi. İşadamlarımız diken üstünde hem Hollanda’da, hem Fransa’da, hem Almanya’da. Neden, niye buna yol açıyorsunuz? İçerde düşman bulunamadı referandum için, dışarıdan bir düşman bulmamız lazım. Kim düşman? Hollanda. Ki, 8 kez Hollanda Başbakanıyla Türkiye’nin Başbakanı görüşüyorlar ve söylüyor bizde seçimler var seçimler bitinceye kadar Hollanda’ya gelmeyin. Büyük bir olasılıkla Sayın Binali Yıldırım da olur gelmeyeceğiz demiştir.

Daha sormamız gereken ciddi bir soru daha var. Hollanda’nın büyükelçisi nerede?

Deniz ZEYREK- Türkiye’nin Hollanda…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye Türkiye’de?

Deniz ZEYREK- Türkiye’nin Hollanda’daki büyükelçisi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden Türkiye’de? Dışişleri Bakanı gidiyor. Normalde büyükelçiler Dışişleri Bakanlarını karşılarlar. Normali budur, devletin geleneği de böyledir. Niye Türkiye’de? Kaç aydır Türkiye’de ve nerede? Sayın bakan Hollanda’ya gidiyor, kadın bakanımız Hollanda’ya gidiyor, etrafı polis koruması var, büyükelçi yok, hakkını savunacak bir başkonsolos var. Nerede bu büyükelçi? O ortamda büyükelçi orada olmayacak da büyükelçi nerede olacak Allah aşkına? Ben bu soruyu da sordum. Şu ana kadar hükümet yetkililerinden bir cevap almış değiliz.

Dolayısıyla dış politika hamaset üzerine, büyük laflar üzerine kurulmaz. Dış politika akıl işidir, mantık işidir, öngörü işidir, üç adım sonrasını görme, tahlil etme, ona göre konuşma işidir. Dış politikada bir laf ederseniz 9 boğumdan geçmesini sağlayacaksınız, her aşamada test edeceksiniz. Dış politika böyledir ve dış politika milli olmak zorundadır.

Deniz ZEYREK- Hükümette şöyle bir şey var. Yani Türkiye çok büyük projeler yapıyor, çok atılım gösteriyor, kıskanıyorlar Türkiye’nin önünü kesmeye çalışıyorlar. Bütün o dış güçler işbirliği halinde bu tabloyu karışımıza çıkarıyorlar gibi bir söylem de var. Yani hem Suriye için geçerli işte biraz önce saydığımız Rusya’yla ABD birlikte hareket ediyor ya da Almanya, Hollanda vs. ABD’nin oradaki tavrı, İngiltere’nin Türk Hava Yollarıyla ilgili tavrı. Buna ne diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi her ülke kendi çıkarını savunur. Hollanda kendi çıkarını savunur, Almanya, Fransa, Amerika, Japonya, Türkiye de kendi çıkarını savunur. Peki dış politika ne üzerine inşa edilir? Ülkelerin çıkarı üzerine inşa edilir dış politika. Eğer ben olumlu görüyorsam aynı avantajı bir başka ülke de görüyor. Örneğin çifte vergilemeyi önleme anlaşması yapıyoruz iki ülke arasında. Parlamento da onaylıyor bunu. İki ülkenin de lehinedir bu. İki ülkenin işadamları iki ülkede rahatlıkla bir vergi engeliyle karşılaşmasınlar ve yatırımları yapsınlar. Tek boyutlu bir dış politika olmaz. Siz kendinizi karşı tarafa teslim ederseniz, bir politika üretmezseniz, düşmanlık üzerine inşa ederseniz politikanızı kaybedersiniz. Niye bütün Avrupa’yı karşımıza alalım? Herkesi düşman görmeye değil, tam tersine düşmanı dahi dost olarak kazanmaya ihtiyacımız var bizim. Bu ülkeyi kuranlar, cumhuriyeti kuranlar boşuna yurtta barış, dünyada barış dememişler. Boşuna denmemiş bu laf. Bu lafın arkasında savaşlar var, bu lafın arkasında bir devletin kuruluşu var. Bu lafın arkasında acı var, gözyaşı var, kan var. Bu insanlar kolay kolay barıştan söz etmemişler. Bütün o kavgalardan, bütün o mücadelelerden sonra cumhuriyeti kurmuşlar ve barışın değerini bütün dünyaya anlatmaya çalışmışlar, huzurun değerini anlatmaya çalışmışlar. Suriye politikasında kaybeden biziz, Irak politikasında kaybeden biziz, Avrupa politikasında kaybeden biziz, Libya politikasında biziz, Mısır politikasında kaybeden biziz. Dış politikada söyleyin yani kazandığımız ne var, neyi kazandık biz? Şurada bizim bir kazanımımız oldu. Yok öyle bir şey. Büyük yatırımlar elbette yapılacak niye yapılmasın. Türkiye büyük bir ülkedir. Köprüyü de yapar, yolu da yapar, üniversitesini de kurar, büyük yatırımlar yapar, şirketlerini destekler. Ama kavga ederek siz eğer dünyadan soyutlanır bir tarafa bırakılırsanız büyüyemezsiniz. Büyümenizin yolu nedir? Barıştan geçer. Türk Hava Yolları nereye uçacak? Almanya’ya da gidecek, Hollanda’ya da, Amerika’ya da, Kanada’ya da, Japonya’ya da, Avusturalya’ya da gidecek. Siz bütün bu ülkelerle kavga ederseniz nasıl büyüyeceksiniz?

Alican TÜRKOĞLU-Peki 16 Nisan sonrası düzelir mi sizin görüşünüze göre? Yani şu yönde bir eleştiri geliyor ya hükümetten özellikle Avrupa ülkelerine. Yani Avrupa ülkeleri işte Hollanda, Almanya “Evet” propagandasına veya “Evet” toplantılarına izin vermezken hayırla ilgili organizasyonlara izin veriyor diye. İşte CHP’li milletvekillerinin toplantılarına veya HDP’li milletvekillerinin orada gitmiş olduğu salon toplantılarına izin veriliyor diye. Yine Deniz Bey hatırlattı, işte PKK gösterilerine herhangi bir şekilde Almanya’dan bir sıkıntı çıkarılmazken Türkiye’nin yapacağı organizasyonlara izin verilmiyor diye. Yani şu noktaya geliyor bağlanıyor aslında konu. Avrupa ülkelerinin bir kısmı 16 Nisan’da Türkiye’de “Hayır” politikasını mı destekliyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Şöyle; her ülkenin kendi çıkarlarını koruma gibi bir amacı vardır. Az önce söyledim 2008’de bir kanun çıkarmışız, yurtdışında seçim propagandası yapılmaz diye. Niye çıkarıldığını ben değil Sayın Cemil Çiçek anlattı, söyledi. O zaman da büyük bir ihtimalle Meclis Başkanıydı, şu anda tam hatırlamıyorum tarihleri. Dedi ki, yurtdışındaki işçilerin oy kullanmalarıyla ilgili içerdeki politikaların, Türkiye’deki tartışmaların, politikaların başka bir ülkeye yansımaması için, biz o ülkelere güvence vermek için böyle bir düzenleme yaptık. Yani yurtdışında seçim propagandası yapılamaz diye. Şimdi ona uymuyoruz niçin uymuyoruz? Biz hukuk devleti değil miyiz? Hukuk devletiyiz. Parlamentonun iradesi çıkmış mı? Çıkmış. Bu milli irade midir, bu yasa milli iradenin sonucunda mı çıktı? Evet. Niye milli iradeyi üç bakan, beş bakan takmaz?

PKK’nın gösterisi. Kesinlikle karşıyız. Terör örgütü olarak görüyorsan ki öyle gördüklerini söylüyorlar kardeşim yasaklayacaksın. Burada hiçbir tereddüde yerimiz yok. En ufak bir tereddüt yok burada. Terör örgütü olarak görüyorsun, parlamentoda kabul ediyorsun, ondan sonra gideceksin izin vereceksin. Niye izin veriyorsun kardeşim vermeyeceksin. Çifte standart derken zaten bunları kastediyoruz biz. Neden izin veriyorsun, vermeyeceksin izin. Hem diyeceksin terör örgütü, hem izin vereceksin. Bayrakları, asla izin vermeyeceksin ve Türkiye’de bunun takipçisi olmalı. Büyükelçisi, diğerleri. Gösterimi oldu buradaki büyükelçi bir Dışişleri Bakanlığına davet edilmeli, kınanmalı, siz bu terör örgütüne nasıl izin veriyorsunuz demeli. Bunları yapılmalı. Biz bunlara her türlü desteği veririz, hiçbir tereddüdümüz yok burada.

Deniz ZEYREK- Efendim biraz önce Türkiye’yi kuranlardan bahsettiniz yurtta barış, dünyada barış ilkesinden bahsederken. 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferinin yıldönümünde Genelkurmay’ın üç afişi vardı kutlamak için. Orada Atatürk’ün resmi kullanılmamıştı ve çok tepki de çekti. Bu konuda sizin görüşünüz ne?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Beni derinden yaralamıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale’de neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Kurtuluş Savaşımızın önsüzüdür Çanakkale. Gerçekten yedi düvele karşı mücadele edilmiştir. Beni derinden yaralamıştır o kadar.

Deniz ZEYREK- Neye bağladınız efendim, neden kullanılmadı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mustafa Kemal Atatürk hepimizin ortak paydasıdır. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, ama bu ülke için emek harcamış, bu ülke için mücadele etmiş, bu ülkenin kurtuluşu için çaba harcamış, bu ülkenin insanları Kuranı Kerim’i bile kendi dillerinden okusunlar diye Elmalılı Hamdi Yazır’a kuranın mealini yazdırmış, TBMM’yi kurmuş, 1920’de açmış ve o açılış gününü çocuklarına bayram olarak vermiş Mustafa Kemal ve arkadaşlarını kimse görmezden gelmemeli. Kimse de bu Mustafa Kemal Atatürk bizim partimizin ya da onun partinin, şu partinin değil, Mustafa Kemal Atatürk Türk milletinin ortak değeridir, hepimizin ortak değeridir. Bunu görmezlikten gelmek doğru değildir, kabul edilemez.

Bülent AYDEMİR- Sayın Genel Başkan, sıcak bir gelişme bugün yaşandı. Norveç, bu Fethullahçı Terör Örgütü üyesi askerlere oturma ve çalışma izni verdi. Öncelikle bunu soracağım. Yine devamında az önce bu AB’yle yaşanan Sayın Bakanların ziyaretleri sırasında yaşanan krizi değerlendirirken bakanların uğradığı muameleden rahatsızlık duyduğunuzu, bu konuya karşı duruşunuzu da daha önce ifade etmiştiniz. Şunu merak ediyorum, sizce konuşmalarınızdan şunu edindim bu mesele, bu ziyaretler kasıtlı mı böyle bir kriz çıkarıldı iki tarafta da? Bunu mu kastettiniz? Birincisi bu.

İkincisi, Sayın Bakanın uğradığı muameleden sonra Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan, kendisini aradınız mı geçmiş olsun demek için?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır. Ama kamuoyuna biz Hollanda’nın bu davranışının doğru olmadığını, bu konuda hükümetin yanında olduğumuzu, Türkiye Cumhuriyeti Bakanına böyle bir davranışı asla benimsediğimizi kendilerine açıkladık. Yani bütün kamuoyuyla paylaştık. Bu tepkimizin bir bakana duyurulmasının çok daha ötesinde değerli bir ifadedir bana göre, bize göre. Çünkü biz dış politikada milli bir duruş sergilenmesi gerektiği kanısındayız. Biz bakanla ayrı düşünebiliriz, farklı partilerdeniz zaten. Ama sonuçta o bakan Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bir bakanıdır. Başka bir ülkeye gider, kendi büyükelçiliğine gider, büyükelçiliğinde oturur, konsolosluğuna gider, konsolosluğunda oturur, dolayısıyla hiçbir sorun olmaması ve sorun çıkarılmaması lazımdır. Bir sorun çıkarılmışsa bu Hollanda hükümetinin ayıbıdır. Bundan kim yararlandı? Hollanda Başbakanı yararlandı. Siyasette kullandı bunu. Dış politika günlük siyasette kullanılacak kadar basit bir politika değil, sıradan bir politika değil, derin, kalıcı izleri olan bir politikadır dış politika.

Bülent AYDEMİR- Bu geziler sonlandırıldı, AB ülkelerine gitmeyecek artık hükümet bunu açıkladı. Bu krizden sonra olumsuz mu sonuçlandı yani bu mesele sizin değerlendirmelerinize göre? Az önce bilmiyorum elinizde rakamlar var mı işten çıkarılanlar olduğunu söylediniz. Bunlarla ilgili veri var mı? Yani bu mesele aslında Türkiye aleyhine mi, olumsuz mu sonuçlandı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Veri yok, çok sayıda telefon aldık. Bazı veriler de var. Sayısal olarak böyle bütün Almanya’da ya da Hollanda’da değil ama belli yerlerde veriler var, telefonlar geliyor. Mesela şu telefonu hiç unutmuyorum. Hollanda’da bir Türk kadın ki, yıllardır orada, komşusu Hollandalı. Her sabah dışarı çıkarken birbirleriyle selamlaşan, ama son çıktığında Hollandalı kadının sırtını döndüğünü ve selam vermediğini ve bunun da kendisini derinden yaraladığını söylüyor. Buna benzer davranışlar oradaki Türkleri zor duruma sokuyor. Siz iç politikada evet çıkaracağım diye dışarıdaki Türkleri feda edemezsiniz. Yazık günahtır. İnsanlar oraya alın terleriyle gittiler, emekleriyle gittiler, çoluk çocuklarıyla gittiler oraya, ekmek parası için gittiler, mücadele ettiler, dişleriyle, tırnaklarıyla tutundular. Kimisi sanayici oldu, kimisi işadamı oldu, kimisi orada emekli oldu, oraya yerleşti. Kimisinin çocukları üniversitede, kimisinin çocukları devlette bürokrat olarak çalışıyor. Şimdi siz bu tabloyu alıyorsunuz tersyüz ediyorsunuz ve Türklere daha farklı bir gözle bakılmasına ortam hazırlıyorsunuz. Bu doğru değil. Oradaki Türkleri çok yaraladı.

Alican TÜRKOĞLU-Sayın Genel Başkan kısa bir reklam arası verelim daha sonra devam edelim.

Habertürk TV-Bloomberg HT ortak yayınında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla gündemi değerlendirmeye devam ediyoruz. Dış politikayı konuştuk biraz da iç politika, 16 Nisan referandumundan bahsedelim. Sayın Genel Başkan, Sayın Cumhurbaşkanının bir açıklaması vardı-dış politikadan geçişi yapalım-16 Nisan’dan sonra birçok şey değişecek diye, yani bu hem Avrupa Birliğiyle, Avrupa Birliği ülkeleriyle ilişkiler kapsamında olacak hem de Türkiye’deki birçok şeyi de kastediyor tabi ki. Cumhuriyet Halk Partisine göre, Kemal Kılıçdaroğlu’na göre 16 Nisan’dan sonra Türkiye’de ne değişecek Sayın Genel Başkan?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayat zaten değişim üzerine inşa edilmiştir yani, her şey değişiyor. Teknoloji değişiyor, düşünceler değişiyor, dünyaya bakış değişiyor, hukuk daha da gelişiyor, insan hakkı ihlalleri varsa hep beraber duyarlılık gösteriyoruz. Her şey değişiyor. Bütün mesele değişimin olumlu mu, olumsuz yönde mi olacağı? Sayın Cumhurbaşkanı değişimi olumlu yönde gerçekleştireceğiz diyorsa bu güzel bir olay, biz de destek veririz, yani Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz düzelir de biz üzülür müyüz? Tam tersine biz de seviniriz dünyayla ilişkilerimiz düzeldiği zaman bizde sevinmiş oluruz niye üzülelim. Tam tersine ilişkilerimizin gelişmesini isteriz. Ama eğer bu bir tehdit sözcüğü içeriyorsa, yani şu referandumu geçirelim ben size göstereceğim diye bir tehdit sözcüğü içeriyorsa ki, bugünkü konuşmasında ona benzer bir cümle de var, onu hatta aldım ve gerçekten üzüldüm böyle bir cümlenin kullanılmasına…“Siz böyle davranmaya devam ederseniz yarın dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir Avrupalı batılı güvenle, huzurla sokağa adım atamaz” diyor. Böyle bir cümleyi sadece Türkiye’nin değil dünyanın hiçbir Cumhurbaşkanı kullanamaz ve kullanmamalıdır. Kendi vatandaşını değil bütün dünyayı tehdit eder bir cümle bu ve son derece tehlikeli. Güvensizliği besleyen, güvensizliği aşılayan, Türkiye’yi adeta böyle yaparsanız Türkiye sizin topraklarınızda olaylar çıkarır, Suriye’de olduğu gibi, buna hazırlıklı olun mesajıdır bu mesaj, doğru bir mesaj değildir, yanlıştır, son derece yanlıştır. Türkiye süratle bu dilleri bırakmalı, tam tersine barışçıl mesaj vermeli. İngiltere’de terör olduysa teröre karşı çıkmalı, Amerika’da, Almanya’da terör olduysa teröre karşı çıkmalı. Bir dönem Japonya’da oldu, Japonya’da karşı çıkmalı. Teröre karşı ortak tepki vermeli. Bu, tam tersine böyle davranırsanız ben size gösteririm, siz göreceksiniz mesajıdır ki bu doğru bir mesaj değildir.

Alican TÜRKOĞLU-Sayın Genel Başkan katıldığınız radyo programında Best FM’de sanırım orada bir söz ettiniz ve bu çok tartışıldı. Şimdi siz onu düzelttiniz ama şöyle diyorsunuz tam olarak, “Yeni modeli kurduk diyelim ki, halk seçti Cumhurbaşkanını, Başbakan da başkası oldu. Cumhurbaşkanı başka bir partinin Genel Başkanı, Başbakan başka bir partinin Genel Başkanı asıl kavga o zaman çıkacak niye bunu söylemiyorlar millete, neden bu anlatılmıyor millete.” Şimdi bu tartışıldı kampanyanın içeriğini bilmiyor denildi, bu paketin içeriğini şunun için soruyorum, şimdi AKP bu konuşmanızı kampanyanın tam odağına yerleştirdi ve bunun üzerinden söylem geliştirdi, burada ne demek istediniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gayet basit, orada bugünkü modele göre çoğunluk partisini lideri Başbakandır. Onu söylüyorum. Bugünkü modele göre çoğunluk partisinin lideri geldi, seçildi, Başbakan oldu. Yeni modele göre o Başbakan olamayacak, seçim yapıldı, yeni modele göre seçim yapıldı, yüzde 49 bir partinin oyu yüzde 49 oldu. Partinin Genel Başkanı duruyor yüzde 49’luk oyla ama Başkan olamıyor. Başkan olması için 51 oya ihtiyaç var. Ne yapacağız yeni modele göre ikinci kez seçime gideceğiz. Ön görüyor mu yasa değişikliği? Öngörüyor mecburen ikinci seçime gideceğiz. İkinci seçime gittik çoğunluk partisinin lideri değil de başka birisi başkan seçildi mümkün mü? Mümkün. Yüzde 51’i başka bir partinin lideri aldı, o zaman ne olacak? Başkan başka bir yerden, parlamentoda çoğunluk partisinin lideri başka olacak. Yani bugünkü konumda Başbakan başka birisi olacak. Orada çoğunluk partisinin Başkanı yerine Başbakan dediğim için bu kullanılıyor. Ama ben gayet haklıyım, gayet makul bugünkü mevcut sistemin Türkiye’de ne kadar derin yarılmalara yol açacağını ifade ediyorum. Doğru mu? Doğru. İkinci seçimde yüzde 49 oy aldı bir parti, parlamentoda çoğunluğu var, yüzde 51 olmadığı için ikinci seçim yapıldı ikinci seçimde bir başkası başkan oldu o zaman o başkanla parlamento arasında ciddi bir kavga çıkacak. Niçin? Diyecek ki kanun yapıcı benim sen kim oluyorsun? O da diyecek ki kararnameleri ben çıkarıyorum sen kim oluyorsun? Cumhuriyet tarihinde görülmemiş derin kavgalara Türkiye hazırlıklı olacak eğer böyle bir tablo çıkarsa.

Bülent AYDEMİR- Seçime götürme hakkı var ama hem parlamentonun hem Cumhurbaşkanının.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Götürebilir, götürmeyebilir de.

Bülent AYDEMİR - Uzlaşmaya zorlar şimdi AKP savunurken bu maddeyi diyor ki işte bu tür krizler olmasın diye bu madde uzlaşmaya zorlayacak diyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tam tersine, niye uzlaşmaya zorlasın.

Bülent AYDEMİR-  Siz çatışma çıkacağını düşünüyorsunuz.

Deniz ZEYREK-Tam tersinde…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Başkanla parlamento arasında bir ilişki olmayacak zaten. Niye ilişki olmayacak? Çünkü Başkan hükümet programı sunmayacak ki parlamentoya, Başkan Yardımcıları ve Bakanların hiçbirisi milletvekili değil ki, parlamentoyla bir ilgisi yok ki.

Bülent AYDEMİR - Milletvekili de olabilir ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aldıktan sonra milletvekilliğinden istifa etmesi lazım, milletvekili değil olmayacak, yani istifa edecek. Bakan sözlü soruya bile muhatap olmayacak, hükümet programını bile meclise sunmayacak.

Deniz ZEYREK- Biraz şimdi bu soyut kavramlarla gidince biraz insanların kafası karışıyor. Ben şunu anladım şunu mu kastediyorsunuz? Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geldi, partisinin başına geçti, “Evet” çıkarsa AKP’nin Genel Başkanı oldu, 2019’da seçime gidildi, işte Devlet Bahçeli de rakibi oldu, MHP’nin lideri olarak ya da MHP’den başka biri. Parlamento çoğunluğunu diyelim AK Parti aldı, Cumhurbaşkanı ikinci tura kaldı bütün diğer muhalifler birleşti MHP’nin adayını seçti, Cumhurbaşkanı MHP’den ama parlamentoda da AKP çoğunlukta. Yani böyle bir şeyi kastediyorsunuz değil mi Başbakan derken?


Kemal KILIÇDAROĞLU-
Bu anayasa değişikliği bunu da öngörüyor. Yani bu tablonun da ortaya çıkmasına ortam hazırlıyor bu anayasa.

Deniz ZEYREK- Diyorsunuz ki burada ne kadar büyük bir çoğunluğunuz olursa olsun, 400 milletvekiline ulaşmadan Başkanın tasarruflarına bir şekilde engel olamıyorsunuz. Yani ama sürekli bir çekişme, sürekli bir…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olacak, çünkü ekonomik ve sosyal konularda Başkanın kararname çıkarma yetkisi var, temel haklarda değil, yetkisi var. Örneğin, ben onu da söylüyorum zaman zaman itiraz ediyorlar, Başkan bütün muhtarlıkları kaldırabilir bir kararnameyle. Parlamento der ki ben kaldırmıyorum, kanun çıkarıyorum. Çıkarsın kanun, kanun çıktığı zaman onaylanmayacak, bir kararname daha çıkaracak muhtarlıkları kaldırıyorum diye. Buyurun nasıl geçinecekler? Dolayısıyla bir sorun çözelim derken

Deniz ZEYREK- Veto edildikten sonra üçte ikiyle ancak…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi o daha da zorlaşıyor. Yani bir sorunu çözelim diye yola çıkarken, tam tersine derin bir soruna zemin hazırlıyorlar.

Bülent AYDEMİR - Niye kaldırsın muhtarlıkları, yani Cumhurbaşkanı neden böyle bir ihtiyaç duysun ki?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kaldırabilir. Gereksizdir deyip mahalle muhtarlıklarını kaldırdım diyebilir.

Bülent AYDEMİR- Ama mevcut şu anki şeyleri konuşuyorsak Sayın Cumhurbaşkanı muhtarlarla toplantı yapıyor, önemsiyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Daha önce muhtarlıkların kaldırılması biliyorsunuz tartışma konusu olmuştu, biz tepki gösterince o durdu. Şimdi bakın bu Başkan kaldırmaz, bir başka Başkan kaldırır. Siz böyle bir yetki veriyorsunuz. Sorun verilen yetkide, yoksa kaldırılıp kaldırılmamasında değil. Bugün bu yetki meclise ait, siz meclisin yetkisini alıyorsunuz bir kişiye veriyorsunuz, sorun orada. Söyleyeyim, ekonomik sosyal konularda kararname çıkarabiliyor, işçiler de duysun, kıdem tazminatını tak diye bir kararnameyle kaldırdım der. Bitti. Kıdem tazminatı fonu kurdum der.

Deniz ZEYREK- Meclis Anayasa Mahkemesine götürebiliyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim bu olmaz, niye olmasın? Yetkisi var mı? Var. Anayasal mı? Anayasal. Kaldırdın mı? Kaldırdı. Asgari ücret? Dondurdum. Yetkisi var mı? Var. Bugün bu yetki kime ait? TBMM’ye ait. Siz meclisten bu yetkiyi alıyorsunuz, bir kişiye veriyorsunuz. O da ben istediğim gibi kullanıyorum diyecek. Nasıl olsa bir daha seçilmiyorum, ikinci dönemim doldu, ben bunları yapıyorum dedi. Sorun verilen yetkinin boyutlarında, sorun orada. Yoksa siz yetki verebilir, bugün Cumhurbaşkanı yetkileri anayasada sayılmış değil mi? Onun dışında bir yetki kullanamaz normalde, ama fiili duruma bakıyoruz son iki, iki buçuk yıla, fiili durumda her şey kullanılıyor. Dışişleri Bakanı yok, Dışişleri Bakanı bir kişi, o konuşuyor, hatta Başbakan bile konuşamıyor. O fiili durum Türkiye’yi bugün işte bu dış politikada geldiğimiz nokta, ekonomide geldiğimiz nokta, terörde geldiğimiz nokta, buralara getirdi. Bir kişiye yetki verirseniz bunlar olur, bu kadar basit.

Deniz ZEYREK- Siz bunları söylerken Sayın Cumhurbaşkanı son zamanlarda meydanlarda “hep yalan söylediğinizi” söylüyor. Yalancı mısınız, öyle sorayım?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben buna dayanarak söylüyorum. TBMM’den geçen, Resmi Gazetede yayınlanan anayasa değişikliklerine göre söylüyorum. Bana söylesin ki şunu yanlış söylüyor veya yalan söylüyor, benim söylemediğim şeylerin arasına bir şeyler katıp ifade ediyor. Nedir onu da söyleyeyim, örneğin ben “muhtarlıkları kapatabilir” dedim, kendisi konuşurken “Muhtarlıkları ve belediyeleri kapatır diyor Kılıçdaroğlu…” Tam tersine belediyeleri kapatma yetkisi verilmemiştir. Sanki ben bunu kasıtlı olarak söylüyorum gibi çarpıtarak ifade ediyor,  ama ben muhatap almıyorum. Emin olun muhatap almıyorum. Bıktık artık, yani kavgadan bıktık. Eğer gerçekten benim yalan söyleyip söylemediğimi iddia ediyorsa, eline çok büyük fırsatlar veriyorum daha ne istiyor? Otururuz konuşuruz böyle medeni insanlar gibi der ki, “Kılıçdaroğlu bak açtım, sen bunu diyorsun ama bu madde böyle demiyor.” Daha iyi ya belki hiç kampanyaya bile gerek kalmamış olur, olay da bitmiş olur.

Deniz ZEYREK- Mesela tek adamlık konusunda siz “Tek adamlık” diyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanı “Yok öyle bir şey” diyor. Bugün hatta 23, pardon “29 Ekim 1923’te tek adamlık geride kaldı” dedi.

Bülent AYDEMİR- Bugün “Cumhurbaşkanının fesih yetkisi yok” ifadeleri de var. Siz de o konuda farklı düşünüyorsunuz. “Cumhurbaşkanının ülkeyi seçime götürme yetkisi yok, tek başına alamaz bunu mecliste beraber alabilir” diyor. Buna da cevap verirseniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Okumamış metni. TBMM’yi seçime götürür tek başına, hiçbir gerekçe göstermeden. Biz buna fesih yetkisi diyoruz. Feshediyorum meclisi, yeniden seçime gideceğiz. Nasıl? Beraber gideceğiz seçime, bu doğrudur. Nasıl yok? Mevcut anayasada var mı? Mevcut anayasada da var. Ne diyor mevcut anayasa? Seçimden sonra 45 gün içinde hükümet kurulmazsa Cumhurbaşkanı Meclisi feshediyor, normal seçime gidiyoruz. Diyor ki Türkiye hükümetsiz kalmasın. 

Bülent AYDEMİR- 7 Haziran’da olduğu gibi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yeni modelde bunların hiçbirisi yok. Arzu ettiği zaman bir sabah kalkacak, “Bu parlamento da işe yaramıyor, ben de kendi durumuma baktım bayağı iyi durumdayız, bu meclisi feshediyorum, yeniden seçime gidiyoruz. Ben de gidiyorum, meclis de gidiyor.” Bu yetki var, okumamış herhalde.

Alican TÜRKOĞLU- Sizin söylemlerinizde en çok kullandığınız, eleştirdiğiniz bu değişiklikle ilgili konulardan biri 18 yaş, diğeri de milletvekili sayısının da değişiyor olması.


Kemal KILIÇDAROĞLU-
Şu tek adamlığa da değineyim izin verirseniz. Tek başınıza bir kararla TBMM’yi feshediyorsanız bu tek adamlık değil midir? Tek başınıza istediğiniz kadar Başkan Yardımcısı seçiyorsanız bu tek adamlık değil midir? Tek başınıza istediğiniz kadar Bakanlık oluşturuyorsanız bu tek adam rejimi değil midir? Tek başınıza bütün ekonomik ve sosyal kararları almaya yetki sahibi kılınıyorsanız bu tek adamlık değil midir?

Bülent AYDEMİR- Ama sonra halkın önüne çıkıyorsunuz. Yani mesela feshettiniz meclisi…

Kemal KILIÇDAROĞLU- O ayrı, tek başınıza yönetiyorsunuz. Kendisi de söylüyor zaten, “Bizim getirdiğimiz sistem dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, hükümetin tek kişinin şahsında toplandığı, dolayısıyla yürütmedeki çok başlılığı ortadan kaldırıldığı bir sistemdir. Tek adam sistemidir” diyor. “Hükümetin tek kişinin şahsında toplandığı…” daha ne desin? Ben de onu söylüyorum, tek adamlığı da kendisi söyledi, evet dedi. Binali Bey’i söyleyeyim, onun yaptığı açıklama, “Tek adam diyorlar. Başka ne olacak? Elbette tek olacak.” Daha ne deyim? Ben söylemiyorum ki, kendi Başbakanı söylüyor, tek adam rejimi getiriyor. Bakın, demokratik parlamenter sistemden tek adamın egemen olduğu otoriter bir sisteme geçiyor, bir rejim değişikliği yapıyoruz. Olay bu kadar basit, zor bir olay değil aslında. Başbakanlığı kaldırıyoruz, niye kaldırıyoruz? Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana var. Bakanlık kurma yetkisi kimde? Şu anda TBMM’de, hangi bakanlık kurulacak, bakanlığın görevleri ne olacak, bunları tek tek TBMM oturur kanunu çıkarır, örneğin Milli Savunma Bakanlığı veya Milli Eğitim Bakanlığı.  Yeni modelde bir kişi, Başkan istediği bakanlığı kuracak, görevlerini tanımlayacak, o kararı verecek. O bakanın da meclisle hiç ilgisi olmayacak, mecliste milletvekilinin sorduğu sözlü soru önergesine bile cevap vermeyecek, cevap vermeye tenezzül etmeyecek. O bile kaldırılıyor. Ben o yüzden diyorum ki bütün vatandaşlarıma, sandığa giderken lütfen oturun hep birlikte konuşun, arzu eden bütün vatandaşlarıma ben bunu göndermeye hazırım veya Resmi Gazetede yayınlandı bu, Resmi Gazeteyi alıp baksınlar. Orada okusunlar. Biliyorum karmaşık, Resmi Gazetede bu kadar açık bazı şeyler yazılmıyor, ama eski metinle yeni metin karşılaştırıldığında bütün ayrıntılar orada görülüyor.  

Alican TÜRKOĞLU- 18 yaş ve milletvekili sayısı, çok eleştiriyorsunuz, her söyleminizde de her il toplantınızda da var. Sizi de bu yönden de eleştiriyor hükümet. Yani “Milletvekili sayısı zaten CHP zamanında 450’den 550’ye çıkmıştı, şimdi 550’den 600’e çıkmasında ne var” da deniyor, “18 yaşında seçme hakkı olan birisi niye seçilemesin, artı sadece niye erkekler bazında düşünüyor Sayın Kılıçdaroğlu, 18 yaşındaki kadınlar da var” askerlik mevzusu hatırlatılarak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi 18 yaşında milletvekili ben karşı değilim. 18 yaşındaki kişi milletvekili olabilir. Ama 18 yaşında kişi erkek olursa, ömür boyu askerlikten muaf olursa, ki bunu da Sayın Cumhurbaşkanı söyledi, bu doğru değil, artı ben şunu da ilave ediyorum iki yıl milletvekilliği yaptıktan sonra milletvekillerinin emeklilik haklarına kavuşmuş oluyor, o hakları da elde etmiş oluyor. Askere gitmeyecek, milletvekili olacak, emekli olunca da ballı emekli aylığı alacak. Bu manavın oğluna mı verilecek bu yetkiyi, kasabın oğluna mı verilecek, simitçinin oğluna mı verilecek, ayakkabı tamircisi mi, çiftçinin oğluna mı verilecek bu? Kendi çocuklarına ikbal hazırlıyorlar. Garibanın çocuğu da El Bab’a gidecek, eksi 35-40 derecede kalkacak PKK’yla mücadele edecek. Askere onlar gidecek, bunlar askere gitmeyecek. Buna ben itiraz ediyorum. Bu doğru değil diyorum. Bir taksi şoförünün söylediği, “Ben 18 yaşında oğluma bu taksimi emanet edemiyorum” dedi. Daha üniversiteyi bile bitirmemiş, 18 yaşındaki çocuk bugün ne bekliyor? Eğer okumuyorsa, iş bekliyor iş! 6,5 milyon işsizimiz var resmi kayıt bu, 6,5 milyon işsizimiz var. Sen bunlara önce iş bul. Sırf “Evet” çıksın diye 18 yaşındaki çocuklara tuzak kuruluyor. Bak oy ver sen milletvekili olacaksın diyor. Tuzak kuruluyor, annesi inanmıyor, babası inanmıyor, komşusu inanmıyor, dayısı inanmıyor, doğru değildir diyor bu. Ben bu gerçeği söylüyorum, başka bir şey söylemiyorum gerçek bu. Diyorum ki annelere babalara, “Siz bu doğrudur diyorsanız ya benim çocuğum askere gitsin kardeşim eksi 40 derecede mücadele etsin PKK’yla, El Bab’a da gitsin şehit olsun, ama Ankara’da oturan beylerin 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olsun, milletvekili aylığı alsın, askere gitmesin, milletvekilliğinden sonra emeklilik yaşı doluncaya kadar beklesin, sonra milletvekilliği emekli aylığı almaya hak kazansın, iyi paralar alsın” diyorsanız gidin “Evet” oyu verin, ne deyim ben? Ben hiçbir zaman vatandaşa git “Evet” veya git “Hayır” oyu kullan demedim. Şu olursa git “Evet” kullan, vicdanında ölç, tart, biç “Evet” kullan. Bu yanlıştır diyorsan git “Hayır” oyunu kullan diyorum. Ben bütün vatandaşlarıma bunu söylüyorum. Benim söylediklerimin neresi yanlış ben merak ediyorum? Bir ara dediler ki, bu emekli aylığına hak kazanma işte yok böyle bir şey dediler. Ben onun kanununu da getirdim, bunlar kanun da bilmiyorlar herhalde, kanun da okumuyorlar herhalde, yani halkı kandırmaya çalışıyorlar. 2006’da çıkmış 5510 sayılı kanunun 43.maddesi aynen maddenin başlığı şu: “Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık, Bakanlık ve TBMM üyeliği görevinde bulunanların aylıkları” , yani milletvekilleri, Cumhurbaşkanı hepsinin aylıkları burada nasıl hesaplanacağı söyleniyor.


Deniz Zeyrek-  
Ama emekli olmak için gün sayısı…

Kemal KILIÇDAROĞLU- En az iki yıl süreyle milletvekilliği yapacaksınız.

Deniz Zeyrek- Hayır burada şu kastediliyor, yani ben şimdi emekli olmak için 10 yıl daha beklemem gerekiyor. Ama iki yıl milletvekilliği yaparsam 10 yıl sonra milletvekilli gibi emekli oluyorum ama 10 yıl sonra.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben de şunu kullanıyorum, iki yıl sonra alacaklı diyorum, 2 yıl sonra bu hakkı kazanacak diyorum. Oradaki hak sözcüğünü bunlar bir şekliyle görmezlikten geliyorlar. 2 yıl. 1 yıl milletvekilliği yaparsanız erken seçime giderseniz kimse bu haktan yararlanmıyor, 2 yıl milletvekilliği yaparsanız bu haktan yararlanıyorsunuz bu kadar basit. Ben de bu örneği veriyorum, vatandaşlar da öğrensin diyorum bütün bu ayrıntıları öğrensinler ve ona göre kararlarını versinler.

Bülent AYDEMİR- Efendim bir de bu siz bürokrat kökenlisiniz, yani bu kanun maddelerini okumayı iyi bilirsiniz, iyi de inceleme yapmışsınız belli ki. Burada peki mesela seçilecek Cumhurbaşkanı vergiyle ilgili düzenleme yapabilir mi, vergi koyabilir mi? Şimdi bir de sistem parlamenter sistem üzerinde kurulmuş bütün kanunlar, idari yapı, işte kamu mali kontrol kanunu mesela böyle bir kanun var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Anayasada bir hüküm var, “Vergi kanunla konulur, kanunla kaldırılır” diyor, anayasada çok net bir hüküm var. Ancak olağanüstü hallerde bakanlar kurulu vergilerle oynayabiliyor. Olağanüstü hallerde yani bir savaş hali oldu, parlamentoyu toplamak vesaire mümkün değil, onunla ilgili de düzenleme yine anayasada vardır. Ama ekonomik ve sosyal haklarda kararname düzenleme hakkı var, anayasa değişikliğine bir şey daha var bakın diyor ki, “Münhasıran TBMM’nin konusuna giren konular dışında” münhasıran dışındaki bütün konularda Başkan düzenleme yapabiliyor.

Deniz ZEYREK- 82 maddede yasa yani meclisin yasa çıkarma zorunluluğu olan düzenlemeler var yalnız anayasanın 82 maddesinde onların dışında kalanlar. Şimdi üç tane şey soracağım birincisi, Başkan yardımcıları konusunda çok iddialı konuşuyorsunuz yani işte yüzlerce başkan yardımcısı…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Arzu ederse.

Deniz ZEYREK- Bunun işte dayanağı nedir onu soracağım. İkincisi bakanlar konusunda yani işte ne kadar bakan atayabilir, o bakanlar meclise karşı hani hesap veremeyecek mesela bunları neden soruyorum bugünlerde Amerika’da biliyorsunuz Başkan değişti, Trump bir şey çıkarıyor kararname, savcı iptal ediyor işte mahkeme iptal ediyor. Trump bir bakan atıyor işte kongre engelliyor, işte yani yasama organı Amerikan Başkanının önünde ciddi direniş gösteriyor, yargı yine öyle direniş gösteriyor. Bizim Başkanlık sisteminde böyle bir şey yok mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Amerika’daki başkanlık sisteminde Başkan aslında en zayıf halkadır, büyükelçi bile tayin edemiyor. Kongrenin onaylaması lazım, Türkiye’ye gelen büyükelçi için de aynı şey geçerli, dolayısıyla…

Deniz ZEYREK- Bakanı da onaylaması lazım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi onları da onaylaması lazım, dolayısıyla orada güçlü bir parlamento geleneği var, çok güçlü.

Deniz ZEYREK- Anayasa mahkemesi üyelerini de onaylıyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onaylıyor. Tabi yani hakim tayin ediyor ama onay almadığı sürece onlar yerlerine oturamıyorlar. Bizim bu değişiklikte 15 üyenin, anayasa mahkemesi üyesinin, 12’sini doğrudan Başkan tayin edebiliyor. Ne meclise geliyorlar, ne meclise hesap verme, ne de meclisin bunları tanıma gibi bir şeyleri yok.

Alican TÜRKOĞLU- Şu anda mevcutla fark ne? Yani sizin kendi açıklamanızı da biraz daha netleştirmek için, şu andaki mevcut yapıda yüksek yargı üyelerinin atanmasıyla yeni düzenleme…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Cumhurbaşkanı yine tayin ediyor, ama partinin Genel Başkanı değil.

Alican TÜRKOĞLU- Cumhurbaşkanının partinin Genel Başkanı olması bu farklılığı yaratıyor diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin eder mi? Benim tayin ettiğim hakime Adalet ve Kalkınma Partili bir vatandaş nasıl güvenecek veya Milliyetçi Hareket Partili bir vatandaş nasıl güvenecek veya Vatan Partili veya Saadet Partili bir vatandaş nasıl güvenecek? Diyecek ki ya bu hakimi Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı tayin etti. Bu benim aleyhime karar verir, doğru karar verse bile kafasında bir sürü soru işareti çıkar. Doğru değil biz bunu söylüyoruz. Bir siyasi partinin Genel Başkanı hakim tayin edemez, etmemelidir zaten. Doğrusu budur.

Deniz Bey’in sorusuna gelince kaç tane Başkan Yardımcısı olacak, anayasada sınır yok, istediği kadar. Sayın Cumhurbaşkanının konuşmasından okuyayım size, yine bana sataşarak ifade ediyor, diyor ki “Ey Kılıçdaroğlu anladın mı? Yok yok diyor bundan sonra Başkan var, yeterli sayıda Başbakan –düzeltiyor- Başkan Yardımcısı var.” Bu 1 olabilir, 2 olabilir, 3 olabilir bunu kim tayin eder? Başkan. Ben söylemiyorum Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor. Ben de onu söylüyorum zaten ve kendisine de teşekkür ettim yani bu bilgileri paylaştığı için kamuoyuyla, beni doğruladığı için ayrıca teşekkür ettim. Kaç Başkan Yardımcısı var? Belli değil. 81 ildeki il başkanlarının tamamını, kendi partisine mensup il başkanlarının tamamını Başkan Yardımcısı tayin edebilir. Bir engel var mı? Hayır yok. Ha şu olabilir, ben demiyorum binlerce Başkan Yardımcısı tayin edecek, hayır gerçekçi olmamız lazım, ama bu işin sınırı kişinin keyfine bırakılmış, olmaz! Devlette kurallar vardır, bir bakanlıkta kaç tane genel müdür olacak, bir devlette kaç tane bakan olacak, kaç tane başbakan olacak, kaç tane cumhurbaşkanı olacak,  bunların tamamını parlamento belirliyor. O ülkenin parlamentosu, yani milli iradenin kalbi olan parlamento belirliyor. Bir Cumhurbaşkanı olacak, görev süresi şudur, şunlar olacak, bunlar olacak yazar. Bakan, bakanlıkların isimleri vardır, yeni bir bakanlık kurulduğu zaman meclisten kanun çıkması lazım. Şimdi kanuna gerek yok Başkan istediği kişiyi bakan yapabilir, Başbakan Yardımcısı… Başbakan yok, Başkan Yardımcıları istediğini yapabilir. Eğitimi ne olacak, kalitesi ne olacak? Hiç yok. Tamamen Başkanın takdirine bağlı. Dayısının oğlunu yapabilir mesela, engel var mı? Hayır.

Alican TÜRKOĞLU- Peki lafınızı böldüm reklama gideceğim, “Hayır” çıkarsa ne olur, “Evet” çıkarsa ne değişir bütün bunları konuşacağız. Kısa bir reklam arası daha verelim. Değerli izleyiciler çok kısa bir reklam arasından sonra Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’yla, Sayın Kılıçdaroğlu’yla 16 Nisan’ı, referandumu, referandum sonrasını değerlendirmeye devam edeceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’yla gündemi değerlendirmeye devam ediyoruz. 16 Nisan referandumunu konuşuyorduk. Sayın Genel Başkan maddelerden de bahsettik ama şimdi bu kadar da az bir süre kalmışken beklentiler de merak ediliyor sizlerde, liderlerde. Sizin Kemal Kılıçdaroğlu olarak bir anket yaptırıyorsunuzdur elbette parti olarak tahminen ama ne geliyor size sonuçlar? Çünkü geçtiğimiz hafta Sayın Çavuşoğlu’yla yayındaydık, Dışişleri Bakanıyla, ‘yüzde 60-63 arası beklediğini’ söyledi. Bugün Sayın Ahmet İyimaya, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı, ‘yüzde 58 civarı bir oy bekliyorum’ dedi. Sizin oy beklentinizi de merak ediyoruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz parti olarak bir anket yapmıyoruz, ama bize değişik kurumların yaptığı anketler hemen hemen tümüyle geliyor. Bakıyoruz o anketlere iyi sonuçlar var, güzel sonuçlar var. Şundan kesinlikle eminim, bu ülke demokrasiyi seviyor, parlamentosunu seviyor, meclisini seviyor, 23 Nisan 1920’de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisini seviyor. O günü bayram ilan etti. Bizim görsellerimizde saçı örgülü bir kız çocuğumuz var, o kız çocuğu 23 Nisan’ın bize armağanıdır aslında, 23 Nisan’ın kıza da armağanıdır aynı zamanda. O kız çocuğu şunu söylüyor: “Benim meclisime, bana bayramı ikram eden, bayramı veren 23 Nisan 1920’yi bana bayram olarak veren meclisime dokunmayın, yetkilerine dokunmayın” diyor, “Geleceğime dokunmayın” diyor.

Bülent AYDEMİR- Bu yeni reklam filminiz değil mi? Yeni propaganda, kampanyanızdan bahsediyorsunuz

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi bir şekliyle işin özü budur. Milli irade mademki mecliste tecelli ediyor ve Cumhuriyetin hiçbir döneminde tek adam rejimi olmadı bizde ki, o da yanlış yansıtıyor çoğu zaman işte Atatürk tek adamdı falan diye, hiç ilgisi yok. Mustafa Kemal Atatürk’e 1924 Anayasası görüşülürken meclisi fesih yetkisi verilmek isteniyor da, TBMM reddediyor. İki milletvekili çıkıyor kürsüye diyorlar ki, “Bizi buraya millet getirdi, Mustafa Kemal Atatürk getirmedi. Biz Atatürk’ü severiz, sayarız, ne kadar büyük bir devlet adamı olduğunu da biliriz, ama milli iradeyi kimse feshedemez” diyor ve teklif reddediliyor. Şimdi dolayısıyla şeye baktığınız zaman da aynı tablo vardır, Sivas Kongresine baktığınız zaman da aynı tablo var, tek adam yoktu. Tıbbiyeli Hikmet çıkar Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önüne der ki, “Mandayı reddediyoruz, siz mandayı savunursanız sizi de reddediyoruz” diyor. Tek adam rejiminde bu olur mu? Hiçbirisi olmadı bunların. Erzurum Kongresine bakın, orada da tek adam rejimi yoktu adı üstünde kongre. Şimdi biz rejimi değiştiriyoruz. Parlamenter demokratik sistemi alıyoruz bir tarafa bırakıyoruz, tek adam her şeye yetkili devleti yönetecek. Tek adam hata yaparsa? Bedelini millet ödeyecek. Suriye’de hata yaptınız,  bedelini herkes ödüyor. Irak’ta hata yaptınız, Türkiye bedelini ödüyor. Diğer yerlerde hata yaptınız, Rusya’da hata yaptınız, bedelini ödüyoruz. Gittiler özür dilediler, yalvardılar, yakardılar şimdi hala acaba Putin bizi kurtaracak mı, hala Trump bizi kurtaracak mı? Üst akıl var. Ya bırakın bunları kardeşim, ya bırakın ya, bu ülkenin aklı kendisine yeter. Bu ülke kendisini yönetir, bu ülkenin sağduyusu vardır. Emin olun ben bu ülkenin insanının sağduyusuna güveniyorum. Neden? Bu ülkenin insanın Amasya Tamiminde “Milletin istiklalini milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyorsa bu millet kendi istiklaline sahip olacaktır, kendi demokrasisine sahip olacaktır, kendi çocuklarına sahip olacaktır, kendi vatanına, milletine, bayrağına, demokrasisine sahip olacaktır, bu kadar basit. Zor bir tercih değil bu. Bilinmeyen bir tercih de değil. Örneğini veriyorum, efendim başkanlık sistemi gelirse ne olacakmış? Türkiye uçacakmış. Allah aşkına ben size Grup Başkanvekili, AKP’nin Grup Başkanvekilinin 3 Mart 2017’de bir televizyonda yaptığı konuşmadan bir cümle okuyacağım. “Tayyip Bey’in diyor isteyip de geçiremediği kanun var mı Tayyip Erdoğan’ın, isteyip de yapamadığı atama var mı Tayyip Erdoğan’ın? Yok” diyor. Doğru yok. O zaman bu anayasa değişikliği niye çıkıyor? Hangi gerekçeyle çıkıyor? İstediğiniz kanunu çıkarıyorsunuz, istediğiniz kararı alıyorsunuz. Çift başlılık… Nerede çift başlılık var? Binali Bey Tayyip Bey’e itiraz mı ediyor? “Yapamazsın” mı diyor?

Bülent AYDEMİR- Daha önce yaşandı ama bu yaşanmayacağı anlamına da gelmez.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Nerede yaşandı?

Bülent AYDEMİR- Bir önceki dönemde yaşandı, Davutoğlu hükümetinde.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim. Niye çift başlılık vardı, şunun için: Anayasal sınırları dışına çıkan bir Cumhurbaşkanı var. “Sen anayasal sınırlar içerisinde çalışacaksın” diyen bir Başbakan var, bu kadar basit. Şimdi arkadaşımız yönetiyor değil mi bu toplantıyı? Ben şimdi sizin görev alanınıza müdahale etsem doğru mudur bu? O zaman çift başlılık çıkar. Ben mi yönetiyorum, o mu yönetiyor? Arkadaşımız yönetiyor. Bakın burada bir anayasa bile yok. Bildiğimiz, demokratik bir kural var. Yönetiyor, söz veriyor, bizler de konuşuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanının görevleri nerede tanımlanmış? Anayasada. Dışişleri Bakanı konuşmuyor,  Başkan konuşuyor. Ekonomi Bakanı konuşmuyor, Başkan konuşuyor. Başbakan konuşmuyor, Başkan konuşuyor. Nedir bu, çift başlılık yok burada. Toplumlar kişilerin hırslarına teslim edilemez. Bu ülkeyi felakete götürür. Libya örneği önümüzde duruyor, Suriye örneği önümüzde duruyor, Irak örneği önümüzde duruyor. Dünyanın en gelişmiş 20 ülkesine bakalım Amerika dışında. Parlamenter sistem mi? Parlamenter sistem. Büyüyor mu? Büyüyor. Türkiye büyüdü mü? Büyüdü. Toplu iğne üretemeyen Türkiye bugün sanayide büyük adımlar attı. Sadece cam sektörüyle dünyanın değerli bir markasıdır Türkiye bugün. Sadece cam sektörü bakın, diğerlerini saymıyorum. Petrokimya alanından tutun üniversitelerine kadar nasıl yaptı bunları? Parlamenter sistem içinde yaptı. Bakalım bir de geriye gidelim, dünyanın en az gelişmiş 20 ülkesine bakalım, en yoksul 20 ülkesine hepsinde Başkanlık var. Hepsinde Başkan çok zengin, köşeyi dönmüş halk yoksulluk ve sefalet içinde. Hiçbirisinde de demokrasi yok.  

Alican TÜRKOĞLU- Bu sistemde değişmesi gereken bir şey yok mu size göre? Çünkü hatırlayalım önceki dönemlerde Cumhuriyet Halk Partisinin de anayasanın değişmesi gerektiği yönünde söylemleri vardı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok teşekkür ederim. Bu soru güzel bir soru gerçekten hiç aklıma gelmemişti. Bakınız bu sistemde değişmesi gereken çok şey var. Parlamenter sistemin önünü tıkayan belli düzenlemeler var. Bir, darbe hukuku, 12 Eylül darbecilerinin çıkardıkları kanunlar var. Bu kanunların değişmesi lazım, bunlardan birisi seçim kanunu, yüzde 10 seçim barajı, niye değişmiyor yüzde 10 seçim barajı? Darbeye karşılar mı? Karşılar. Biz de karşıyız. Darbecilerin çıkardıkları yasaya karşı mıyız? Karşıyız. E Gelin değiştirelim. “Hayır, değiştirmeyelim” diyorlar, o zaman sen darbecileri savunuyorsun. Seçim kanunu… -Milletvekillerini kim seçiyor? Parti liderleri… Niye millet, milletvekilini seçemiyor? Bu millet milletvekilini seçebilecek güce sahip değil mi, iradeye sahip değil mi? Engel ne? 12 Eylül döneminde çıkan kanunlar. Millet neye oy veriyor? Milletvekiline mi? Hayır, Genel Başkanların milletin önüne koyduğu listelere oy veriyor. O oylanan listeler, milletvekilleri değil. Yine siyasi ahlak kanunu niye çıkmıyor? Doktorların var, esnafın var ahi, Ahi Evran ocağının var, ahilerin var, milletvekillerinin niye ahlaki kuralları yok? Bütün demokratik ülkelerde var, bizde de olması lazım. Yurtdışı seçim çevresi niçin olmuyor? Yurtdışında bizim 6 milyon civarında vatandaşımız yaşıyor dünyanın değişik ülkelerinde oy kullanıyorlar ama TBMM’ye temsilci göndermiyorlar, niye temsilci göndermiyorlar? Gelin yurtdışı seçim çevresi kanunu çıkaralım yurtdışından da Almanya’da mı, Fransa’da mı, Hollanda’da mı, Japonya’da mı bir vatandaşımız gelsin o da parlamentoda temsil etsin. Yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı, parlamentoya gelsin konuşsun, sokakta konuşacağına mecliste gelip konuşsun. Biz bunların hepsini savunuyoruz. Ben bunları Sayın Davutoğlu’na söyledim, Binali Bey’e söyledim, “Gelin biz bunların tamamını değiştirelim, darbe hukukundan Türkiye’yi arındıralım. Demokrasiyi kendi ellerimizle birlikte inşa edelim. Biz buna hazırız.” Biz bunları laf olarak da söylemiyoruz. Biz bunların tamamının kanun tekliflerini TBMM’ye verdik samimi olduğumuzu göstermek için. Buyurun, gelin hepsini değiştirelim demokrasi kadar güzel bir şey yok ki, demokrasi ortak paydamız zaten bizim. Bayrak nasıl ortak paydamızsa demokrasi de ortak paydamız, beraber... Şimdi anayasa diyorlar, darbe anayasası diyorlar, bu anayasa da ne yazılı? “Basın hürdür sansür edilemez.” Öyle mi? Evet öyle, anayasa yazıyor mu? Evet yazıyor. Basın hür mü Türkiye’de? Hayır. Sansür ediliyor mu? Evet. Hapishanelerinde gazeteci var mı? Evet. Kaç tane? 150’nin üstünde. Neye dayanıyor bunlar? Darbe hukukuna. Dedim ki Meclis Başkanlığına yazdığımız yazıda, dedik ki “Bakın anayasayı değiştirirken bu darbe hukukunu da değiştirelim, Türkiye’ye gerçek anlamda demokrasi gelsin. Din ve vicdan özgürlüğü tam anlamıyla gelsin. Kimsenin inancıyla, kimsenin kimliğiyle, kimsenin yaşam tarzıyla uğraşmayalım. Yazık, günahtır. Artık bundan Türkiye’nin kurtulması lazım, vatandaş özgürce ibadet mi, ibadetini yapsın. Yaşam tarzını özgürce yapsın, herkes saygı duysun. Kimliği mi? Herkes herkesin kimliğine saygı duysun.” Bunları söylüyoruz, savunuyoruz. Gereğini yapın diye kanun teklifi de veriyoruz. Çünkü bir dönem bize şu söylendi, “Siz böyle konuşursunuz, ama iş kanunu yapmaya gelince vazgeçersiniz.” Biz de samimiyetimizi ispat etmek için kanun tekliflerimizi hazırladık, bütün grup oturdu imzaladı ve TBMM Başkanlığına verdi. Buyurun bakın biz samimiyiz dedik.  

Bülent AYDEMİR- Sayın Genel Başkan şimdi “Evet” cephesinde karşınızda 3 lider var, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli. “Hayır” cephesini de siz temsil ediyorsunuz. Sizin bünyeniz altında konsolide olmuş durumda, şu anda sahada siz varsınız ve kurumsal olarak aslında siz mücadele veriyorsunuz. Eğer “Hayır” oyu çıkarsa siz 3 lidere karşı kendinizi kazanmış mı addedersiniz? “Evet” çıkarsa da yenilmiş mi görürsünüz, karşınızda 3 lider var. Bir de tabi sahada önemli isimler var ve karşılık da buluyorlar. Sayın Muharrem İnce gibi ki, Genel Başkanlık yarışına girmişti sizinle. Sayın Deniz Baykal gibi… Eğer “Evet” çıkarsa Genel Başkanlık konusunda bir endişe taşıyor musunuz? Bunu sorayım öncelikle bir de Sayın Deniz Baykal’ın “Peygambere benzer bu yetkiler verildiğinde” gibi sözü çok tepki çekmişti. Kendisiyle görüşüp bu konuda uyardınız mı, ki sizin de bundan rahatsız olduğunuzu biliyoruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sayın Baykal bu konuda bir açıklama yaptı. “124 bin peygamber geldiğini ve özel bir peygamber ismini vermediğini” de ifade etti. “Hayır” cephesinde ben sadece CHP vardır dersek haksızlık etmiş oluruz, “Hayır” ı savunan “Hayır” ın hayırlı bir iş olduğunu söyleyen pek çok sivil toplum örgütü var, meslek kuruluşları var, bizim dışımızdaki siyasiler var. Örneğin Saadet Partisi var, örneğin Vatan Partisi var, örneğin Özgürlük Demokrasi Partisi var. Pek çok partide “Hayır” ın Türkiye için hayırlı olduğunu söylüyor. Belki biz biraz daha fazla görünür olmuş olabiliriz, ama Türkiye’de geniş bir, Türkiye’nin demokrasisinden, geleceğinden kaygı duyan ve “Evet” in çıkması halinde Türkiye’nin nasıl bir maceranın içine sürüklendiği, sürükleneceği konusunda endişe taşıyan geniş bir kitle de var. Dolayısıyla bunu bir partiye mal etmeyi asla doğru bulmuyorum. Dominant olarak da CHP’nin çok öne çıkmasını da asla doğru bulmuyorum. Nitekim biz altı oklu bayraklarımızla, parti bayraklarıyla, flamalarıyla asla sokağa çıkmadık. Sadece Türk Bayrağıyla çıktık. Çünkü bu bir parti meselesi değil, hep söyledim bu bir memleket meselesi, bu bir demokrasi meselesi. Bunun ülkücüsü, bunun mütedeyyini, bunun dindarı, bunun sosyal demokratı, bunun milliyetçisi, bunun Saadetçisi veya bunun Büyük Birlik Partilisi olmaz. Bu bir demokrasi meselesidir. Demokrasiyi istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Demokrasiyi istiyorsak hep beraber barış içinde yaşayacağız. Demokrasiyi istemiyorsak, bir tek adam rejimi olsun, elinde de büyük bir sopa olsun, kim konuşuyorsa kafasına vursun diyorsa o da bir tercihtir. Bakın o tercihe de bir şey demiyorum. Belki bazıları da ondan hoşlanıyordur, birisi olsun benim düşünmeme gerek yok, elinde sopayla ben konuştuğum zaman kafama vursun diyorsa, o da tek adam rejimidir, o da onu tercih eder. Dolayısıyla tercihimizi niçin, nasıl yapacağız? Ben hep şunu söyledim, düşünerek sandığa gidin. Demokrasinin özü nedir biliyor musunuz? Herkes için can ve mal güvenliği demektir demokrasinin özü. Siz bir Başkana tek başına OHAL ilan etme yetkisi veriyorsunuz. Ne demektir o? O kişi aynı zamanda istediği kişinin bütün mal varlıklarına, istediği zaman el koyabilir. Bugün OHAL yetkisi nasıl oluyor? Önce Milli Güvenlik Kurulu toplanıyor, olayı değerlendiriyor sonra hükümete tavsiyede bulunuyor. Sonra hükümet TBMM’ye getiriyor. TBMM’de OHAL’in neden gerekli olduğunu hükümet çıkıp açıklıyor. Sonra karar çıkarsa Olağanüstü Hal ilan ediliyor. Şimdi bu süreçler bitiyor, bir kişi bir sabah kalkacak bir iş adamına kızmış OHAL ilan edecek, doğru üç ay sonra meclise gelmesi lazım, üç ay içinde ben onun bütün mal varlığına el koyarım bir günde, 5 kişiye kızdım, 5 kişinin mal varlığına el koyarım. Üç televizyona kızdım, üç televizyonu da kapatırım.

Bülent AYDEMİR- İş adamına kızılıp niye OHAL ilan edilsin ki, onun şartları var tabi ki?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şartları bir kişi belirleyecek.

Bülent AYDEMİR- Ama işte hani FETÖ’nün darbe girişimi gibi olağanüstü bir şey olması lazım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın o OHAL olduğu zaman meclise geliyor zaten. Niye meclisi devre dışı tutuyorsunuz? Niye Milli Güvenlik Kurulunu devre dışı tutuyorsunuz, niye Bakanlar Kurulunu devre dışı tutuyorsunuz? Niçin? OHAL’i onlar değerlendiremiyorlar mı?

Deniz ZEYREK- Yeni sistem geçerli olursa Bakanlar Kurulu’nu zaten Başkan atayacak yani onlar çıkıp Başkan’ın OHAL isteğine itiraz mı edecekler?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama kendisi ilan ediyor. Meclisin yetkisi yok orada.

Deniz ZEYREK- Yok Bakanlar Kurulunu kastediyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi kendi aralarında konuşabilirler ama bana söyler misiniz? Bakanları ben tayin ediyorum, ben belirliyorum, yardımcıları ben belirliyorum, istediğim kişiyi belirliyorum, hiçbirisi hiçbir yere hesap vermiyor ve ömür boyu dokunulmazlığı var. Ömür boyu bakın, ömür boyu dokunulmazlığı var.  Bu kişi benim kararlarıma itiraz eder mi? Etmez. Bugün bile, bu parlamenter rejimde bile ne diyor AKP’nin Grupbaşkan Vekili, Tayyip Erdoğan’ın diyor isteyip de çıkaramayacağı hiçbir kanun yoktur. İsteyip de alamayacağı hiçbir karar yoktur diyor. O zaman niye biz farklı bir düzene geçiyoruz? Neden?

Alican TÜRKOĞLU- “Evet” çıkarsa Cumhuriyet Halk Partisi açısından…

Kemal KILIÇDAROĞLU- “Evet” in anlamı şudur, 80 milyon vatandaş freni olmayan bir otobüse binmiş olacak. Yokuş aşağı hep beraber gideceğiz. Nereye gideceğimizi hep beraber de göreceğiz. Bir macera.

Bülent AYDEMİR- Sizin açınızdan?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Benim açımdan hiçbir sorun yok. Ne olacak ki? Demokrasisi olamayan bir ülkede ben kendi sorunumu mu tartışacağım? İnsan bu kadar küçülür mü? Asla! Bizim partimizde demokrasi vardır. Bizim partimizde Genel Başkan adayları vardır, çıkarlar,  demokratik yollardan yarışırız. Biz demokrasiyi içselleştirmiş bir partiyiz. Biz bizim gibi düşünmeyen insanların da özgürce konuşabileceklerine inanan, savunan ve onların haklarını savunan bir partiyiz. Böyle bir gelenekten geliyoruz.

Deniz ZEYREK- Sayın Cumhurbaşkanı dedi ki ‘tek adam tek adam diyorsunuz siz de 7 kere yenildiniz koltuğu bırakmıyorsunuz. Bu da tek adamlık değil midir?’ diyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hep seçimle geldim. Genel Başkan adayları çıktılar, kurultayı ben istedim, “Buyurun kurultay yapalım” dedim, “Demokratik olarak yarışalım” dedim. Onlar gibi değiliz biz.

Alican TÜRKOĞLU- “Evet” çıkarsa bir kurultay talebiniz olur mu Sayın Genel Başkan?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Benim olmaz ama kurultay, bakın bu bir seçim değil arkadaşlar bu bir referandum, bir ülkenin geleceğini oyluyor, bir partinin geleceğini değil. Bir ülkenin demokrasisini oyluyoruz olaya böyle bakmamız lazım.

Deniz ZEYREK- “Evet” çıkarsa 2019’a kadar beklenir mi, yoksa bir erken seçim yapılır mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç endişe etmeyiniz Deniz Bey, “Evet” çıkmayacak. Bakın bütün inancımla söylüyorum, alanı görüyorum, her partili vatandaşımla da konuşuyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinden sağduyulu vatandaşlarla konuşuyorum, Milliyetçi Hareket Partili de, Saadet Partili de, Büyük Birlik Partili de, Vatan Partili de bütün bu arkadaşlarla konuşuyorum sağduyulu herkesle. Merkez sağ partinin ileri gelenleriyle de konuşuyorum, işte Demokrat Partinin Sayın Genel Başkanıyla da, onlar da mesela “Hayır” diyorlar. Anavatan Partisi var,  onlar da “Hayır” diyorlar. Bütün bunlarla konuşuyoruz. Sağduyulu bütün vatandaşlarla konuşuyorum. Herkese şunu söylüyorum, tek adam rejimi yıkımdır ve Türkiye’yi felakete götürür. Tarih örnekleriyle doludur. Öyle çok uzak bir tarihe gitmeye gerek yok. Yakın tarihte bunu zaten belirliyor. O açıdan ben hani “Evet” i hiç boşu boşuna da düşünmeyin, “Hayır” çıkacak.

Bülent AYDEMİR- Soruyu şöyle değiştirsek, “Hayır” çıkarsa peki siz hemen ne yaparsınız, Cumhurbaşkanını istifaya mı çağırırsınız? Eskisi gibi Cumhurbaşkanını parlamentonun seçmesi için anayasal hazırlık mı yaparsınız ya da yeni bir anayasa hazırlanması için sizin az önce…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tamam, “Hayır” çıkarsa ne olur ben size söyleyeyim, biz ne yaparız ”Hayır” çıkarsa? Bir,  Sayın Cumhurbaşkanına ve makamına saygı gösteriyoruz zaten halk seçti. Ne söyleyeceğiz?

Bülent AYDEMİR- Değişen bir şey olmaz yani. 

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olmaz tabi, 2019’a kadar görevinin başında olacak. Binali Bey zaten Başbakan, parlamentoda çoğunluk AKP’de, bakanlar yerlerinde duruyorlar. Ne olur?

Alican TÜRKOĞLU- Erken seçim çağrısı olur mu Genel Başkan sizden veya...

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, erken seçim çağrısı olmaz. Niye olsun erken seçim, Türkiye’nin bu kadar derdi varken yeniden bir seçime gitmeyi ben şahsen doğru bulmam. Ama çoğunluk bizde değil, çoğunluk iktidarda iktidar derse ki biz erken seçim yapacağız, kanun teklifi gelir.  Kararı kim alır? Bir kişi değil, 550 kişi oturur, tartışır kararını alır. Erken seçimse, milli irade erken seçime karar veriyorsa halkın tercihine gidilir. Herkes buna saygı göstermek zorunda.

Bülent AYDEMİR- Yani böyle galibiyet olarak görmezsiniz?  

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim ne galibiyet olarak görülür, ne mağlubiyet olarak görülür? Bu Türkiye’nin demokrasiye sahip çıkması demektir. “Hayır” çıkması odur o anlama gelir, parlamentosuna sahip çıkması demektir. 

Deniz ZEYREK- Sayın Bahçeli bu işi ilan ettiğinde grup toplantısında ortadaki tabloyu biraz anayasa sınırları dışında görmüştü ve hani bunu götürelim artık halk karar versin, halk “Hayır” derse anayasal sınırlarına çekilsin Cumhurbaşkanı…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Herkes anayasal sınırlar içine çekilecektir “Hayır” çıktığı zaman, çünkü millet şunu söylemiş olacaktır, yani “Hayır” ın mesajı şu olacaktır. Biz sizi seçtik, TBMM’ye gönderdik. Sayın Erdoğan’ı da Cumhurbaşkanı olarak seçtik, Binali Yıldırım Başbakan olarak görev yapıyor. Dolayısıyla oturun bu memleketin dünya kadar sorunu var, ekonomide sorun var, işsizlikte sorun var, dış politikada sorun var oturun bu sorunları çözün, uzlaşın. Uzlaşma kültürünü geliştirin, dayatma kültürü değil, çünkü tek adam dayatma kültürü demektir. Ortak aklı egemen kılın, bir araya gelin, oturun memleketin sorunlarını çözün. Biz bir araya gelip memleketin sorunlarını çözebiliriz. Bu güç, bu kapasite var zaten Türkiye’de. Bakın son bir ayda parlamentoda çıkan kanun sayısı, 100’ün üstünde. Oy birliğiyle çıktı. Sizler gayet iyi bilirsiniz, Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Ceza Kanunu bunlar 1000 maddeyi bulan, bazıları 2000 maddelik kanunlar, bu kanunlar 15 gün içinde bazıları bir hafta içinde çıktı. Neden? Uzlaşarak. Demek ki, bu parlamentonun geleneğinde güçlü bir uzlaşma kültürü var, Avrupa Birliğiyle uyum yasalarının tamamı oy birliğiyle çıktı. Yani parlamento çalışmıyor bu çok yanlış bir ifade, parlamento son 15 yılda cumhuriyet tarihinin neredeyse en çok kanun çıkaran meclisi. Dolayısıyla parlamento görevini yapacak, uzlaşma kültürü, ortak akıl, ülkenin geleceği oturulacak, tartışılacak, bakanlar gelecek meclise hesap verecek. Bir bakan yanlış yaptığı zaman hakkında gensoru verilecek, bakanlar kendilerine çeki düzen verecekler. İlerde ciddi eleştiriler alabiliriz, parlamentoda milletvekilleri bizi eleştirebilir diye bütün bunların hepsi kendi demokratik gelenekleri içinde gelişip büyüyecek.

Alican TÜRKOĞLU- Sayın Genel Başkan çok teşekkür ediyoruz. Değerli izleyiciler Habertürk TV-Bloomberg HT ortak yayınında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu ağırladık. Gazeteciler Sayın Bülent Aydemir ve Sayın Deniz Zeyrek’le beraber. Gündeme ilişkin hem iç politika hem dış politikaya ilişkin sorularımızı yönelttik. Bizi izlediğiniz için sizlere teşekkür ediyoruz.





 

CHPnet

SİTELERİ