CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, STAR ANA HABER’DE GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU  
14.03.2017
14912
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, STAR ANA HABER’DE GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Star Ana Haber’de Nazlı Çelik’in sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.



Nazlı ÇELİK- Türkiye 33 gün sonra çok önemli bir referanduma gidiyor. Cumhurbaşkanlığı sistemi halkın önüne geliyor. Neyi oylayacağımızı, “Evet”i de “Hayır”ı da size bu ekranlarda anlatmaya çalışacağız. Kimlerle? Ağırlayacağımız liderlerle efendim. Bugün konuğumuz CHP Lideri, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu yayınımıza hoşgeldiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim.

Nazlı ÇELİK- Dilerseniz en sıcak gündem maddesiyle başlayalım. Malum Hollanda’da ve Almanya’da yaşanan skandal olaylarla. Öncelikle nasıl değerlendiriyorsunuz? Zira geldiğimiz noktada Türkiye’nin Hollanda’ya iki nota verdik ve bununla beraber resmi bir özür de bekliyoruz. Aynı zamanda bir sığınma restini bugün Ömer Çelik yaptığı basın toplantısında masaya koydu. Şimdi Hollanda’da iki gün sonra yapılacak seçimleri ve Türkiye’de 33 gün sonra yapılacak referandum gerçeğini de göz önünde bulundurursak ve yanımıza koyarsak nasıl değerlendiriyorsunuz yaşananları?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Önce şunu söyleyeyim, Türkiye Cumhuriyeti Bakanlarının - sadece Hollanda, sadece Almanya için demiyorum - dünyanın herhangi bir ülkesine gittiklerinde kabul edilmemesini asla kabul etmiyoruz ve doğru değildir. Bu bizim ülkemiz. Aynı görüşten oluruz veya olmayız Bakanlar da bu ülkenin Bakanları. Dolayısıyla Hollanda’ya gittiklerinde veya Almanya’ya veya dünyanın herhangi bir ülkesine gittiklerinde kabul edilmelerini isteriz. Onlar oraya gideceklerdir, Türk vatandaşlarıyla mı oturur konuşurlar, konsoloslukla mı, büyükelçilikle mi, kendi çalışmaları vardır o çerçevede görevlerini yaparlar, işlerini yaparlar.

Dolayısıyla kabul edilmemelerini doğru bulmuyorum bir. İkincisi şu; şimdi böyle çok konuşarak bu işler çözülmez. Eğer bir ülke Türkiye Cumhuriyetinin Bakanlarını kabul etmemişse, bir anlamda kapı dışı etmişse, bir anlamda Hollanda’ya girişine izin vermemişse bunun gereği yapılır.

Nazlı ÇELİK- Gereği nedir? Çünkü askıya alalım ilişkilerimizi dediniz ama şimdi Danimarka var, İsviçre var, Avusturalya. Buradan da bazı benzer sinyaller geliyor. O zaman bütün Avrupa’yla ilişkilerimizi mi askıya alacağız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O üçüncü bölüm geleceğim ona da. Şimdi siz eğer bir şey yapacaksanız, oturur yaparsınız. Efendim masaya koyduk, şunu şöyle yaptık, bunu böyle yaptık. Bu İsrail’e benzemesin, sonunda 20 milyon dolara Türkiye’nin itibarı satıldı İsrail’e, benzemesin yani. 9 vatandaşımız öldürüldü, “asarız, keseriz, Gazze’de abluka kalkmazsa asla gitmeyeceğiz” dediler sonra gittiler her şeyi yaptılar. Rusya krizine de benzemez. Yine astılar, kestiler, uçaklar geldi, biz vurduk, biz kahramanız vs. vs. bir baktık özür mektubu vermişler. Bir baktık hep beraber konvoy halinde gittiler, kendileri özür dilediler. Sınırı geçen bizim uçağımız değil onların uçağı. Şimdi Hollanda’yla bir kriz yaşıyor muyuz? Yaşıyoruz. Çözülmesi gerekir mi? Çözülmesi gerekir. Çözülmesi için devlet aklının egemen olması lazım, diplomasi dilinin egemen olması lazım. Ben asarım, ben keserimle bu iş çözülmez. Kahramanlık edebiyatı yaparak halkı kimse kandırmasın. Kardeşim ne yapacaksan, hükümetsin ne yapacaksan yap. Ben de söyledim, size her türlü desteği vereceğiz buyurun yapın. Asacağız da, keseceğiz de, nota verdik de, bir şeyler yapacağız da. Ne zaman? Efendim 16 Nisan’dan sonra. Niye 16 Nisan’dan önce değil?

Nazlı ÇELİK- Şimdi bugün yaptığınız bir açıklamada 16 Nisan tarihinin altını çizdiniz ve burada 16 Nisan’dan sonra açıklayacak sonra FETÖ’yle irtibatlandırılacak olay dediniz. Neye dayanarak bunu dediniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Sonra diyecekler ki, “ya biz bunu yapacaktık ama gene bu FETÖ geldi karıştırdı.” Yani 50 tane gerekçe bulacaklar, bir şey yapmamak için 50 tane gerekçe bulacaklar. Dış politikada bir şeye karar verirseniz yaparsanız ve sonucunu alırsınız, sonucuna da katlanırsınız. Artıdır, eksidir. Dış politikada ne oldu? Kıbrıs’a rahmetli Ecevit gittiği zaman ilan mı etti “biz şu tarihte şuraya gideceğiz” diye. Hayır. Ne zaman açıkladılar? Türk askeri Kıbrıs’a indiğinde açıkladılar “Türkiye Kıbrıs’tadır” diye. Münbiç ne diyorlardı? “Kırmızıçizgimizdir, giderse şöyle olur…” bilmem bir sürü laf ettiler. Ne oldu Allah aşkına gittiler mi? Hayır. Rakka’ya gideceklerdi gitti mi? Hayır. Böyle devlet yönetilmez. Bir kriz var ortada doğrudur, krizin oturulup sağlıklı, tartışılıp karar verilmesi lazım ve gereğinin yapılması lazım.

Nazlı ÇELİK- Gereği nedir Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir Bakan diyor ki, ekonomik yaptırımlar uygulamayacağız. Ne yapaksın o zaman? Ne yapacağız? Onlar orada zaten biz de buradayız. Siz Hollanda’daki vatandaşları Türkiye’ye mi alacaksınız? Hollanda’yı terk edin Türkiye’ye mi gelin diyeceksiniz? Kimse gelmez ki. İnsanlar oraya ekmek için gitmişler, yıllardır oradalar, çalışıyorlar. Şimdi bu davranış onların da huzurunu bozdu, orada da başka bir tablo çıktı ortaya. Oradaki vatandaşlarımızın huzurunu bozduk biz.

Bakın, daha acı olanı söyleyeyim size. 2008’de bir kanun çıktı, 2008’de iktidarda hangi parti vardı? AKP. Kanunun adı, “Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, yani seçmen kütükleriyle, seçimlerle ilgili bir kanun değişikliği. Bu kanun değişikliğinin 94. maddesinin a bendinin son fıkrasını okuyorum. “Yurtdışında ve yurtdışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz”, bu kadar açık, bu kadar net. Yani özel bir yoruma gerek yok. Bir daha okuyayım, “Yurtdışında ve yurtdışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz”, Bakanlar oraya niye gidiyor?

Nazlı ÇELİK- Bu noktada şunu soracağım. Şimdi siz de Avrupa temaslarınız vardı Nürnberg vs. 16’sı 19’u arasında sanıyorum sizin ve partinizden bir takım diğer isimlerin. Bunları da iptal ettiniz – ki tepkinizi koymak adına iptal ettiniz - eğer gitseydiniz size müsaade ederler miydi? Çünkü şöyle bir de özellikle hükümet kanadından gelen şöyle bir açıklama var. Zaten Danimarka, Hollanda gibi bu ülkeler Avrupa ülkeleri “Hayır”ı desteklediği için “Evet” kampanyasına karşı çıktı yönünde bir iddiaları, açıklamaları var. Bir temas kurmuş muydunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O kadar çok açık ve net söyleyeyim. Bu hükümetler kesinlikle “Evet”i destekliyorlar. Avrupa, açıkça söylüyorum “Evet”i destekliyorlar.

Nazlı ÇELİK- Nasıl bu kanıya vardınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gayet açık. Bir ülkenin Dışişleri Bakanı gider de nasıl uçağını geri gönderirsiniz? Bir karşıtlık yaratmak için. İçerde düşman bulamadılar şimdi dışarıda bir düşman yaratmak istiyorlar. Çünkü önceden diyorlar buraya gelmeyin bizim seçimimiz var diyorlar. Kim söylüyor bunu? Hollanda’nın Başbakanı söylüyor. Niye gidiyorsunuz oraya? Seçim çalışması yapmak için, referandum çalışması yapmak için. Kanun ne diyor? Yurtdışı temsilciliklerde ve yurtdışında propaganda yapılamaz diyor. Niye gidiyorsunuz siz?

Nazlı ÇELİK- Siz gitseydiniz “Hayır” kampanyasını yapacak mıydınız daha sonra önümüzdeki günlerde yapacağınız Avrupa temaslarında?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır biz bir kampanya yapmıyoruz. Orada temsilciliklerimiz var gidiyoruz, böyle oturup mitingler, şunlar, bunlar yapmadık hiçbir zaman. Çünkü biz yasalara saygılıyız, kanunlara saygılıyız. Kendileri yasa çıkarıyorlar, çıkardıkları yasalara kendileri uymuyorlar, sonra başkaları düşman oluyor. Bizim üzerinde titizlikle durduğumuz konu ayrı, onların ayrı. Bizim titizlikle durduğumuz konu şu; Türkiye Cumhuriyetinin Bakanlarına hiçbir devlet sen benim ülkeme gelme diyemez, dememelidir. Geçmişten bir örnek vereyim. Eski Enerji Bakanı Sayın Yıldız uçağına bindi Kerkük’e gidecekti, Irak hükümeti izin vermedi Kayseri’ye inmek zorunda kaldı. Bir tepki oldu mu? Niye olmadı? Hollanda’dan çok daha vahim bir olay değil mi? Çok daha vahim bir olay. Hiçbir tepki olmadı. O nedenle söylüyorum bu olay Hollanda’da seçime giden Başbakanın da işine geliyor, Türkiye’de referanduma giden hükümetin de işine geliyor. Karşılıklı işbirliği.

Nazlı ÇELİK- 16 Nisan’dan sonra bunu FETÖ’ye bağlayacaklar, FETÖ yine karıştırdı diyecekler sözü. Siz nasıl bir bağ kurdunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İçerde de gerekçe. Şimdi bir süre sonra neden diyorlar yaptırımı 16 Nisan’dan sonra uygulayacağız? Hatta bir Bakan da “ekonomik yaptırım da uygulamayacağız öyle bir şey yoktur” dedi. Peki neden 16 Nisan’dan sonra? Çünkü 16 Nisan’dan sonra yakınlaşmak için bir gerekçe arayacaklar. Ne diyecekler? Ya oradaki FETÖ unsurları yaptı diyecekler, ya bir başkası yaptı diyecekler. Herhangi bir yerden bir gerekçe uyduracaklar. Bu işin gerekçesi olmaz. Bu ülkenin Dışişleri Bakanı Hollanda’ya sokulmamıştır. Bu çok vahim bir tablodur. Bu ülkenin bir Bakanı Hollanda’dan sınır dışı edilmiştir. Bu çok vahim bir tablodur. Bu tablonun üzerine kararlılıkla gitmek lazım.

Bakın, bugün bütün Türkiye bu olayın üzerine hükümetin yürümesini istiyor. Açıklama yapmasını değil, gereği neyse onun yapılmasını istiyorum. Oturup gereğini kendileri hesaplasınlar. Ha şunu derlerse ki, ya biz bunun gereğini bilmiyoruz, ne yapacağımızı bilmiyoruz diyorlarsa, Sayın Dışişleri Bakanı gelir ben onlara hangi gerekleri yerine getirmeleri gerektiğini söylerim.

Nazlı ÇELİK- Şimdi bu konuda o zaman elbette hükümetin bir mağduriyet olduğunu ve bunun asla kabul edilebilir olmadığını söylüyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mağduriyet hükümete olmadı, mağdur olan Türk milleti. İstirham ederim iki şeyi ayırmamız lazım. Hükümetin mağduriyeti sözkonusu değil. Mağduriyet Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin değil, devletinin mağduriyetidir, vatandaşının mağduriyetidir. Çünkü oraya giden kişi Türkiye Cumhuriyeti hükümetini temsil ediyor, devletini temsil ediyor.

Nazlı ÇELİK- Devlet Bahçeli dedi ki, Cumhurbaşkanı Almanya’ya giderse ben de desteklerim yanında giderim. Siz de gider misiniz Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi ucuz kahramanlıklara gerek yok. Gittiler mi? Gitmediler. Şimdi ben gitsem desem ne olur, gitmesem desem ne olur?

Nazlı ÇELİK- Gitmeye karar verirse siz gider misiniz peki?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın olay şudur, Almanya bir karar alıyor. Gelirim, asarım, keserim, vururum. Devlet söylemle yönetilmez. Diline hakim olamayan, dilini kontrol edemeyen devleti yönetemez. Devlet akılla yönetilir, mantıkla yönetilir, sağduyuyla yönetilir, bilgiyle yönetilir, birikimle yönetilir, hamasetle devlet yönetilmemiştir dünyanın hiçbir ülkesinde. Buyurun gittiler mi? Gitmediler. Niye konuşuyorsunuz? Yapmayacağınızı neden yapacağım diye milletin önüne çıkıyorsunuz. Yani milleti niye kandırıyorsunuz? Buyurun gidin o zaman. Söz veriyorum ben de alkışlayacağım.

Nazlı ÇELİK- Alkışlayacaksınız ama gitmeyeceksiniz beraber?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim gidemeyecekler ki zaten. Yani gidilmeyecek bir yere ben de hamasete katılıp, aklımı bir tarafa bırakıp ha siz de gidin, hep beraber gidelim. Olur 80 milyon gidelim, bakalım gidebiliyor muyuz? Devleti akılla yönetmemiz lazım. Konuşurken dikkatli bir dil konuşmamız lazım. Olay budur. Kendi ülkende hukuk arıyorsan başka ülkelerin hukukuna da saygı göstereceksin. Kendi ülkende ne diyorsun? Oraya seçim propagandası için gidilmez.

Ben size bir soru sorayım Nazlı Hanım. Ben Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak gitsem Hollanda’da, Fransa’da, İngiltere’de veya Amerika’da veya Japonya’da büyükelçilikte bir propaganda yapsam bu doğru mudur, yanlış mıdır? Yanlıştır. Devlet dairesinde ben nasıl propaganda yapacağım? Siz konsoloslukta propaganda yapıyorsunuz. Yanlış. Burası parti devleti mi? Benim gidip Dışişleri Bakanlığında propaganda yapma hakkım var mı? Ya da Dışişleri Bakanlığının mensuplarını veya Maliye Bakanlığının mensuplarını veya Milli Eğitim Bakanlığının mensuplarını bakanlıkta toplayıp onlara propaganda yapmam doğru olur mu? Devlet devlet olmaktan çıktı. Aklımızı bir tarafa koyduk. Duygularımız birilerinin hamasetine esir edilmemeli, böyle bir şey olmamalı. Türkiye Cumhuriyeti sıradan bir devlet değil. Hep beraber olayın üzerine kararlılıkla gitmeliyiz, ne gerekiyorsa yapmalıyız. Neden? Türkiye Cumhuriyetinin Bakanları sokulmadı oraya kimse kusura bakmasın.

Nazlı ÇELİK- Kendi topraklarımıza aslında büyükelçiliğimizin binasına bile sokulmadı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette. Ben kendi topraklarıma giremiyorsam orada bir sorun var demektir. Bu işin hamaseti olmaz. Ne yapacaksanız yapın kardeşim biz de sizi sonuna kadar destekliyoruz.

Nazlı ÇELİK- Diğer başlıklara geçeceğim. Referanduma zira 33 gün kaldı. Öncelikle bir anket yaptırdınız mı? Siz parti olarak bir anket yaptırıyor musunuz, elinizde bir sonuç var mı, ne bekliyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Emin olun herhangi bir anket yaptırmıyoruz. Ama çok sayıda değişik çevrelerin yaptıkları anketler bize de geliyor, bir kanaldan geliyor biz de onlara bakıyoruz. Moralimizi bozacak herhangi bir şey yok. Ben bu ülkenin insanının sağduyusuna güveniyorum.

Nazlı ÇELİK- Bu referandumda farklı olarak diğer seçimlere kıyasla kararsız seçmenin yüksek oranda olduğunu görüyoruz. Hatta 10 gün, 15 gün öncesine kadar yüzde 22’lerden bahsediyorlardı. Sonra 15’e hatta 13’e gerilediği yönünde.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yüzde 13 civarında bir kararsız seçmen olduğu ifade ediliyor.

Nazlı ÇELİK- Ki, bunlar belirleyici olacak aslında gelen anket sonuçlarında. Çünkü başa baş bir…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi alanda yaptığımız çalışmada şunu görüyoruz. Bir; vatandaş bu 18 maddede ne oluyor, hangi değişiklikler geliyor yeteri kadar bilmiyor. Bu siyasilerin ve iktidarın kusuru. Neden? Çünkü anayasa değişiklikleri parlamentoda görüşülürken halk yeteri kadar bilgilendirilmedi, televizyonlara yasak getirildi. TBMM televizyonu açık olabilseydi,  vatandaş televizyonun karşısında oturup nedir bu değişiklikler, neler getiriyor, neler götürüyor o tartışmaları izleyecekti ve tanığı olacaktı. Ama bu olmadı. Şimdi ise bizim anlatımlarımızı bunlar doğru değil diyorlar. Doğru değilse buyurun gelin bizi mahcup edin, beraber oturup konuşalım, ona da yanaşmıyorlar.

Dolayısıyla vatandaşın bilgilendirilmesi lazım. Biz bütün milletvekillerimizi, örgütlerimizi görevlendirdik, çok sayıda sivil toplum örgütü, diğer siyasi partiler, bazı meslek kuruluşları onlar da vatandaşa bu anayasa değişikliğinin neler getirip neler götürdüğünü anlatıyor. Emin olun gerçekleri anlattığımız zaman ya bu da var mıydı, gerçekten böyle mi diye soruyorlar. Evet gerçekten bu da vardı, bu da oluyor diye kendilerine anlatıyoruz. Gerek görürse nasıl şimdi yasayı çıkardıysam, kanunu çıkarıp size okuduysam anayasa değişikliğini de hemen çıkarıyoruz çantamızdan gösteriyoruz. Bak burada bu yazıyor. Yani bizim değil TBMM’den geçen ama 367’yi bulmayan, sonunda referanduma gelen metindir diyoruz.

Nazlı ÇELİK- Bazı siyasiler tarafından ortaya atılan bir iddia da referandumun iptal edilebileceği yönünde. Sizin böyle bir düşünceniz olabilir mi? Bu referandum yapılır mı veya herhangi bir engel var mıdır?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye iptal edilsin referandum? Halkımıza güveniyoruz, halkımızın sağduyusuna güveniyoruz. Demokrasiye inanıyoruz, parlamenter demokratik sisteme inanıyoruz. Milletvekilini bu ülkenin milleti seçip Ankara’ya göndermişse bundan niye vazgeçsin ve o milletvekilinin yetkileri elinden alınıyorsa niye buna hayır demesin? Ben milletvekili seçip gönderiyorsam bu milletvekili benim sorunlarımı orada çözmek zorundadır. Ben başka bir organı seçmedim, parlamentoya seçtim, millete seçtim. Bu demokrasiye inanmayacak mı bizim vatandaşımız? Demokrasiye inanacak, demokrasiye güveniyoruz. Eksiğimiz var mı? Olabilir. Yanlışımız var mı? O da olabilir. Ama ortak akılla biz parlamenter demokratik sistemimizi güçlendirebiliriz, daha mükemmel hale getirebiliriz. Eksiğimiz varsa tamamlayabiliriz. Yani elin oğlu yapıyor da biz niye yapmayacağız? Biz de yapabiliriz.

Nazlı ÇELİK- Geçen hafta katıldığınız bir radyo programında söylediğiniz sözlerin ardından düzenlemeden haberi yok veya anayasal düzenlemeden haberi yok, okumamış bile şeklinde eleştirilere maruz kaldınız. Tam olarak ne demek istemiştiniz orada? Çünkü içinde Başbakanlıktan da bahsediyorsunuz. Bu konuda kısa bir açıklama oldu ama tam olarak ne demek istediniz Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Nazlı Hanım şöyle; şimdi mevcut uygulamaya göre çoğunluk partisinin Genel Başkanı Başbakan oluyor. Örneğin Binali Bey yüzde 49 veya Davutoğlu yüzde 49,5 aldı ama kendisi Başbakan oldu. Fakat değişti sonra Binali Bey geldi ve Binali Bey Başbakan çoğunluk partisinin lideri. Yeni modelde aynı anda hem Başkan seçimi var, hem de siyasi partilerin seçimi var. Diyelim ki, çoğunluk partisinin lideri seçildi ama yeni modelde Başbakan olamıyor. O zaman Başkan da yüzde 51’i bulamadı. Bulamadığı zaman yeniden seçime gidilecek. Yeniden seçime gidildiğinde çoğunluk partisinin Genel Başkanı değil de bir başkası seçildi. Başkan o zaman o olacak. Başkanın yüzde 51’le seçilmesi tablosunda parlamentoda çoğunluğu olan siyasi partinin Genel Başkanıyla Başkan arasında derin bir gerginlik çıkacak ortaya.

Nazlı ÇELİK- Yani burada iki başlılık aslında Cumhurbaşkanı ve Başbakan gibi değildi o zaman söylediniz açıklamada? Bir belki de dil sürçmesi mi oldu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi biz onlarca yıldır çoğunluk partisi liderine hep Başbakan dediğimiz için orada çoğunluk partisi lideri yerine Başbakan deyince vay bunlar işte bir şey yakaladık buradan Kılıçdaroğlu’nu sıkıştıracağız, Kılıçdaroğlu bunu okumamış. Okudum hiç meraklanmasınlar, hepsini biliyorum.

Şimdi bu anlatımıma çıksın desinler ki bu yanlıştır. Bugünkü modelde bu yok, nugünkü modelde çoğunluk partisinin lideri Cumhurbaşkanı kim olursa olsun Başbakan pozisyonuna geliyor ve Başbakan olarak görev yapıyor. Parlamentoda da çoğunluğu var dolayısıyla Cumhurbaşkanıyla aralarında bir çatışma da çıkmıyor, bir uyumsuzluk da çıkmıyor. Herkes kendi görevini yapmış olacak. Olay bu.

Nazlı ÇELİK- Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Erdoğan sizin kendisine yaptığınız televizyon davetine çok sert bir yanıt verdi. Aslında kendi ifadeleriyle aktarayım bir yanlışlık olmasın. “Sen Kandil’in başındakilerle berabersin, bizim Kandil’in başındaki teröristlerle konuşacak bir şeyimiz yok” dedi. Cevabınız ne olacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Beni niye saraya davet etti 15 Temmuz’dan sonra? Madem ben Kandil’dekilerin başındayım niye davet etti? Habur’da mahkemeleri teröristlerin ayağına ben mi gönderdim? Kim gönderdi? Dolmabahçe’de kim oturdu? Oslo’da görüşmeleri kim yaptı? Bunların cevabı var mı? Benimle özel bir tartışma alanı yaratmak istiyor, kavga yaratmak istiyor.

Nazlı Hanım, bu ülke kavgadan bıktı, gerginlikten bıktı. Beni suçluyor, suçlayabilir. La havle diyorum Allah’a havale ediyorum. Ya akıl var, mantık var, Şavşat’tan Ardanuç’a giderken terör örgütü PKK bana saldırdı ona değil. Bir asker öldü, şehit oldu. Bu beyefendi neden bize saldırıyor, hangi gerekçeyle saldırıyor? Benim söylediğim son derece insani, son derece tutarlı, son derece mantıklı bir teklif. Diyorum ki, bana suçlama yapıyorlar diyorlar ki, Kılıçdaroğlu 18 maddeyi okumamış. Olabilir suçlamadır. Peki kardeşim buyurun gelin beni mahcup edin öyle değil mi? Size bundan daha iyi fırsatı kim verir? Gelirsiniz otururuz, konuşuruz, dersiniz ki, bir dakika Sayın Kılıçdaroğlu siz yanlış söylüyorsunuz bak kanunda böyle yazıyor. Ben de mahcup olurum. Niye gelmiyorlar, beni niye suçluyorlar?

Ben ülkemi seviyorum. Ben o saldırıya muhatap olduğumda şunu söyledim, “Benim için memleket, benim için vatan, benim için bayrak önemlidir. Eğer benim bir canım varsa bu ülkeme feda olsun” dedim. Asla. O er öleceğine, o ailede hüzün yaşanacağına ben ölmeye razıyım, ben bunu da söyledim.

Dolayısıyla bu tür suçlamalarla bizi kısır, böyle gerginlik yaratan bir alana çekmek istiyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, tartışmayacağım.

Nazlı ÇELİK- Şimdi evet cephesinde hayırcılarla terör örgütlerini bir gören bir anlayış var ve siz de hayırı en güçlü savunan lider olarak aslında bunun hedefindeki isimsiniz. Siz halka, seçmene nasıl yansıdığını düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi Nazlı Hanım, eğer siz bir anayasa değişiklik teklifi getirmişseniz, parlamentoda 367 bulmamış ve 330 küsur oyla kabul edilmiş ve ondan sonra referanduma sunuluyorsa, vatandaşın önüne çıkacaksınız neden vatandaşın evet demesi gerektiğini anlatacaksınız öyle değil mi? Neden evet diyecek vatandaş buna?

Bakın ben neden hayır demeleri gerektiğini anlatıyorum. Onlar da neden evet denmesi gerektiğini anlatacaklar. Ama neden evet denmesi gerektiğini anlatamıyorlar. Ne diyorlar? “Bak ha teröristler de buna hayır diyor.” Bu ülkenin insanına siz nasıl terörist dersiniz, hayır diyen insana nasıl terörist dersiniz? Ben de ona karşılık şunu söyledim, “Bu ülkede evet diyen de benim vatandaşım, benim başımın üstünde yeri vardır, hayır diyen vatandaşımın da benim başımın üstünde yeri vardır. Ben demokrasiye inanıyorum. Ben bu ülkenin sağduyusuna, bu ülkenin insanına güveniyorum” dedim. Oturur, bakar, tek isteğim oldu benim vatandaşlarımdan ve hala aynı isteğimi sürdürüyorum, “Düşünerek sandığa gidin. Bu olay Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Binali Yıldırım, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Sayın Devlet Bahçeli olayı değildir. Bu olay bir anayasa değişikliğidir. Bu olay bir partiler olayı değildir. Olay bir iktidar olayı da değildir.”

Nazlı ÇELİK- Siz rejim değişecek diyorsunuz, evetçiler sistem değişecek diyor. Burada bir kaygınız mı var? Yani cumhuriyet mi tehlikede o zaman size göre Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Cumhuriyet tehlikede. Onu da anlatacağım neden tehlikede? Rejim değişiyor. Parlamenter demokratik sistemden otoriter tek dama rejimine geçiyoruz. Diyorlar ki, 1923’te zaten Cumhuriyeti biz ilan ettik. Ama bizim cumhuriyetimizle Libya’nın cumhuriyeti aynı değil, İran’ın cumhuriyeti aynı değil, Suriye’nin cumhuriyeti aynı değil, Irak’ın cumhuriyeti aynı değil. Bizim cumhuriyetimiz parlamenter demokratik sistem. Şimdi siz parlamenter demokratik sistemi ikinci plana itiyorsunuz, tek adama bütün yetkileri veriyorsunuz. Neden cumhuriyet tehlikede? O soru çok önemli bir soru bana göre. Bir kişiyi ikna ettiğiniz zaman koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletini en geç 24 saat içinde ele geçirirsiniz. Nasıl mı, onu da anlatayım. Çünkü devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili kararname çıkarma yetkisi Cumhurbaşkanına veriliyor, Başkana veriliyor. Başkan devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili bütün kararnameleri çıkarabilir. Yani Başkan 24 saat hazırlık yaptıktan sonra - ki 24 saat diyorum belki hazırlığı daha kısa da sürebilir - devletin bütün müsteşarlarını, bütün kaymakamlarını, bütün genel müdürlerini, bütün daire başkanlarını, bütün paşalarını, bütün büyükelçilerini 24 saat veya 1 saatte değiştirebilir. FETÖ terör örgütünün 35 yılda ele geçiremediği bir kurumu, siz 24 saat içinde ele geçirirsiniz bir kişiyi ikna ettiğiniz zaman. Türkiye Cumhuriyeti bu kadar zayıf bir devlet olsun mu? Vatandaşım buna evet diyecek mi? Bunun kişilerle ilgisi yoktur bakın. Bir devleti devlet yapan kurumlarıdır. Siz kurumların başındaki bütün kişileri değiştiriyorsunuz bir kararnameyle.

Nazlı ÇELİK- Şimdi siz burada propagandanızı tek adamla oturttunuz ama öte yandan şöyle bir şey var. Şimdi Amerika’ya bakıyoruz, Fransa’ya bakıyoruz biri başkanlıkla, biri yarı başkanlık sistemiyle yürütülüyor. Şimdi orada da o zaman tek adamlığa yol açmıyorsa niye Türkiye’de tek adamlığa yol açacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi orada kuvvetler ayrılığı var. Yasama, yargı ve yürütme birbirinden ayrıdır ve birbirini denetlerler. Denetim mekanizması vardır. Benim verdiğim bir karar - diyelim ki yürütme organı ben bir bakanım, başbakanım veya bir yerde genel müdürüm veya bir yerde müsteşarım -ben bir karar verdim, vatandaşım mağdur oldu. Mağdur olduğu zaman mahkemeye başvurur ve hakkını arar. Veya sizin bir malınız var, büyük çiftlikleriniz var, belediye geldi kamulaştırmaya karar verdi. Dedi ki, değeri beş liradır ama değeri bin lira. Siz nerede hakkınızı arayacaksınız? Mahkemede arayacaksınız. Mahkemenin ne olması lazım? Bağımsız olması lazım, hukukun üstünlüğüne göre karar vermesi lazım. Buranın değeri, kusura bakma ey devlet diyecek değeri bunun - ki barajlarda çok sayıda kamulaştırma olayıyla karşılaşan vatandaşımız vardır - değeri 5 lira değildir 15 liradır bu bedeli ödeyeceksin vatandaşa der. Eğer bu modelde, yeni modelde Başkan aynı zamanda hakim tayin ederse, aynı zamanda Anayasa Mahkemesine hakim ederse, Hakimler Savcılar Kuruluna hakim tayin ederse, Başkanın kararının aleyhine kimse karar alamaz. Niye alsın? Beni tayin etti ya beni, ertesi gün aleyhine karar verirsem beni buradan alırsa ne olacak? Yargı bağımsızlığı gider.

Nazlı ÇELİK- Hep bu kaygıyla yaşar ve bağımsızlık gider o zaman elden diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim devleti çökertiyorsunuz, adaletin olmadığı yerde devlet olmaz. Kadıyı satın aldığınızda mahkeme ölür, mahkemenin öldüğü yerde de devlet ölür. Olay bu kadar açıktır.

Bizim söylediğimiz şudur; bizim Amerika’yla, Fransa’yla ya da bir başka ya da İngiltere’de de kraliçe var diyelim, buralardan farkımız var bizim. Bizim Cumhurbaşkanının tarafsız olması lazım. Size bir soru sorayım, gerçekten samimi olarak da sizden cevabını beklemek isterim. Bir partinin Genel Başkanı Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinden 12’sini tayin etsin mi, etmesin mi? Vatandaşlarıma da soralım. Bir partinin Genel Başkanı Anayasa Mahkemesine hakim tayin ederse orada adalet olur mu, olmaz mı? Adil davransalar bile ya bu başkanları, bu hakimleri buraya falan partinin Genel Başkanı tayin etti, burada adalet olmaz der.

Şöyle bir örnek vereyim. İki takım karşılaşıyor, hakem tarafsız değil, bir başka takımın antrenörünü getirip hakem yapıyoruz, sen bu maçta hakem ol, bir takımın antrenörü hakem, iki takım karşılaşıyor. Bunu dünyada hiçbir kural kabul etmez, dünyada bakın, biz niye kabul ediyoruz?

Nazlı ÇELİK- “Evet” çıkarsa nasıl bir Türkiye üç kelimeyle, “Hayır” çıkarsa nasıl bir Türkiye, üç kelimeyle öngörüyorsunuz, üç sıfat istiyorum sizden?

Kemal KILIÇDAROĞLU- “Evet” çıkarsa sonu belli olmayan bir Türkiye. Ve annelere bir şey söyleyeyim izin verirseniz, hiçbir anne nereye gittiği belli olmayan bir otobüse çocuğunu bindirmez. Bana bir Allah’ın kulu çıksın desin ki, bu yeni anayasa değişikliğinden sonra Türkiye şu sorunu çözecek.

“Hayır” çıkarsa ne olur? Hiçbir şey olmaz. Yani şu anda demokratik bir sistemimiz yok mu? Var. Parlamento çalışıyor mu? Çalışıyor. Başbakan yerinde mi? Yerinde. Cumhurbaşkanı yerinde mi? Yerinde.

Nazlı ÇELİK- “Hayır” çıkarsa bir erken seçim ihtimali öngörüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Erken seçime kararı parlamento alacak, kimse alamaz ki. Meclis oturur, erken seçime karar alırsa ki, milli iradedir hepimiz saygı duyacağız, erken seçim kararı alınır. Erken seçim de dünyanın sonu değil ki. Yani sonuçta gene millete gideceğiz.

Nazlı ÇELİK- Eğer “Evet” çıkarsa CHP ne olacak? Burada yeni bir lider arayışına gidilebilir mi? Yine Cumhurbaşkanı sizin için tırnak içerisinde söylüyorum, “Er ya da geç Kemal gidicidir” dedi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim hepimiz gidiciyiz. Biz faniyiz. Ben bir başka siyasi parti lideri gibi koltuğa yapışıp, ben buradan asla gitmem bir düşüncesi içerisinde değilim. Ben demokrasiye inanan birisiyim, demokrat birisiyim ben. Bir partinin Genel Başkanı nasıl değişir biz gayet iyi biliriz. Biz diğer partilere benzemeyiz, biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Bakın biz milletvekillerinde ön seçim uyguluyoruz. Bizim dışımızda ön seçimi uygulayan başka bir parti yok.

Nazlı ÇELİK- Yani o zaman, o zaman istifayı düşünür müsünüz? Yeni bir lider arayışından kastım buydu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ne için istifa edelim?

Nazlı ÇELİK- Eğer evet çıkarsa.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, niye istifa edelim? Bana birisi bir gerekçe söyleyecek. Şu gerekçeyle istifa et diyecek. Biz de ederiz o zaman, makul bir gerekçe olursa ederiz tabi niye etmeyelim.

Nazlı ÇELİK- Peki, MHP’nin temel “Evet” deme gerekçesi Türkiye’nin bekası oldu, her zaman bunun altını çizdi. MHP’nin savunduğu gibi sizce Türkiye’de bir beka sorunu var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yeni anayasa değişikliği eğer kabul olursa Türkiye’nin temel bir beka sorunu ortaya çıkacaktır. Az önce söyledim, bir kişiyi ikna ettiğiniz zaman Türkiye Cumhuriyeti devletini ele geçirirsiniz. Asıl beka sorunu budur.

Nazlı ÇELİK- Şimdi AKP teşkilatlarından bazı isimler, hatta Cumhurbaşkanının danışmanlarından bazı isimler “Hayır” çıkarsa Türkiye’de kaos çıkabileceğini iddia ettiler. Nasıl değerlendirirsiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şu anda Türkiye’de kaos mu var? Kaos yok. Niye kaos çıksın? Hangi gerekçeyle kaos çıkacak bunu da söylüyorlar mı? Efendim bu anayasa değişikliği geçerse terörü de bitireceğiz diyorlar. 13 yıldır tek başına iktidardalar. Yani onlar terörü bitirdiler de biz engel mi olduk veya bir başka parti engel mi oldu veya bir sivil toplum kuruluşu engel mi oldu? Efendim bu anayasa değişikliği geçerse istikrar olacakmış. 15 yıldır iktidardasınız, Merkez Bankası size bağlı, Başbakan size bağlı, sizden, Bakanlar sizden, Ekonomi Bakanları sizden, örgütler sizden, valiler, kaymakamlar sizden. Siz ekonomide istikrarı sağladınız da birisi kalktı engel mi oldu? Bunların hiçbirisinin geçerliliği yoktur. Bana akla ve mantığa uygun bir cevap versinler. Bu anayasa değişikliğine vatandaş neden “Evet” diyecek, neden?

Bakın, ben neden “Hayır” demesi gerektiğini söylüyorum. 18 yaşında çocuğu milletvekili yapacaklar, diyorlar. Kimin çocuğu 18 yaşında milletvekili olacak? Kimin çocuğu 18 yaşında milletvekili olduktan sonra ömür boyu askerlikten muaf olacak? Kimin çocuğu 18 yaşında milletvekili olduktan sonra iki yıl geçtikten sonra, iki yıl milletvekilliği yaptıktan sonra emekli aylığı, ballı emekli aylığı almaya hak kazanacak? Manavın çocuğu mu, kasabın çocuğu mu, sanayicinin çocuğu mu? Kimin çocuğu olacak? Kendi çocuklarına ikbal hazırlıyorlar. Bu millet bu kadar kusura bakmayın ama herhalde bu gerçeği görecektir.

Nazlı ÇELİK- Şimdi Cumhurbaşkanının katıldığı etkinliklerde meydanlardan sık sık “idam isteriz” sloganları yükseliyor. Bahçeli’nin de aslında ilk etapta gündeme getirdiği ve desteklediği bir konuydu idam. Sizce bu noktada “Eğer “Evet” çıkarsa bu halkın idamla ilgili beklentisini de gösterecek” dedi Cumhurbaşkanı. Aynı görüşte misiniz bu konuda, yani bu referandum idam içinde bir belirleyici olacak mıdır sizce?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim halkı kandırıyorlar. Özür dilerim ama halkı kandırıyorlar. İdam ikisi de istiyordu değil mi? Koysalardı anayasaya. Yani milletvekili sayısını 550’den 600’e çıkarıyorsunuz da idamı niye koymuyorsunuz? İkiniz de razıydınız zaten. Onun için de referanduma gitselerdi, niye koymadılar? Hangi gerekçeyle koymadılar? Bana ilk sorduklarında dedim gelsin bir bakalım. Niye milleti kandırıyorlar, yazık günahtır.

Nazlı ÇELİK- Şimdi siz Anayasa Mahkemesine gitmediniz bu aslında beklenmedik bir hamleydi ve baktığımızda referandum sürecine yine diğer seçimlere kıyasla bu kez CHP’de ve sizin tavrınızda polemiklerden uzak, tartışmalardan uzak bir Kemal Kılıçdaroğlu görüyoruz. Bu bir siyasi taktik mi, bilinçli bir hamle mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu bir siyasi taktik değil. Çünkü anayasa değişikliği bir partinin, benim sorunumu çözmüyor veya bana yeni sorun yaratmıyor. Bu 80 milyonun anayasası. 80 milyonun anayasası olduğuna göre ister doğuda, ister batıda yaşasın, ister yeni doğmuş olsun, ister 100-120 yaşında olsun hepimizin ortak anayasası. Dolayısıyla bu bir seçim süreci değil, bu bir demokrasi arayışı içinde hep beraber düşünmemiz gereken bir süreç. Ben de düşüneceğim, AKP’liler de düşünecek, MHP’li de düşünecek, SP’li de düşünecek, HDP’li de düşünecek. Hepimiz düşüneceğiz, hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Nazlı ÇELİK- Şimdi mitingleriniz olacak sanıyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi ve ben mesela ayın 15’inde Amasya’da bir mitingimiz olacak. Amasyalı bütün kardeşlerime sesleniyorum, hangi partiden olursa olsun hep beraber biz demokrasiyi gelin birlikte savunalım. Demokrasiyi, milli iradeyi birlikte savunalım. Milli iradenin tecelli ettiği yer TBMM’dir. Hatta oraya “Milli İradenin Kabe”si diye bütün milletvekilleri üç aşağı beş yukarı böyle bir tanım yaparlar. Milli iradeyi güçlendirelim, parlamentoyu güçlendirelim, demokratik parlamenter sistemi güçlendirelim. Bakın çok açık bir çağrı da yaptım. Yüzde 1 oy alan partinin de Genel Başkanı meclise gelmelidir. Niye gelmesin? O da gelmelidir. Düşüncelerini sokakta değil, TBMM’de, meclisin kürsüsünde ifade edebilmelidir. Biz demokrasimizi niye geliştirmiyoruz? Şimdi diyorlar ki, yüzde 10 seçim barajı var. Yüzde 10 seçim barajını getiren kim biliyor musunuz Nazlı Hanım? 12 Eylül darbecileri. Şimdi diyeceksiniz ki hem biz darbeye karşıyız, hem de darbecilerin getirdiği yasayı savunacaksınız. İnsaf bu kadar büyük çelişki olmaz. Biz ne diyoruz? Biz darbe hukukuna karşıyız, biz demokrasiyi savunuyoruz. Yüzde 10 seçim barajı bu ülkede demokrasiyi tıkayan temel noktalardan birisidir. Yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanı da TBMM’ye gelmeli ve milli irade tam tecelli etmelidir. Dolayısıyla Amasya’da bir demokrasi şöleni yapacağız.

Nazlı ÇELİK- Henüz kampanyanızda bir şarkı duymadık? Bir şarkınız olacak mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel bir şarkımız da olacak Amasya’da eğer yetiştirebilirsek keyifli bir şarkımız olacak. Çünkü demokrasiyi bakın gerginlik yaratmak istemiyoruz bu süreçte. Gerçekten son derece samimi söylüyorum gerginlik yaratmak istemiyoruz. Güle oynaya, bizim bir anayasa değişikliğimiz var, güle oynaya bu anayasaya neden “Evet” neden “Hayır” dediğimizi ben anlatıyorum. Onlar da çıkıp anlatmalılar. Sevgili vatandaşım şunun için sen bu anayasaya “Evet” de, çıksın anlatsınlar. Yani şunu söyleyebilirler tek adam rejimi getiriyoruz, doğru tek adam rejimi getiriyorlar. Bir ülke bir adama teslim edilir mi, edilmez mi?  Bu kadar basit.

Bakın, size daha basit bir olay anlatayım. Milyonlarca vatandaşımız bir apartmanda oturuyor. Her apartmanın bir yönetim kurulu var, aynı zamanda bir de denetim kurulu var. Yönetim kurulunu kim seçer? Apartman sakinleri seçerler. Aidat veririz bizim paramızı harcasın diye. Sonra denetim kurulu da onu denetler. Bu paralar doğru yere harcandı mı, harcanmadı mı? Kooperatiflerde var mı bu? Orada da var. Her yerde var. Gidin ticaret odalarına, gidin sanayi odalarına her yerde var. Anayasa değişikliği yapıyoruz, hesap vermeyen bir ortam çıkıyor ortaya. Neden böyle oluyor? Bir köyün merasını tek başına muhtar satabilir mi? Satamaz. En azından köylüye sorar, ihtiyar heyeti var. Bir kişi her şeye egemen olacak. Teklik Allah’a mahsustur Nazlı Hanım. Tırnak içinde söylüyorum teklik Allah’a mahsustur. Bir kişiye bütün yetkiler verilemez, o kişiye yazıktır. 

Nazlı ÇELİK- Yayınımızın artık son dakikaları o yüzden dış politikadan da bir soru sormak istiyorum. Siz hep “El Bab’tan ötesine geçmeyelim” dediniz. Hatta Rakka’ya da Türk askerinin gitmemesi gerektiğini söylediniz. Şimdi aslında baktığımızda gelinen noktada sizin istediğiniz de aslında olmuş gibi duruyor. Çünkü Amerika’nın bu operasyonu terör örgütü PYD ile birlikte yapacağı izlenimi var ortada. Keza Amerika ve Rusya Münbiç’te baktığımızda burada PYD’ye kol kanat gerdiğini de görüyoruz, PYD’nin Münbiç’te adım adım özellikle gittiği yönünde bir takım ajanslardan elimize ulaşan bir takım haberler var. Nasıl değerlendiriyorsunuz ve bundan sonrası ne olur? Sınırımızda bir Kürt devleti endişesi taşıyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Dış politikamız iflas etmiştir. O cümleyle başlayayım. Esen rüzgara göre demeç verdiler. Rakka’ya gideceğiz. Gittiler mi? Hayır. Münbiç’e gideceğiz. Gittiler mi? Hayır. Fırat’ın batısı bizim için kırmızıçizgidir. Ne oldu, kırmızıçizgi mi kaldı? Bir devlet ne yapardı? Şunu yapardı…

Nazlı ÇELİK- Cerablus’a gidildi, El Bab’a gidildi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz olsaydık, Cumhuriyet Halk Partisi olsaydı. Biz derhal Fırat’ın batısıyla ilgili bütün önlemleri alırdık. Silahlı Kuvvetler giderdi, hiç çatışmadan bu Türkiye’nin güvenliği için çok önemlidir ve biz bu alanı tutuyoruz derdik. Öyle lafla peynir gemisi yürümüyor. Efendim Münbiç’e gideceğiz. Buyurun gidin. Rakka’ya gideceğiz. Buyurun gidin. Ne oldu? Bütün laflar havada kaldı. Bu neye gölge düşürüyor? Türkiye’nin itibarına gölge düşürüyor. Türkiye’nin saygınlığına gölge düşürüyor. El Bab’tan öteye gitmeyin dedim. Ne işimiz var bizim orada? Gitmeyin oraya. Efendim gideceğiz. Bu ülkenin çocuklarını niye biz şehit veriyoruz orada? Güvenli bölgeyse oluşturduk güvenli bölgeyi.

Nazlı ÇELİK- Sınırda bir Kürt devleti tehlikesi yok muydu o zaman eğer bu operasyon…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güvenli bölgeyi oluşturduk.

Nazlı ÇELİK- El Bab’a gitmek yeterli, daha ileriye gitmeye gerek yok diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yeterli. Güvenli bölgeyi oluşturduk zaten. O zaman niye gidiyorsunuz Rakka’ya gideceğim, başka yere gideceğim diye. Sonunda ne oldu? Türkiye Rusya’yla Amerika’yı anlaştırdı. İkisi de Türkiye’yi aldılar ayrı bir yere koydular, biz PYD’yle iş birliği yapacağız dediler. Bir devlet düşünün, Salih Müslim’i davet ediyorsunuz, kırmızı halılar seriyorsunuz. Aynı Salih Müslim’i bir süre sonra idam cezasıyla yargılıyorsunuz. Bu çelişkiyi, bunu biz yapsaydık vallahi şimdi Türkiye’de kıyamet kopmuştu. Nasıl bir yönetim anlayışıdır,  nasıl bir devlet yönetimi anlayışıdır ben anlamakta zorlanıyorum.

Suriyeliler bizim topraklarda. Neden Suriyelilere vatandaşlık verelim diyorlar? Niye verelim diyorlar? Bizim çocuklarımız işsiz. Teklif ettim, gelin onu da referanduma götürelim. Millete inanmıyor muyuz, güvenmiyor muyuz milletimize? Gelin onu da referanduma götürelim vatandaşımıza soralım, Suriyelileri istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Vatandaşlık hakkı verecekler neden sonra? Referandumdan sonra vereceğiz. Asla kabul etmiyoruz ve doğru bulmuyoruz Türkiye’nin geleceği açısından. Asla doğru değil.

Bir parlamento düşünün, TBMM’ni düşünün Mustafa Kemal Atatürk’e verilmeyen yetkiyi kalkıyoruz şimdi veriyoruz. Neden Mustafa Kemal Atatürk’e verilmedi? İki genç milletvekili meclis kürsüsüne çıktı dediler ki, “Biz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü çok severiz. Bu ülke için neler yaptığını da çok iyi biliriz. İyi bir devlet adamı, iyi bir komutan ama bizi buraya Mustafa Kemal Atatürk değil, bizi buraya millet getirdi. Ancak burayı millet feshedebilir.” Şimdi siz TBMM’nin fesih yetkisini bir kişiye veriyorsunuz. Olmaz. Doğru değil. Milli iradeye haksızlık, bu ülkenin 80 milyonuna haksızlık. Biz bunu söylüyoruz. Efendim feshetmiyoruz. Ne yapıyorsunuz? Seçime gidiyoruz. Zaten feshetmeden seçime gidemezsiniz ki, hangi gerekçeyle? Bir soru daha sorayım, başkanın kaç yardımcısı olacak ve nitelikleri ne olacak? Kaç bakan olacak ve nitelikleri ne olacak? Hepsini başkan belirleyecek. Dünyada böyle bir örnek var mı? Yok.

Nazlı ÇELİK- Peki, çok çok teşekkür ediyoruz referandum süreci öncesinde yayınımıza katıldığınız için ve değerli yorumlarınız için.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sağ olun.

CHPnet

SİTELERİ