CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (24 OCAK 2018)  
24.01.2018
10631
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (24 OCAK 2018)

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Toplantısı sonrasında Genel Merkezde düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:     

 
     

Değerli basın mensupları, Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı tamamladık. Bugün iki acı günün, acı kaybın yıldönümü 24 Ocak, büyük gazeteci, büyük insan Uğur Mumcu’nun katledilişinin 25. yıldönümü. Yine Diyarbakır Emniyet Müdürünü görevini yürütürken hain bir terör saldırısı sonucu katledilen Ali Gaffar Okkan’ın katledilişinin üzerinden 17 yıl geçti, 17. yıldönümü. Acımız büyük, her iki terör kurbanımızda milletimiz için, Türkiye için çok önemli işler yapmış, hizmetler yapmış insanlardı. Türkiye’nin terörle mücadele tarihinde buna benzer ne yazık ki çok acı sayfalarımız var. Uğur Mumcu sağlığında yazdığı yazılarla, kitaplarla daha o günden bugünün Türkiye’sini ve yaşanacak sorunları işaret etmiş, öngörüsü geniş, uzağı görebilen bir büyük, bir önemli aydınımızdı. Siyasal İslam’ın Türkiye’yi ve bölgeyi hangi açmazlara sürükleyebileceğinin işaretlerini o günden vermişti. Terörün hangi karanlık odaklarla işbirliği içerisinde şekillendiğini ve arka planında neyin olduğunu o dönemlerde yazmış bir önemli düşünürümüz, aydınımızdı. Bu çerçevede biz millet olarak uzun zaman terörle mücadele etmiş, terörün acısını çekmiş bir milletiz. Artık terörün olmadığı bir geleceği hep beraber hem özlüyoruz, hem de kurma görevimiz çok daha güçlü bir şekilde devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, hafta sonu başlayan Afrin operasyonu Zeytin Dalı Harekatı da bu çerçevede ele alınması gereken bir harekattır. Biraz önce söyledim biz terörün acısını çok çektik ve hala çekmeye devam ediyoruz. Terör artık uluslararası boyutuyla bütün insanlığı tehdit eden önemli bir problem haline gelmiş durumda ve Türkiye’nin bölgeden kaynaklı terör nedeniyle ciddi esaslı bir sınır güvenliği sorunu var. Bölgedeki terör sadece Ortadoğu’nun meselesi olmanın ötesinde bizim iç sorunumuz haline gelmiş ve bu çerçevede bir ciddi milli güvenlik sorunu bir sınır güvenliği sorunu halini almış.

Öncelikle bu Zeytin Dalı Harekatı çerçevesinde verdiğimiz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, bütün milletimize başsağlığı diliyorum ve bir an önce bu harekatın askerimizin burnu kanamadan, mümkün olduğunca kayıp vermeden en az kayıpla hedefe ulaşmasını bekliyoruz, talep ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, bölgede esaslı bir emperyalist proje hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bölgede oluşturulmak istenen koridor halkların kardeşliğini baltalayan bir emperyalist koridordur. Halkların barışı ve bir arada yaşamasına hizmet eden bir proje değil tam tersine onların arasında bariyer oluşturacak bir projedir. Bölge içerisinde Suriye’yi, Irak’ı, Ortadoğu’yu etnik ayrışmalar ve inanç ayrışmaları üzerinden atomize edip yeniden tarif etmeye çalışan bir emperyalist proje vardır ve bu projeye başından itibaren Cumhuriyet Halk Partisi olarak karşı çıktık. Bu proje zaman zaman çeşitli isimlerde ifade edilmiştir. Zaman gelmiştir Büyük Ortadoğu Projesi denmiştir, bölgede buna eş başkanlar bulmuştur. Zaman zaman Genişletilmiş Ortadoğu Projesi denmiştir, zaman zaman Suriye sorunu olarak, zaman zaman Irak diye ya da başka şekillerde ortaya çıkmıştır. Ama hedef aynıdır, hedef Ortadoğu’yu etnik ya da mezhepsel ayrışmalarla çatışma haline sokup güvensiz bir bölge yaratmak ve o güvensiz bölgeyi kontrol etme planıdır. Bu çerçevede Türkiye’nin güvenliğini de tehdit eden bir projedir, bir plandır. Başından bu yana söylediğimiz bir mesele bir kere daha canlı, sıcak bir biçimde bölgenin ve Türkiye’nin gündemine oturmuştur. Afrin Harekatında, Zeytin Dalı Harekatında hedef Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü sağlayacak bir siyasi sonucun, çözümün bu harekatın sonunda ağırlıklı olarak gündeme oturması olmalıdır.

Bu çerçevede bir siyasi çözüme odaklanmak zorunludur. Bölgede Suriye’nin egemenliğinin tahrip edilmiş olmasının sancılarını yaşıyoruz. Ne yazık ki, AK Parti iktidarının bugüne kadarki Suriye politikası ve Ortadoğu politikası şu geldiğimiz tabloda çok açık biçimde çökmüştür. Suriye’nin parçalanması ve egemenliğinin yok edilmesine dönük atılmış olan adımların bugün bölgede ortaya çıkan terör gruplarının etkin bir aktör olmasına neden olduğu acı bir biçimde anlaşılmıştır. Ve şimdi biz o bölgedeki terör oluşumlarının sınır güvenliğimizi, milli güvenliğimizi önlemesine dönük bu adımları atmak zorunda kaldık. Bu süreçten sonra artık Emevi camiinde namaz kılma sevdası ve hesabından vazgeçerek bölgede terör grupları ya da küçük gruplar üzerinde bir bölge tarifi değil, egemen devletler üzerinden bir bölge tarifi ve okuması yapmanın zorunluğu olduğu ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede Suriye’nin toprak bütünlüğü önemlidir, Suriye’nin egemenliği önemlidir ve bu harekatın sonunda bölgede kesin kalıcı çözüm siyasi odaklı bir çözüm olmalıdır, bölgede kalıcı barışı sağlayacak olanda bunu sağlayacak siyasi adımlar olmalıdır.

Değerli arkadaşlar, burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da şudur, biraz önce söyledim etnik ve mezhepsel çatışmalar dil bölgeyi parçalayan bir dildir. Bölgede halkların kardeşliğinin bağrına saplanmış bir hançerdir, çatışmayı tetikleyen bir dildir. Dolayısıyla Afrin Harekatı sürecinde bir şeye hassasiyetle dikkat etmemiz gerekiyor. Bu bir terörle mücadele eksenidir ve burada sınırlıdır. Bununla sınırlı kalmalıdır, herhangi bir şekilde ırkçı bir dile, ırkçı bir söyleme, şoven bir söyleme ve savrulmaya fırsat vermemek zorundayız. Hangi taraftan, nereden olursa olsun dilimize, tutumumuza özen göstermek zorundayız, ırkçı bir söyleme savrulmak bizi yeni toplumsal çatışmaların ve huzursuzlukların eşiğine sürükleyebilir. Bu noktada hem siyasi çözüm, hem de toplumsal barışı güçlendirecek bir dili geliştirmeye ihtiyacımız var.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de bir paralel devlet sıkıntısı yaşamıştık. Onun nereye getirdiğini görüyoruz. 15 Temmuz sürecine nasıl geldiğimizi hep beraber yaşadık, gördük. Şimdi görüyoruz ki, paralel devlet uygulamasının bir benzeri bugün paralel hükümet olarak devam ediyor. Bir önemli harekat yapıyoruz Ortadoğu’da Zeytin Dalı Harekatını gerçekleştiriyoruz, sanki ikili bir hükümet var. Bir tarafta saray hükümeti, bir tarafta seçilmiş hükümet Sayın Binali Yıldırım hükümeti. Açıklamalara bakıyorsunuz Dışişleri Bakanının açıklamalarından daha çok saray sözcüsünün açıklamalarıyla süreç takip ediliyor ve yönetiliyor. Böyle bir uygulama olmaz. Harekatın en yoğun ve ateşli olduğu günlerde yandaş medyaya bakıyorsunuz havuz medyasına Dışişleri Bakanının açıklamaları küçük içerilerde saklanmış ama enerji bakanının bu konudaki açıklamaları birinci sayfalardan haber yapılmış. Yani saraya damat olmak Dışişleri Bakanı olmaktan daha ayrıcalıklı hale gelmiş. Afrin Harekatı gibi bir önemli harekatın haber kaynağına, merkezine bunlar oturtuluyor. Bir başka noktada bakıyorsunuz bir fotoğraf servis edilmiş, insansız hava araçlarının kontrol merkezinde AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın fotoğrafları harekat merkezine girmiş. İnsansız hava araçlarının harekat merkezine girmiş harekat yönetir pozlarla fotoğraf servis ediliyor ve hükümetten hiçbir açıklama yok. Bilal Erdoğan’ın orada işi ne? Soruyorum, hükümete soruyorum Bilal Erdoğan’ın orada işi ne, hangi görevle oraya gitmiştir, bu fotoğrafın anlamı nedir, bu fotoğrafın mesajı nedir? Türkiye Cumhuriyeti devletine yakışan bir fotoğraf mı? Kimin oğlu olursanız olun, isterseniz padişah şehzadesi olun. Kalkıp da böyle önemli bir günde böylesi mesaj veren fotoğrafları paylaşma hakkını nereden ve kimden alıyorsunuz? Bu millete saygısızlıktır. Bu konuda ciddi ve esaslı bir açıklama bekliyoruz, bir özür bekliyoruz bu uygulamalarla ilgili. Ama ne yazık ki, paralel hükümet bu çerçevede evlatlar ve damatlar ekseninden tarif edilmeye ve iş yürütmeye başlamış. Bilal Erdoğan bir ile gidiyor gittiği ilde valiyle toplantılar yapılıyor. Bütün devlet bürokrasisi ayağa kalkıyor, basına kapalı özel toplantılar yapılıyor. Hangi sıfatla gidiyorsun? Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden birinin oğlu olmak devlet bürokrasisine talimat verme hakkını kimseye vermez. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir çadır devleti değildir. Hele de böyle hassas günlerden geçerken verilecek fotoğrafa ister tam gerçek anlamıyla fotoğraf olsun, ister imaj, ister dil herkes dikkat etmek zorundadır. Ne yazık ki, bir tarafta seçilmiş hükümet, bir tarafta da saray hükümeti paralel bir ikili hükümet şeklinde süreç yönetiliyor. Bu doğru değildir. Bunun altından neyin çıkacağını bilemezsiniz. Askerimizin orada göğüs göğüse bir ülkenin güvenliğiyle ilgili mücadele ettiği bir dönemde birilerinin içerde dönüp de bu tip tabiri caizse şımarık pozlar vererek milletle alay etmeye hakkı yoktur.

Değerli arkadaşlar, tabi paralel devlet FETÖ projesiydi, daha doğrusu AK Parti’yle FETÖ’nün birlikte hayata geçirdiği projeydi. FETÖ projesi AK Parti FETÖ icadı projeler hala devam ediyor. Bunlardan bir tanesi de proje mahkemeler, proje davalar. Ne yazık ki o dönemde başlayan proje davaların, proje dava örneğinin hala devam ettiğini görüyoruz. Paralel yapıyla icat ettiler Ergenekon, Balyoz gibi proje davaları. Şimdi cambazın biri ipten düştü yeniden aynı şekilde yeni proje davalarla karşı karşıyayız. Enis Berberoğlu davası böyle bir proje davadır, önceden planlanmış ve bu iktidar tarafından yönlendirilmektedir. Cumhuriyet Gazetesi davası, Sözcü Gazetesi davası böyle proje davalardır ve FETÖ usulü yöntemler ne yazık ki proje davalarda hala devam etmektedir. Dün Sözcünün duruşması vardı orada ifade verenlerden görüyoruz eski FETÖ sevdalılarının bugün tanık olarak verdiği ifadeler ibret verici ifadelerdir. Muhaliflere yapılan eziyetin iktidarın yanlışlarını söyleyenlere yapılan eziyetin iktidarın emir ve talimatıyla gazetecilik yapmayanlara yapılan eziyetin ibret verici örneğidir. Hala bu davalar niye tamamlanmıyor? Hala Sözcü, Cumhuriyet gibi gazetelerin üzerindeki bu Demokles’in Kılıcı gibi sallanan kılıç niye devam ediyor sallanmaya? Bu proje davalara neden hala son verilmiyor? Proje davaların proje mahkemeleri var ve tarihimizde ibret verici bir utanç tablosuyla karşı karşıya kaldık. Anayasa Mahkemesi karar verdi, tahliye kararı verdi gazetecilerle ilgili, yerel mahkeme bu karara hala uymuyor. Önce bahane buldu gerekçeli karar resmi gazetede yayınlansın diye gerekçeli karar resmi gazetede de yayınlandı şimdi de diyor ki, senin bu kararın hukuka uygun değil, bu nedenle uymuyorum. Yani aşağıdaki proje mahkeme Anayasa Mahkemesine diyor ki, ben senin üzerindeyim diyor, ben senin üzerindeyim, senin kararının hukuka uygun olup olmadığını ben denetleyeceğim diyor. Bu Türkiye’nin ayıbıdır. Buradan kimseye bir fayda çıkmaz. Bu proje mahkemelerin cesareti nereden aldığını biliyoruz. AK Parti Genel Başkanı daha önceki Anayasa Mahkemesi kararında Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum, saygıda duymuyorum, mahkemede bu karara uymasın demişti. Şimdi bu proje mahkeme çıkıp o karara uymama cesaretini şüphesiz bu sözlerden alıyor.

Değerli arkadaşlar, bunlar 16 Nisan referandumuna giderken anayasaya ne demişlerdi? Anayasada yargı bağımsızdır ifadesi vardı dediler ki, yargı bağımsız ve tarafsızdır diyeceğiz, bir kelime daha eklediler tarafsızdırı. Niye? Daha güçlü, bağımsız, tarafsız yargı yapalım diye. Allah’tan bir kelime daha eklediler iki kelimeye çıkardılar. Üç kelimeye çıkarmadılar bir kelime daha ilave etselermiş yargıyı ikinci kelimeyle bu hale getirdiler üçüncü kelimeyle tamamen fizikende lav olacaktı yargı demek ki. Yargı diye bir şey kalmayacaktı. Bağımsızın yanına tarafsızı eklediniz bu hale getirdiniz bir kelime daha koysaydınız demek ki perişan edecektiniz. Böyle bir Türkiye yaratıldı. Bu tablo Türkiye’nin içinde bulunduğu darbe hukuku tablosudur. Her darbe kendi hukukunu yaratır demiştik, Türkiye’de OHAL darbesi, 20 Temmuz darbesi bu çerçevede kendi hukukunu yarattı ve geçtiğimiz hafta OHAL bağımlısı iktidar OHAL’siz yönetemediği için, OHAL’le yönetmeye alıştığı için uyuşturucu bağımlısı gibi OHAL bağımlısı olduğu için bir kere daha olağanüstü hali uzattı.

Ben merak ediyorum 18 ay geçti FETÖ’yle mücadele için OHAL’i ilan ettik dediler 18 ayda bu örgütle hala mücadeleyi nasıl bitiremediniz? Hala OHAL yetkilerine niye ihtiyaç duyuyorsunuz? Millet artık bu yalanlara inanmıyor, millet biliyor ki FETÖ’yle mücadele etmek için OHAL’e ihtiyacınız yok. Son yapılan bir araştırmada sorulmuş halkın 58.9’u diyor ki FETÖ’yle mücadele etmek için OHAL’e gerek yoktur diyor. Aslında bunu iktidarda çok iyi biliyor, mesele OHAL’le mücadelede OHAL yetkilerini istemede asıl ihtiyaç duydukları şey FETÖ’yle mücadele değil, iktidarın kontrol edilemez sınırsız yetkilerine hala ihtiyaç duyuyor olmaları demokrasiyi ortadan kaldıran bir darbe düzenini devam ettirme ihtiyacı. Önümüzdeki süreç Türkiye bu sorunlu tablodan bir esaslı demokratik çıkışla kurtulacak. Bu çerçevede önümüzdeki süreçte OHAL’in olmadığı, hukukun üstünlüğünün sağlandığı, demokratik hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı bir Türkiye’yi hep beraber kuracağız.

Değerli arkadaşlar, sormak istediğiniz sorular varsa onları alabilirim.

Soru- Bu genel kurulun, meclisin kapalı olması, harekat sırasında meclisin hala bilgilendirilmiyor olması, kapatılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bülent TEZCAN- Bu kabul edilebilir bir şey değil. Daha öncede söyledik Afrin Harekatı, Zeytin Dalı Harekatı bir parti operasyonu değildir. Bir siyasi parti harekatı değildir, bir iç siyaset malzemesi değildir. Bunu tek bir partinin merkezindeymiş gibi gösterip parti kongrelerinde açıklamak ve parti kongreleri üzerinden ülkeyi bilgilendirmek kabul edilebilir bir şey değildir. Yapılması gereken şey milletin temsilcisi olan TBMM’yi derhal toplantıya çağırıp orada bilgi vermekti. 30 Ocak’ta bilgi vereceklerini söylüyorlar. Niye 30 Ocak’ı bekliyorsunuz? Bu kadar önemsiz bir mesele mi? Hem soruna milli sorun diyeceksiniz, hem de milletin meclisini bilgilendirmek için harekatın üzerinden neredeyse 10 gün geçtikten sonra meclise konuyla ilgili bilgi vereceksiniz. Başından itibaren düzenli olarak TBMM’nin ve muhalefetin bilgilendirilmesi gerekirdi. Sayın Başbakan Genel Başkanımıza ve diğer muhalefet partisi liderine bu konuda bilgilendirme yapmıştır ama parlamentonun hızla bilgilendirilmesi gerekirdi. 30 Ocak’ı beklemenin bir anlamı yoktur. Meseleyi bir siyasi parti meselesi tekeline sıkıştırmamak gerekir.

Teşekkür ederim arkadaşlar. 

CHPnet

SİTELERİ